15. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

NEFRET

Damla Koca

Mert’in kurşun gibi gürleyen sesi, gecenin ıssızlığında patlayan mermiden farksızdı. Yiğit Eren’in az önceki devasa itirafı, yolun ortasındaki herkesi olduğu yere çakmıştı.
Damla duyduğu şeyle donup kalmış, nefesi boğazına tıkanmıştı. Şoktan tek bir kelime bile edemiyordu.
Mert, en yakın arkadaşının yüzüne sanki bir yabancıya bakıyormuş gibi baktı. Gözleri öfkeyle parladı, Yiğit Eren’in üzerine yürüyüp göğsünden sertçe itti.
— Sen ne diyorsun lan?! Neyin itirafı bu Yiğit?! Ben sana kardeşimi emanet ettim be! 'Koru' dedim, 'Canımdan ötedir' dedim! Sen nasıl yaparsın bunu?! Nasıl göz dikersin kardeşime?!
Yiğit Eren bir milim bile gerilemedi. Mert’in öfkesini kabullenen ama kendi hissiyatından da tek bir adım geri atmayan dumanlı bakışlarıyla en yakın arkadaşına baktı:
— Göz dikmedim Mert! İnsan canından çok sevdiği şeye göz dikmez, onu korur!
— Kes sesini!
Mert sinirle Damla’nın kolunu tuttu.
— Yürü Damla, gidiyoruz. Bu saatten sonra bunun korumasına da, evine de ihtiyacımız yok!
Mert, Damla’yı kendi arabasına doğru çekmeye çalıştı ama Damla bir anda kolunu sertçe geriye çekti.
— Bırak elimi Mert!
Mert şaşkınlıkla kardeşine döndü:
— Damla ne demek bırak?! Adamın ne söylediğini duymadın mı?
Damla, gözlerinden süzülen tek damla yaşı hırsla sildi. Başını kaldırıp tam karşısında duran Yiğit Eren’in gözlerinin içine baktı. Bakışlarındaki o hırçın kırgınlık, Yiğit’in kalbine bir bıçak gibi saplandı.
— İster sevgilim de, ister deme dağ ayısı... dedi Damla, sesi titrese de son derece net bir tonla. — Bu söylediğin hiç bir şey, o kızın seni o evde o zevkle öptüğü gerçeğini değiştirmiyor!
Yiğit Eren’in çenesi kenetlendi, "Damla, yapma..." der gibi baktı ama Damla çoktan arkasını dönmüştü.
Araya giren ölümcül sessizliği ve uzayan yüzleri fark eden Emir, durumu kurtarmak ve havayı biraz olsun yumuşatmak için ellerini iki yana açarak öne atıldı:
— Yani... Şey... Aile arasında olur öyle şeyler be beyler! Sonuçta Yiğit Yüzbaşı da insan, Savcı Hanım da maşallah hani... Yani Mertciğim, hemen 'kız verme' moduna girmesek mi acaba? İki bordo bereli akraba olursak valla terör örgütleri ağlayarak kaçar, bence bir düşün derim ben—
Mert ve Yiğit Eren aynı anda başlarını Emir’e çevirip öyle bir baktılar ki, Emir lafını pat diye yutmak zorunda kaldı. Ellerini yavaşça indirdi:
— Tamam... Ben sustum. Ağzıma kilit vurdum, anahtarını da denize attım.
Damla hiç kimsenin yüzüne bakmadan çantasından telefonunu çıkardı. Hızlıca Ayla’yı aradı. Telefon açılır açılmaz sesi soğuk ve kesin bir ton aldı:
— Ayla. Sahil yolundayım, konumu atıyorum. Biriyle konuşacak halde değilim, hemen gelip beni al.
Telefonu kapatıp cebine koydu. Ardından sırayla Mert’e, Yiğit Eren’e, Yavuz’a ve Emir’e baktı.
— Hiçbirinizle gelmiyorum. Hepinizden nefret ediyorum!
Damla kaldırımın kenarına geçip kollarını bağladı ve sırtını dört adama da döndü.
Caddenin ortasında, gecenin karanlığında dört koca adam —biri öfkeden köpüren abisi Mert, biri kıskançlıktan ve aşk acısından çıldıran Yiğit Eren, biri kibri kırılmış Yavuz ve diğeri ne yapacağını şaşırmış Emir— yolun ortasında öylece kala kaldılar. Hiçbiri tek bir adım bile atamıyor, Damla’nın o sarsılmaz iradesinin karşısında çaresizce Ayla’nın gelmesini bekliyordu