14. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında

BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE

Kitap Aşığı

Bölümler
1 Bölüm Bir :Sisin İçindeki Yabancı 2 BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA 3 BÖLÜM 3: BARUT VE KAĞIT KESİĞİ 4 BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ 5 BÖLÜM 5: VEDA VE VİCDAN 6 BÖLÜM 6: EMANET 7 BÖLÜM 7: SAKIN... 8 BÖLÜM 8: HARABELERDEN YUVA İNŞA ETMEK 9 BÖLÜM 9: DÖNÜŞ BİLETİ 10 BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP 11 BÖLÜM 11: KIRIK ÇİVİLER VE SÖZLER 12 BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ 13 BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE 14 BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI 15 15. BÖLÜM: ARAFTAKİ NÖBET 16 BÖLÜM 16: ÇİFT CEPHELİ SAVAŞ 17 BÖLÜM 17: MÜHÜRLENEN SÖZLER 18 BÖLÜM 18: GÖLGEDEKİ PUSU 19 BÖLÜM 19:RUHUN ENKAZI 20 BÖLÜM 20: YABANCI BAKIŞLAR 21 BÖLÜM 21: EMANETİN AĞIRLIĞI 22 BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ 23 BÖLÜM 23: NABIZ VE NÖBET 24 BÖLÜM 24: ZEHİRLİ NEZAKET 25 BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ 26 BÖLÜM 26: VEDA VE VİCDAN AZABI 27 BÖLÜM 27: MAHZENDEN GELEN SES 28 BÖLÜM 28: FIRTINA SONRASI SESSİZLİK 29 BÖLÜM 29: SON NÖBETİN ŞAFAĞI 30 BÖLÜM 30: KESİŞEN KADERLER 31 BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ 32 BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM 33 BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ 34 BÖLÜM 34: TOPRAĞIN ALTINDAKİ İHANET 35 BÖLÜM 35: KAN VE KISKANÇLIK 36 BÖLÜM 36: MAHSUR KALAN GURUR 37 BÖLÜM 37: İKİ KURT, TEK KALE 38 BÖLÜM 38: NEFESİNİN DİYETİ 39 BÖLÜM 39: YALNIZLIĞIN SIĞINAĞI 40 BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN 41 BÖLÜM 41: KÜLLERDEN DOĞAN YEMİN 42 BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ 43 BÖLÜM 43: SÖZÜN BİTTİĞİ YER 44 BÖLÜM 44: KURDUN DİŞİSİ 45 BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN 46 BÖLÜM 46: SİYAH VE KÜL 47 BÖLÜM 47: BİR ÖĞRETMENİN KALBİ 48 BÖLÜM 48: İNTİKAMIN GÖLGESİ 49 BÖLÜM 49: SON DURAK – HESAPLAŞMA 50 50.Bölüm : İhanetin Külleri 51 Bölüm 51:Küllerin Arasında Hesaplaşma 52 Bölüm 52:Kül ve Kanın Vasiyeti 53 Bölüm 53:Sonun Başlangıcı 54 Bölüm 54:Sığınak 55 Bölüm 55:Son Perde-Kırık Kanatlar

Aras, kütüphanenin üst katındaki o küçük odada, bembeyaz çarşafların arasında yatıyordu. Omzundaki yara derindi ama Elif’in her sabah tazelediği pansuman ve odanın içine dolan eski kitap kokusu, en güçlü ilaçtan daha etkiliydi. Aşağıdan ise alışılmadık sesler geliyordu: gülüşmeler, çekiç sesleri ve ağır botların ahşap zemindeki yankısı.
"Kurt Pençesi" timi, komutanlarını yalnız bırakmamıştı. Ama onlar sadece kapıda nöbet tutan askerler değildi; onlar Aras’ın "evlatlarım" dediği o dağ aslanlarıydı.
Aşağıda, kütüphanenin ortasında hummalı bir çalışma vardı.
Teğmen Kerem, timin lideri ve Aras’ın sağ kolu; masanın üzerine yayılmış haritaları kenara itmiş, kütüphanenin eksik kalan envanter listesini çıkarıyordu. "Komutanım görse bu düzensizliğe ceza keserdi," diyordu gülerek.
Astsubay "Barut" Selçuk, timin patlayıcı uzmanıydı. Ama şimdi ellerinde bomba düzeneği değil, bir matkap vardı. Kütüphanenin sallanan raflarını duvara sabitlerken, "Binbaşım bize dağda sığınak yapmayı öğretti, kütüphane mi yapamayacağız?" diye mırıldanıyordu. Sert çehresinin altında yumuşacık bir kalp taşıyordu.
Çavuş "Sessiz" Ozan, timin keskin nişancısı. Ozan, kütüphanenin en kuytu köşesine çekilmiş, Aras’ın yarım bıraktığı boya işini devralmıştı. Hiç konuşmuyor, fırçasını bir sanatçı titizliğiyle duvarlarda gezdiriyordu. Elif yanına yaklaşıp çay uzattığında, sadece hafifçe başını eğip minnetle gülümsedi.
Sıhhiyeci "Doktor" Deniz, timin can damarı. O, sürekli yukarı çıkıp Aras’ın ateşini kontrol ediyor, sonra aşağı inip Elif’e bitki çayları hazırlıyordu. "Yenge," dedi Elif’e, "Binbaşım ilk kez bu kadar huzurlu uyuyor. Bu dağların ayazında bile böyle gevşememişti."
Ve timin en genci, "Çaylak" lakaplı Onbaşı Mert. Mert, kütüphanenin bahçesinde çocuklarla köşe kapmaca oynuyor, onlara kağıttan uçaklar yapıyordu. Aras’ın tahta uçağını tamir ettiği küçük Ali, şimdi Mert’in omuzlarında kütüphanenin raflarına kitap diziyordu.
Elif, mutfakta bu beş koca yürekli adam için yemek hazırlarken, Aras’ın yavaşça merdivenlerden indiğini gördü. Omuzunda bir askı vardı ama gözleri parlıyordu.
"Bak hele şunlara," dedi Aras, kapı eşiğine yaslanarak. "Kütüphaneyi kışlaya çevirmişler."
Tim, Aras’ı gördüğü an hep bir ağızdan ayağa kalktı. Selçuk elindeki matkabı, Ozan fırçasını bıraktı. Kerem, "Rahat komutanım!" dedi şakayla karışık. "Burası artık bir kale değil, bir hafıza merkezi."
Kerem, elindeki o büyük ahşap tabelayı masanın üzerine koydu. Üzerinde, Sessiz Ozan’ın ince el işçiliğiyle kazınmış bir yazı vardı:
"FIRAT’IN ANISINA... OKU Kİ YAŞASIN."
Aras’ın gözleri doldu. Elif, Aras’ın yanına gidip elini beline doladı. O kütüphane artık sadece Elif’in sığınağı ya da Aras’ın gizlendiği yer değildi. O kütüphane, Fırat’ın, Kurt Pençesi’nin ve vatanın her köşesinde bir "mektup" bırakanların evi olmuştu.
"Sıhhiyeci Deniz," dedi Aras, sesi gürleşerek. "Yarama bir bak, galiba artık fırça tutabilirim. Bu çocukların yanında paslanmak istemem."
Kütüphanenin içine bir kahkaha tufanı koptu. Akşam çöktüğünde, kütüphanenin pencerelerinden sızan ışık, artık bir yalnızlığı değil, koca bir ailenin sıcaklığını kasabaya müjdeliyordu