4. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

GİZLİ GÖLGE

Damla Koca

Yoğun geçen ilk günün ardından Damla, akşam saatlerinde abisinin evine döndü. Deri ceketini asıp kendini koltuğa bıraktığında yorgunluktan kemikleri sızlıyordu. İstanbul düşündüğünden çok daha hareketli başlamıştı. Ama aklını en çok kurcalayan şey, o zifiri karanlık gözleriyle kendisine "Abinim" diyen Yiğit Yüzbaşı’ydı.
— Ukala dağ ayısı... dedi Damla kendi kendine, gözlerini devirerek. — Tam bir duvar sıvası! Sırf gıcıklığına nasıl da bozuntuya vermiyor!
Tam o sırada telefonu çalmaya başladı. Ekranda "Ayla" ismini görünce yüzünde yumuşak bir tebessüm belirdi. Ayla, Damla’nın tam zıttıydı; silahtan, çatışmadan ödü kopan, prensesler gibi büyümüş, İstanbul’un en tatlı sosyetik kızıydı.
Damla telefonu açtı:
— Efendim Ayla?
Ayla’nın neşeli ve cıvıltılı sesi ahizeden yükseldi:
— Damlaaa! Sonunda İstanbul’dasın! Kızım günlerdir seni bekliyorum, ne zaman buluşuyoruz? Sakın bana yine 'İşim var, cinayet davası var' deme, valla bozuşuruz!
Damla hafifçe kıkırdadı. Ayla’nın bu dünyadan uzak, dertsiz tavrı ona hep iyi gelirdi.
— Tamam tamam, kızma. Bu akşam boşum sayılır. Abimin evindeyim zaten.
— Harika! O zaman hemen hazırlanıyorsun. Nişantaşı’nda harika bir mekan keşfettim, tatlıları efsane. Cheesecake’i tam senin seveceğin türden! Saat sekizde orada oluyoruz, itiraz kabul etmiyorum!
— Cheesecake mi? Tamamdır, beni kalbimden vurdun. Sekizde oradayım.
Damla telefonu kapatıp hızla üzerini değiştirmek için odasına geçti.
Aynı dakikalarda, Mert’in evinin iki sokak ötesinde siyah, camları filmli bir SUV aracın içinde fena bir mesai vardı.
Sürücü koltuğunda oturan Emir, elindeki dürbünü indirip yan koltuktaki Yiğit Eren’e baktı. Yiğit Eren, kucağındaki laptopta Derin’in aktardığı canlı konum verilerini inceliyordu. Yüzü her zamanki gibi buz gibiydi.
Emir derin bir iç çekti.
— Yüzbaşım... Biz koskoca Bordobereli komandolarız farkındasın değil mi? İstihbaratın en gözde adamlarıyız. Ama şu an en yakın arkadaşımızın kız kardeşini, yani Savcı Hanım’ı gizlice dikizliyoruz. Mert bir duysa ikimizi de kalbimizden vurur.
Yiğit Eren gözlerini ekrandan ayırmadan soğuk bir sesle yanıtladı:
— Mert’e hesap vermem ben Emir. Alparslan Başkan emretti; Karahan’ın adamlarından biri şehre sızmışken bu kız tek başına sokakta gezemez. Karahan’ın hedefinde olduğunu bilmiyor.
Emir sırıtarak geriye yaslandı.
— Yahu başkan emretti de... Sen niye bu kadar istekle geldin takibe? Bıraksaydın da iki uzman çavuşu görevlendirseydik.
Yiğit Eren başını yavaşça Emir’e çevirdi. Bakışları o kadar keskindi ki Emir yutkunmak zorunda kaldı.
— İşini yap Emir. Derin telefon konuşmasını dinledi mi? Nereye gidiyor?
Emir hemen elindeki tablete baktı.
— Dinledi komutanım. Arkadaşı Ayla ile buluşacakmış. Nişantaşı’nda bir mekana gidiyorlar. Tatlı yiyeceklermiş.
Yiğit Eren’in kaşları hafifçe çatıldı.
— Tatlı mı? Cheesecake falandır... En sevdiği şey.
Emir şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı.
— Sen nereden biliyorsun kızın en sevdiği tatlıyı?
Yiğit Eren yakalandığını fark edince hemen toparladı, sesini sertleştirdi:
— Dosyasını okudum salak. Bir savcıyı koruyacaksak hakkındaki her şeyi bilmemiz lazım.Ama kimse Yiğit Eren'in onu geçmiştede izledini gölgesi olduğunu bilmiyordu. Hadi sür şu arabayı, önden gidip mekanı kontrol edeceğiz.
Emir kıkırdadı ama Yiğit’in o sert bakışını görünce arabayı çalıştırdı.
— Emredersiniz Yiğit Abisi!
— Emir... Seni bu arabadan aşağı atarım!
Yarım saat sonra Damla, şık bir siyah elbise ve üzerine geçirdiği ceketle Nişantaşı’ndaki mekanın önüne geldi. İçeri girdiğinde Ayla çoktan masada oturmuş, heyecanla el sallıyordu. İki arkadaş sıkıca sarıldı.
Ayla, Damla’yı tepeden tırnağa süzdü.
— Harika görünüyorsun! Ama yüzün biraz yorgun gibi. Neler yapıyorsun bakalım Samsun’dan geldiğinden beri?
Damla masaya oturup derin bir nefes aldı.
— Hiç sorma Ayla... Geldiğim gibi kendimi bir çatışmanın ortasında buldum. Sonra da abimin çalıştığı yere gittim, başıma iki tane gardiyan diktiler.
Ayla gözlerini kocaman açtı, ellerini ağzına kapattı.
— Ne?! Çatışma mı? Ay inanmıyorum Damla! Silahlar patladı yani? Pof! Ben olsam oracıkta bayılırdım! Peki gardiyan dediğin kim?
Damla tam cevap verecekti ki, gözü mekanın en kuytu, loş köşesindeki masaya kaydı.
Gördüğü şeyle kalbi bir anlığına boğazında attı.
Mekan loştu, ama o devasa cüsseli adamı nerede görse tanırdı. Siyah gömleğinin kollarını katlamış, masada oturmuş, elindeki kahve fincanıyla doğrudan kendisine bakan Yüzbaşı Yiğit Eren tam karşısındaydı! Yanında da sırıtan Emir duruyordu.
Yiğit Eren, Damla’nın onu fark ettiğini görünce hiç bozuntuya vermedi. Kahvesinden bir yudum aldı ve gözlerinin içine bakarak hafifçe başını salladı.
Damla’nın öfkeden ve şaşkınlıktan gözleri büyüdü. Bu adam onu gizlice takip mi ediyordu?!
Ayla, Damla’nın baktığı yere dönüp baktı ve anında kıkırdadı:
— Kızım... Şu arkadaki masadaki adamlara bakar mısın? Siyah gömlekli olan inanılmaz karizmatik! Yalnız öyle bir bakıyor ki, sanki buraya seni yemeye gelmiş gibi!
Damla dişlerini sıktı.
— O adam beni yemeye gelmedi Ayla... O adam tam bir dağ ayısı, arkasındaki duvar sıvası da cabası