12. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM
UTANGAÇLIK
Sabahın ilk ışıkları panjurların arasından süzülüp yatak odasına dolduğunda, içeride ılık bir sessizlik hakimdir.
Damla gözlerini yavaşça araladığında, burnuna dolan o odunsu ve tanıdık kokuyla nerede olduğunu hatırlar. Başını hafifçe kaldırdığında, Yiğit Eren’in devasa gövdesinin yanında, bir kolunu onun beline sarmış vaziyette uyuyakaldığını fark eder. Yiğit’in o sert, çatık kaşlı yüzü uykuda inanılmaz bir huzur içindedir.
Damla’nın yanakları anında alev alır. Gözleri Yiğit’in beline sımsıkı dolanmış olan kendi eline kayar.
‘Ben bütün gece bu dağ ayısına sarılarak mı uyudum?!’
Damla çaktırmadan, milim milim geriye çekilip belindeki o devasa eli kaldırmaya çalışır. Ancak tam elini çekip yataktan süzüleceği sırada, Yiğit Eren’in derin ve uykulu sesi odada yankılanır:
— Nereye kaçıyorsun küçük hanım?
Damla yakalanmanın verdiği panikle yerinde sıçrar. Yiğit Eren gözlerini açmış, dumanlı bakışlarıyla ve dudaklarının kenarındaki o gıcık, yarım tebessümle doğrudan ona bakmaktadır.
Damla hızla yatakta doğrulup üstünü başını düzeltir. Yanaklarındaki kızarıklığı gizlemeye çalışarak çenesini dikleştirir.
— Kaçmıyorum bir kere! Kalkıyorum. Ayrıca... sen niye bütün gece benim yatağımda yattın dağ ayısı?! Koltuğuna gitseydin ya!
Yiğit Eren yatakta sakince doğrulur. Çıplak göğsündeki kaslar gerilirken geniş omuzlarını esnetir. Gözlerini Damla’dan ayırmadan üstten bir bakış atar.
— Hatırlatayım Savcı Hanım; gece kabus görüp 'Çok korktum dağ ayısı' diye ağlayarak göğsüme sokulan sensin. Bırakıp gitseydim de koltukta soğuktan mı donsaydım?
Damla’nın yanakları iyice alarır. Geceki O zayıf anını yüzüne vurmasıyla hemen savunmaya geçer.
— Bir kere ben ağlamadım! Sadece... anlık bir refleksle irkildim. Hem sen de fırsat kolluyormuşsun maşallah, anında kuruldun yatağa!
Yiğit Eren yataktan kalkıp 1.92'lik heybetiyle Damla’nın tam karşısında durur. Yüzüne doğru biraz eğilip sesini alçaltır. Siyah gözlerinde muzip bir pırıltı vardır.
— Fırsat kollamama gerek yok küçük hanım. Beline sarılan, sabah uyanmayayım diye nefesini tutan sendin. Bence sen bu 'dağ ayısının' varlığına iyice alışıyorsun.
Damla gözlerini devirip Yiğit’in göğsünden sertçe iter ama adam yerinden bile kıpırdamaz.
— Ukala! Çekil önümden dağ ayısı, banyoya geçeceğim. Ayrıca bir daha benden izinsiz bu yatağa adımını atarsan, o 9 milimetreliğini sana karşı kullanırım!
Yiğit Eren arkasından gür bir kahkaha atar. Bu, Damla’nın onun dudaklarından duyduğu ilk gerçek ve içten kahkahadır.
— Kahveni sade mi içersin Savcı Hanım, yoksa abine bir jest yapıp mutfağa sen mi geçersin?
Damla banyonun kapısını çarparken dışarıya bağırır:
— Kahveni git nizamiyede iç dağ ayısı! Sana kahve falan yok!
Yiğit Eren kapının arkasından tebessüm ederek tişörtünü üzerine geçirir. Aralarındaki o buzlar erimiş, ama hırçın atışmaları ve altındaki o alev alev yanan çekim Katbekat artmıştır.
