17. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM
DERTLEŞME
Ayla’nın Nişantaşı’ndaki şık ve sıcak dairesinde ortam tam anlamıyla bir dertleşme seansına dönüşmüştü. Damla, elindeki sıcak çay kupasına sarılmış, salondaki yumuşak koltukta bacaklarını kendine doğru çekmiş oturuyordu.
Gözleri hafifçe kızarmıştı ama o hırçın, dik duruşundan yine de ödün vermemeye çalışıyordu. Ayla ise yanına oturmuş, arkadaşının sırtını sıvazlıyordu.
— Kızım adam yolun ortasında 'Zihnimde de kalbimde de sadece sen varsın' diye bağırdı ya! dedi Ayla, gözleri ışıldayarak. — Ben orada eridim bittim! Sen neyine takıldın hâlâ?
Damla çayından bir yudum alıp derin bir nefes verdi. Sesi kırgın ama son derece netti:
— Mesele ne söylediği değil Ayla... O eve o kız geldi. Adamı güle oynaya öptü! Ben oradaydım, gözlerimle gördüm. Sonra da gelmiş bana 'O benim sevgilim değil' diyor. Ben onun oyuncağı mıyım? Bir 'Abinim' diyor, bir 'Kıskanıyorum' diyor, bir de evinde başka kadınlar bitiyor. O dağ ayısı ne istediğini kendisi bile bilmiyor!
— Ama adamın gözlerindeki o çaresizliği görmedin mi Damla? Resmen çıldırdı sen Yavuz’un arabasına binince.
— Çıldırsın! dedi Damla çenesini dikleştirerek. — Biraz da o çıldırsın. Her istediğinde hayatıma yön veremeyeceğini anlasın.
Tam o sırada kapının zili sertçe ve ısrarla çalmaya başladı.
RİNG! RİNG! RİNG!
İki arkadaş aynı anda kapıya doğru baktı. Ayla yerinden fırladı:
— Ay valla Mert abinler geldi galiba!
— Dur Ayla, bakmadan açma! dedi Damla hemen ayağa kalkarak.
Ayla kapının merceğine yanaşıp baktı. Anında gözleri kocaman açıldı, elini ağzına kapattı. Yavaşça Damla’ya döndü, fısıltıyla konuştu:
— Damla... Abin falan değil. O koca dağ ayısı tek başına gelmiş! Kapıda dikiliyor!
Damla’nın kalbi anında hızla çarpmaya başladı ama yüz ifadesini hemen sertleştirdi.
— Açma Ayla. Gitmesini söyle.
Ayla kapının arkasından seslendi:
— Yiğit Bey? Damla sizinle konuşmak istemiyor, lütfen gidin yoksa abisini arayacağım!
Kapının arkasından Yiğit Eren’in o derin, pürüzlü ve yorgun sesi yükseldi. Sesi kapıyı bile titretecek kadar güçlü ama bir o kadar da içtendi:
— Ayla Hanım, lütfen kapıyı açın. Mert’in haberi var, buraya olay çıkarmaya gelmedim. Sadece Damla ile konuşacağım. Konuşmadan da tek bir adım atmıyorum buradan.
Damla kapıya doğru adımladı. Kapının tam arkasında durdu, aralarında sadece ahşap bir engel vardı.
— Git buradan Yiğit! dedi Damla bağırarak. — Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok! Git o seni öpen kızın yanına!
Dışarıda derin bir sessizlik oldu. Ardından Yiğit Eren’in alnını kapıya yasladığı o hafif ses geldi. Sesi artık sert bir yüzbaşının değil, canı yanan bir adamın sesiydi:
— O kız benim hiçbir şeyim değil Damla... Yemin ederim. Seni korumak için, senin canın yanmasın diye her şeyi yaparım ama seni böyle kaybetmeye dayanamam.
Yiğit Eren derin bir nefes verdi. Sesi fısıltı gibi çıktı ama Damla her bir kelimesini net bir şekilde duydu:
— Hayatımda ilk defa bir kadının önünde eğiliyorum... Özür dilerim. Seni korumaya çalışırken canını yaktığım için, o şerefsizlerin önünde seni zor durumda bıraktığım için özür dilerim. Ama kapıyı açana kadar, beni dinleyene kadar bu kapının önünden ayrılmayacağım. İstersen polise ihbar et, istersen vur... Buradayım.
Ayla gözleri dolu dolu Damla’ya baktı. Damla ise kapının arkasında donup kalmıştı. O gururlu, buz gibi dağ ayısının ilk defa bu kadar çaresizce özür dilemesi, içindeki o kırgın zırhı darmadağın etmişti.
Damla titreyen elini kapının koluna
