3. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM
"ABİ" MESELESİ
Alparslan Başkan’ın odasından çıktıklarında koridordaki sessizlik adeta patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Damla, arkasından gelen iki devasa adama dönüp durdu. Mert başka bir birime geçtiği için şu an meydan sadece üçüne kalmıştı.
Damla, kollarını göğsünde birleştirip önce Emir’e, sonra Yiğit Eren’e baktı. Yüzüne gayet ciddi, hatta biraz da alaycı bir ifade yerleştirdi.
— Madem Alparslan Başkan emretti, madem abim de öyle uygun gördü... Biz de kurallara uyacağız demektir.
Yiğit Eren tek kaşını kaldırdı. Siyah gözlerinde meraklı bir pırıltı belirdi.
— Neymiş o kurallar küçük hanım?
Damla, doğrudan Yiğit’in gözlerinin içine baktı. Dudaklarında meydan okuyan hafif bir tebessüm belirdi.
— Madem siz benim abim sayılıyorsunuz... Bundan sonra öyle olsun. Sonuçta büyüklerimize saygıda kusur etmeyiz, değil mi Yiğit Abi?
"Yiğit Abi" lafı duyulduğu an, Yiğit Eren’in göğsüne görünmez bir hançer saplandı sanki. Yüzündeki o kendinden emin ifade bir saniyeliğine buz kesti. Dün gece duvarın arasında nefes nefese gözlerine baktığı, kokusu burnundan gitmeyen kadın, şimdi ona tam karşısında durmuş, gözünün içine baka baka "Abi" diyordu.
İçinde bir şeyler cayır cayır yandı ama soğukkanlılığını bozmadı. Yüzbaşı Yiğit Eren kolay pes etmezdi. Yavaşça Damla’ya doğru bir adım attı, boy farkından yararlanıp üstten sert bir bakış attı.
— Aferin... Söz dinlemeyi öğrenmen güzel küçük hanım. Madem abinim, ilk kuralımı koyuyorum: Benden habersiz adım atmayacaksın. Abiler kardeşlerini korur, ama laf dinlemeyen kardeşleri biraz sert uyarır.
Damla gözlerini devirdi.
— Sen hiç merak etme Yiğit Abi, ben kendimi korumayı çok iyi bilirim.
Sonra hemen yanındaki Emir’e döndü. Yüzündeki o soğuk ifade bir anda yerini samimi bir gülümsemeye bıraktı.
— Ama Emir Abi ile çok iyi anlaşacağız gibime geliyor. En azından senin gibi sürekli kural saymıyor.
Emir bu durumdan acayip keyif almıştı. Sırıtarak elini göğsüne koydu.
— Eyvallah güzel kardeşim! Bak görüyorsun değil mi Yiğit? Kız akıllı, kimin kafa dengi olduğunu anında çözdü. Bundan sonra Damla Savcım benim korumam altında. Seni hiç yormayız Yiğit Abisi!
Yiğit Eren’in çenesi kasıldı. Bakışları Emir’in üzerine öyle bir kaydı ki, Emir istemsizce bir adım geri çekildi.
— Emir... dedi Yiğit Eren, sesi tehditkar bir şekilde kısılarak. — Devriye raporlarını teslim ettin mi sen? Etmediysen git et. Yoksa seni o bahsettiğin revanilerle birlikte nizamiyeye gömerim.
Emir ellerini havaya kaldırdı.
— Tamam komutanım, kızma! Ben görevimin başındayım. Damla, bir çay-kahve içmek istersen ben kantindeyim kardeşim, bu beton surlu adamla seni baş başa bırakıyorum!
Emir hızla koridordan uzaklaşırken, Damla ile Yiğit Eren yine baş başa kaldı.
Yiğit Eren, Damla’nın o umursamaz, güçlü duruşuna baktı. İçinde bir yerlerde bu kadına karşı koyamadığı bir çekim büyüyordu. O yetenekli bir savcıydı, cesurdu, kimseden korkmuyordu... Ve Yiğit Eren ona fena halde tutulmaya başladığının farkındaydı. Ama Damla’nın ona karşı ördüğü o kalın "Abi" duvarını da görüyordu.
Damla ona adım atmadıkça, o da abi rolünü sonuna kadar oynayıp kızı çıldırtacaktı.
Yiğit Eren yaklaşıp ellerini ceplerine soktu.
— Eee, küçük hanım... Samsun’dan gelen dosyalara bakacağız. Odama geçelim mi, yoksa abine bir kahve yapma nezaketinde bulunacak mısın?
Damla ters bir bakış attı.
— Kahveni git kantinden Emir Abi'nden iste Yiğit Abi. Ben çalışmaya gidiyorum.
Damla arkasını dönüp kendinden emin adımlarla yürümeye başladığında, Yiğit Eren arkasından bakakaldı. Dudaklarında engel olamadığı karanlık, ama hayran dolu bir gülümseme belirdi.
— Bakacağız Savcı Hanım... Bakacağız. O lafları sana nasıl yedireceğim, hep birlikte göreceğiz.
