Bir demet kadife gülüm başka bir evre 2.kitap kitap kapağı

8. bölüm / 30

8.bölüm-yanındayım-

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 8.bölüm-yanındayım-

Bu kitapta yer alan bilgi ve anlatımların tamamının tarihî veya bilimsel olarak doğruluğu kesin değildir. Eserde yer alan bazı olaylar, kişiler ve bilgiler kurgu amacıyla değiştirilmiş, yorumlanmış veya yazarın hayal gücüyle şekillendirilmiş olabilir. Bu nedenle kitapta bulunan bilgilerin tamamı kesin ve resmî kaynak olarak değerlendirilmemelidir.

Tam o anda evde…
Hazen gözlerini araladı.
İçine açıklayamadığı bir huzursuzluk çökmüştü.
Başını yana çevirdi.
Murathan, Gazel’in yanında mışıl mışıl uyuyordu.
Ama…
Banu yoktu.
Hazen hemen doğruldu.
Önce salona baktı.
Sonra mutfağa.
Sonra diğer odalara.
Hiçbirinde yoktu.
Kalbi sıkıştı.
Gece insanın içine kötü düşünceler doldururdu.
Hele ki son yaşananlardan sonra…
Hızlıca üstüne bir şal aldı.
Kapıyı açıp geceye çıktı.
Hava buz gibiydi.
Sokak lambalarının altında yürüdü.
Sağa baktı.
Sola baktı.
Ve biraz ileride…
Çimlerin üzerinde çökmüş bir siluet gördü.
Banu’ydu.
Omuzları titriyordu.
Sessiz sessiz ağlıyordu.
Hazen hiç düşünmeden koştu.
“Banu!”
Banu başını kaldırdı.
O gözler…
Bir insanın dünyası yıkıldığında öyle bakardı işte.
Hazen hemen yanına çöktü.
“Bu halin ne?”
“N’oldu?”
Banu konuşmaya çalıştı.
“Ben… ben…”
Ama devamı gelmedi.
Çünkü bazı acılar kelime olmuyordu.
Hazen hiçbir şeyi tam bilmiyordu henüz.
Ama anladı.
Bir şey kırılmıştı.
Hem de çok derinden.
Hiç düşünmeden kollarını açtı.
Banu bir anda ona sarıldı.
Öyle sıkı sarıldı ki…
sanki bırakırsa parçalanacaktı.
Hazen saçlarını okşadı.
“Yanındayım.”
Sesi çok yumuşaktı.
“Tamam mı?”
“Ne olursa olsun yanındayım.”
Banu daha sıkı sarıldı ona.
Ve yaklaşık on beş dakika boyunca…
öylece kaldılar.
Ne konuşabildiler.
Ne toparlanabildiler.
Sadece birbirlerinin omzunda ayakta durmaya çalıştılar.
Sonunda Hazen sessizce sordu:
“Kavga mı ettiniz?”
Banu gözlerini sildi.
Ve anlatmaya başladı.
Batuhan’ın gece karakola gidişini…
Feyza’yla konuşmasını…
Elini tutmasını…
Sonra bahçede söylediklerini…
Tarikat meselesini.
Sergideki tanışmanın planlı olduğunu.
Her şeyi.
Her cümlede Hazen’in yüzü biraz daha değişiyordu.
Şaşkınlık…
öfke…
inanamama.
Banu’nun sesi titredi.
“En baştan beri…”
“Sergide karşılaşmamız bile planlıymış.”
Hazen’in dudakları aralandı.
“Ya Mehmet?”
Banu başını salladı.
“Mehmet’i de kandırmış.”
“Onun hiçbir şeyden haberi yokmuş.”
Hazen boşluğa baktı.
Sanki bastığı yer kayıyordu.
“Onu da ha…”
Fısıltıyla çıktı sesi.
Sonra dönüp Banu’ya baktı.
Ve onu tekrar sıkıca sardı.
“Biz…”
Sesi kırıldı.
“Biz nasıl bir çukura düştük…”
“Nasıl bir yalanın içindeyiz…”
Banu ağlayarak konuştu.
“O çukura ben seni sürükledim Hazen…”
Hazen hemen başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Sesi bu kez daha netti.
“Birlikte düştük biz o çukura.”
Banu gözlerini kaldırdı.
Hazen onun elini tuttu.
“Şimdi de birlikte çıkacağız.”
Banu’nun gözlerinden yaş yeniden aktı.
Ama bu kez tamamen yalnız hissetmiyordu.
Yavaşça Hazen’in koluna girdi.
Ve iki kadın…
Gecenin ayazında,
kırılmış güvenlerin arasında,
sessizce eve doğru yürüdüler.Hazen ile Banu eve girdiklerinde ev sessizdi.
Ama o sessizlik huzurlu değildi artık.
İnsanın içine çöken türdendi.
Salona girdikleri anda ikisi de durdu.
Mehmet ayaktaydı.
Bir kolunda Murathan…
diğer kolunda Gazel vardı.
İki bebeği de sakinleştirmeye çalışıyordu.
Ama asıl sakin durmaya çalışan kendisiydi.
Çünkü anlamıştı.
Tıpkı Hazen gibi.
Bir şeylerin koptuğunu anlamıştı.
Mehmet gözlerini önce Banu’ya çevirdi.
Şişmiş gözler.
Titreyen eller.
Sonra Hazen’e baktı.
“Ne oldu?”
Sesi bile değişmişti.
Hazen derin bir nefes aldı.
Ve her şeyi tek tek anlattı.
Batuhan’ın gece karakola gidişini…
Feyza’yla bağlantısını…
Tarikatı…
Sergideki planı…
Hepsini.
Her cümlede Mehmet’in yüzü biraz daha taş kesildi.
Konuşmadı.
Sadece dinledi.
Çünkü bazı acılar bağırarak değil…
susarak vururdu insana.
Batuhan onun çocukluk arkadaşıydı.
Beraber büyümüşlerdi.
Aynı sırada oturmuşlardı.
Aynı kavgaya girmişlerdi.
Aynı sofraya oturmuşlardı.
Ve şimdi…
O adamın bütün hayatı yalan çıkmıştı.
Mehmet yavaşça Murathan’a baktı.
Sonra gözlerini kapadı.
İlk kez ihaneti iliklerine kadar hissediyordu.
Sabah olduğunda kapı çaldı.
Evde herkes ayaktaydı zaten.
Kimsenin uyuduğu yoktu.
Kapıyı Mehmet açtı.
Karşısında Batuhan vardı.
Yüzü çökmüştü.
Gözleri kan çanağı gibiydi.
“Murathan’ı…”
Sesi kısıldı.
“Son kez görmeye geldim.”
Mehmet kapının önünde dikildi.
Çekilmedi.
Uzun süre sadece baktı ona.
Sonra konuştu.
“Sen…”
Sesi titredi.
“Sen sadece Banu’ya değil…”
“Kazığı bana da attın Batuhan.”
Batuhan başını eğdi.
Mehmet devam etti.
“Küçüklüğümüzden beri yediğimiz ayrı gitmedi lan bizim.”
“Ben seni kardeşim bildim.”
“Evime soktum.”
“Çocuğumu emanet ettim.”
Sesi sertleşti.
“Sen ne yaptın?”
“Bizi izledin.”
“Hayatımıza girdin.”
“Ve sustun.”
Batuhan’ın gözleri doldu.
Ama Mehmet durmadı.
“Ben düşmanı dışarda sandım…”
“Meğer yanı başımdaymış.”
Bu cümle Batuhan’ın içine oturdu.
Bir anda Mehmet’e sarıldı.
Zorla.
Mehmet ilk anda itmedi onu.
Çünkü o sarılmaya…
o kadar çok ihtiyacı vardı ki.
Çocukluklarına.
Eskiden kalan o temiz dostluğa.
Yaklaşık üç dakika boyunca öyle kaldılar.
İki kırılmış adam gibi.
Sonra Mehmet yavaşça Batuhan’ı itti.
Gözleri doluydu ama sesi sertti.
“İhanetin affı olmaz…”
Durdu.
Ve ilk kez tam adıyla seslendi ona.
“Batuhan Şimşek.”
Batuhan’ın yüzü düştü.
Çünkü Mehmet ona hiçbir zaman soyadıyla hitap etmezdi.
Bu…
bir bağın koptuğu andı.
Batuhan acı acı gülümsedi.
“Batuhan Şimşek ha…”
Fısıltıyla söyledi bunu.
Sonra içeri geçti.
Murathan’ı kucağına aldı.
Titreyen elleriyle oğlunun saçlarını okşadı.
Uzun uzun baktı ona.
Sanki ezberliyordu yüzünü.
Sonra alnından öptü.
Ve hiçbir şey demeden…
çekip gitti.
Mehmet, Batuhan gittikten sonra kapının önünde öylece kaldı.
Kapı kapanmıştı.
Ama sanki kapanan sadece kapı değildi.
Bir ömürlük dostluktu.
Ev sessizdi.
İnsan bazen kalabalığın içinde yalnız hissederdi.
Ama Mehmet ilk kez gerçekten ıssız hissetti kendini.
Çocukluğunu kaybetmiş gibiydi.
Beraber büyüdüğü adamı…
kendi elleriyle uğurlamıştı sanki.
Başını eğdi.
Tam o anda Hazen sessizce yaklaştı.
Hiç konuşmadı.
Sadece sarıldı ona.
Ve Mehmet’in içindeki o korkunç boşluk…
bir anlığına hafifledi.
Çünkü bazı insanlar konuşarak değil,
varlığıyla iyileştirirdi.
Hazen öyle sarıldı ki…
sanki Mehmet’in içindeki bütün yalnızlığı söküp almak ister gibiydi.
Mehmet gözlerini kapadı.
Alnını Hazen’in omzuna yasladı.
İlk kez güçlü durmaya çalışmadı.
Hazen o günlerde hem Mehmet’e hem Banu’ya şifa olmaya çalışıyordu.
Birine umut oluyordu.
Diğerine omuz.
Banu geceleri ağladığında yanında oluyordu.
Mehmet sustuğunda onun yerine konuşuyordu.
Ama bir şeyi unutuyordu.
Kendisini.
Çünkü o da kırılmıştı aslında.
Belki Banu gibi kalbini vermemişti Batuhan’a.
Belki Mehmet gibi çocukluğunu paylaşmamıştı.
Ama güvenmişti.
Onu dost bilmişti.
Aileden saymıştı.
Gazel’i emanet edecek kadar güvenmişti hatta.
Bu ihanet onu da yaralamıştı.
Ama belli etmedi.
Çünkü bazı insanlar kendi acısını en sona bırakırdı.
Üç gün sonra boşanma davası görüldü.
Her şey kısa sürdü.
Hakim dosyalara baktı.
İmzalar atıldı.
Ve tek celsede…
Banu ile Batuhan boşandı.
Bir zamanlar aynı hayalleri kuran iki insan…
Artık resmen yabancıydı.
Banu salondan çıkarken dönüp bakmadı bile.
Çünkü bazen insanın içindeki sevgi bir anda bitmezdi.
Ama güven bittiğinde…
geri kalan her şey yavaş yavaş ölürdü.
Batuhan arkasından sadece baktı.
Sessizce.
Çünkü kaybettiği şeyin farkına yeni varıyordu.
Banu artık yalnızdı belki.
Ama yanında artık “Batuhan” adlı bir yalan yoktu.
Ve onların sahte temeller üstüne kurulmuş aşkı…
o mahkeme salonunda sonsuza dek bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…