21. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM
AFFEDİLME
Emniyetin alt katındaki sorgu odasının soğuk ve kasvetli havası, mermer duvarlara çınlayarak yansıyordu. Karahan, elleri masaya kelepçelenmiş halde, yüzündeki morluklara rağmen o tiksindirici alaycı tebessümünü korumaya çalışıyordu.
Aynalı camın arkasında Alparslan Başkan, Mert ve Emir duruyordu. İçeride ise masanın iki yanında Damla ve Yiğit Eren yan yana oturmuştu.
Damla resmi savcı kimliğine bürünmüş, önündeki dosyayı açarak buz gibi bir sesle konuştu:
— Karahan Karadağ. Anayasal düzeni ihlal, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kamu görevlisine tehdit... Yolun sonuna geldin. Ya konuşursun ya da ömrünün kalanını tek kişilik bir hücrede çürütürsün.
Karahan kelepçelerini şakırdatarak öne doğru eğildi. Gözlerini Damla’dan alıp doğrudan Yiğit Eren’e dikti.
— Ben çürürüm Savcı Hanım... Ama bu Yüzbaşı’nın sana söylemediği şeylerle sen nasıl yaşarsın, onu bilemem.
Yiğit Eren’in çenesi kenetlendi, masanın altındaki yumruğunu sıktı:
— Kapat o çeneni Karahan.
— Kapatmam Yüzbaşı! dedi Karahan pişkince sırıtarak. Damla’ya döndü: — Bilmiyorsun değil mi? Sen yıllar önce o kör kurşunun hedefi olduğun ilk operasyonda, babanın dosyasını kapatan adam kimdi sanıyorsun? Bu dağ ayısı seni sadece şimdi korumuyor güzelim. Senin hayatını seneler önce değiştiren, babanın adını temizleyen de o gizli rapordu. Adam senelerdir senin gölgenmiş haberin yok!
Damla duyduğu şeyle donup kaldı. Şaşkın gözlerle yanındaki Yiğit Eren’e baktı. Yiğit başını öne eğmiş, derin bir nefes alıyordu.
— Doğru mu Yiğit? dedi Damla, sesi fısıltı gibi çıkarak.
Yiğit Eren yavaşça başını kaldırdı, siyah gözlerinde gizleyecek hiçbir şey kalmamıştı:
— Doğru... Seni ilk o zaman gördüm Damla. Ve o günden beri senin için canımı vermeye yemin ettim.
Karahan’ın alaycı gülüşü, Mert’in sorgu odasına dalıp adamı yaka paça götürmesiyle son buldu. Karahan hak ettiği yere, demir parmaklıkların arkasına gönderilmişti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, fırtına dinmiş ve güvenli eve dönmüşlerdi. Salonda sadece şöminenin hafif çıtırtısı vardı.
Damla, koltukta oturmuş elindeki sıcak kupayı tutuyordu. Yiğit Eren ise onun az ilerisinde, aralarında mesafe bırakarak ayakta duruyor, suçlulukla yere bakıyordu.
— Bana kızgın mısın? dedi Yiğit Eren, sesi pürüzlü ve kısıktı. — Bunu sana daha önce söylemediğim için... Ya da seni korumak isterken sınırları aştığım için...
Damla kupayı sehpaya bıraktı. Yavaşça ayağa kalkıp Yiğit’in tam karşısında durdu. Aralarındaki o devasa gurur duvarları, yaşanan ölümcül tehlikenin ve ortaya çıkan gerçeklerin ardından tamamen yıkılmıştı.
Damla elini uzatıp Yiğit Eren’in sert, nasırlı yanağına koydu. Yiğit bu dokunuşla gözlerini kapattı, bir an için derin bir nefes alarak kızın sıcaklığına sığındı.
— Sana kızgın değilim dağ ayısı... dedi Damla, gözlerinden bir damla yaş süzülürken tebessüm ederek. — Sadece canımı yakmandan korkuyordum. Ama beni her şeyden, kendi canından bile çok koruduğunu bugün bir kez daha anladım.
Yiğit Eren gözlerini açtı. Siyah gözlerinde katıksız bir aşk ve derin bir sadakat parıldıyordu. Kızın belini yavaşça ve bu kez son derece nazikçe sararak kendine çekti. Başını Damla’nın boyun girintisine gömdü, kokusunu derin bir nefesle içine çekti.
— Seni bir daha asla üzmeyeceğim güzelim... dedi Yiğit, sesi titreyerek. — Yemin ederim. Seni bu dünyadaki her şeyden daha çok seviyorum.
Damla da kollarını adamın geniş sırtına doladı, başını onun güçlü göğsüne yasladı. İki hırçın ruh, bütün engelleri ve tehlikeleri aşarak nihayet birbirlerinin sığınağı olmuştu.
