16. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM
KAÇIŞ
Sessizliğin ortasında motorunun sesi uzaktan bile belli olan, fosforlu pembe bir Mini Cooper hızla sahil yoluna daldı. Ayla, kocaman güneş gözlüklerini saçına takmış bir halde fren yapıp tam Damla’nın önünde durdu.
Arabadan inip dördünün de ortasında kalan Damla’ya ve arkasındaki devasa cüsseli, barut fıçısına dönmüş adamlara baktı. Ayla bir an için duraksasa da hemen olayı kavradı.
— Kızım bu ne?! dedi Ayla heyecanla. — 'Kurtlar Vadisi' setine mi düştüm ben? Bu adamların hepsi niye sana bakıyor?
Damla hiç cevap vermeden hızlı adımlarla arabanın yolcu koltuğuna geçti, kapıyı sertçe kapattı.
— Ayla, gaza bas. Hemen!
Ayla gaza bastığı gibi pembe araba pati çekerek sahil yolunda gözden kayboldu.
Pembe arabanın arka ışıkları uzaklaştığı an, yolun ortasındaki gerilim patlama noktasına geldi.
Mert sinirle arkasını dönüp doğrudan Yiğit Eren’in üzerine yürüdü.
— Sana inanamıyorum Yiğit! dedi Mert bağırarak. — Bir de sıkılmadan 'Benim zihnimde de kalbimde de o var' diye bağırıyorsun adamların içinde! Sen ne hakla benim kardeşime bu gözle bakarsın?!
Yiğit Eren gözlerini pembe arabanın kaybolduğu yoldan ayırmadan sakince Mert’e döndü. Bakışları tehlikeli derecede sakindi.
— Doğruları söyledim Mert. Saklayacak bir şeyim yok.
Yavuz kenardan söze atıldı, üstünü başını düzelterek alaycı bir şekilde gülümsedi:
— Valla Yüzbaşı, kıza rezillik çektirmekten başka bir şey yapmadın. Kız senin yüzünden pembe bir arabaya binip kaçtı gitti. Koruma anlayışın buysa yandık!
Yiğit Eren bir salise bile düşünmedi. İki adımda Yavuz’un dibinde bitti, adamın boğazını yakalayıp kendi arabasının kaportasına sertçe yapıştırdı.
— Sen hâlâ burada mısın lan?! dedi Yiğit Eren, sesi adeta gürleyerek. — Senin yüzünden gitti kız! Ağzını bir daha açarsan o dilini koparırım senin!
Mert araya girip Yiğit’i geriye itti:
— Bırak şu adamı Yiğit! Mesele Yavuz değil, sensin! Kardeşimin aklını bulandırdın, kız gece vakti yollara düştü!
Yavuz öksürerek boğazını tuttu, geri adım atarak arabasına bindi:
— Siz kafayı yemişsiniz! Damla’yı sizin gibi ayıların eline bırakmayacağım!
Yavuz gaza basıp hızla oradan uzaklaştı.
Şimdi yolun ortasında sadece üçü kalmıştı: Çıldırmak üzere olan Mert, gözü dönmüş Yiğit Eren ve köşede çekirdek çitler gibi olanları izleyen Emir.
Mert ellerini başının arasına aldı, volta atmaya başladı:
— Çıldıracağım valla! Kız tek başına gitti, Karahan dışarıda cirit atıyor!
Emir ellerini cebine sokup ikisinin arasına girdi. Yüzünde o muzip sırıtışıyla ortamı yumuşatmaya çalıştı:
— Ya beyler... Sakin olun bir gözünüzü seveyim. Olayı çok yanlış analiz ediyorsunuz. Bence durum gayet pozitif!
Mert ve Yiğit Eren aynı anda başlarını Emir’e çevirip ölümcül bakışlar fırlattı.
— Nesi pozitif ulan?! diye bağırdı Mert.
Emir hiç bozuntuya vermeden devam etti:
— Kardeşim bak şimdi... Kız seni kıskandığı için kaçtı Yiğit Komutanım. Demek ki boş değil! Mertciğim sen de hemen kızma, bak kız pembe arabayla kaçtı. Karahan hayatta o pembe arabayı takip edeceğini düşünmez, stratejik camouflage yani! Hem Yiğit Eniştem olursa yabancıya gitmez kız, fena mı?
Yiğit Eren sinirle Emir’in omuzuna bir tane geçirdi.
— Emir... Ağzını açma dedikçe batıyorsun!
Mert de Emir’e dik dik baktı:
— 'Eniştem' mi?! Emir seni vururum valla!
Emir ellerini havaya kaldırdı:
— Tamam tamam! Ben sadece komutanımın arkasındayım. Ama kabul edin, Yiğit Yüzbaşı en azından 'Abisiyim' yalanını bıraktı. Mert, enişte adayın biraz dağ ayısı falan ama iyi adamdır, ben kefilim!
Yiğit Eren derin bir nefes alarak belindeki silahı düzeltti, kendi arabasının kapısını açtı. Sesi artık tamamen operasyon moduna geçmişti:
— Kesin şamatayı. Derin’e söyleyin, Ayla’nın pembe arabasının canlı konumunu takibe alsın. O evde tek bir kılına zarar gelirse hesabını hepimizden sorarlar.
Mert de kendi arabasına yöneldi:
— Peşlerinden gideceğiz ama Yiğit... Bu iş burada bitmedi. O kızın gönlünü alamazsan ben de senin karşında dururum, bilesin.
Yiğit Eren sürücü koltuğuna oturup direksiyonu sıktı. Siyah gözlerinde katıksız bir kararlılık vardı:
— Alacağım Mert... O gönlü alacağım.
