9. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

SİS VE TOZ KOKUSU

Damla Koca

Göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşti her şey. Demir balkondaki terörist tetiğe basmadan bir salise önce, Yiğit Eren’in devasa bedeni havayı yararak Damla’nın üzerine kapandı.
TAK! TAK!
Mermiler ikisinin hemen arkasındaki beton kolona saplanıp tuğla tozlarını havaya uçururken, Yiğit Eren son bir hamleyle havada dönerken tüfeğini doğrulttu ve tetiğe bastı. Üst balkondaki adam cansız bir şekilde demir parmaklıklardan aşağı sarktı.
Aynı anda ikisi de sertçe yere yuvarlandı. Yerin tozlu betonu, patlayan mermilerin gürültüsü ve havada asılı kalan barut kokusu...
Gürültü bıçak gibi kesildiğinde, Yiğit Eren tüm heybetiyle Damla’nın üzerinde, el dirseklerinden güç alarak duruyordu. 1.92'lik gövdesi, Damla’yı dış dünyadaki tüm mermilerden ve tehlikelerden koruyan kırılmaz bir kalkan gibi sarmalamıştı. İkisinin de göğsü hızla inip kalkıyor, sıcak nefesleri birbirinin yüzüne çarpıyordu.
Yiğit Eren’in gözleri dumanlıydı. Siyah irislerinde az önce yaşanan ölüm tehlikesinden ziyade, Damla’ya bir şey olma korkusunun yarattığı o vahşi yangın vardı.
— Sana... vurulursun dedim... dedi Yiğit Eren nefes nefese. Sesi çelik kadar sert ama bir o kadar da pürüzlüydü. — Söz dinlemek bu kadar mı zor senin için?
Damla, altında kaldığı adamın ağırlığını, göğsünün sıcaklığını ve kalbinin deli gibi çarpışını kendi bedeninde hissetti. Dudakları kurumuştu. İlk defa o hırçın, dik duruşunun arkasında bir şeylerin sarsıldığını hissetti.
— Ben... vurulmazdım, dedi Damla. Sesi fısıltı gibi çıkmıştı ama gözlerini Yiğit’in bakışlarından kaçırmadı. — Beni vuramazdı dağ ayısı.
Yiğit Eren yavaşça eğildi. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, dudakları birbirine değecek kadar yakınlaştı. Yiğit’in eli, toz içindeki beton zeminden kalkıp Damla’nın yanağına dokundu. Başparmağıyla kızın elmacık kemiğindeki toz lekesini yavaşça sildi. Dokunuşu şaşırtıcı derecede narindi.
— Bir daha sakın... dedi Yiğit Eren, gözlerini Damla’nın dudaklarına dikerek. — Bir daha sakın hayatını böyle riske atma. Benim aklımı başımdan almaya mı çalışıyorsun sen?
Damla’nın kalbi göğüs kafesini delip çıkacak gibi atıyordu. Bu adamın dokunuşu, o sert kabuğunun altındaki korumacı ve tutkulu adamı tamamen ortaya çıkarıyordu. Tam bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı ki...
Emir’in bağıran sesi deponun içinde yankılandı:
— Yüzbaşım! Alan temiz! İçerideki piyonlar etkisiz hale getirildi!
İkisi de aynı anda gerçek dünyaya döndü. Yiğit Eren derin bir nefes alıp istemeye istemeye Damla’nın üzerinden çekildi ve ayağa kalktı. Elini uzatarak Damla’yı da tek hamlede yukarı çekti. Damla üstünü başını silkelenirken yanaklarının yandığını hissediyordu.
Emir yanlarına koşarak geldi. Yerlerde yatan teröristlere bakıp ıslık çaldı.
— Valla Savcı Hanım, o son atışınız harikaydı ama bizim yüzbaşı az kalsın canından oluyordu sizi kurtaracağım diye.
O sırada Mert de arka kapıdan içeri girdi. Kardeşini sapasağlam ama üzeri toz içinde görünce derin bir nefes aldı. Yiğit Eren’in omuzuna sertçe vurdu.
— Eyvallah kardeşim. Kardeşimi yine kollamışsın.
Yiğit Eren gözlerini Damla’dan ayırmadan mırıldandı:
— Benim görevim Mert.
İki saat sonra, İstihbarat Binası’ndaki ana merkezde ortam buz gibiydi. Depoda ele geçirilen şifreli laptoptan çıkan veriler dijital masaya aktarılmıştı.
Yazılımcı Derin titrek elleriyle klavyeye basarken, Proje Müdürü Kaan o her zamanki sakin ve gözlemci tavrıyla ekrandaki belgeleri inceliyordu. Odada Alparslan Başkan, Mert, Yiğit Eren, Emir ve Damla vardı.
Kaan gözlüklerini düzeltip soğuk bir sesle konuştu:
— Sayın Başkanım... Karahan’ın kişisel veri tabanına sızdık. Ve bulduğumuz şey sadece bir terör yapılanması değil.
Alparslan Başkan öne eğildi:
— Ne buldun Kaan? Sadede gel.
Kaan ekrana bir klasör açtı. Klasörün içinde Damla’nın adım adım çekilmiş onlarca fotoğrafı vardı! Samsun’daki adliye çıkışından, İstanbul’a geldiği ilk güne, hatta dün gece Ayla ile oturduğu mekandaki görüntülerine kadar...
Odadaki herkes donup kaldı. Yiğit Eren’in çenesi öyle bir kenetlendi ki, şakaklarındaki damarlar fırlayacak gibi oldu.
Kaan devam etti:
— Karahan, Damla Savcı’yı takıntı haline getirmiş. Sadece terör dosyalarında Karahan’ın hücrelerini çökerten hırslı ve başarılı bir savcı olduğu için değil... Karahan’ın kişisel notlarında yazana göre, Damla Savcı’nın zekasına ve güzelliğine hastalıklı bir ilgi duyuyor. Onu canlı ele geçirmek istiyor.
"Güzelliğine hastalıklı bir ilgi duyuyor" cümlesi odada yankılandığı an, Yiğit Eren masadaki sert ahşap kenarı öyle bir sıktı ki, parmak boğumları bembeyaz kesildi. Siyah gözlerinde katıksız bir cinayet arzusu belirdi.
Damla fotoğraflara bakarken şaşkınlıkla yutkundu. Ama Yiğit Eren’in o andaki tehlikeli sessizliği, Karahan’ın takıntısından bile daha korkutucuydu.
Alparslan Başkan sertçe emretti:
— Bu iş burada bitti! Damla Savcı bundan sonra tek bir adım bile yalnız atmayacak. Yiğit, onu kendi evine ya da emniyetli bir sığınağa alıyorsun. 24 saat dibinden ayrılmayacaksın!
Yiğit Eren yavaşça başını kaldırdı. Bakışları Damla’nın gözleriyle buluştu. Sesi odadaki herkesi ürpertecek kadar soğuk ve kararlıydı:
— Merak etmeyin Başkanım. O kansız, kardeşimin... yani Savcı Hanım’ın gölgesine bile yaklaşamayacak. Yaklaşırsa, o gözlerini kendi ellerimle oyarım.