10. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

ESKİ DEFTERLER,YENİ DÜŞMANLAR

Damla Koca

İstihbarat Binası’nın dinlenme salonunda hava buz gibiydi. Karahan’ın hastalıklı takıntısı ortaya çıktıktan hemen sonra, haber alan Yavuz ne edip edip binaya giriş izni almış ve soluğu Damla’nın yanında almıştı.
1.84 boylarında, kendine aşırı güvenen ve esmer hatlarıyla dikkat çeken Yavuz, koltukta oturan Damla’nın tam karşısına eğilmiş, neşeyle gülüyordu.
— Valla hiç değişmemişsin Damla, dedi Yavuz, yüzündeki egoist gülümsemeyle. — Çocukluğunda da mahalledeki çocukları copla kovalardın, şimdi koca terör örgütünü peşine takmışsın. Sende bu dik kafalılık varken Samsun da yetmezdi sana, İstanbul da!
Damla, Yavuz’un bu neşeli haline karşılık verip hafifçe kıkırdadı. Yavuz onun çocukluk arkadaşıydı, aile dostlarıydı. Onca kasvetli haberin üzerine onun bu tanıdık tavrı Damla’ya iyi gelmişti.
— Çok konuşma Yavuz, dedi Damla şakayla omzuna vurarak. — Sen sanki çocukken çok sakindin! Mahalledeki bütün camları kıran kimdi acaba?
O sırada koridorun başından Mert, Yiğit Eren ve Emir göründü. Mert, koltukta Damla ile şakalaşan Yavuz’u gördüğü an adımları yavaşladı. Kaşları çatıldı, yüzü anında asıldı. Mert öteden beri Yavuz’un o egoist tavırlarından ve kardeşine karşı olan fazla samimi hareketlerinden nefret ederdi. Aile dostu olmasalar yüzüne bile bakmazdı.
Yavuz ayağa kalkıp Mert’e doğru bir adım attı.
— Hoş geldin Mert.
Mert, Yavuz’un uzattığı eli görmezden gelerek sadece soğuk bir baş selamı verdi. "Hoş geldin" bile demedi. Doğrudan kardeşine döndü.
— Damla, odama geçelim mi birazdan?
Yiğit Eren ise olduğu yerde çakılmış gibi duruyordu. Siyah gözleri, Damla’nın yüzündeki o rahat gülümsemeye ve Yavuz’un kızın hemen dibinde duran cüssesine odaklanmıştı. Çenesi öyle bir kenetlendi ki, şakaklarındaki damarlar fırlayacak gibi oldu. Hayatında ilk defa içinin böyle cayır cayır yandığını hissediyordu.
Yiğit Eren, gözlerini masadaki ikiliden ayırmadan Mert’in koluna dokundu.
— Mert, benimle gel. Bir dakika.
Yiğit Eren, Mert’i ve Emir’i koridorun tenhada kalan diğer ucuna doğru çekti. Sesi bir uçurum kadar derin ve tehlikeliydi:
— Kim bu adam Mert? Binaya nasıl bu kadar rahat girdi?
Mert derin bir nefes verip kollarını bağladı.
— Adı Yavuz. Aile dostumuzun oğlu. Çocukluktan beri tanışırlar. Benim pek hazsettiğim biri değil, gıcığın tekidir. Ama Damla ile araları eskiye dayandığı için samimiler işte.
Yiğit Eren’in gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı. İçindeki kıskançlık krizini bastırmaya çalışarak sordu:
— Samimiler derken? Ne kadar samimiler?
Mert omuz silkti.
— Bayağı samimiler işte. Damla bunu sever, dertleşirler. Ama adamın egoist tavırları beni delirtiyor.
Tam o sırada, biraz ötede kalan Emir kafasını uzatıp gülerek ikilinin yanına döndü. Damla ile Yavuz’un karşılıklı kahkaha attığını görünce pat diye o muzip şakasını patlattı:
— Valla ne yalan söyleyeyim Mert... Çocuk da yakışıklı adam şimdi. Baksanıza, yakışıyorlar da ha! Tam yeşilçam filmi gibi; çocukluk aşkı reencounter!
Yiğit Eren bir anda Emir’e doğru döndü. Öyle bir hışımla Emir’in yakasına yapıştı ki, Emir’in neşesi kursağında kaldı.
— Emir... dedi Yiğit Eren, sesi adeta gürleyerek ama fısıltı tonunda. — Bir daha ağzından öyle abuk subuk bir laf çıkarsa, seni o laflarınla birlikte bu binanın temeline gömerim! Anladın mı beni?!
Emir ellerini hızla havaya kaldırdı, gözleri fal taşı gibi açıldı.
— Tamam komutanım! Tövbe! Şaka yaptım valla, sakin ol!
Mert, Yiğit Eren’in bu aşırı tepkisine şaşkınlıkla baktı. Yiğit’in gözlerindeki o katıksız öfkeyi ve kıskançlığı gördüğünde, en yakın arkadaşının kardeşine karşı hissettiklerinin sadece bir "koruma emri" olmadığını nihayet tam olarak anladı.
Yiğit Eren yakayı bıraktı, üstünü düzeltti. Tekrar arkasını dönüp Damla’ya baktı.
Yavuz o sırada elini Damla’nın omzuna koymuş, gülerek bir şeyler anlatıyordu.
Yiğit Eren’in sabrı tamamen tükenmişti. "Abisiyim" maskesini de, sakinliğini de bir kenara bıraktı. Dev cüssesiyle, adeta bir fırtına gibi doğrudan Damla ve Yavuz’un bulunduğu masaya doğru adımlamaya başladı.Yiğit Eren’in gözü artık hiçbir şeyi görmüyordu. Damla’nın omzuna dokunan o yabancı eli gördüğü an, beynindeki bütün şalterler attı. 1.92'lik gövdesi ve yumruk yaptığı elleriyle adeta bir karabasan gibi masaya doğru adımladı.
Damla ve Yavuz kahkaha atarken, masanın üzerine çöken devasa gölgeyle ikisinin de gülüşü yüzünde dondu.
Yiğit Eren, hiçbir şey söylemeden önce doğrudan Yavuz’un Damla’nın omzundaki eline baktı. Bakışları o kadar ölümcüldü ki, Yavuz gayriihtiyari elini hızla geri çekti.
Yiğit Eren, iki elini de masaya dayayarak Yavuz’un tam tepesine dikildi.
— Burası sivil ziyaretçilerin çene çalacağı bir çay bahçesi değil, dedi Yiğit Eren. Sesi buz gibi, her bir kelimesi tehlike saçan bir tondaydı. — İstihbarat Binası. Ziyaret süren bitti.
Yavuz, Yiğit’in bu sert ve üstten tavrı karşısında egoist yapısı gereği anında diklendi. Oturduğu yerden kalkıp Yiğit’in karşısına geçti. Boyu Yiğit’ten kısa kalsa da pes etmemeye çalıştı.
— Sen kim oluyorsun birader? Ben Damla’nın çocukluk arkadaşıyım, aile dostuyum. Sana mı soracağız ne kadar oturacağımızı?
Yiğit Eren hafifçe eğilip Yavuz’un tam gözlerinin içine baktı. Dudaklarında tehlikeli, karanlık bir gülüş belirdi.
— Ben, bu binadaki güvenliği sağlayan ve şu an hedefte olan o kardeşini korumakla görevli yüzbaşıyım. Yani evet, bana soracaksın.
Damla sinirle ayağa fırladı, Yiğit’in koluna yapıştı.
— Yiğit Abi! Ne yapıyorsun sen?! Yavuz benim misafirim, ona böyle davranamazsın!
Yiğit Eren başını yavaşça Damla’ya çevirdi. "Yiğit Abi" lafını duyduğu an gözlerindeki yangın daha da büyüdü ama renk vermedi. Kolunu Damla’nın tutuşundan kurtarmadan, gözlerini tekrar Yavuz’a dikti.
— Misafirliğin de bir adabı vardır küçük hanım. Dışarıda Karahan gibi bir piskopat senin fotoğraflarınla koleksiyon yaparken, ben burada kimsenin elini kolunu sallayarak sana dokunmasına izin vermem.
Yavuz alaycı bir tavırla gülümsedi, ellerini cebine soktu.
— Abisi gibi konuşuyorsun Yüzbaşı. Ama fazla kasıyorsun. Damla kendini korur, koruyamadığı yerde de ben yanındayım. Eskiden de böyleydi, şimdi de öyle.
Yiğit Eren, Yavuz’un bu lafı üzerine bir adım öne çıktı. Aralarındaki mesafe tamamen kapandı. Yiğit, parmağını Yavuz’un göğsüne sertçe bastırdı.
— Bak koçum... Eskiden ne olduğun beni ilgilendirmez. Ama şu andan itibaren bu binanın çevresinde, Damla’nın iki metre yakınında seni bir daha görürsem... O çocukluk hatıralarını sana tek tek yuttururum.
Yavuz öfkeyle Yiğit’in elini itmeye çalıştı ama Yiğit’in kolu kaya gibi sabitti.
— Sen beni tehdit mi ediyorsun?!
O sırada arkadan koşan Mert aralarına girdi. Yavuz’u göğsünden iterek geriye savurdu.
— Yeter! Yavuz, sen git artık. Burası senin çöplüğün değil, resmi bir kurum. Hadi!
Yavuz, Mert’in de araya girmesiyle iyice sıkıştı. Ceketini düzeltip sinirle Yiğit Eren’e baktı, ardından Damla’ya döndü.
— Sonra görüşeceğiz Damla. Bu kaba saba adamlarla daha fazla vakit kaybetme.
Yavuz sinirle arkasını dönüp hızlı adımlarla koridordan uzaklaşırken, ortalık adeta bir yangın yerine dönmüştü.
Damla öfkeyle Yiğit Eren’e döndü. Gözlerinden kıvılcımlar saçarak Yiğit’in göğsünden sertçe itti.
— Sen ne hakla benim çocukluk arkadaşıma racon kesersin dağ ayısı?! Sen benim nemsin ki insanların önünde beni rezil ediyorsun?!
Yiğit Eren, Damla’nın itişiyle bir milim bile kıpırdamadı. Yavaşça eğildi, yüzünü Damla’nın yüzüne yaklaştırdı. Sesi odadaki herkesi susturacak kadar derin ve tutkuluydu:
— Sorun da bu zaten Damla... Ne olduğumu sen söyle. Sırf beni çıldırtmak için 'Abimsin' diyorsun ya... O zaman abin gibi davranmama da katlanacaksın!