11. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

MEYDAN OKUMA VE GECE VARDİYASI

Damla Koca

Alparslan Başkan’ın emri kesindi. Karahan’ın doğrudan Damla’yı hedef aldığı tescillendikten sonra, Damla’nın kendi evinde veya Mert’le kalması güvenlik zafiyeti yaratacaktı. En güvenli konum, adresi tamamen gizli tutulan ve üst düzey güvenlik sistemleriyle korunan Yiğit Eren’in dairesiydi.
Damla öfkeyle eşyalarını toplarken, İstihbarat Binası’nın alt katındaki mühimmat odasında başka bir fırtına kopuyordu.
Mert, Yiğit Eren’in mühimmat yeleğini kontrol ettiği tezgaha doğru sert adımlarla yürüdü. Yüzü çelik gibi sertti. Mühimmat masasına sert bir yumruk indirdi.
GÜM!
Yiğit Eren istifini bozmadan elindeki şarjörü tüfeğine taktı. Yavaşça başını kaldırıp en yakın arkadaşının gözlerinin içine baktı.
Mert, öfkeyle Yiğit’in yakasından tuttu. Sesi odanın beton duvarlarında yankılandı:
— Bana bak Yiğit! Az önce yukarıda yaşananlar da neydi öyle?! Yavuz’a o çıkışın, Damla’ya olan o garip bakışların, koruma bahanesiyle gözünün dönmesi...
Mert, Yiğit’i hafifçe sarstı. Gözlerinde katıksız bir öfke ve sorgulama vardı.
— Sen benim en yakın arkadaşımsın, kardeşimsin! Ama Damla benim öz kardeşim, canım! Bana doğruyu söyle Yiğit Eren... Sen benim kardeşime karşı başka bir şey mi hissediyorsun?!
Odadaki sessizlik bıçak gibi kesti havayı. Yiğit Eren, Mert’in yakasındaki eline baktı, ardından gözlerini Mert’in gözlerine kilitledi. Siyah gözlerinde en ufak bir geri adım veya korku emaresi yoktu.
Yiğit Eren, Mert’in elini sakince ama bileğini sıkarak yakasından indirdi.
— Mert... dedi Yiğit Eren, sesi alçak ama bir o kadar da ağır bir ton alarak. — Ben hayatım boyunca tek bir görevi aksatmadım. Tek bir mermiyi boşa sıkmadım.
Bir adım öne çıktı. Mert’le aralarındaki mesafe kapandı.
— Damla senin kardeşin olabilir. Ama onun kılına zarar gelirse bu dünyayı kimin yakacağını sanıyorsun? Karahan o kıza göz diktiği an benim beynim döndü! Eğer bunu sorgulayacaksan, 'Bana karşı ne hissediyorsun?' diye değil, 'Onun için kimi öldürürsün?' diye sor!
Mert, Yiğit’in gözlerindeki o alev alev yanan tutkulu öfkeyi gördüğünde donup kaldı. Yiğit Eren reddetmemişti. Aksine, hissettiği o devasa koruma ve sahiplenme duygusunu Mert’in yüzüne çarpmıştı.
Mert derin bir nefes verdi, işaret parmağını Yiğit’e doğru salladı:
— Onu koru Yiğit. Korumana tek bir lafım yok. Ama kardeşimin canını yakarsan, en yakın arkadaşım dinlemem!
— Canını yakmam Mert... Canımı veririm.
Gece saat 23.00. Yiğit Eren’in yüksek güvenlikli, sade ve modern dairesi.
Damla elindeki valizle salona adım attı. Siyah deri koltuklar, ahşap detaylar ve duvarlardaki askeri haritalar haricinde ev tam anlamıyla bir "dağ ayısı" sığınağıydı.
Damla valizini yere bırakıp kollarını bağladı.
— Harika. Resmi olarak dağ ayısının inine kapatıldık.
Yiğit Eren arkasından kapıyı kilitledi, alarm sistemini devreye soktu. Üzerindeki hücum yeleğini çıkarıp siyah tişörtüyle kaldı. Katladığı kollarındaki kaslar ve dövmeler ortaya çıkmıştı.
Damla’ya doğru adımladı, tam karşısında durdu.
— Senin için daha konforlu bir 'in' hazırlayabilirdim küçük hanım ama güvenlik standartlarıma en uygun yer burası. Yatak odası senin. Ben salondaki koltukta yatacağım.
Damla tek kaşını kaldırdı.
— Sen ve salonda yatmak? Dağ ayıları koltuğa sığar mıydı ya?
Yiğit Eren hafifçe gülümsedi. Yavaşça eğilip Damla’nın yüzüne doğru yaklaştı.
— Sığarız Savcı Hanım... Yeter ki sen güvende ol. Ama unutma, bu evin tek bir kuralı var: Benden habersiz balkona bile çıkmak yok.
Damla, Yiğit’in bu kadar yakınında olmasından, kokusunun salonu sarmasından yine o tuhaf elektriklenmeyi hissetti. Yanaklarının kızardığını hissetse de dik duruşundan taviz vermedi.
— Bakacağız dağ ayısı... Bakacağız.Gece saat 03.30. Şehrin uğultusu çekilmiş, Yiğit Eren’in dairesine ağır bir sessizlik çökmüştü.
Salondaki geniş koltukta üstü çıplak vaziyette, beline kadar çektiği bir battaniyeyle yatan Yiğit Eren, komando refleksleri nedeniyle zaten yarım uykudaydı. Kulakları en ufak sese duyarlıydı.
Yatak odasından gelen hafif inleme ve yatakta huzursuzca dönme sesleri Yiğit’in anında gözlerini açmasına yetti.
Damla uykusunun en derin yerinde zifiri bir karanlığın ortasındaydı. Rüyasında o karanlık deponun içindeydi; etrafı sisle kaplıydı. Karahan’ın o soğuk, hastalıklı sesi kulaklarında yankılanıyordu: "Seni bulacağım küçük savcı... Kaçamazsın."
Damla koşmaya çalışıyor ama ayakları betona çakılmış gibi hareket etmiyordu. Karahan tam arkasında belirdi, elini omzuna uzattı...
— Hayır!
Damla kan ter içinde, nefes nefese yatakta doğruldu. Kalbi göğüs kafesini delercesine atıyor, nefesi boğazına tıkanıyordu.
Kapı aynı salisede büyük bir gürültüyle açıldı. Yiğit Eren, elinde kurulanmış 9mm tabancasıyla içeri daldı. Siyah eşofman altı ve üstü çıplak, kaslı gövdesiyle odanın ortasında belirdi. Bakışları odayı hızla taradıktan sonra yatakta titreyen Damla’ya kilitlendi.
Silahın emniyetini kapatıp komodinin üzerine bıraktı. Hızlı adımlarla yatağın kenarına geldi.
— Damla! Ne oldu?!
Damla hâlâ rüyanın etkisindeydi. Karanlıkta Yiğit’in devasa karartısını görünce refleksle geriye çekilmeye çalıştı ama Yiğit Eren beklemeden yatağa oturdu ve kızın titreyen omuzlarını narin ama sıkı bir şekilde yakaladı.
— Benim... Benim, Yiğit. Güvendesin. Sakin ol.
Damla, Yiğit Eren’in gür ve güven veren sesini duyduğu an duruldu. Gözleri karanlığa alışırken karşısındaki adamın endişeyle çatılmış kaşlarını, dumanlı gözlerini ve çıplak göğsünün üzerindeki irili ufaklı yara izlerini gördü.
— Karahan... dedi Damla, sesi pürüzlü ve çaresiz çıkmıştı. — Buradaydı sanki... Dokundu bana.
Yiğit Eren’in içindeki o katıksız koruma güdüsü bir fırtına gibi patladı. Hiç düşünmeden ellerini Damla’nın yanaklarına koydu. Başparmaklarıyla kızın şakaklarından süzülen soğuk teri sildi. Yüzlerini sadece birkaç santim mesafe kalacak kadar yakınlaştırdı.
— O şerefsiz senin rüyana bile giremez, duydun mu beni? dedi Yiğit Eren, sesi o kadar derin ve tutkuluydu ki odadaki tüm soğukluk bir anda eridi. — Ben buradayken, ben bu nefesi alıp verirken kimse sana dokunamaz. İzin vermem.
Damla’nın gözyaşları süzülürken, elleri kendiliğinden Yiğit’in çıplak, sıcak göğsüne gitti. Kalbinin tam üzerine... Yiğit’in kalbi de en az kendisininki kadar hızlı ve güçlü çarpıyordu.
— Çok korktum dağ ayısı... dedi Damla fısıltıyla. İlk defa o hırçın, güçlü savcı zırhını tamamen çıkarmıştı. İlk defa kendini bir adamın kollarına bırakacak kadar savunmasızdı.
Yiğit Eren "dağ ayısı" lafını duyunca dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi. O sert yüzü inanılmaz bir şefkatle yumuşadı. Eğildi ve alnını Damla’nın alnına yasladı. İkisinin sıcak nefesleri birbirine karışıyordu.
— Korkma... ben buradayım. Seni kimseye vermem.
Yiğit Eren yavaşça kolunu Damla’nın sırtına doladı ve onu kendine doğru çekti. Damla hiç tereddüt etmeden başını Yiğit’in geniş, sıcak göğsüne gömdü. Adamın teninden gelen odunsu kokuyu ve bedeninin sarsılmaz güvenini içine çekti. Yiğit’in büyük eli kızın saçlarında gezindi, okşadı.
Aralarındaki o tehlikeli çekim ve tutku, bu defa yerini derin bir sığınma hissine bırakmıştı.
Yiğit Eren kızın saçlarının arasına uzun, derin bir öpücük kondurdu.
— Uyu hadi. Ben buradayım, başındayım.
Damla, Yiğit’in güçlü kollarının arasında, onun kalp atışlarını dinleyerek gözlerini kapattı. Hayatında kendini hiç bu kadar güvende hissetmemişti.