22. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM

KAVUŞMA VE FİNAL

Damla Koca

Büyük fırtına tamamen dinmiş, Karahan’ın mürekkebi kurumayan dosyası ağır cezada tek celsede kapanmıştı. Şehrin üzerindeki o kapkara bulutlar dağılırken, geriye sadece kurşun geçirmez bir aşk kalmıştı.
Altı ay sonra...
Boğaz’ın kıyısındaki tarihi bir yalıda, hayatlarının en güzel ve en gürültülü günü yaşanıyordu.
Ayla, gelinin giyinme odasında elinde sprey kutusuyla oradan oraya koşuşturuyor, Damla’nın kırık beyaz, zarif dantellerle bezenmiş gelinliğinin duvağını düzeltiyordu. Damla, aynadaki yansımasına bakarken kalbinin ritmine engel olamıyordu. Aynadan arkasında beliren Ayla’ya baktı.
— Ayla, tam bir kaosun ortasındayız farkındasın değil mi? dedi Damla heyecanla tebessüm ederek.
— Ne kaosu kızım! dedi Ayla neşeyle. — Dışarıda 'Bordo Bereliler vs. Adliye Mensupları' maçı var resmen. Mert abinle Emir bahçede halay başı kavgası yapıyor!
Bahçede ise durum tam da Ayla’nın özetlediği gibiydi.
Harici üniformasını jilet gibi taşıyan Yiğit Eren, geniş omuzları ve çelik gibi duruşuyla deniz kenarında dikilmiş, gözünü merdivenlerden ayırmıyordu. Heyecandan parmak boğumları bembeyaz olmuştu.
Yanında duran Mert, Yiğit’in omuzuna sertçe bir tane geçirdi:
— Rahat dur Yüzbaşı! Çatışmaya girmiyorsun, alt tarafı nikah masasına oturacaksın.
Yiğit Eren derin bir nefes verip yakasını hafifçe gevşetti:
— Valla Mert, Karahan’ın sığınağına tek başıma girmek şu an bana daha kolay geliyordu... Kalbim duracak gibi.
Emir, elindeki çeyrek altın kesesiyle yanlarına yanaştı. Üzerindeki jilet gibi takım elbiseye rağmen o muzip sırıtışı yine yüzündeydi:
— Komutanım, yol yakınken vazgeçmeyin diyeceğim ama arkadaki tim elinde silahlarla nöbet tutuyor, yersiniz kurşunu! Ayrıca Mertciğim, baldız baldan tatlıdır ama gelin bizim canımız. Damla Savcım gelince ayağına basmayı unutma Komutanım, yoksa evde emir-komuta zinciri tamamen gider!
Yiğit Eren, Emir’e dik bir bakış attı:
— Emir... Nikah şahidimsin diye seni bu denizden atmayacağımı sanma.
Merdivenlerin başında bir anlık sessizlik oldu.
Damla, duvağının altından süzülen ışıkla merdivenlerin başında belirdi. Yiğit Eren başını kaldırdığı an gözleri kilitlendi. Zihnindeki bütün askeri taktikler, operasyon planları o saniyede silindi gitti. Karşısında duran kadın, hayatında gördüğü en büyüleyici şeydi.
Yiğit, ağır adımlarla merdivenlere yürüdü. Damla’nın yanına varıp elini tuttu. Eğilip kızın elinin üstüne uzun, derin bir öpücük kondurdu.
— Çok güzelsin güzelim... dedi Yiğit Eren, sesi titreyerek. — Bu dünyadaki her şeye değersin.
— Sen de fena değilsin dağ ayısı... dedi Damla gözleri dolarak. — Üniforma yakışmış.
Nikah masasında Alparslan Başkan nikah şahidi olarak oturuyordu. İmzalar atılıp o meşhur "Evet!" sesleri Boğaz’da yankılandığında, Damla hiç tereddüt etmeden Yiğit Eren’in ayağına sertçe bastı.
Bütün tim ve davetliler kahkahalara boğulurken, Yiğit Eren acıyla karışık gururlu bir tebessümle Damla’nın alnını tutup derin bir öpücük kondurdu.
— Bütün ömrüm senin emrinde Savcı Hanım, dedi Yiğit fısıltıyla.
— Biliyorum Yüzbaşı... dedi Damla gülümseyerek, adama sımsıkı sarılırken. — Artık ömür boyu benim korumam altındasınDüğün salonundaki müzik yerini hareketli bir Karadeniz havasına bıraktığında, ortam tam anlamıyla bir şenlik alanına dönüştü. Damla ve Yiğit Eren nikah masasından kalkmış, tebrikleri kabul ederken Emir yine sahnenin tam ortasına kurulmuştu.
Elinde microfon gibi tuttuğu tahta kaşıklarla pistin ortasında dönüp duran Emir, ter içinde kalmış halde doğrudan Yiğit Eren ve Mert’in durduğu masaya seğirtti. Yüzünde o çocuksu, muzip çaresizlik vardı.
— Yüzbaşım! Vallahi billahi dayanamıyorum artık! dedi Emir, nefes nefese kalmış bir halde ceketinin düğmelerini çözerken. — Bütün tim tek tek başını yakıyor! Sen evlendin, Damla Savcım seni helalinden ehlileştirdi... Ben niye hâlâ bekarım? Yiğit Komutanım, beni de ever gözünü seveyim! Bir el at şu garip kardeşine!
Yiğit Eren, yanındaki Damla’nın belini sıkıca sarıp Emir’e alaycı bir tebessümle baktı. Siyah gözlerinde o nadir görülen neşeli ışık vardı.
— Emir, seni alana hayır kurumu derler oğlum, dedi Yiğit Eren başını sallayarak. — Kim çeksin senin bu çeneni? Ama çok istiyorsan seni başı bağlı birine yapalım.
— Kimmiş o komutanım? Söyle hemen yarın istemeye gidelim!
Yiğit Eren hiç istifini bozmadan Mert’i işaret etti:
— Seni Mert’le everelim. Mert’in çenesi sağlamdır, seni anca o zapt eder.
Emir o an heyecanla arkasına bile bakmadan Mert’e doğru atıldı, kollarını açıp nefes nefese konuştu:
— Valla olur! Mert gel helalim ol, yeter ki şu bekar kütüğünden düşeyim! Kız tarafı da sen olursun, altınları eşit bölüşürüz—
Mert elindeki soda şişesiyle Emir’in kafasına hafifçe vurup onu geriye itti:
— Ne diyorsun ulan sen?! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Yürü git şuradan!
Emir bir an duraksadı. Mert’in çatık kaşlarına, ardından Yiğit ile Damla’nın bıyık altından gülmelerine baktı. Durumu anladığı an gözleri kocaman açıldı, elini göğsüne koyup sahte bir şokla geriledi:
— Dur bir dakika... Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Şaka mı bu?! Yüzbaşım, ben burada evlilik aşkıyla yanıp tutuşuyorum, siz beni Mert gibi bir adamın kucağına atıyorsunuz! Bu adamın bakışları bile terör örgütü gibi, beni ilk haftadan şehit eder!
Damla kahkahalarını tutamayarak söze girdi:
— Emir, Mert seni evlatlık bile almaz, ne helali?
— Savcım siz de mi birleştiniz bu dağ ayısıyla? dedi Emir mağdur bir tavırla. — Ayla Hanım! Ayla Hanım neredesiniz? Bak buradaki rütbeliler bana mobbing uyguluyor!
O sırada Ayla, elinde pembe yelpazesiyle masaya yanaştı. Emir’e yukarıdan aşağıya şöyle bir bakıp yelpazesini salladı:
— Ay Emir, seni alan üç günde kahrından verem olur. Pembe arabama bile bindirmem seni, hiç bakma öyle!
— Ayla Hanım ayıp oluyor ama! Ben 'operasyonların aranan yüzü, timin neşesi' Üsteğmen Emir’im! Pembe arabanıza çok güzel kask maskotu olurum aslında...
Bütün masa ve etraftaki tim mensupları Emir’in bu hallerine kahkahalarla katılırken, Alparslan Başkan masaya yaklaştı. Elindeki çay bardağıyla Emir’in omuzuna vurdu:
— Emir! Boş konuşmayı bırak da timi topla. Birazdan zeybek çalacak, bordo berelilerin hakkını verin bakalım.
Emir anında jilet gibi dikleşip temenni çaktı:
— Emredersiniz Başkanım! Zaten evlenemedik, bari sahada hünerlerimizi sergileyelim!
Davulun ve zurnanın ilk vuruşuyla birlikte Yiğit Eren, Mert, Emir ve timin diğer üyeleri pistin ortasında halka kurdu. Yiğit Eren, gelinliğinin içinde parıldayan Damla’ya bakarak dizini yere vurduğunda, gecenin fırtınaları tamamen geride kalmış, geriye sadece kahkahalar ve o kırılmaz dostluk bağları kalmıştı.Yalının o ışıl ışıl, gürültülü hengamesi nihayet sona ermiş, davetliler birer birer çekilmişti.
Ayla’yı pembe arabasıyla evine uğurladıktan sonra Mert ve Emir de vedalaşmıştı. Emir giderken bile hâlâ "Komutanım balayında beni de çağırın, bavula sığarım valla" diye şakasını yapmış, Mert’in "Yürü git Emir!" diye bağırmasıyla son kahkahalar da gecenin serinliğine karışmıştı.
Şimdi şehir derin bir sessizliğe gömülmüş, Yiğit Eren ile Damla yeni hayatlarının ilk gecesinde kendileri için hazırlanan o sessiz, huzurlu eve varmışlardı.
Evin geniş salonundaki büyük camdan içeri süzülen ay ışığı, içeriyi loş bir güzellikle aydınlatıyordu. Dışarıdaki o büyük çatışmalar, telsiz sesleri, Karahan’ın tehditleri ve düğünün yorucu coşkusu geride kalmıştı. İkisinin arasında artık sadece katıksız bir huzur vardı.
Damla, topuklu ayakkabılarını kapının girişinde çıkarıp derin bir nefes verdi. O zarif ama ağır gelinliğin içinde bütün gün dimdik durmaktan bitkin düşmüştü. Saçlarındaki duvağını düzeltmeye çalışırken arkasında bir hareketlilik hissetti.
Yiğit Eren, ceketini ve kravatını çıkarıp bir kenara bırakmıştı. Ağır ve sessiz adımlarla Damla’nın arkasına geçti. Nasır tutmuş büyük elleri, nazik bir dokunuşla Damla’nın duvağına uzandı ve tokayı yavaşça çözerek duvağı kenara koydu.
Damla aynadaki yansımalarından Yiğit’in gözlerine baktı. Siyah gözlerinde artık o eski sert, şüpheci veya çaresiz bakışlardan eser yoktu; sadece sonsuz bir sadakat ve derin bir aşk parıldıyordu.
— Yorulduk değil mi Savcı Hanım? dedi Yiğit Eren, sesi alçak, pürüzlü ve huzur doluydu.
Damla arkasını dönüp ellerini Yiğit’in geniş göğsüne koydu. Başını adama doğru kaldırıp gülümsedi:
— Hayatımın en güzel yorgunluğuydu dağ ayısı... Bütün o kaosa, kavgalarımıza rağmen seninle burada olmak...
Yiğit Eren kollarını Damla’nın beline sıkıca doladı. Onu incitmekten korkar gibi ama bir daha asla bırakmayacak kadar tutkuyla kendine çekti. Eğilip dudaklarını Damla’nın şakaklarına, ardından burnunun ucuna kondurdu.
— Seni kaybettiğimi sandığım her an içimden bir şeyler koptu Damla... dedi Yiğit fısıltıyla. — Ama şimdi buradasın. Benimlesin. Benim karımsın.
Damla, parmak uçlarında yükselip ellerini Yiğit’in ensesinde birleştirdi. Gözlerinin içine bakarak fısıldadı:
— Seninleyim Yiğit... Ömrümün sonuna kadar.
Yiğit Eren, kızın dudaklarına bu kez hiçbir öfke, hiçbir acele veya kaçış olmadan; sadece sonsuz bir aşk ve teslimiyetle dokundu. Aralarındaki o bütün fırtınalar, o imkansızlıklar bu sıcak ve derin öpücükle sonsuza dek eriyip gitti.Üç Yıl Sonra...
İstanbul’un Karadeniz kıyısındaki o sakin sahil kasabasında, sabahın ilk ışıkları ahşap iki katlı evin bahçesine vuruyordu. Denizden gelen hafif esinti, bahçedeki çam kokularıyla birbirine karışıyordu.
Yiğit Eren, üzerindeki siyah t-shirt ve eşofmanıyla bahçedeki ahşap verandada oturmuş, bir elinde sıcak çay bardağıyla denizi izliyordu. Ama siyah gözlerindeki o eski sert, tetikte bekleyen bakışların yerini; derin, katıksız bir huzur almıştı. Özel Kuvvetler’deki Binbaşı rütbesine rağmen, evindeyken sadece tutkulu bir adam ve aşık bir kocaydı.
Evin üst katından gelen hafif ayak sesleriyle tebessüm etti.
Damla, üzerine geçirdiği geniş kazak ve saçındaki dağınık topuzla verandaya adım attı. Yüzünde sabahın mahmurluğu vardı ama gözleri tıpkı üç yıl önceki gibi parlak ve hırçındı. Ağır Ceza Hakimi olmuş, adliyenin en çekinilen ama en adil isimlerinden biri haline gelmişti.
Damla, Yiğit’in yanına yanaşıp hiç düşünmeden adamın kucağına oturdu. Yiğit Eren, boşta kalan kolunu anında kızın beline dolayıp onu kendine çekti. Eğilip kokusunu derin bir nefesle içine çekerek saçlarının arasına uzun bir öpücük kondurdu.
— Günaydın Hakim Hanım, dedi Yiğit Eren, sesi alçak ve pürüzlüydü. — Yine çok sert bakıyorsunuz sabah sabah.
— Sana bakıyorum dağ ayısı, dedi Damla gülümseyerek. Başını Yiğit’in geniş göğsüne yasladı. — Duruşma salonundaki sanıklara değil.
— Biliyorum... O yüzden böyle sakinim ya zaten.
Tam o sırada bahçe kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri giren iki kişi ve arkalarından gelen klakson sesi sabahın sessizliğini darmadağın etti.
— Yüzbaşım! Yani Binbaşım! Biz geldik!
Emir, kucağında devasa bir oyuncak ayı ve elinde börek poşetleriyle bahçeye daldı. Arkasından Mert, elinde çay termosuyla içeri girdi. Sahil yoluna park etmiş olan o tanıdık fosforlu pembe Mini Cooper’dan ise Ayla indi, kocaman güneş gözlüklerini düzeltip bağırdı:
— Ay ben bu kasabanın yollarına bayıldım! Damla, uyanmadın değil mi daha?
Mert, Emir’in ensesinden tutup kenara çekti:
— Rahat dur Emir, sabahın köründe adamların evini bastık zaten.
Emir hiç bozuntuya vermeden verandaya fırladı, kucağındaki dev oyuncağı masaya bıraktı:
— Ne basması Mertciğim? Biz aile bağlarını güçlü tutuyoruz! Ayrıca bekar bir adam olarak bu evdeki huzuru sabote etmek benim en doğal hakkım.
Emir, Yiğit ile Damla’ya bakıp gözlerini kıstı:
— Bakıyorum da Binbaşım, 'Ben kimseye bağlanmam, benim tek aşkım vatan' diyordun... Şimdi Hakim Hanım’ın dizinin dibinde kuzu gibi oturuyorsun.
Yiğit Eren, Damla’yı belinden daha da sıkı sarıp Emir’e dik bir bakış attı:
— Emir... Sabah sabah seni bu denizden toplamayayım, otur adam gibi böreğini ye.
— Emredersiniz Komutanım! Ben sadece tim içi hiyerarşiyi kontrol ediyordum.
Ayla ve Mert de verandadaki masaya kurulurken, bahçe bir anda o eski dostların neşeli kahkahalarıyla doldu.
Damla, başını Yiğit’in göğsüne biraz daha bastırdı. Yaşadıkları o büyük fırtınalar, vurulmalar, kaçırılmalar ve kurşun sesleri geride kalmıştı. Şimdi yanlarında dostları, ellerinde sıcak çayları ve kalplerinde hiç sönmeyecek devasa bir aşk vardı.
Yiğit Eren, Damla’nın elini kenetleyerek kulağına fısıldadı:
— Seni her şeyden çok seviyorum güzelim. Bütün ömrüm boyunca...
Damla, adama bakıp içtenlikle gülümsedi:
— Ben de seni dağ ayısı... Bütün ömrüm boyunca.
SON