2. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında

BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA

Kitap Aşığı

Bölümler
1 Bölüm Bir :Sisin İçindeki Yabancı 2 BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA 3 BÖLÜM 3: BARUT VE KAĞIT KESİĞİ 4 BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ 5 BÖLÜM 5: VEDA VE VİCDAN 6 BÖLÜM 6: EMANET 7 BÖLÜM 7: SAKIN... 8 BÖLÜM 8: HARABELERDEN YUVA İNŞA ETMEK 9 BÖLÜM 9: DÖNÜŞ BİLETİ 10 BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP 11 BÖLÜM 11: KIRIK ÇİVİLER VE SÖZLER 12 BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ 13 BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE 14 BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI 15 15. BÖLÜM: ARAFTAKİ NÖBET 16 BÖLÜM 16: ÇİFT CEPHELİ SAVAŞ 17 BÖLÜM 17: MÜHÜRLENEN SÖZLER 18 BÖLÜM 18: GÖLGEDEKİ PUSU 19 BÖLÜM 19:RUHUN ENKAZI 20 BÖLÜM 20: YABANCI BAKIŞLAR 21 BÖLÜM 21: EMANETİN AĞIRLIĞI 22 BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ 23 BÖLÜM 23: NABIZ VE NÖBET 24 BÖLÜM 24: ZEHİRLİ NEZAKET 25 BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ 26 BÖLÜM 26: VEDA VE VİCDAN AZABI 27 BÖLÜM 27: MAHZENDEN GELEN SES 28 BÖLÜM 28: FIRTINA SONRASI SESSİZLİK 29 BÖLÜM 29: SON NÖBETİN ŞAFAĞI 30 BÖLÜM 30: KESİŞEN KADERLER 31 BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ 32 BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM 33 BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ 34 BÖLÜM 34: TOPRAĞIN ALTINDAKİ İHANET 35 BÖLÜM 35: KAN VE KISKANÇLIK 36 BÖLÜM 36: MAHSUR KALAN GURUR 37 BÖLÜM 37: İKİ KURT, TEK KALE 38 BÖLÜM 38: NEFESİNİN DİYETİ 39 BÖLÜM 39: YALNIZLIĞIN SIĞINAĞI 40 BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN 41 BÖLÜM 41: KÜLLERDEN DOĞAN YEMİN 42 BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ 43 BÖLÜM 43: SÖZÜN BİTTİĞİ YER 44 BÖLÜM 44: KURDUN DİŞİSİ 45 BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN 46 BÖLÜM 46: SİYAH VE KÜL 47 BÖLÜM 47: BİR ÖĞRETMENİN KALBİ 48 BÖLÜM 48: İNTİKAMIN GÖLGESİ 49 BÖLÜM 49: SON DURAK – HESAPLAŞMA 50 50.Bölüm : İhanetin Külleri 51 Bölüm 51:Küllerin Arasında Hesaplaşma 52 Bölüm 52:Kül ve Kanın Vasiyeti 53 Bölüm 53:Sonun Başlangıcı 54 Bölüm 54:Sığınak 55 Bölüm 55:Son Perde-Kırık Kanatlar

Aras, pansiyonun gıcırdayan odasında eski bir alışkanlıkla şafak sökmeden uyandı. Alacakaranlıkta botlarının bağcıklarını sıkıca bağlarken, dışarıdan gelen düzensiz korna sesleri ve bağrışmalar sessizliği yırttı. Bu, bir kutlama sesi değildi; bu, Aras’ın çok iyi bildiği o "panik" tınısıydı.
Hızla aşağı indiğinde, meydanda toplanan bir grup köylünün panik içinde dağ yoluna doğru baktığını gördü. Muhtar, elindeki telsizle birilerine ulaşmaya çalışıyordu.
"Ne oluyor?" dedi Aras, sesi bir emir kadar net ve pürüzsüzdü.

Muhtar, karşısındaki adamın otoritesine gayriihtiyari boyun eğerek cevap verdi: "Öğretmen Hanım ve çocukları taşıyan servis minibüsü... Buzda kaymış. Sınır yolundaki keskin virajda, uçurumun tam ağzında asılı kalmışlar!"
Aras’ın zihni saniyeler içinde bir harekât planı çıkardı. "Halat, çekme demiri ve battaniye getirin. Hemen!"
Sis henüz dağılmamıştı. Aras, cipiyle olay yerine vardığında gördüğü manzara, bir savaş meydanından farksızdı. Minibüsün arka tekerlekleri boşlukta dönüyor, aracın burnu ise kara gömülmüş bir kaya parçasına tutunmuştu. En ufak bir sarsıntı, içindeki on çocuk ve bir öğretmenle birlikte aracı yüz metrelik uçuruma gönderebilirdi.

Elif, minibüsün içindeydi. Camın hemen arkasında, ağlayan çocuklara sarılmış, onlara fısıldayarak bir şeyler anlatıyordu. Aras, aracın kapısına yaklaştığında Elif’le göz göze geldi. Kadının gözlerinde korku vardı ama kontrolünü kaybetmemişti.
"Herkes kıpırdamadan dursun!" diye bağırdı Aras. "Elif Hanım, çocukları tek tek, arka kapıdan benim olduğum tarafa kaydırın. Ağırlık merkezini bozmamalıyız."
Elif, titreyen elleriyle en küçük çocuğu kucağına aldı. "Peki ya araç kayarsa?"
"Kaymayacak," dedi Aras, sesindeki o sarsılmaz güvenle. "Ben buradayım. Bana güven."
O an, Elif için Aras artık sadece "yabancı bir asker" değildi; o, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide duran tek dayanaktı. Çocukları teker teker tahliye ederken, aracın altındaki buzun çatırtısı kulaklarda yankılanıyordu.

Aras, son çocuğu da kucağına alıp kenara bıraktığında, araç büyük bir gürültüyle bir santim daha kaydı.
"Sıra sende, çık hemen!" dedi Aras, elini Elif’e uzatarak.
Elif kapıya uzandığı an, minibüsün tutunduğu kaya parçası pes etti. Araç hızla aşağı süzülürken Aras, Elif’in bileğini son anda yakaladı ve onu sertçe kendine doğru çekti. Minibüs, saniyeler sonra uçurumun dibinde metal yığınına dönüşürken çıkan gürültü, dağlarda yankılandı.
Elif, Aras’ın göğsüne çarpmış, nefes nefese kalmıştı. Aras, kadını bırakmadı. Barut ve kar kokusu birbirine karışmıştı.

Elif, titreyen sesiyle fısıldadı: "Gördünüz mü Binbaşı? Sis sadece yanıltmaz, bazen gerçekten yutar."
Aras, kadının omuzlarını tutup onu doğrulttu. Bakışları ilk kez yumuşamıştı. "Ama bugün değil, öğretmen hanım. Bugün kimseyi yutmasına izin vermedim."