49. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında
BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN
Sınırın sıfır noktasında, kayalıkların arasına gizlenmiş betonarme sığınak, dışarıdan bakıldığında sadece bir tepe gibi görünüyordu. Ancak içeride, jeneratörün düzenli mırıltısı ve Aras’ın metalik sesi yankılanıyordu. Aras, bir hafta içinde mucizevi bir şekilde toparlanmıştı. Yaraları hala sızlasa da, Elif’in o kulübedeki duruşu onun için en büyük merhem olmuştu.
Sığınağın ortasındaki geniş masanın üzerinde haritalar, şifreli belgeler ve parçalara ayrılmış silahlar duruyordu. Aras, masanın üzerindeki bir HK-33 piyade tüfeğini saniyeler içinde toplayıp sürgü kolunu sertçe çekti. Metalin metale çarpma sesi, sığınağın duvarlarında bir savaş tamtamı gibi yankılandı.
O sırada sığınağın eski radyosundan, Aras’ın ruhundaki fırtınayı temsil eden o heybetli ezgi duyulmaya başladı:
"Tuna nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor...
Şanı büyük Osman Paşa,
Plevne'den çıkmam diyor..."
"Nefes Al, Gözcü"
Aras, tüfeği bıraktı ve köşede duran Elif’e döndü. Elif, üzerinde Aras’ın ona verdiği askeri kamuflaj ceketiyle bekliyordu. Ceket ona büyük gelmişti ama duruşundaki o yeni, sert ifade, ceketin ağırlığını taşıyordu.
"Gel buraya," dedi Aras. Sesi bir komutan kadar otoriter, bir aşık kadar sahipleniciydi.
Elif masaya yaklaştı. Aras, bir tabancayı uzattı. "Bu silah sadece demir ve barut değil Elif. Bu, senin iradenin namluya yansımasıdır. Bir hedefi vurduğunda sadece birini öldürmezsin; o kişinin sana, kütüphanene, anılarına saldırma ihtimalini yok edersin."
Aras, Elif’in arkasına geçti. Bir gölge gibi üzerine çöktü. Elif, Aras’ın sıcaklığını ve o tanıdık barut-ter kokusunu duyumsadı. Aras, iri ellerini Elif’in küçük ellerinin üzerine koydu. Elif’in parmaklarını tetik korkuluğuna yerleştirdi.
"Nefes al," diye fısıldadı Aras ensesine. Nefesi, Elif’in tenini yakıyordu. "Kalbinin atışını hisset. Ama kalbinin seni yönetmesine izin verme. Zihninle gör, ruhunla nişan al. Sen artık sadece bir kütüphaneci değilsin. Sen, bir aslanın yanındaki dişisin. Ve bizim bölgemize girenin kurtuluşu yoktur."
Eğitim saatlerce sürdü. Aras, Elif’i zorluyordu. Onu terletiyor, yoruyor ve her hatasında daha sert bir dille uyarıyordu. Ancak bu sertliğin altında, onu kaybetme korkusundan doğan o meşhur kıskançlığı yatıyordu.
"Daha hızlı!" diye bağırdı Aras. "Eğer Üsteğmen Yiğit seni bu halde görseydi, 'bu narin hanımefendi ne yapıyor?' diye sormazdı. Çünkü senin narinliğin, o kütüphanenin külleriyle birlikte uçup gitti. Kimsenin sana acımasına izin verme Elif. Kimsenin sana 'yardım edeyim' diyerek elini uzatmasına fırsat tanıma."
Elif, yorgunluktan titreyen kollarını indirmeden Aras’a döndü. "Bana Yiğit’ten bahsetmeyi bırak Aras. Ben o tetiği onun için değil, senin için çektim. Ben buraya seninle ölmeye değil, seninle yaşamaya geldim."
Aras duraksadı. Elif’in bu dik duruşu, onun içindeki o vahşi adamı ehlileştiren tek şeydi. Yaklaştı, Elif’in elindeki silahı alıp masaya bıraktı ve onu belinden kavrayıp kendine çekti.
"Seni o kadar çok kıskanıyorum ki..." dedi Aras, alnını Elif’in alnına yaslayarak. Marşın sesi arka planda yükseliyordu. "Seni bu dünyadaki her bakıştan, her mermiden saklamak istiyorum. Ama biliyorum ki, seni bir kafese koyarsam sen Elif olmazsın. Seni bir savaşçı yapacağım ki, ben yanından düştüğümde bile dünya senden korksun."
Gecenin ilerleyen saatlerinde Aras, Elif’in boynuna bir zincir taktı. Zincirin ucunda, Elif’in o kulübede ateşlediği ilk merminin boş kovanı vardı. Kovanın üzerine Aras’ın künyesi takılmıştı.
"Bu senin yeminindir," dedi Aras. "Bu kovan soğumayacak Elif. Muhtar’ın, o yangını çıkaranların ve arkasındaki o büyük şebekenin kökünü kazıyana kadar bu ateş sönmeyecek."
Elif, kovanı parmaklarıyla kavradı. Aras’ın gözlerinin içine baktı. "Yemin ederim Aras. Seninle girdiğim bu yoldan, sadece seninle çıkarım. Ya zaferle, ya da toprakla."
Sığınağın içinde marşın son notaları yankılanırken, Aras haritayı işaret etti. "Yarın gece kasabaya sızıyoruz. Kütüphanenin mahzeninde bıraktığımız o gizli kasa... Muhtar’ın tüm suç ortaklarını içeren o liste. Onu alacağız ve bu kasabayı gerçek sahiplerine, yani bize dar edenlerden temizleyeceğiz."
