35. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında

BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ

Kitap Aşığı

Bölümler
1 Bölüm Bir :Sisin İçindeki Yabancı 2 BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA 3 BÖLÜM 3: BARUT VE KAĞIT KESİĞİ 4 BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ 5 BÖLÜM 5: VEDA VE VİCDAN 6 BÖLÜM 6: EMANET 7 BÖLÜM 7: SAKIN... 8 BÖLÜM 8: HARABELERDEN YUVA İNŞA ETMEK 9 BÖLÜM 9: DÖNÜŞ BİLETİ 10 BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP 11 BÖLÜM 11: KIRIK ÇİVİLER VE SÖZLER 12 BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ 13 BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE 14 BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI 15 15. BÖLÜM: ARAFTAKİ NÖBET 16 BÖLÜM 16: ÇİFT CEPHELİ SAVAŞ 17 BÖLÜM 17: MÜHÜRLENEN SÖZLER 18 BÖLÜM 18: GÖLGEDEKİ PUSU 19 BÖLÜM 19:RUHUN ENKAZI 20 BÖLÜM 20: YABANCI BAKIŞLAR 21 BÖLÜM 21: EMANETİN AĞIRLIĞI 22 BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ 23 BÖLÜM 23: NABIZ VE NÖBET 24 BÖLÜM 24: ZEHİRLİ NEZAKET 25 BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ 26 BÖLÜM 26: VEDA VE VİCDAN AZABI 27 BÖLÜM 27: MAHZENDEN GELEN SES 28 BÖLÜM 28: FIRTINA SONRASI SESSİZLİK 29 BÖLÜM 29: SON NÖBETİN ŞAFAĞI 30 BÖLÜM 30: KESİŞEN KADERLER 31 BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ 32 BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM 33 BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ 34 BÖLÜM 34: TOPRAĞIN ALTINDAKİ İHANET 35 BÖLÜM 35: KAN VE KISKANÇLIK 36 BÖLÜM 36: MAHSUR KALAN GURUR 37 BÖLÜM 37: İKİ KURT, TEK KALE 38 BÖLÜM 38: NEFESİNİN DİYETİ 39 BÖLÜM 39: YALNIZLIĞIN SIĞINAĞI 40 BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN 41 BÖLÜM 41: KÜLLERDEN DOĞAN YEMİN 42 BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ 43 BÖLÜM 43: SÖZÜN BİTTİĞİ YER 44 BÖLÜM 44: KURDUN DİŞİSİ 45 BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN 46 BÖLÜM 46: SİYAH VE KÜL 47 BÖLÜM 47: BİR ÖĞRETMENİN KALBİ 48 BÖLÜM 48: İNTİKAMIN GÖLGESİ 49 BÖLÜM 49: SON DURAK – HESAPLAŞMA 50 50.Bölüm : İhanetin Külleri 51 Bölüm 51:Küllerin Arasında Hesaplaşma 52 Bölüm 52:Kül ve Kanın Vasiyeti 53 Bölüm 53:Sonun Başlangıcı 54 Bölüm 54:Sığınak 55 Bölüm 55:Son Perde-Kırık Kanatlar

Kasabanın üzerine çöken sis, on beş gündür dağılmıyordu. Gökyüzü gri bir kefen gibi kütüphanenin çatısına asılı kalmıştı. Aras’ın kaybolduğu o karlı tepeden gelen haberler kesilmiş, resmi makamlar "arama faaliyetlerinin hava muhalefeti nedeniyle durdurulduğunu" açıklamıştı. Kasaba halkı için Aras artık bir "şehit" adayıydı; gıyabi cenaze namazı için camide fısıldaşmalar başlamıştı bile.
Ama kütüphanenin içinde zaman farklı akıyordu.
Elif, her sabah saat tam 08:00’de kütüphanenin ağır kapısını açıyordu. Kimse gelmese de rafların tozunu alıyor, kitapları alfabetik sıraya diziyordu. Ve en önemlisi; Aras’ın boş masasına, dumanı tüten taze bir bardak çay bırakıyordu.
"Deliye döndü zavallı kız," diyordu bakkal, pencereden onu izlerken. "Ölü bir adamın masasına çay koyuyor."
Elif duymuyordu. O, boynunda taşıdığı Aras’ın künyesine inanıyordu. Metal, Elif’in tenine değdiğinde hala bir sıcaklık yayıyordu. Elif biliyordu; Aras’ın kalbi dursa, bu metal buz keserdi. Bu, kütüphaneci bir kadının bilimle açıklanamayan, sadece aşkla ölçülebilen tek pusulasıydı.
Karanlığın İçindeki Işık: Aras’ın Mücadelesi
Sınırın ötesindeki o ücra mağarada, Aras bilincini her kaybettiğinde bir ses duyuyordu: “Kitaplara iyi bak Gözcü, kalbim onlara emanet.”
Patlamadan sonra onu bulan yaşlı bir köylü, Aras’ı mağarasına taşımış, yaralarına dağ otları basmıştı. Aras’ın kaburgaları kırıktı, omzundaki yara iltihaplanmıştı ve yüksek ateşin pençesinde sayıklıyordu. Ama her gözünü açtığında, parmakları titreyerek cebindeki o kana bulanmış, buruşmuş Elif fotoğrafına gidiyordu.
"Gitmem lazım..." diye mırıldandı Aras, köylünün uzattığı tasın içindeki suyu içerken. Sesi, zımpara kağıdı gibi pürüzlüydü.
"Bu halde gidemezsin oğul," dedi yaşlı adam. "Dışarıda fırtına var, kurtlar aç."
"Kurtlar benim kardeşimdir baba," dedi Aras, acıyla doğrulmaya çalışırken. "Ama evde beni bekleyen bir Gözcü var. O masaya her gün taze çay koyuyor, biliyorum. Soğutmaya hakkım yok."
Aras, köylünün ona verdiği eski bir değneğe tutunarak mağaradan çıktı. Karların içinde sürünerek, bazen bayılarak, bazen tırnaklarıyla toprağı kazıyarak sınıra doğru ilerledi. Her adımda kalbi, Elif’in boynundaki künyeye bir sinyal gönderiyordu: "Bekle... Az kaldı."
Kütüphanede Gece Yarısı: Sessizliğin Kırılışı
On altıncı günün gecesinde, fırtına kütüphanenin camlarını zorluyordu. Elif, Aras’ın masasında, elinde onun en sevdiği şiir kitabıyla uyuyakalmıştı. Lambanın yağı bitmek üzereydi, ışık titreyerek can çekişiyordu.
Tam o sırada, rüzgarın uğultusunun arasından başka bir ses yükseldi.
Ağır, aksak ve metalin taşa çarpma sesine benzeyen bir tıkırtı. Kütüphanenin dış kapısının önünde bir karaltı belirdi. Kapının kulpu yavaşça aşağı indi. Elif, uykusunun en derin yerinde bir ürpertiyle sıçradı. Kalbi öyle sert çarpıyordu ki, künyenin göğsüne vuruşunu duyabiliyordu.
"Aras?" diye fısıldadı Elif, sesi karanlıkta kayboldu.
Kapı yavaşça açıldı. İçeriye kar taneleri ve dondurucu bir ayaz daldı. Kapının eşiğinde, üzerinde parçalanmış bir kamuflaj, yüzü buz tutmuş, sakalları birbirine karışmış ve gözleri çukuruna kaçmış bir "hayalet" duruyordu. Aras, ayakta duracak dermanı kalmadığı için kapı pervazına tüm ağırlığıyla yaslanmıştı.
Elif donup kaldı. Gözlerine inanamıyordu. "Hayal görüyorum... Yine hayal görüyorum," diye mırıldandı, gözlerinden yaşlar boşanırken.
Aras, titreyen elini yavaşça cebine attı. O kana bulanmış, kenarları yanmış fotoğrafı çıkardı ve titreyen parmaklarıyla masanın kenarına bıraktı. Bakışları Elif’in gözlerine değdiğinde, o sert Binbaşı’nın gözlerinden bir damla yaş, buz tutmuş yanağından aşağı süzüldü.
"Söz verdim..." dedi Aras. Sesi bir fısıltıdan bile daha zayıftı ama Elif için dünyanın en güçlü çığlığıydı. "Geleceğim dedim... Sözümü tuttum Gözcü."
Elif yerinden fırladı. Aras, dizlerinin üzerine çökerken Elif onu havada yakaladı. Aras’ın buz gibi vücudu, Elif’in sıcak kollarıyla buluştuğunda kütüphanenin o sessizliği hıçkırıklarla bozuldu. Elif, Aras’ın yüzünü ellerinin arasına aldı; teni kar gibi soğuktu ama nefesi... nefesi Elif’in boynunu yakıyordu.
"Buradasın... Gerçekten buradasın," dedi Elif, Aras’ın göğsüne başını yaslayarak.
Aras, Elif’in saçlarının kokusunu içine çekti. Lavanta ve huzur... On beş gün boyunca onu hayatta tutan tek şey bu kokuydu. Elif, masadaki o on beş gündür her sabah tazelenen çay bardağına uzandı. Bardak hala ılıktı.
Aras, Elif’in elini tuttu, bardağa değil, Elif’in boynundaki künyeye dokundu. "Hala sıcak..." dedi Aras, hafifçe gülümseyerek. "Kalbim... sende kalmış."
O gece kütüphane, bir kahramanın dönüşüne ve bir kadının sarsılmaz inancına şahitlik etti. Aras dönmüştü. Yaralıydı, yorgundu, belki bir daha asla eskisi gibi yürüyemeyecekti ama Gözcü’sünün yanındaydı.