2. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında
BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA
Aras, pansiyonun gıcırdayan odasında eski bir alışkanlıkla şafak sökmeden uyandı. Alacakaranlıkta botlarının bağcıklarını sıkıca bağlarken, dışarıdan gelen düzensiz korna sesleri ve bağrışmalar sessizliği yırttı. Bu, bir kutlama sesi değildi; bu, Aras’ın çok iyi bildiği o "panik" tınısıydı.
Hızla aşağı indiğinde, meydanda toplanan bir grup köylünün panik içinde dağ yoluna doğru baktığını gördü. Muhtar, elindeki telsizle birilerine ulaşmaya çalışıyordu.
"Ne oluyor?" dedi Aras, sesi bir emir kadar net ve pürüzsüzdü.
Muhtar, karşısındaki adamın otoritesine gayriihtiyari boyun eğerek cevap verdi: "Öğretmen Hanım ve çocukları taşıyan servis minibüsü... Buzda kaymış. Sınır yolundaki keskin virajda, uçurumun tam ağzında asılı kalmışlar!"
Aras’ın zihni saniyeler içinde bir harekât planı çıkardı. "Halat, çekme demiri ve battaniye getirin. Hemen!"
Sis henüz dağılmamıştı. Aras, cipiyle olay yerine vardığında gördüğü manzara, bir savaş meydanından farksızdı. Minibüsün arka tekerlekleri boşlukta dönüyor, aracın burnu ise kara gömülmüş bir kaya parçasına tutunmuştu. En ufak bir sarsıntı, içindeki on çocuk ve bir öğretmenle birlikte aracı yüz metrelik uçuruma gönderebilirdi.
Elif, minibüsün içindeydi. Camın hemen arkasında, ağlayan çocuklara sarılmış, onlara fısıldayarak bir şeyler anlatıyordu. Aras, aracın kapısına yaklaştığında Elif’le göz göze geldi. Kadının gözlerinde korku vardı ama kontrolünü kaybetmemişti.
"Herkes kıpırdamadan dursun!" diye bağırdı Aras. "Elif Hanım, çocukları tek tek, arka kapıdan benim olduğum tarafa kaydırın. Ağırlık merkezini bozmamalıyız."
Elif, titreyen elleriyle en küçük çocuğu kucağına aldı. "Peki ya araç kayarsa?"
"Kaymayacak," dedi Aras, sesindeki o sarsılmaz güvenle. "Ben buradayım. Bana güven."
O an, Elif için Aras artık sadece "yabancı bir asker" değildi; o, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide duran tek dayanaktı. Çocukları teker teker tahliye ederken, aracın altındaki buzun çatırtısı kulaklarda yankılanıyordu.
Aras, son çocuğu da kucağına alıp kenara bıraktığında, araç büyük bir gürültüyle bir santim daha kaydı.
"Sıra sende, çık hemen!" dedi Aras, elini Elif’e uzatarak.
Elif kapıya uzandığı an, minibüsün tutunduğu kaya parçası pes etti. Araç hızla aşağı süzülürken Aras, Elif’in bileğini son anda yakaladı ve onu sertçe kendine doğru çekti. Minibüs, saniyeler sonra uçurumun dibinde metal yığınına dönüşürken çıkan gürültü, dağlarda yankılandı.
Elif, Aras’ın göğsüne çarpmış, nefes nefese kalmıştı. Aras, kadını bırakmadı. Barut ve kar kokusu birbirine karışmıştı.
Elif, titreyen sesiyle fısıldadı: "Gördünüz mü Binbaşı? Sis sadece yanıltmaz, bazen gerçekten yutar."
Aras, kadının omuzlarını tutup onu doğrulttu. Bakışları ilk kez yumuşamıştı. "Ama bugün değil, öğretmen hanım. Bugün kimseyi yutmasına izin vermedim."
