6. bölüm · DAĞ AYISI VE SAVCI HANIM
BASTIRILAMAYAN ÖFKE
Ertesi sabah İstihbarat Binası’nın koridorları her zamanki gibi ciddi bir hareketlilik içindeydi. Ancak 3. kattaki koridorda yürüyen Damla Savcı’nın adımları, binadaki tüm askeri disiplini gölgede bırakacak kadar tehditkardı. Topuklu ayakkabılarının mermerde çıkardığı her tık sesi, yaklaşan fırtınanın habercisi gibiydi.
Damla, üzerinde Yüzbaşı Yiğit Eren yazan ahşap kapının önüne geldiğinde duraksamadı bile. Kapıyı çalma nezaketinde bulunmadan, sertçe iterek içeri daldı ve arkasından çarparak kapattı.
GÜM!
Masasında oturmuş, elindeki operasyon haritalarını inceleyen Yiğit Eren başını yavaşça kaldırdı. Damla’nın gözlerinden saçılan kıvılcımları gördüğünde hiç şaşırmadı. Aksine, beklediği an gelmiş gibi geriye yaslandı, kollarını göğsünde birleştirdi.
— Günaydın küçük hanım, dedi Yiğit Eren, sesindeki o sınır bozucu sakinlikle. — Kapı çalma alışkanlığın olmadığını bilmiyordum.
Damla masaya doğru iki büyük adım atıp ellerini ahşap masanın üzerine sertçe dayadı. Yiğit’in üzerine doğru eğildi.
— Bana bak dağ ayısı! Dün geceki o saçmalık da neydi?! Sen beni gizlice takip etme cüretini nereden buluyorsun?!
Yiğit Eren istifini bozmadan tek kaşını kaldırdı.
— Gizli takip sayılmazdı. Mekanın ortasında oturdum, gözünün içine baktım. Bayağı açık bir takipti.
— Dalga geçme benimle! dedi Damla dişlerinin arasından. — Ben yetkili bir cinayet savcısıyım! Kendi başımın çaresine bakabilirim. Senin o kasıntı gövdeni koyup 'Ben abisiyim' diye racon kesmene ihtiyacım yok!
Yiğit Eren bir anda masaya dayandığı yerden doğruldu. 1.92'lik gövdesiyle ayağa kalktığında aralarındaki mesafe tehlikeli bir şekilde kısaldı. Masanın etrafından dolaşıp Damla’nın tam karşısında durdu.
— Racon kesmedim Savcı Hanım, dedi Yiğit Eren. Sesi artık alaycı değil, derin ve sertti. — O iki züppeyi oradan defettim. Ayrıca unutuyorsun sanırım, Karahan denilen piskopatın adamları İstanbul'da cirit atıyor. Ve hedefindeki ilk kişi sensin.
Damla pes etmedi, başını dikleştirip Yiğit’in zifiri karanlık gözlerine baktı.
— Bu benim işimin bir parçası! Korkacak olsaydım bu cübbeyi giymezdim. Gölgem gibi peşimde dolanamazsın, anlayabiliyor musun beni duvar sıvası? Nefesini ensemde istemiyorum!
Yiğit Eren bir adım daha attı. Şimdi aralarında sadece birkaç santim vardı. Damla’nın esmer, cesur yüzüne, sinirden hızlı hızlı inip kalkan göğsüne baktı. Kızın buram buram yayılan kokusu zihnini bulandırıyordu.
Yiğit Eren, elini refleksle kaldırıp Damla’nın yüzüne dökülen bir tutam siyah saçı parmaklarının ucuyla yavaşça kulağının arkasına itti. Dokunuşu o kadar beklenmedikti ki, Damla bir anlığına nefesini tuttu.
Yiğit Eren eğildi, sesi sadece ikisinin duyabileceği fısıltılı bir ton aldı:
— Nefesimi ensemde istemiyorum diyorsun... Ama dün gece o iki adam sana yaklaştığında gözlerin neden beni aradı Damla?
Damla’nın kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Adının onun dudaklarından böyle ilk defa çıkışı, ruhunda bir yerleri sarstı. Ama geri adım atmadı, gözlerini onun dumanlı bakışlarından ayırmadı.
— Sen fazla hayal kuruyorsun Yüzbaşı. Ben seni aramadım. Sadece o kaba cüssenle ortama uymadığın için dikkat çekiyordun.
Yiğit Eren hafifçe gülümsedi. O soğuk yüzüne nadiren uğrayan, ama uğradığında insanı mahveden bir gülüştü bu.
— Öyle olsun bakalım... Ama ne dersen de, Alparslan Başkan emri kaldırmadığı sürece o nefes ensemde duracak. İster 'dağ ayısı' de, ister 'duvar sıvası'... Ben seni koruyacağım.
Damla tam ona sert bir cevap verecekti ki, odanın kapısı aniden açıldı.
— Yüzbaşım! Karahan’ın telsiz kestirmesi düş...
İçeri dalan Emir, ikisini birbirine bu kadar yakın ve elektrik saçan bir halde görünce sözünü pat diye kesti. Gözleri bir Damla’ya, bir Yiğit’e kaydı. Yüzünde anında o muzip sırıtış belirdi.
— Ooo... Bölüyorum galiba? 'Abiler ve Kardeşler' Derneği yıllık genel kurul toplantısı mı vardı?
Damla hızla bir adım geri çekilip üstünü başını düzeltti. Yanaklarının kızardığını gizlemeye çalışarak öfkeyle Emir’e döndü:
— Bölmüyorsun Emir Abi! Zaten bu dağ ayısına laf anlatmaktan ciğerim solmuştu. Ben odamdayım!
Damla, Yiğit Eren’e son bir ters bakış fırlatarak fırtına gibi odadan çıktı.
Emir kapıyı kapatıp Yiğit’e döndü, ıslık çaldı.
— Yüzbaşım... Odadaki statik elektrikten saçlarım dikildi valla. Sen bu kızı korumaya mı çalışıyorsun, yoksa aklını başından almaya mı?
Yiğit Eren masasına dönüp sert bir nefes verdi.
— İkisi de Emir... İkisi de
