44. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında
BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN
Dağ evinde zaman, şöminenin çıtırtısı ve dışarıdaki rüzgarın uğultusuyla akıyordu. Aras, üç gündür Elif’i dünyadan tamamen koparmıştı. Telefonlar kapalı, telsizler sessizdi. Aras’ın yaraları, Elif’in elleriyle hazırladığı bitki çayları ve o sessiz şefkatle kabuk bağlamıştı. Ancak Aras’ın ruhundaki o "tetikte bekleme" hali hiç geçmemişti.
Elif, sabahın ilk ışıklarıyla pencerenin kenarına oturdu, kütüphaneden getirdiği Küçük Prens'i okumaya başladı. Aras, hemen arkasında, elinde bıçağıyla bir parça ahşabı yontarken bir yandan da Elif’in ensesindeki o küçük saç tutamını izliyordu.
"Dışarıyı mı özledin?" diye sordu Aras, sesi bıçağın ahşaba sürttüğü ses kadar pürüzlüydü.
Elif başını salladı. "Hayır... Sadece, bu sessizlik fazla güzel. Bir fırtına kopacakmış gibi."
Aras ayağa kalktı, Elif’in omzuna elini koydu. Tam o sırada, uzaklardan, dağların arasından yankılanan o uğultuyu duydu. Bir kurt gibi kulaklarını dikti. Pervanelerin havayı döven o ritmik sesi...
"Geldiler," dedi Aras. Sesi bir celladın son hükmü gibiydi.
Kuşatma Başlıyor
Ufukta askeri bir helikopter belirdi. Üsteğmen Yiğit, Aras’ın "iz bırakmaz" dediği yolları, teknolojiyle ve hırsıyla aşmıştı. Helikopter evin üzerinde alçaldığında, pervanelerin yarattığı rüzgar çatıdaki kiremitleri yerinden oynattı.
Aras, duvarda asılı duran dürbünlü tüfeğini kavradı. Elif’i evin en güvenli köşesine, taş şöminenin arkasına itti. "Yere yat Elif! Ve sakın, ne olursa olsun dışarı çıkma!"
Helikopterden bir hoparlör sesi yankılandı: "Binbaşı Aras! Burası Üsteğmen Yiğit! Kanundan kaçamazsınız! Elif Hanım'ı bırakın ve teslim olun!"
Aras, evin kapısını tekmesiyle açtı. Dışarıdaki o dondurucu rüzgarın içine, göğsünü gere gere çıktı. Üzerinde sadece siyah atleti ve silahlarıyla, helikoptere doğru tüfeğini doğrulttu.
"Buradan git Üsteğmen!" diye kükredi Aras. Sesi pervanelerin gürültüsünü bastırdı. "Burası benim mülküm, burası benim kalem! Elif benim yanımda ve senin 'prosedürlerin' bu zirveye tırmanamaz!"
Kıskançlığın Namlusu
Helikopterden halatlarla iki asker indi ama Yiğit helikopterin kapısında belirdi. Dürbünle aşağı bakıyordu. Aras, Yiğit’in Elif’in saklandığı pencereye doğru baktığını fark edince gözü tamamen döndü.
"Ona bakma!" diye bağırdı Aras ve helikopterin hemen altındaki kayalığa bir uyarı ateşi açtı. "Onun adını ağzına alma demiştim sana! Seni bu dağdan aşağı bizzat ben atarım!"
Yiğit telsizle bağırdı: "Ateş kes Binbaşım! Suç işliyorsunuz!"
"Benim suçum sevmek Üsteğmen! Senin suçun ise haddini bilmemek!"
Aras, helikopterin iniş yapabileceği tek düzlüğe doğru seri ateş açarak askerlerin yaklaşmasını engelledi. Yaralı omzu kanamaya başlamıştı ama o hissetmiyordu bile. O an Aras için Yiğit, bir asker değil; Elif’in nefesine göz dikmiş bir hırsızdı.
Elif’in İsyanı
Elif, içeride daha fazla dayanamadı. Aras’ın kendini imha edişini, koca bir orduya tek başına kafa tutuşunu izlemek kalbini parçalıyordu. Kapıya fırladı, rüzgarın ortasında Aras’ın yanına koştu.
"Dur Aras! Dur, yapma!" diye bağırdı Elif, Aras’ın silah tutan koluna asılarak.
Aras, Elif’i gördüğünde bir anlığına duraksadı. Rüzgar Elif’in saçlarını dağıtıyor, onu daha da narin gösteriyordu. Yiğit yukarıdan bu manzarayı izliyordu. Aras, Elif’in elini sıkıca tuttu ve yukarıya, Yiğit’e doğru havaya kaldırdı.
"Bak Üsteğmen! İyi bak!" dedi Aras. "O benimle! Kendi rızasıyla, kendi kalbiyle! Şimdi o demir kuşunu al ve benim gökyüzümden defol git! Eğer bir adım daha yaklaşırsan, bu dağı senin mezarın yaparım!"
Final: Geri Çekilme
Yiğit, Aras’ın o gözü dönmüş halini ve Elif’in Aras’a nasıl sıkı sıkıya sarıldığını gördüğünde, bu savaşı kazanamayacağını anladı. Aras’ı tutuklayabilirdi ama Elif’i ondan koparamazdı. Helikopter yavaşça yükselmeye başladı.
"Bu bitmedi Aras!" diye bağırdı Yiğit telsizden. "Ama bugünlük... senin olsun."
Helikopter uzaklaşırken Aras, silahını yere bıraktı ve dizlerinin üzerine çöktü. Elif hemen yanına çöktü, Aras’ın yüzünü ellerinin arasına aldı. Aras titriyordu; ama korkudan değil, o devasa öfkenin ve kıskançlığın boşalmasından...
"Gittiler..." dedi Elif fısıltıyla.
Aras, Elif’i kendine öyle bir çekti ki, kemikleri çatırdayacaktı neredeyse. "Gidecekler Elif. Hepsi gidecek. Bu dünyada bir tek biz kalana kadar, ben hepsini kovacağım."
