5. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM
BİLEK GÜCÜ VE KISKANÇLIK
Ayla, arkadaki masada duran Yiğit Eren’e hayran hayran bakmaya devam ederken Damla öfkeden köpürüyordu. O "dağ ayısı" kılıklı yüzbaşı, resmen onu gölge gibi takip ediyordu. Damla tam yerinden kalkıp hesap sormaya hazırlanıyordu ki, mekanın diğer ucundan iki adam onların masasına doğru yaklaştı.
Adamlar pahalı takım elbiseler giymiş, özgüveni tavan yapmış, tipik Nişantaşı tipleriydi. İçlerinden uzun boylu olanı doğrudan Damla’ya odaklanarak gülümsedi.
— Merhaba bayanlar. Yalnız olduğunuzu fark ettik, masanıza katılmamızda bir sakınca var mı?
Ayla bir an duraksadı. Damla ise ters bir bakış atarak soğuk bir sesle araya girdi:
— Var. Arkadaşımla özel bir şey konuşuyoruz, yalnız kalmayı tercih ederiz.
Adam geri adım atmadı. İyice masaya yanaşıp elini sandalyenin arkalığına dayadı.
— Hadi ama güzelim, birer kadeh bir şey içip tanışmaktan zarar gelmez. Bu kadar sert olmaya gerek yok.
Damla’nın gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı. Tam adama gününü gösterecekti ki...
Köşedeki masada duran Yiğit Eren’in elindeki kahve fincanı, tabağına sert bir gürültüyle oturdu.
Yiğit Eren’in siyah gözleri anında kararmış, çene kemikleri döküm demir gibi kenetlenmişti. Kızın ona "dağ ayısı" demesine bile eyvallah diyebilirdi ama başka bir adamın Damla’nın masasına salça olup ona "güzelim" demesi... İşte orada Yiğit Eren’in bütün şalterleri attı.
Emir, Yiğit’in koluna hafifçe bastırdı.
— Yüzbaşım, sakın... Burası sivil mekan, olay çıkarma.
Yiğit Eren, Emir’in elini itip ayağa kalktı. 1.92’lik devasa cüssesi, katladığı gömlek kollarının altından belli olan kaslı kolları ve ölümcül bakışlarıyla adeta bir karabasan gibi masaya doğru adımladı.
Adam, Damla’ya doğru ısrarla bir adım daha atıp, "Sadece iki dakika sohbet edeceğiz," dediği anda...
Omuzunun üzerinde çelik gibi sert bir el hissetti.
Yiğit Eren adamı omuzundan tuttuğu gibi tek hamlede geriye çekti. Adam neye uğradığını şaşırıp arkasına döndüğünde, Yiğit’in heybetli gövdesiyle karşılaştı.
Yiğit Eren, sesini alçaltarak ama her bir kelimesini buz gibi savurarak konuştu:
— Hanımefendi size yalnız kalmak istediğini söyledi. Duymadın mı?
Adam, Yiğit’in cüssesinden bir an çekinse de yanındaki arkadaşına güvenip diklendi.
— Sana ne oluyor birader? Sen nesi oluyorsun?
Yiğit Eren, bakışlarını bir anlığına Damla’ya kaydırdı. Damla ona 'Müdahale etme' der gibi bakıyordu ama Yiğit Eren’in gözü çoktan dönmüştü. Tekrar adama döndü, yüzüne tehlikeli bir tebessüm yerleştirdi.
— Abisiyim. dedi Yiğit Eren, kelimenin üzerine basa basa. — Ve kardeşimin canını sıkan adamları buradan nasıl atacağımı çok iyi bilirim.
Adam ukala bir gülüşle, "Öyle mi? Dene de görelim bakalım..." deyip Yiğit’in göğsünden itmeye çalıştı.
Adamın eli Yiğit’in göğsüne değdiği an, Yiğit Eren adamın bileğini yakaladı. Tek bir hareketle adamın kolunu arkasına büküp masaya doğru bastırdı. Adam acıyla inledi.
— Aah! Kolum!
Diğer adam hamle yapacak oldu ama arkadan yetişen Emir, adamın boğazına yapışıp duvara sabitledi. Emir yüzündeki o her zamanki şakacı tavrı bırakmış, tamamen bir bordobereliye dönüşmüştü.
— Kımıldama koçum, canın yanar.
Yiğit Eren, kolunu büktüğü adamın kulağına doğru eğildi.
— Şimdi efendi gibi arkadaşını da alıp buradan defoluyorsun. Bir daha bu kadının etrafında kokunuzu bile alırsam, o kolunu eline verir gönderirim. Anladın mı?
— Tamam tamam! Anladım, bırak!
Yiğit Eren adamı sertçe geriye doğru savurdu. İki adam da korkuyla gerileyip mekanın kapısından nasıl kaçacaklarını şaşırdı.
Mekandaki kısa süreli sessizliğin ardından Yiğit Eren üstünü başını düzeltti. Ayla ağzı açık kalmış bir şekilde Yiğit’e bakıyordu.
Damla ise sandalyesinden kalktı. Gözlerinden kıvılcımlar saçarak Yiğit Eren’in tam karşısına dikildi.
— Sen ne yaptığını sanıyorsun dağ ayısı?! Ben o iki züppeyi halledatirdim! Niye müdahale ediyorsun? Ayrıca sen beni mi takip ediyorsun?!
Yiğit Eren, Damla’nın bu öfkesine karşı son derece sakin durdu. Yavaşça eğilip Damla’nın kulağına doğru fısıldadı:
— Halleder kaybolurdun, evet... Ama unutma küçük hanım, ben senin abinim. Karahan tehlikesi varken ve sen sokakta böyle rahatça gezerken, gölgen bile olsam arkanda dururum.
Geri çekilip derin gözleriyle Damla’yı süzdü.
— Şimdi cheesecake’ini ye. Afiyet olsun.
Yiğit Eren arkasını dönüp Emir’e işaret etti ve mekandan dışarı çıktı. Damla olduğu yerde kalakalmıştı. Kalbi öfkeden mi, yoksa o dağ ayısının korumacı tavrından mı böyle deli gibi atıyordu, bilmiyordu
