15. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında

BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI

Kitap Aşığı

Bölümler
1 Bölüm Bir :Sisin İçindeki Yabancı 2 BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA 3 BÖLÜM 3: BARUT VE KAĞIT KESİĞİ 4 BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ 5 BÖLÜM 5: VEDA VE VİCDAN 6 BÖLÜM 6: EMANET 7 BÖLÜM 7: SAKIN... 8 BÖLÜM 8: HARABELERDEN YUVA İNŞA ETMEK 9 BÖLÜM 9: DÖNÜŞ BİLETİ 10 BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP 11 BÖLÜM 11: KIRIK ÇİVİLER VE SÖZLER 12 BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ 13 BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE 14 BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI 15 15. BÖLÜM: ARAFTAKİ NÖBET 16 BÖLÜM 16: ÇİFT CEPHELİ SAVAŞ 17 BÖLÜM 17: MÜHÜRLENEN SÖZLER 18 BÖLÜM 18: GÖLGEDEKİ PUSU 19 BÖLÜM 19:RUHUN ENKAZI 20 BÖLÜM 20: YABANCI BAKIŞLAR 21 BÖLÜM 21: EMANETİN AĞIRLIĞI 22 BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ 23 BÖLÜM 23: NABIZ VE NÖBET 24 BÖLÜM 24: ZEHİRLİ NEZAKET 25 BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ 26 BÖLÜM 26: VEDA VE VİCDAN AZABI 27 BÖLÜM 27: MAHZENDEN GELEN SES 28 BÖLÜM 28: FIRTINA SONRASI SESSİZLİK 29 BÖLÜM 29: SON NÖBETİN ŞAFAĞI 30 BÖLÜM 30: KESİŞEN KADERLER 31 BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ 32 BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM 33 BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ 34 BÖLÜM 34: TOPRAĞIN ALTINDAKİ İHANET 35 BÖLÜM 35: KAN VE KISKANÇLIK 36 BÖLÜM 36: MAHSUR KALAN GURUR 37 BÖLÜM 37: İKİ KURT, TEK KALE 38 BÖLÜM 38: NEFESİNİN DİYETİ 39 BÖLÜM 39: YALNIZLIĞIN SIĞINAĞI 40 BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN 41 BÖLÜM 41: KÜLLERDEN DOĞAN YEMİN 42 BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ 43 BÖLÜM 43: SÖZÜN BİTTİĞİ YER 44 BÖLÜM 44: KURDUN DİŞİSİ 45 BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN 46 BÖLÜM 46: SİYAH VE KÜL 47 BÖLÜM 47: BİR ÖĞRETMENİN KALBİ 48 BÖLÜM 48: İNTİKAMIN GÖLGESİ 49 BÖLÜM 49: SON DURAK – HESAPLAŞMA 50 50.Bölüm : İhanetin Külleri 51 Bölüm 51:Küllerin Arasında Hesaplaşma 52 Bölüm 52:Kül ve Kanın Vasiyeti 53 Bölüm 53:Sonun Başlangıcı 54 Bölüm 54:Sığınak 55 Bölüm 55:Son Perde-Kırık Kanatlar

Kurt Pençesi timinin araçları karanlıkta kaybolurken, egzoz dumanı yerini kütüphanenin o tanıdık, sakin kokusuna bıraktı. Elif, Aras’ın yanına gelip elini koluna koydu ama Aras’ın bedeni bir taş kadar kaskatıydı. Bakışları hâlâ boş yoldaydı, sanki oradan bir haber, bir emir gelmesini bekliyordu.
"Girdiler mi içeri?" diye sordu Elif yumuşak bir sesle.
Aras cevap vermedi. Yavaşça kütüphanenin içine yürüdü. Her köşede timin izleri vardı: Barut Selçuk’un sabitlediği raflar, Sessiz Ozan’ın boyadığı duvarlar... Aras masasına oturdu, önündeki boş kağıda baktı ve o an dev bir boşluğun içine düştüğünü hissetti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, Elif uyuduktan sonra Aras kütüphanenin ortasında tek başına kaldı. İşte o meşhur çıkmaz tam o an boğazına düğümlendi.
Bir yanda, az önce giden timi vardı. Onlar şimdi operasyon bölgesine sızıyor, pusuları kolluyor, vatanın sınırında ölümle burun buruna geliyorlardı. Aras, onların komutanıydı; her stratejiyi o kurar, her zorlukta en önde o giderdi. Şimdi ise sıcak bir kütüphanede, elinde bir kalemle oturuyordu. "Ben ne yapıyorum burada?" diye düşündü. "Onlar oradayken, ben burada kitap mı dizeceğim?"
Diğer yanda ise Elif vardı. Onun yaralarını saran, ona yeniden gülümsemeyi öğreten, sığındığı o liman... Eğer şimdi arkalarına bakmadan giden o araçlardan birine atlasaydı, Elif’i ikinci kez yıkacaktı. Birinci "Sakın" uyarısı bir kazaydı, ama ikincisi bir tercih olacaktı.
Aras ayağa kalktı, kütüphanenin camından dışarı baktı. Gözünün önüne Fırat’ın son anları geldi. Sonra Kerem’in "Komutanım, çatı sızdırmasın," diyen gülüşü...
"Sivil olamıyorum," diye fısıldadı karanlığa. "Ama asker olarak da kalamıyorum."
Eğer askerliğe dönerse, Elif’i kaybedecekti. Eğer sivil kalırsa, kendi ruhunu, kimliğini, omuzlarındaki o görünmez rütbeleri kaybedecekti. Aras için hayat hiçbir zaman bu kadar karmaşık olmamıştı. Dağda kararlar basitti: Ya dosttun ya düşman, ya hayattaydın ya ölü. Ama burada, bu kütüphane masasında, kararlar griydi.
Cebinden o gümüş künyeyi çıkardı. Üzerinde yazan "Vefa" kelimesine baktı. Vefa kimeydi? Giden askerlerine mi, yoksa onu bekleyen kadına mı?
Sabaha karşı, Elif aşağı indiğinde Aras’ı masanın başında, hiç uyumamış halde buldu. Önündeki kağıt karalamalarla doluydu: Stratejik planlar, kütüphane krokileri ve yarım kalmış cümleler...
"Aras? Hiç uyumadın mı?"
Aras başını kaldırdı. Gözleri kan çanağı gibiydi. "Elif," dedi sesi yorgunluktan kısılmış bir halde. "Ben bir çıkmazdayım. Bir yanım o dağlara geri dönmek için çıldırıyor, diğer yanım senin yanından bir milim bile uzaklaşmak istemiyor. Ben... Ben hangisiyim? Kütüphaneci miyim, yoksa cellat mı?"
Elif, Aras’ın karşısına oturdu. Onun bu savunmasız hali, kurşun yediği andan daha çok canını yakmıştı. "Sen ikisi de değilsin Aras," dedi Elif. "Sen, vicdanı olan bir adamsın. Ve vicdanı olan herkes bu çıkmaza girer."
Aras masadaki lambayı kapattı. Gün doğuyordu ama onun içindeki karanlık henüz dağılmamıştı. Bu, onun hayatındaki en zor pusuydu; düşmanı dışarıda değil, tam göğsünün içindeydi.