14. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

ŞOK EDEN İTİRAF

Damla Koca

Gözlerinden süzülen yaşları sertçe silen Damla, binanın kapısından fırtına gibi çıktı. Kalbindeki o ani ve devasa sızı canını öyle bir yakıyordu ki, kime öfkeleneceğini bilemiyordu.
Yürürken kendi kendine fısıldadı, sesi öfke ve kırgınlıktan titriyordu:
— Ne sandın ki kızım?! Ha, ne sandın?! Bi gece yanında durdu, sana sarıldı diye bu dağ ayısı sana aşık mı oldu sanıyorsun? Aptal... Aptalsın kızım sen! Adamın hayatında başkası var, sen hâlâ 'Beni koruyor' diye kendini kandırıyorsun!
O öfkeyle çantasından telefonunu çıkardı. Rehbere bile bakmadan hızla Yavuz'u aradı. Telefon ikinci çalışta açıldı.
— Damla? İyi misin sen? Sesin bir tuhaf geliyor.
Damla derin bir nefes alarak sesini toparlamaya çalıştı:
— Yavuz... Beni gelip alabilir misin? Hemen. Yiğit’in evinin iki sokak aşağısındaki ana cadddeyim.
Yavuz’un sesinde anında bir heyecan belirdi:
— Geliyorum, beş dakikaya oradayım!
Damla telefonu kapatıp adımlarını hızlandırdı. Tam caddenin köşesine geldiği sırada, arkasından gelen o tanıdık, devasa ayak seslerini ve nefes nefese kalmış sesi duydu:
— Damla! Dur diyorum sana, dinle iki dakika!
Yiğit Eren peşinden koşarak gelmişti. Yalın ayak, gözü dönmüş bir halde Damla’nın kolunu tutmak için hamle yaptı. Ama Damla bir an bile tereddüt etmeden geriye çekildi, elini sertçe Yiğit’in göğsüne vurarak onu itti.
— Dokunma bana! Dokunma!
Yiğit Eren’in gözlerinde katıksız bir çaresizlik ve öfke vardı.
— Damla, valla billa sandığın gibi değil! O kız takıntılının teki, aniden kapıya dayandı! Benim haberim bile yoktu!
Damla buz gibi bir gülüş kondurdu dudaklarına. Gözlerinin içine bakarak, kelimeleri birer bıçak gibi savurdu:
— Bana açıklama yapma Yiğit Abi. Senin özel hayatın beni hiç ama hiç ilgilendirmez. Git o 'hayatım' diyen sevgilinin yanına!
— Damla yapma... Ben sadece seni—
Tam o sırada caddenin kenarında siyah bir araba acı bir fren sesiyle durdu. Sürücü koltuğundan inen Yavuz, durumu görünce hızla aralarındaki mesafeyi kapattı.
— Damla! Neler oluyor burada?
Yavuz doğrudan Yiğit Eren’in karşısına dikildi. Damla ise hiç vakit kaybetmeden Yavuz’un arabasının yolcu koltuğuna doğru yürüdü.
Yiğit Eren, Damla’nın Yavuz’un arabasına doğru gittiğini gördüğü an dünyası başına yıkıldı. Yavuz’a doğru tehlikeli bir adım attı:
— Sen çekil aradan, işine bak!
Yavuz sırıtarak Yiğit Eren’e baktı.
— Damla benimle gelmek istiyor Yüzbaşı. Görüyorsun, seni değil beni aradı. Zorlama istersen.
Damla arabanın kapısını açıp Yiğit Eren’e son bir defa baktı. Gözlerindeki o kırgın ışık Yiğit’in ciğerini dağladı.
— Bir daha peşimden gelme dağ ayısı.
Damla arabaya bindi, kapıyı çarptı. Yavuz da sürücü koltuğuna geçip gaza bastı.
Yiğit Eren, caddenin ortasında yalın ayak, elinde silahıyla arabanın arkasından bakakaldı. Göğsü hızla inip kalkarken, çenesi kenetlendi, parmak boğumları bembeyaz kesildi. İçinde patlayan o devasa kıskançlık ve kaybetme korkusu, İstihbarat Binası'nı bile yakacak güçteydi.Yiğit Eren, caddenin ortasında giden arabanın arkasından bakarken gözü tamamen dönmüştü. Damla’nın o kırgın bakışı zihnine kazınmış, üzerine bir de Yavuz’un arabasına binip gitmesi beynindeki bütün şalterleri attırmıştı.
Fırtına gibi eve dönüp ayağına botlarını geçirdi, deri ceketini ve beline tabancasını takıp siyah SUV aracına atladı. Gaza sonuna kadar bastı, motorun kükremesi sokağı inletti.
Direksiyona tek eliyle vururken diğer eliyle araç kitinden telefonu kilitledi. Hızlı aramadan Mert’i aradı.
— Mert!
Mert’in sesi uykulu ve şaşkın geldi:
— Yiğit? Ne oluyor oğlum, bu saatte ne bu halin?
— Kardeşin Yavuz’un arabasında! Yavuz’la gitti!
Mert bir anda ayağa kalktı, sesi ciddileşti:
— Ne diyorsun sen?! Damla senin evinde değil miydi? Yavuz’un yanında ne işi var?
— Bir kaza oldu... Aramız bozuldu, beni dinlemedi, çağırmış o züppeyi! Mert, sinirden gözüm hiçbir şeyi görmüyor. Derin’e söyle, Yavuz’un aracının plakasını canlı konuma alsın. Hemen peşlerine düşüyoruz!
Mert, Yiğit’in sesindeki o vahşi kıskançlığı ve tehlikeli tonu anında sezdi.
— Tamam, sakın kafana göre bir çılgınlık yapma! Emir’le hemen çıkıyoruz, konuma geliyoruz.
Aynı dakikalarda Yavuz’un arabasında buz gibi bir sessizlik vardı. Damla başını cama yaslamış, dışarıdaki binaların akışını izliyordu.
Yavuz gözünü yoldan ayırmadan gülümsedi:
— O yüzbaşı sana iyi davranmıyordu, değil mi? Ben sana dedim Damla, o adamlar senin gibi bir kadına göre değil. Kaba, sert, ne idüğü belirsiz tipler...
Damla başını hızla Yavuz’a çevirdi. Gözleri öfkeyle parladı:
— Kes sesini Yavuz!
Yavuz şaşkınlıkla duraksadı:
— Damla, ben seni korumak için—
— Sana onun hakkında konuşma hakkını kim veriyor?! dedi Damla dişlerinin arasından. — Benim moralim bozuk diye yanına geldim, Yiğit hakkında ileri geri konuşasın diye değil! Sadece sür şu arabayı!
Damla arkasına yaslandı, gözlerini kapattı. Kendi kendine kızıyordu. Yiğit’e duyduğu o öfkenin arkasında aslında devasa bir kıskançlık yattığını bal gibi biliyordu. O Nur denilen kızın ona dokunuşu zihninden gitmiyordu.
On beş dakika sonra, ana artere bağlanan sahil yolunda siyah SUV bir fırtına gibi belirdi.
Yiğit Eren, Derin’in attığı canlı konum sayesinde Yavuz’un aracını tam iki yüz metre ileride tespit etmişti. Dikiz aynasında ise Mert ve Emir’in bulunduğu araç görünmüştü.
Emir telsizden bağırıyordu:
— Yüzbaşım! Sakın adama arkadan vurayım deme, sivil araç!
Yiğit Eren dinlemedi bile. Gaza biraz daha bastı. Aracın motoru bağırdı. Yavuz’un arabasının yanına kadar yanaştı, direksiyonu kırıp önünü kesti!
CIIIIZZZ!
Yavuz acı bir fren koyarak arabayı son anda durdurdu. Damla öne doğru savruldu.
— Ne oluyor lan?! diye bağırdı Yavuz, direksiyona vurarak.
Yiğit Eren kendi aracının kapısını sertçe açtı. Siyah ceketinin altındaki devasa gövdesi ve ölümcül bakışlarıyla arabadan indi. Mert ve Emir de arkadaki araçtan inip hızla yanlarına koştu.
Yiğit Eren, doğrudan Yavuz’un tarafındaki kapıya yürüdü. Kapı kolunu sertçe çekip açtı, Yavuz’u yakasından tuttuğu gibi arabadan dışarı fırlattı!
Yavuz asfaltın üzerine yuvarlandı.
— Sen ne hakla benim önümü kesersin?! diye bağırdı Yavuz ayağa kalkmaya çalışarak.
Yiğit Eren, Yavuz’un üzerine yürüdü, yakasını tekrar kavrayıp arabaya kaportasına yapıştırdı. Yüzünü adamın yüzüne yaklaştırdı, sesi alçak ama yeri göğü inletecek kadar tehlikeliydi:
— Sana ne dedim ben?! 'Damla’nın yakınında seni görürsem o çocukluk hatıralarını sana tek tek yuttururum' demedim mi?!
— Yiğit dur!
Damla arabadan fırladı, ikisinin arasına girmeye çalıştı. Mert de yetişip Yiğit’in kolunu tuttu.
— Yiğit bırak adamı! Bırak!
Yiğit Eren gözlerini Yavuz’dan ayırmadan, nefes nefese Damla’ya döndü. Siyah gözlerinde katıksız bir yangın, gururunu hiçe sayan devasa bir tutku vardı.
— Geliyorsun benimle Damla.
Damla diklendi, öfkeyle haykırdı:
— Gelmiyorum! Sen kim oluyorsun da beni zorla götürüyorsun dağ ayısı?! Git sevgilinin yanına!
Yiğit Eren birden geriye çekildi. Yavuz’u bıraktı. Damla’nın tam karşısına dikildi. Herkesin, Mert’in ve Emir’in önünde, gözlerinin içine bakarak bağırdı:
— O kız benim sevgilim falan değil! Değil duydun mu?! Benim zihnimde de, kalbimde de, evimde de sadece tek bir kadın var! O da sensin ulan, sensin!
Ortalığa buz gibi bir sessizlik çöktü. Mert gözlerini kocaman açtı, Emir nefesini tuttu. Damla ise duyduğu bu itirafla olduğu yerde çakılı kaldı.