4. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında

BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ

Kitap Aşığı

Bölümler
1 Bölüm Bir :Sisin İçindeki Yabancı 2 BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA 3 BÖLÜM 3: BARUT VE KAĞIT KESİĞİ 4 BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ 5 BÖLÜM 5: VEDA VE VİCDAN 6 BÖLÜM 6: EMANET 7 BÖLÜM 7: SAKIN... 8 BÖLÜM 8: HARABELERDEN YUVA İNŞA ETMEK 9 BÖLÜM 9: DÖNÜŞ BİLETİ 10 BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP 11 BÖLÜM 11: KIRIK ÇİVİLER VE SÖZLER 12 BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ 13 BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE 14 BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI 15 15. BÖLÜM: ARAFTAKİ NÖBET 16 BÖLÜM 16: ÇİFT CEPHELİ SAVAŞ 17 BÖLÜM 17: MÜHÜRLENEN SÖZLER 18 BÖLÜM 18: GÖLGEDEKİ PUSU 19 BÖLÜM 19:RUHUN ENKAZI 20 BÖLÜM 20: YABANCI BAKIŞLAR 21 BÖLÜM 21: EMANETİN AĞIRLIĞI 22 BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ 23 BÖLÜM 23: NABIZ VE NÖBET 24 BÖLÜM 24: ZEHİRLİ NEZAKET 25 BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ 26 BÖLÜM 26: VEDA VE VİCDAN AZABI 27 BÖLÜM 27: MAHZENDEN GELEN SES 28 BÖLÜM 28: FIRTINA SONRASI SESSİZLİK 29 BÖLÜM 29: SON NÖBETİN ŞAFAĞI 30 BÖLÜM 30: KESİŞEN KADERLER 31 BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ 32 BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM 33 BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ 34 BÖLÜM 34: TOPRAĞIN ALTINDAKİ İHANET 35 BÖLÜM 35: KAN VE KISKANÇLIK 36 BÖLÜM 36: MAHSUR KALAN GURUR 37 BÖLÜM 37: İKİ KURT, TEK KALE 38 BÖLÜM 38: NEFESİNİN DİYETİ 39 BÖLÜM 39: YALNIZLIĞIN SIĞINAĞI 40 BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN 41 BÖLÜM 41: KÜLLERDEN DOĞAN YEMİN 42 BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ 43 BÖLÜM 43: SÖZÜN BİTTİĞİ YER 44 BÖLÜM 44: KURDUN DİŞİSİ 45 BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN 46 BÖLÜM 46: SİYAH VE KÜL 47 BÖLÜM 47: BİR ÖĞRETMENİN KALBİ 48 BÖLÜM 48: İNTİKAMIN GÖLGESİ 49 BÖLÜM 49: SON DURAK – HESAPLAŞMA 50 50.Bölüm : İhanetin Külleri 51 Bölüm 51:Küllerin Arasında Hesaplaşma 52 Bölüm 52:Kül ve Kanın Vasiyeti 53 Bölüm 53:Sonun Başlangıcı 54 Bölüm 54:Sığınak 55 Bölüm 55:Son Perde-Kırık Kanatlar

Kasaba, dünkü kazanın yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışırken güneş, sis katmanlarını delmeyi başarmıştı. Aras, pansiyonun önündeki ahşap sandalyede oturmuş, kolundaki yeni sargıya bakıyordu. Elif’in parmaklarının değdiği o yer, tuhaf bir şekilde yarasından daha çok sızlıyordu.
Tam o sırada, vadiden gelen ve bu sessizliğe ait olmayan, modern bir motor sesi kulaklarını tırmaladı.
Tozlu, siyah bir arazi aracı meydanda keskin bir frenle durdu. Araçtan inen adam, üzerindeki taktik pantolon ve güneş gözlükleriyle bu dağ kasabasına tamamen yabancıydı.
Aras, gelenin kim olduğunu daha yüzünü görmeden, o dik yürüyüşünden ve omuz çatısından tanıdı. Bu, Hakkari’deki o son operasyonda sırt sırta verdiği, can borcu olduğu Üsteğmen Selim’di.
Aras yerinden kalkmadı, ama bedeni bir yay gibi gerildi. Selim, ağır adımlarla Aras’ın yanına geldi ve gözlüklerini çıkardı. Gözlerinde neşe değil, derin bir keder vardı.
"Yerini bulmak kolay olmadı Komutanım," dedi Selim, sesi titreyerek.

Aras, buz gibi bir sesle cevap verdi: "Bulmaman gerekiyordu Selim. Ben buraya bulunmamak için geldim."
"Kaçamazsınız," dedi Selim, cebinden yıpranmış, kan lekeleri kurumuş bir zarf çıkarıp masaya bıraktı. "Fırat’ın ailesine teslim edemediği son mektup. Annesi 'Bunu sadece Aras Binbaşı getirebilir, o benim oğlumun son nefesini tutan adamdır' dedi. Ben yapamadım Komutanım. O yükü taşıyamadım."

Aras, zarfa bakmadı bile. Bakarsa, o geceki patlama sesinin kulaklarını sağır edeceğini biliyordu. "Ben o gece öldüm Selim. O mektubu götürecek adam çoktan gömüldü."

Tüm bu konuşmaları, kütüphanenin önündeki çiçekleri sulayan Elif duyuyordu. Aras’ın o sarsılmaz, devasa duvarının arkasında yatan enkazın büyüklüğünü ilk kez bu kadar çıplak görüyordu. Selim, hayal kırıklığıyla aracına binip uzaklaşırken, Aras masadaki zarfa elini bile sürmeden öylece boşluğa bakmaya devam etti.
Elif, elindeki sulama kabını kenara bıraktı. Adımları kendiliğinden Aras’a yöneldi. Yanına vardığında Aras’ın ellerinin titrediğini fark etti. O her şeyi halleden, çocukları kurtaran "kahraman", şimdi bir kağıt parçasından korkuyordu.

"O mektup sadece bir kağıt değil, değil mi?" diye sordu Elif, sessizce.
Aras, başını kaldırmadan cevap verdi: "O mektup bir vasiyet. Ve ben o vasiyeti yerine getiremeyecek kadar korkağın tekiyim Elif. Arkadaşımı orada bıraktım, ben buraya geldim. Bu mektup bana her nefes alışımda ihanetimi hatırlatıyor."

Elif, masadaki zarfı yavaşça aldı. "İhanet değil bu Aras. Bu, hayatta kalmanın bedeli. Eğer o mektubu siz götürmezseniz, o çocuğun son sözleri bu dağ başında, bu sisin içinde kaybolup gidecek. Onu gerçekten orada bırakmış olacaksınız."

Aras aniden ayağa kalktı, gözleri öfke ve acıyla parlıyordu. "Sen ne anlarsın Elif? Sen burada kitapların arasında, güvenli dünyanda yaşıyorsun! Hiç birinin son nefesini avucunda tuttun mu?"

Elif geri adım atmadı. Gözleri dolmuştu ama sesi sabitti. "Ben de buraya kaçarak geldim Aras! Nişanlımın cenazesinden kaçtım. O tabutun üzerine kapanamadığım için her gece rüyamda o boşluğu görüyorum. Ben o mektupları hiç alamadım, çünkü yazacak vakti olmadı. Senin elinde bir şans var. Birinin veda etmesine yardım edebilirsin."

Meydan bir kez daha o ağır sessizliğe büründü. İkisi de birbirinin yarasına dokunmuştu. Aras, Elif’in gözlerindeki o saklı acıyı ilk kez bu kadar net görüyordu. İkisi de aslında aynı gökyüzü altında, farklı cehennemlerde yanıyordu.

Aras, Elif’in elindeki zarfı yavaşça geri aldı. Parmakları kadının parmaklarına değdiğinde bu kez çekmedi.
"Yalnız gidemem," dedi Aras, sesi kısılmıştı. "O eve... O kadının karşısına yalnız çıkamam."

Elif, hafifçe başını salladı. "Yalnız gitmeyeceksin. Ben buradayım..