26. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında

BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ

Kitap Aşığı

Bölümler
1 Bölüm Bir :Sisin İçindeki Yabancı 2 BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA 3 BÖLÜM 3: BARUT VE KAĞIT KESİĞİ 4 BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ 5 BÖLÜM 5: VEDA VE VİCDAN 6 BÖLÜM 6: EMANET 7 BÖLÜM 7: SAKIN... 8 BÖLÜM 8: HARABELERDEN YUVA İNŞA ETMEK 9 BÖLÜM 9: DÖNÜŞ BİLETİ 10 BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP 11 BÖLÜM 11: KIRIK ÇİVİLER VE SÖZLER 12 BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ 13 BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE 14 BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI 15 15. BÖLÜM: ARAFTAKİ NÖBET 16 BÖLÜM 16: ÇİFT CEPHELİ SAVAŞ 17 BÖLÜM 17: MÜHÜRLENEN SÖZLER 18 BÖLÜM 18: GÖLGEDEKİ PUSU 19 BÖLÜM 19:RUHUN ENKAZI 20 BÖLÜM 20: YABANCI BAKIŞLAR 21 BÖLÜM 21: EMANETİN AĞIRLIĞI 22 BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ 23 BÖLÜM 23: NABIZ VE NÖBET 24 BÖLÜM 24: ZEHİRLİ NEZAKET 25 BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ 26 BÖLÜM 26: VEDA VE VİCDAN AZABI 27 BÖLÜM 27: MAHZENDEN GELEN SES 28 BÖLÜM 28: FIRTINA SONRASI SESSİZLİK 29 BÖLÜM 29: SON NÖBETİN ŞAFAĞI 30 BÖLÜM 30: KESİŞEN KADERLER 31 BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ 32 BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM 33 BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ 34 BÖLÜM 34: TOPRAĞIN ALTINDAKİ İHANET 35 BÖLÜM 35: KAN VE KISKANÇLIK 36 BÖLÜM 36: MAHSUR KALAN GURUR 37 BÖLÜM 37: İKİ KURT, TEK KALE 38 BÖLÜM 38: NEFESİNİN DİYETİ 39 BÖLÜM 39: YALNIZLIĞIN SIĞINAĞI 40 BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN 41 BÖLÜM 41: KÜLLERDEN DOĞAN YEMİN 42 BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ 43 BÖLÜM 43: SÖZÜN BİTTİĞİ YER 44 BÖLÜM 44: KURDUN DİŞİSİ 45 BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN 46 BÖLÜM 46: SİYAH VE KÜL 47 BÖLÜM 47: BİR ÖĞRETMENİN KALBİ 48 BÖLÜM 48: İNTİKAMIN GÖLGESİ 49 BÖLÜM 49: SON DURAK – HESAPLAŞMA 50 50.Bölüm : İhanetin Külleri 51 Bölüm 51:Küllerin Arasında Hesaplaşma 52 Bölüm 52:Kül ve Kanın Vasiyeti 53 Bölüm 53:Sonun Başlangıcı 54 Bölüm 54:Sığınak 55 Bölüm 55:Son Perde-Kırık Kanatlar

Dağın yamacındaki eski bekçi kulübesi, Aras için hem bir kale hem de bir hapishaneydi. Günlerdir kasabaya inmemiş, kütüphanenin uzağında, Elif’in korkusunu tetiklememek için gölgelere sığınmıştı. Ancak on yıllık dağ tecrübesi, ruhu dinlense de zihninin uyumasına izin vermiyordu.

Gece yarısı, elindeki eski askeri dürbünle kasaba girişini tararken, normal olmayan bir hareketlilik fark etti. Far yakmayan iki siyah cip, kasabanın ana trafosuna ve su deposuna giden stabilize yola sapmıştı. Aras’ın profesyonel gözleri yanılmazdı; bu bir "sabotaj" koluydu.
"Yine mi?" diye mırıldandı Aras. Bu sefer hedef Elif değildi, bu sefer hedef Aras’ın huzur bulduğu tüm o küçük dünyaydı.

Aras, kütüphaneye ulaştığında nefes nefeseydi. Kapıyı çalmadı; çünkü vakit yoktu. Açık bıraktığı pencereden içeri süzüldü. Elif, elinde bir kitapla alt katta uyuya kalmıştı. Aras’ın bot sesini duyduğu an, o eski dehşetle yerinden fırladı.

"Sen... Yine mi geldin?" diye bağırdı Elif, masanın arkasına kaçarak. "Sana gitmeni söylemiştim!"
Aras, Elif’in korkusuna odaklanmadı bile. Sesi çelik gibi soğuk ve otoriterdi: "Elif, korkunu bir kenara koy ve beni dinle! Şu an benden değil, yoldaki ölümden korkman lazım. Kasaba kuşatılıyor. Trafoyu patlatıp kasabayı karanlığa gömecekler, sonra su deposuna sızacaklar. Jandarmaya ulaşamıyorum, telsizleri kesmişler!"
Elif donup kaldı. Aras’ın gözlerindeki o 'vahşi' bakış hâlâ oradaydı ama bu sefer o bakış Elif’e değil, dışarıdaki karanlığa dönüktü.

"Ben ne yapacağım?" diye sordu Elif titreyen bir sesle.
"Kütüphanenin kulesine çık! Orası kasabanın en yüksek yeri. Al bu feneri ve bu telsizi. Ben aşağıda gölge olacağım. Sen benim gözüm olacaksın Elif! Gördüğün her ışığı, duyduğun her motor sesini bana telsizden bildireceksin. Bana güvenmek zorunda değilsin, ama bu kasabayı korumak zorundasın!"

Elif, hayatında hiç yapmadığı bir şeyi yaptı; korktuğu adamın emrine itaat etti. Kütüphanenin tozlu merdivenlerini tırmanıp en üstteki küçük kuleye çıktı. Elinde telsizle, karanlık kasabayı izlemeye başladı.
Aşağıda, Aras’ın bir gölge gibi sokaklarda süzülüşünü görüyordu. Aras, trafo binasına yaklaşan ilk grubu fark ettiğinde Elif telsize sarıldı:

"Aras... Sol tarafta, eski deponun arkasında üç kişiler! Yaklaşıyorlar!"
Aras’ın sesi telsizden cızırtıyla geldi: "Anlaşıldı Gözcü. İzlemede kal."
Elif, tepeden bir satranç tahtasını izler gibi Aras’ı izliyordu. Aras, sessiz bir infazcı gibi değil, stratejik bir deha gibi hareket ediyordu. Birini bayıltıyor, diğerini oyalıyor, üçüncü grubun yolunu kum torbalarıyla kesiyordu. Elif o an anladı; Aras’ın o "canavar" dediği gücü, aslında bir düzenin, bir korumanın parçasıydı. Aras, kasabanın çocukları uyanmasın diye, karanlığın içinde tek başına devleşiyordu.

Çatışmanın en hararetli anında, sabotajcılardan biri kütüphaneye doğru bir molotof kokteyli fırlatmak üzereyken, Aras kendini öne attı. Adamı etkisiz hale getirdi ama patlayan cam parçaları kolunu kesti. Elif, yukarıdan Aras’ın sendeleyişini gördüğünde kalbinin duracağını sandı.

"Aras! Yaralandın!" diye bağırdı telsize, sesinde artık korku değil, saf bir endişe vardı.
Aras, acıyla dişlerini sıkarak telsizi açtı: "Nöbet yerini terk etme Elif! Ben iyiyim. Sadece... sadece izlemede kal."
Sabahın ilk ışıkları sökene kadar Aras kasabayı sokak sokak temizledi. Jandarma ekipleri, telsiz sinyalleri düzelince kasabaya girdiğinde, saldırganları bağlanmış halde trafo binasının önünde buldular.

Elif kuleden aşağı indiğinde, Aras kütüphanenin basamaklarında oturmuş, yaralı kolunu bir bezle sarmaya çalışıyordu. Yorgundu, yüzü yine çamur içindeydi. Elif yanına yaklaştı. Bu sefer kaçmadı. Bu sefer çığlık atmadı.
Yavaşça Aras’ın yanına çömeldi. Aras’ın elindeki bezi aldı ve yarayı kendisi sarmaya başladı.

"Dün gece," dedi Elif fısıltıyla. "Seni tepeden izlerken bir şeyi fark ettim. Sen o adamları öldürmek için değil, bizi yaşatmak için o canavara dönüşüyorsun. Korkum geçmedi Aras... Ama artık o korkunun bizi koruyan şey olduğunu biliyorum."

Aras, başını Elif’e çevirdi. İlk kez gülümsedi; yorgun, buruk ama gerçek bir gülümseme.
"Ben sadece kitapların tozunu almayı tercih ederdim Elif. Ama bazen tozları temizlemek için fırtına olmak gerekiyor."