19. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

NEFRET-2

Damla Koca

Gecenin kasveti yavaşça dağılıp sabahın soğuk ışıkları şehre vururken, yaşanan o fırtınalı gecenin izleri herkesin yüzünden okunuyordu.
İstihbarat Binası’nda hava kurşun gibi ağırdı.
Damla, gözlerinin altındaki morlukları kapatmaya bile tenezzül etmeden, jilet gibi takımı ve dik duruşuyla doğrudan Başkanlık katına çıktı. Ağır ahşap kapıyı çalmadan içeri girdi.
Alparslan Başkan masasında evrakları inceliyordu. Damla’nın içeri girdiğini görünce gözlüklerinin üstünden baktı. Damla’nın gözlerindeki o kararlı ama bir o kadar da öfkeli ateşi fark etmek zor değildi.
— Damla? Hayırdır evlat, bu saatte?
Damla masanın önünde çelik gibi durdu. Sesi net ve tavizsizdi:
— Sayın Başkanım... Koruma protokolümün değiştirilmesini talep ediyorum. Yiğit Eren Yüzbaşı ile aynı evde kalmayacağım. Yanımda veya yakınımda bulunmasını istemiyorum.
Alparslan Başkan kalemini masaya bırakıp arkasına yaslandı. Kaşları çatıldı:
— Ne demek istemiyorum Damla? Karahan gibi bir piskopat senin adımlarını sayarken, şehirdeki en iyi adamımın korumasını mı reddediyorsun? Çocuk oyuncağı mı bu?
— Çocuk oyuncağı değil Başkanım! dedi Damla, sesi odada yankılanarak. — Bu benim kişisel güvenliğim ve ruh sağlığımla ilgili bir karar. Yiğit Eren’in profesyonelliğine inanmıyorum. Bana başka bir ekip verin ya da abim Mert’in yanına verin!
— Mümkün değil! dedi Alparslan Başkan sert bir sesle masaya vurarak. — Mert senin öz abin! Aile bağları operasyonel mantığı kör eder, seni korurken duygusal davranır. Yiğit ise bu teşkilatın en soğukkanlı, en gözü karalı adamıdır. Karahan’ın hedefindeyken senin şahsi nazınla hareket edecek halimiz yok!
— Naz yapmıyorum! diye bağırdı Damla, hırsından dudakları titreyerek. — Ben o adamın yüzünü bile görmek istemiyorum!
— Göreceksin Savcı Hanım! dedi Alparslan Başkan, kestirip atan bir tonla. — Hayatın söz konusuyken senin ne hissettiğinin bir önemi yok. Yiğit bu operasyonun lideridir ve sen onun koruması altındasın. Konu kapanmıştır!
Tam o sırada kapı yavaşça açıldı.
Yiğit Eren içeri adım attı. Üzerinde siyah operasyon kıyafetleri vardı ama yüzü kireç gibiydi. Siyah gözleri bitkin, uykusuz ve derin bir pişmanlığın ağırlığıyla çökmüştü.
Damla, Yiğit’in içeri girdiğini hissettiği an başını bile o tarafa çevirmedi. Onu tamamen yok saydı.
Yiğit Eren, Damla’nın bu buz gibi tavrı ve Alparslan Başkan’ın gergin yüzü karşısında duraksadı. Sesi pürüzlü ve kısıktı:
— Başkanım... Bizi çağırmışsınız.
Alparslan Başkan ikisine de ters ters baktı:
— İyi ki geldin Yiğit. Savcı Hanım senin korumanlığından istifa etmek istiyor. Ama kendisine de söyledim, bu bir emirdir. Damla Savcı, Karahan etkisiz hale getirilene kadar senin sorumluluğundadır. Tek bir adım bile açılmayacaksınız!
Yiğit Eren, gözlerini tutamayarak yavaşça Damla’ya çevirdi. Damla’nın çenesi kenetlenmiş, gözleri nefretle masanın bir noktasına kilitlenmişti. Dün gece söylediği "İğrençsin" lafı hâlâ Yiğit’in kulaklarında çınlıyordu.
Yiğit Eren yutkundu. Sesi alçak ama Başkan’a karşı saygılıydı:
— Savcı Hanım nasıl takdir ederse Başkanım... Ama emriniz başımla üstüne. Onu korumak benim görevim.
Damla öfkeyle başını Yiğit’e çevirdi. Gözlerinden adeta kıvılcımlar saçarak dişlerinin arasından fısıldadı:
— Görevmiş... Dağ ayısı.Alparslan Başkan’ın geri adım atmayan kesin talimatı odadaki havayı daha da ağırlaştırdı. Damla, öfkesini ve hırsını kontrol etmeye çalışarak hışımla Başkanlık makamından dışarı çıktı. Yiğit Eren ise sessizce ve ağır adımlarla onun peşinden koridora adım attı.
Toplantı odasının önünde Mert ve Emir onları bekliyordu. Mert, kardeşinin yüzündeki o hırçın ifadeyi ve Yiğit’in suçlulukla bükülmüş omuzlarını gördüğü an bir şeylerin ters gittiğini anladı.
Mert öne atıldı:
— Damla? Ne oldu içeride? Başkan ne dedi?
Damla, abisinin yüzüne bakmadan dişlerini sıktı:
— Bizi yine aynı kapıya bağladı Mert! Ben istemiyorum dedikçe, 'Bu bir emirdir' deyip duruyor!
Mert’in gözleri anında Yiğit Eren’e kaydı. Yiğit’in o sessiz, mahcup ve çökmüş hali Mert’i daha da sinirlendirdi. Mert, Yiğit’in yakasına yapışmamak için kendini zor tutarak gürledi:
— Sen niye sesini çıkarmıyorsun Yiğit?! Kız istemiyorum diyor! Dün gece yaşananlardan sonra hâlâ neyin korumasından bahsediyorsunuz siz?! Ben Alparslan Başkan’la kendim konuşacağım, bu görevi ben devralıyorum!
Mert tam Başkanlık makamına doğru yürüyecekti ki, Yiğit Eren Mert’in kolunu tuttu. Sesi pürüzlü, derin ve içten bir çaresizlikle doluydu:
— Mert... Yapma. Başkan haklı. Sen duygularınla hareket edersin. Karahan sıradan bir adam değil, kardeşine bir şey olursa kendini affetmezsin. Bırak bana öfkelensin, bırak benden nefret etsin... Ama güvende olsun.
Mert kolunu Yiğit’in kavrayışından sertçe kurtardı. Gözlerinden adeta kıvılcımlar saçıyordu:
— Nefret ediyor zaten ulan! Görmüyor musun kızı?! Bak Yüzbaşı, Alparslan Başkan emir vermiş olabilir ama sana yemin ediyorum; kardeşimin kılına zarar gelirse ya da onu bir kez daha üzersen, o üniformayı da arkadaşlığımızı da unutur seninle hesaplaşırım!
Ortamdaki bu felaket gerilimi dağıtmak için araya giren yine Emir oldu. Emir iki elini de havaya kaldırarak adımlarını ikisinin arasına koydu, yüzünde o meşhur, ortamı yumuşatmaya çalışan ciddiyetsiz gülüşü belirdi:
— Ya beyler, abilerim, komutanlarım... Bir durun gözünüzü seveyim! Burası İstihbarat Binası mı yoksa Pembe Dizilerin set arası mı, ben anlamadım ki! Mertciğim, tamam sen de haklısın, 'Kız babası/abisi' triplerindesin ama Yiğit Komutanım da 'Kurtarırsa bu dünyayı dağ ayısı kurtarır' modunda.
Emir, Damla’ya dönüp muzipçe göz kırptı:
— Savcı Hanım siz de hemen enişte adayımı— yani pardon, Yüzbaşımı infaz etmeyin canım! Adam dün geceden beri kaza geçirmiş yavru köpek gibi geziyor ortalıkta. Hem bakın, en azından Karahan gibi bir piskopata karşı elimizde yürüyen bir tank var, fena mı?
Damla, Emir’e öyle bir baktı ki Emir bir adım geri çekilmek zorunda kaldı.
— Emir... dedi Damla, sesi buz gibi. — Bir daha o kelimeyi imalarsan, seni terör örgütü üyeliğinden içeri tıkarım!
Emir ellerini hızla dudaklarına götürüp fermuar çeker gibi yaptı:
— Sustum Savcı Hanım! Ben sadece tim içi moral ve motivasyonu yüksek tutmaya çalışıyordum...
Yiğit Eren ise kimsenin şakasına karşılık vermedi. Siyah gözleri sadece Damla’nın üzerindeydi.
— Eşyalarını alıyorsun Damla, dedi Yiğit Eren, sesi alçak ve kaçınılmaz bir emirdi. — Güvenli eve dönüyoruz.
Damla, Yiğit’in gözlerinin içine nefretle baktı:
— Sana sadece 'görevini' yapma hakkı verildi dağ ayısı. Sakın bana bir adım bile yaklaşmaya kalkma!