7. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM
EVDEKİ MAYIN TARLASI
Akşam saatlerinde Mert’in dairesinde hummalı bir hazırlık vardı. Mert mutfakta meze tabağını hazırlarken, Damla üzerindeki rahat kazağıyla masayı kuruyordu.
— Abiciğim, dedi Damla gözlerini devirerek. — Zaten gün boyu işte bu adamların suratsızlığını çekiyorum. Akşam akşam eve çağırmak nereden çıktı?
Mert gülerek kardeşine baktı.
— Ayıp ediyorsun Damla. Yiğit benim en yakın arkadaşım, Emir de candır. Dün gece operasyondan döndüler, hem sana göz kulak oluyorlar hem de Alparslan Başkan’ın ekibindeyiz. Bir akşam yemeği yemişiz çok mu?
— İyi, ben mutfağa geçiyorum. O dağ ayısıyla aynı masada otururken iştahım kaçmazsa iyi.
Tam o sırada kapı zili çaldı. Mert kapıyı açtığında karşısında elleri dolu iki adam duruyordu. Emir elinde koca bir tepsi baklava tutuyordu, Yiğit Eren ise koyu gri kazağı, kot pantolonu ve tüm heybetiyle kapının eşiğindeydi. Sivil hali bile adeta 'ben buradayım' diye bağırıyordu.
Emir sırıtarak içeri daldı:
— Selamın aleyküm millet! Krallar gibi geldik. Baktım Yiğit’in yüzü gülmüyor, tatlı alayım dedim.
Yiğit Eren içeri adımını attığında bakışları anında mutfak kapısında beliren Damla’yı buldu. Damla kollarını bağlamış, kapı pervazına yaslanmış bir şekilde ona bakıyordu.
Yiğit Eren hafifçe gülümsedi.
— İyi akşamlar küçük hanım.
Damla soğuk bir sesle karşılık verdi:
— Hoş geldin Yiğit Abi. Geç otur şöyle, yolunu kaybetme.
Mert araya girip masaya geçmelerini işaret etti. Yemekler yenirken sohbet gayet neşeli ilerliyordu... Ta ki Emir çenesini tutamayana kadar.
Emir, tabağındaki etten bir ısıran alıp Damla’ya döndü:
— Valla Damla, bu yemekler efsane olmuş. Ama dünkü Nişantaşı’ndaki mekanda yediğin cheesecake kadar iyi mi bilmem?
Mert’in çatalı elinde kaldı. Bakışları anında Emir’e, ardından kardeşine kaydı.
— Ne Nişantaşı’sı? Sen dün akşam Ayla ile buluşmayacak mıydın Damla?
Damla tam cevap verecekti ki Emir pat diye devam etti:
— Ayla ile buluştu zaten! Ama bizim Yiğit Yüzbaşı’mız durur mu? 'Savcıyı tek bırakamayız' dedi, mekanı bastı. Hatta iki tane züppe kıza salça olunca Yiğit adamın kolunu arkasına bir büktü... Uf! Adam hâlâ kolunu arıyordur Nişantaşı sokaklarında!
Mert’in gözleri kocaman açıldı. Önce Yiğit Eren’e, sonra Damla’ya baktı.
— Ne diyorsun sen Emir?!
Damla sinirle bıçağını tabağına bıraktı.
— Yok bir şey abim! Senin bu çok sevgili Yiğit Abim, ben tam adamlara gününü gösterecekken araya girdi. Bildiğin şov yaptı! Benim korunmaya ihtiyacım olmadığını anlayamıyor bir türlü. Tam bir duvar sıvası!
Yiğit Eren sakince bardağından su yudumladı. Gözlerini Damla’dan ayırmadan konuştu:
— Şov yapmadım Mert. Adamlar kardeşinin masasına oturmaya çalışıyordu. Ben sadece üzerime düşen abilik görevini yaptım.
"Abilik" kelimesinin üzerine öyle bir bastı ki, Damla’nın dişleri birbirine kenetlendi.
Mert derin bir nefes alıp sırtını geriye yasladı. Yiğit’e baktı, sonra Damla’ya. İkisinin arasındaki o görünmez ama evi yakacak kadar güçlü elektriği fark etmemek imkansızdı. Mert bir şeylerin döndüğünü anlamıştı ama şimdilik üstelemedi.
Mert hafifçe öne eğildi:
— Yiğit doğru olanı yapmış Damla. Karahan şehirdeyken ben de senin tek başına sokaklarda gezmeni istemiyorum.
Damla pes ederek gözlerini devirdi.
— Harika. İki tane abim vardı, şimdi üç oldu. Ne şanslıyım ama!
Yemekten sonra tatlı faslına geçildi. Emir elindeki baklava tepsisini masanın ortasına koyarken, Damla buzdolabından çıkardığı cheesecake tabağını kendi önüne koydu.
Yiğit Eren tatlıya uzanırken Damla’nın önüne koyduğu cheesecake’e baktı.
— Baklava yemiyor musun küçük hanım?
Damla çatatalını cheesecake’e batırıp Yiğit’e nispet yapar gibi bir ısırık aldı.
— Ben ağır tatlıları sevmem Yiğit Abi. Cheesecake daha benim tarzım.
Yiğit Eren önüne konan baklavadan bir dilim alıp ağzına attı. Gözlerini Damla’nın dudaklarına kilitledi.
— Bazı tatlar ağır gelir ama iz bırakır Damla... Ağzının tadını bilmiyorsun.
Damla’nın boğazında kaldı adeta. O cümlenin altındaki derin anlamı ikisi de çok iyi biliyordu.
Emir aradan lafa atladı:
— Valla ben revani olsa hayır demezdim ama baklava da kabulümdür! Bu arada Mert, yarın sabah operasyon var biliyorsun değil mi? Karahan’ın sevkiyat yapacağı depoyu bulduk.
Mert’in ve Yiğit Eren’in yüzündeki o ev hali bir anda silindi. Masadaki tüm şakacı hava kayboldu, yerini buz gibi bir askeri ciddiyet aldı.
Damla hemen doğruldu:
— Ne operasyonu? Karahan’ın deposu mu bulundu?
Yiğit Eren derin ve soğuk sesiyle noktayı koydu:
— Evet. Ve yarın sabah ilk ışıklarla birlikte o depoyu patlatıyoruz Savcı Hanım. Bu sefer operasyonu odandan, ekran başından izleyeceksin.
Damla kaşlarını çattı:
— Onu yarın sabah göreceğiz dağ ayısı... Onu yarın sabah göreceğiz.
