12. bölüm · Bir demet kadife gülüm başka bir evre 2.kitap
12.bölüm- melek oldular -
Bu kitapta yer alan bilgi ve anlatımların tamamının tarihî veya bilimsel olarak doğruluğu kesin değildir. Eserde yer alan bazı olaylar, kişiler ve bilgiler kurgu amacıyla değiştirilmiş, yorumlanmış veya yazarın hayal gücüyle şekillendirilmiş olabilir. Bu nedenle kitapta bulunan bilgilerin tamamı kesin ve resmî kaynak olarak değerlendirilmemelidir.
Banu, Murathan’ı kucağına almış annesiyle Demir’i tanıştırırken…
Hazen evdeydi.
Sessizdi.
Dolabın kapağını açtı.
İçeriden siyah, sade bir elbise çıkardı.
Uzun zamandır giymediği türden bir elbise.
Yavaşça giydi.
Sonra Gazel’in dolabına yöneldi.
Minicik siyah elbiseyi çıkarıp kızına giydirdi.
Gazel aynaya bakıp merakla sordu:
“Anne…”
“Niye giydik bunları?”
Hazen kızının saçını düzeltti.
Yutkundu.
“Anneannen ile dedene gidiyoruz kızım.”
Yola çıktılar.
Arabada sessizlik vardı.
Mehmet direksiyondaydı.
Arka koltukta Gazel, elindeki küçük çiçek demetine sıkı sıkı sarılmıştı.
Bahçeden kendi toplamıştı o gülleri.
“Anneanneme götürcem.”
demişti sabah.
Hazen o an ağlamamak için mutfağa kaçmıştı.
Mezarlığa vardıklarında rüzgâr hafif hafif esiyordu.
Gökyüzü griydi.
Toprak kokusu insanın içine işliyordu.
Hazen yavaş adımlarla o iki mezarın başına geldi.
Durdu.
Uzun uzun baktı.
Sanki yıllardır görmediği insanlara bakıyormuş gibi.
Gazel de mezarlara bakıyordu şaşkınca.
Hazen diz çöktü.
“Anneannen ve deden kızım…”
Sesi titredi biraz.
“Doya doya sarılamayacağını söylemiştim ya…”
Gazel mezara bakıp masumca sordu:
“Peki anneannem ve dedem neden yatıyorlar?”
Hazen’in gözleri doldu.
Ama gülümsedi yine de.
“Onlar melek oldu güzelim.”
Gazel birkaç saniye düşündü.
Sonra minicik ayaklarıyla mezarın başına yürüdü.
Elindeki bir demet gülü dikkatlice bıraktı.
Hazen o an dayanamadı.
Gözyaşları sessizce aktı.
Mezara baktı.
“Annem…”
“Babam…”
“N’olur bakın…”
“Torununuz.”
Gazel’e baktı.
Sonra boğazı düğümlendi.
“Hani derdin ya…”
‘Kızın olursa adını Gazel koy’ diye…”
Başını eğdi.
“Koydum.”
Tam o sırada Mehmet’le göz göze geldi.
Mehmet’in yüzündeki ifade değişti.
Çünkü o an öğrenmişti.
“Gazel” isminin aslında Hazen’in annesinden kalan bir hayal olduğunu…
Ve ilk kez o ismin neden bu kadar özel söylendiğini anladı.
Sessizce Hazen’in elini tuttu.
Hiçbir şey demedi.
Karamel’den sonra Hazen hiçbir hayvana yaklaşamamıştı.
Karamel…
Onun Mehmeti beklerkenki yoldaşıydı
Evin neşesi gibiydi.
Ve bir yıl önce yaşlılıktan öldüğünde Hazen günlerce ağlamıştı.
O yüzden Mehmet bile şaşırdı biraz sonrasında olanlara.
Fatiha okurlarken…
Hazen’in koluna bir şey sürtündü.
Bir anda ürperdi.
Başını çevirdiğinde bembeyaz bir kedi gördü.
Ne tam yavruydu…
ne de büyümüş sayılırdı.
Kar gibi beyazdı.
Gözleri dikkatle Hazen’e bakıyordu.
Hazen yavaşça eğildi.
Elini uzattı.
Kedi kaçmadı.
Tam tersine…
Başını Hazen’in avcuna yasladı.
Hazen sever sevmez de ona sokuldu.
Sanki yıllardır onu tanıyormuş gibi.
Mehmet de şaşkınlıkla baktı.
Tam o sırada mezarlık bekçisi yanlarına geldi.
Mehmet kediyi gösterdi.
“Bu kedi hep burada mı?”
Bekçi kaşlarını çattı.
“Yok…”
“Daha önce hiç görmedim.”
Sonra mezarlığa baktı.
“Buraya daha önce bir tane bile hayvan gelmemişti ilk…”
Hazen kediyi kucağına aldı.
Kedi yine başını onun göğsüne yasladı.
Hazen usulca Mehmet’e baktı.
“Mehmet…”
“Besleyelim mi?”
Mehmet gülümsedi.
“Sen istiyorsan…”
“Neden olmasın?”
O gün o kedi eve geldi.
Ve garip olan şuydu…
Kedi Hazen’den bir an bile ayrılmıyordu.
Mutfağa gidince peşinden gidiyor…
Koltuğa oturunca yanına kıvrılıyor…
Gece uyurken yatağın ucunda bekliyordu.
Sanki…
Uzun zamandır ait olduğu yere geri dönmüş gibiydi ,yada hiç gitmediği yere geri dönmüş gibi.
