29. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında
BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ
Kasabanın üzerindeki sis tabakası çekilmişti ama kütüphanenin içindeki atmosfer hiç bu kadar ağır olmamıştı. Selim, her sabah elinde bir buket çiçek veya nadide bir sahaf baskısıyla kapıda bitiyor, nezaketiyle kasaba halkının gözünü boyamaya devam ediyordu. Aras ise kütüphanenin en arka masasındaki "strateji" kitaplarının arasına gömülmüş, elindeki kalemi kırmamak için parmak boğumları beyazlayana kadar sıkıyordu.
Elif, Selim’in getirdiği kahveyi yudumlarken Aras’a kaçamak bir bakış attı. Aras’ın çene kaslarının seğirdiğini, bakışlarının Selim’in her hareketini bir keskin nişancı titizliğiyle takip ettiğini görüyordu. Elif içinden, "Dayan Aras... Sadece biraz daha dayan," diye mırıldandı. Ama dışarıya vurduğu tek şey, Selim’in anlattığı o sahte kahramanlık hikayelerine attığı hayranlık dolu gülücüklerdi.
Zehirli Yakınlık
"Biliyor musunuz Elif Hanım," dedi Selim, masanın üzerindeki haritayı göstererek. "Bu kasabanın su yollarını modernize etmek benim için sadece bir iş değil, bir vefa borcu. Aras gibi dostlarım burada huzur buluyorsa, ben de elimden geleni yapmalıyım."
Elif, Selim’e doğru biraz daha eğildi. Aras’ın bu hareketi gördüğünde oturduğu sandalyenin gıcırtısı tüm kütüphanede yankılandı. "Çok düşüncelisiniz Selim Bey," dedi Elif, sesine ipeksi bir yumuşaklık katarak. "Aras bazen çok şüpheci olabiliyor, eski alışkanlıklar malum... Ama ben sizin niyetinizin ne kadar saf olduğunu görebiliyorum. Belki akşam şu projenin detaylarını kütüphane kapandıktan sonra, baş başa konuşabiliriz?"
Selim’in gözleri parladı. Aras’ın elindeki kitap masaya sertçe çarptı. Aras ayağa kalktı, aradaki mesafeyi üç dev adımla kapattı ve Selim’in tam karşısına dikildi.
"Kütüphane kapandıktan sonra kimse burada 'baş başa' konuşamaz," dedi Aras, sesi derinden gelen bir gök gürültüsü gibiydi. "Kurallar net Selim. Misafirliğin süresi doldu."
Aras’ın Delirme Eşiği
Selim gittikten sonra Aras, Elif’e döndü. Gözlerinde öyle bir hayal kırıklığı ve öfke vardı ki, Elif bir an geri adım atmak istedi.
"Ne yapıyorsun sen Elif?" diye sordu Aras, sesi titriyordu. "O adamın kim olduğunu bilmiyorsun. O, mermiden daha zehirlidir. Ona o kadar yakın durman... Ona gülümsemen..."
"Ben ne yaptığımı biliyorum Aras!" diye çıkıştı Elif, rolünü bozmadan. "Senin o bitmek bilmeyen şüphelerin yüzünden kasabayı kalkındıracak bir adamı kaçıramam. Belki de senin artık biraz dinlenmen, her şeyi bir savaş gibi görmeyi bırakman gerekiyordur."
Aras, Elif’in bu sözleriyle yıkıldı. Arkasını dönüp kütüphaneden çıktı. O gece Aras, kütüphanenin karşısındaki parkta, yağmurun altında bir heykel gibi bekledi. Elif’in Selim’le arka masada proje kağıtlarının üzerinde baş başa verişini, Selim’in Elif’in omzuna hafifçe dokunuşunu camdan izledi. Yumruklarını o kadar sıkmıştı ki, tırnakları avuçlarını kanatmıştı.
Elif’in Tehlikeli Avı
Ancak Aras’ın görmediği bir şey vardı. Selim, Elif’e projesini anlatırken; Elif, Selim’in ceketinin cebinden sarkan o şifreli flaş belleği ve masanın üzerine bıraktığı telefonunun ekranına düşen yabancı dildeki mesajları bir bir not ediyordu.
Selim bir ara lavaboya gitmek için kalktığında, Elif saniyeler içinde Selim’in çantasındaki bir dosyayı açtı. Dosyanın içinde kasabanın su deposu değil, dağdaki askeri karakolun gizli geçit şemaları vardı. Selim geri döndüğünde Elif, hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi.
"Selim Bey, bu projeler gerçekten harika," dedi Elif. "Ama sanırım bu akşamlık bu kadar yeter, çok yoruldum."
Gece Yarısı Yüzleşmesi
Selim kütüphaneden ayrıldığında, Aras karanlığın içinden bir gölge gibi fırlayıp Selim’in yolunu kesti. Aras’ın gözü tamamen dönmüştü. Selim’i yakasından tutup bir ağaca yasladı.
"Onun etrafında bir daha dönersen Selim, yemin ederim ordudan atılma sebebim olan o suçu bu sefer gerçekten işlerim!"
Selim güldü. "Görüyor musun Aras? O da senden kaçıyor. Senin o vahşi yanın onu korkutuyor. Ben ona huzur veriyorum, sen ise sadece korku."
O sırada arkadan Elif’in sesi duyuldu: "Yeter!"
Elif ikisinin yanına geldi. Aras’a sert bir bakış attı, sonra Selim’e döndü. "Selim Bey, kusura bakmayın. Aras biraz yorgun. Lütfen siz gidin."
Selim, Aras’a alaycı bir selam verip uzaklaştığında; Aras, Elif’e döndü. "Bunu bana nasıl yaparsın Elif? Onu benim karşıma nasıl savunursun?"
Elif, etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra Aras’ın elini tuttu. Aras, Elif’in elinin titrediğini fark etti. Elif, avucuna sakladığı o küçük kağıt parçasını Aras’ın eline sıkıştırdı.
"Sus ve dinle Aras," dedi Elif fısıltıyla. "O adam kasabayı kurtarmaya gelmedi. Dağdaki karakolun şemaları onda. Su yolları bahane, karakola sızacaklar. Ben ona yaklaşmasaydım, o flash belleği ve dosyaları asla göremezdim. Şimdi anladın mı neden gülümsediğimi?"
Aras donup kaldı. Elindeki kağıtta koordinatlar ve Selim’in irtibat kurduğu kod adları yazıyordu. Aras, Elif’in yüzüne baktı; az önceki o yakıcı kıskançlık, yerini derin bir mahcubiyete ve Elif’in cesaretine duyduğu hayranlığa bıraktı.
"Sen... Sen benim için mi yaptın bunu?"
"Senin için değil Aras," dedi Elif, gözlerinden bir damla yaş süzülürken. "Bizim için. Ve bu kütüphane için. Şimdi o 'canavar' dediğin yanı uyandırmanın vakti geldi Binbaşı. Ama bu sefer planı ben yapacağım, sen uygulayacaksın."
