8. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

BÜYÜK SEVKİYAT

Damla Koca

Sabah saat 05.00. Şehrin kıyısında, sisle kaplı endüstriyel bölgedeki terk edilmiş devasa bir hangar... Karahan’ın yasa dışı silah ve mühimmat sevkiyatını yapacağı ana depo tam olarak burasıydı.
Yiğit Eren, simsiyah operasyon kıyafetleri, hücum yeleği ve elindeki m4 piyade tüfeğiyle tam bir ölüm makinesini andırıyordu. Timiyle birlikte hangarı çevreleyen çalılıkların arasında mevzilenmişlerdi. Emir biraz ötede dürbünle binanın girişini süzüyordu.
Yiğit Eren kulaklığına dokundu:
— Derin, durum ne? İçeride kaç kişi var?
Derin’in titrek sesi kulaklıkta yankılandı:
— Komutanım, Termal kameralardan gördüğüm kadarıyla içeride en az on beş silahlı adam var. Karahan henüz ortalıkta yok ama sağ kolu paketi yüklemeye hazırlanıyor.
— Anlaşıldı. Mert, arka kapıyı tuttunuz mu?
Mert’in sesi telsizden geldi:
— Arka kapı bende kardeşim. Kuş uçurtmuyoruz.
Yiğit Eren tam ekibine sızma emri verecekti ki... Biraz arkasındaki çalıların arasından hafif bir yaprak hışırtısı geldi.
Yiğit Eren’in refleksleri bir salise bile gecikmedi. Anında geriye dönüp silahının namlusunu hışırtının geldiği yere doğrulttu. Ancak gördüğü kişiyle kaşları şaşkınlıkla, ardından da devasa bir öfkeyle çatıldı.
Siyah operasyon deri ceketini giymiş, belinde tabancası ve saçları Sıkıca toplanmış Damla tam karşısındaydı.
Yiğit Eren, fısıltıyla ama adeta gürleyerek konuştu:
— Senin ne işin var burada?!
Damla, Yiğit’in doğrulttuğu namluyu eliyle sakince kenara itti. Gözlerinde en ufak bir korku kırıntısı bile yoktu.
— Davanın savcısıyım dağ ayısı. Bürokrasi masalarında oturup senin bana rapor sunmanı bekleyeceğimi sanıyorsan çok yanılıyorsun.
Yiğit Eren dişlerini sıktı. Kızın gözlerinin içine öyle bir baktı ki, aralarındaki mesafe anında alev aldı. Damla’yı kolundan tuttuğu gibi arkalarındaki devasa beton blokun arkasına çekti, kendi bedeniyle kızı duvara sabitledi.
— Burası senin mahkeme salonun değil Damla! dedi Yiğit Eren, sesi tehditkar bir fısıltıyla. — Burası er meydanı. Mermiler adres sormaz. Sana evde kalacaksın demedim mi ben?!
Damla, Yiğit’in göğsüne elini koyup sertçe itmeye çalıştı ama adam yerinden bile kıpırdamadı.
— Sen benim amirim değilsin! Bana ne yapacağımı söyleyemezsin.
— Ben senin abinin en yakın arkadaşıyım ve seni korumakla görevliyim! Sana bir şey olursa ben...
Yiğit Eren cümlesini tamamlayamadı. "Sana bir şey olursa ben mahvolurum" diyecekti ama dudaklarını kenetledi. Bakışları Damla’nın sinirden aralanmış dudaklarına ve cesur gözlerine kaydı.
Damla onun sesindeki o anlık kırılmayı hissetti. Kalbi yine o tuhaf ritimle çarpmaya başladı.
— Ne olur dağ ayısı? Ne olur bana bir şey olursa?
Yiğit Eren cevap veremeden, hangardan yükselen bir bağrışma ve ardından patlayan ilk silah sesi havayı yardı!
TAK! TAK! TAK!
Emir’in telsizdeki sesi bağırıyordu:
— Komutanım! Fark edildik, çatışma başladı! İçeridkiler ateşe başladı!
Yiğit Eren anında operasyon moduna geçti. Damla’yı omuzlarından tutup yere doğru bastırdı.
— Burada kalıyorsun! Başını bile kaldırmıyorsun, anladın mı beni?!
Damla belindeki silahı çekip kurdu.
— Rüyanda görürsün dağ ayısı!
Yiğit Eren, kızın bu boyun eğmez haline içten içe hayran kalarak, ama bir yandan da onu kaybetme korkusuyla çıldırarak öne atıldı.
— Tim! Baskın! Baskın! Girişi patlatın!
Yiğit Eren ve timi depoya fırtına gibi girdi. Otomatik silah sesleri, sis bombaları ve cam kırılma sesleri tüm alanı kapladı. Yiğit Eren bir yandan teröristleri etkisiz hale getiriyor, bir yandan da gözünün ucuyla arkasından depoya giren Damla’yı takip ediyordu.
Damla gerçekten dedikleri kadar vardı. Soğukkanlılıkla köşeye siper almış, üzerine gelen iki teröristi tam isabetle omzundan vurarak etkisiz hale getirmişti.
Tam o sırada, deponun üst katındaki demir balkonda beliren bir adam, doğrudan Damla’nın arkasını hedef aldı. Silahını Damla’ya doğrulttu.
Yiğit Eren bunu fark ettiği an dünyası durdu.
— Damla! Yere yat!
Yiğit Eren düşünmedi bile. Kendi siperini bıraktı, mermilerin ortasına atılarak bedenini Damla’nın üzerine fırlattı!