36. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında
BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM
Kasaba, Aras’ın dönüşünü bir mucize olarak fısıldıyordu. Kahvehanelerde, sokak aralarında hep aynı cümle yankılanıyordu: "Binbaşı ölüme çelme takıp gelmiş." Ancak kütüphanenin üst katındaki o küçük odada, mucizeler fısıltılarla değil, acı dolu iniltilerle ve Elif’in bitmek bilmeyen sabrıyla yaşanıyordu.
Aras, döneli üç gün olmuştu ama bilinci hala o karlı tepenin ayazıyla kütüphanenin sıcaklığı arasında gidip geliyordu. Elif, Aras’ın başucundan bir an olsun ayrılmamıştı. Aras’ın sırtındaki şarapnel yaralarını temizlerken, her dokunuşunda kalbinden bir parça kopuyordu. O sert, sarsılmaz dev adam, şimdi bir çocuk gibi Elif’in elini sıkıyor, uykusunda "Mevziyi bırakmayın!" diye sayıklıyordu.
"Buradasın Aras... Kütüphanedesin," diye fısıldadı Elif, soğuk bezi Aras’ın ateşten yanan alnına koyarken. "Kimse gelmeyecek. Kitaplar seni koruyor."
Yaralı Bir Kurdun Uyanışı
Dördüncü günün sabahında, güneş ışıkları rafların arasından süzülüp Aras’ın yüzüne vurduğunda, Binbaşı gözlerini ilk kez "gerçekten" açtı. Bakışları tavandaki ahşap kirişlerde gezindi, sonra yanındaki sandalyede uyuyakalmış Elif’e takıldı. Elif’in elinde hala pansuman bezi vardı.
Aras, çatlak dudaklarını zorlayarak konuştu: "Gözcü..."
Elif sıçrayarak uyandı. Aras’ın ona odaklanmış, o eski keskin ama bu sefer şefkat dolu bakışlarını görünce hıçkırıklara boğuldu. Aras, titreyen elini kaldırıp Elif’in yanağına koydu. Parmakları zayıflamıştı ama dokunuşu hala aynı güveni veriyordu.
"Ağlama..." dedi Aras, sesi derinden geliyordu. "En zor operasyon... eve dönmekmiş. Başardım."
Elif, Aras’ın elini öpüp kalbinin üzerine koydu. "Bizi bir daha böyle bırakma Aras. Ben o çayları bir daha boş masaya koyamam. Yüreğim kaldırmaz."
Kütüphanede İlk Yürüyüş
Bir hafta sonra Aras, Elif’in koluna tutunarak ilk kez yataktan kalktı. Adımları aksaktı, kaburgalarındaki sızı her nefeste kendini hatırlatıyordu ama o, kütüphanenin kokusunu içine çekmek istiyordu. Aşağı indiklerinde, kütüphanenin sessizliği ona dünyanın en güzel müziği gibi geldi.
Aras, kendi masasına oturdu. Elif ona taze bir ıhlamur getirdi. Tam o sırada kütüphanenin kapısı açıldı. İçeriye, Elif’e çiçek getirmeyi alışkanlık haline getirmiş genç bir kasabalı girdi. Elif’e gülümseyerek yaklaşırken, masada oturan "yorgun ama bakışları hala kurşun gibi" olan Aras’ı görünce donup kaldı.
Aras, bardağını masaya yavaşça bıraktı. Omuzlarını dikleştirdi; yaralı haliyle bile o odadaki en tehlikeli varlık olduğunu hissettiriyordu. Genç adam kekeleyerek, "Şey... Elif Hanım, ben sadece kitap iadesi için..." diyerek çiçeği arkasına sakladı ve hızla uzaklaştı.
Elif kıkırdayarak Aras’a baktı. "Hala aynı kıskanç Binbaşı..."
Aras, hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki ciddiyet kaybolmadı. "Ben o karda sürünürken, birinin sana çiçek vermesi ihtimalini düşünerek ayağa kalktım Elif. Benim mühimmatım biter ama kıskançlığım bitmez."
Gölgedeki Pusula: Kanlı Fotoğrafın Sırrı
Akşam olup kütüphane kapandığında, Aras masanın üzerindeki o kana bulanmış fotoğrafı eline aldı. Sınırda onu hayata bağlayan o yırtık kare... Fotoğrafın kenarlarındaki kan kurumuş, kağıt sertleşmişti. Aras, fotoğrafı ışığa tuttuğunda arka yüzündeki bir kabarıklığı fark etti.
"Elif, tırnak makasını getirir misin?"
Elif şaşkınlıkla getirdi. Aras, fotoğrafın arkasındaki ince koruyucu katmanı dikkatle soydu. İçinden, mikro boyutta bir hafıza kartı çıktı. Aras’ın yüzü aniden ciddileşti; kütüphaneci kimliği bir anda silindi, yerine Kartal Binbaşı geldi.
"Bu ne?" diye sordu Elif, içindeki korkunun yeniden filizlendiğini hissederek.
"Selim’in üstündeki asıl adamın, bu kasabadaki 'uyuyan hücresinin' listesi," dedi Aras. "Selim sadece bir piyondur. Asıl patron, kasabada herkesin saygı duyduğu, kimsenin şüphelenmediği biri."
O sırada, kütüphanenin karşı sokağındaki bir binanın çatısından kırmızı bir nokta, kütüphanenin camında belirdi ve yavaşça Aras’ın göğsüne doğru ilerledi. Aras, askeri refleksle Elif’i belinden kavrayıp yere çekti.
"Yere yat!" diye kükredi Aras.
Cama isabet eden susturuculu bir mermi, Aras’ın az önce başının olduğu yerdeki rafı delip geçti. Kitapların sayfaları havada uçuştu. Aras, Elif’i rafların arkasına, o güvenli mahzen girişine doğru iterken dişlerini sıktı.
"Oyun bitmedi Elif..." dedi Aras, gözlerinde o vahşi parıltıyla. "Şimdi onları kendi evimizde, bu tozlu rafların arasında avlayacağız."
