46. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında

BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ

Kitap Aşığı

Bölümler
1 Bölüm Bir :Sisin İçindeki Yabancı 2 BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA 3 BÖLÜM 3: BARUT VE KAĞIT KESİĞİ 4 BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ 5 BÖLÜM 5: VEDA VE VİCDAN 6 BÖLÜM 6: EMANET 7 BÖLÜM 7: SAKIN... 8 BÖLÜM 8: HARABELERDEN YUVA İNŞA ETMEK 9 BÖLÜM 9: DÖNÜŞ BİLETİ 10 BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP 11 BÖLÜM 11: KIRIK ÇİVİLER VE SÖZLER 12 BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ 13 BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE 14 BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI 15 15. BÖLÜM: ARAFTAKİ NÖBET 16 BÖLÜM 16: ÇİFT CEPHELİ SAVAŞ 17 BÖLÜM 17: MÜHÜRLENEN SÖZLER 18 BÖLÜM 18: GÖLGEDEKİ PUSU 19 BÖLÜM 19:RUHUN ENKAZI 20 BÖLÜM 20: YABANCI BAKIŞLAR 21 BÖLÜM 21: EMANETİN AĞIRLIĞI 22 BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ 23 BÖLÜM 23: NABIZ VE NÖBET 24 BÖLÜM 24: ZEHİRLİ NEZAKET 25 BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ 26 BÖLÜM 26: VEDA VE VİCDAN AZABI 27 BÖLÜM 27: MAHZENDEN GELEN SES 28 BÖLÜM 28: FIRTINA SONRASI SESSİZLİK 29 BÖLÜM 29: SON NÖBETİN ŞAFAĞI 30 BÖLÜM 30: KESİŞEN KADERLER 31 BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ 32 BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM 33 BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ 34 BÖLÜM 34: TOPRAĞIN ALTINDAKİ İHANET 35 BÖLÜM 35: KAN VE KISKANÇLIK 36 BÖLÜM 36: MAHSUR KALAN GURUR 37 BÖLÜM 37: İKİ KURT, TEK KALE 38 BÖLÜM 38: NEFESİNİN DİYETİ 39 BÖLÜM 39: YALNIZLIĞIN SIĞINAĞI 40 BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN 41 BÖLÜM 41: KÜLLERDEN DOĞAN YEMİN 42 BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ 43 BÖLÜM 43: SÖZÜN BİTTİĞİ YER 44 BÖLÜM 44: KURDUN DİŞİSİ 45 BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN 46 BÖLÜM 46: SİYAH VE KÜL 47 BÖLÜM 47: BİR ÖĞRETMENİN KALBİ 48 BÖLÜM 48: İNTİKAMIN GÖLGESİ 49 BÖLÜM 49: SON DURAK – HESAPLAŞMA 50 50.Bölüm : İhanetin Külleri 51 Bölüm 51:Küllerin Arasında Hesaplaşma 52 Bölüm 52:Kül ve Kanın Vasiyeti 53 Bölüm 53:Sonun Başlangıcı 54 Bölüm 54:Sığınak 55 Bölüm 55:Son Perde-Kırık Kanatlar

Kütüphanenin çatısından düşen her kiremit, beton zemine çarptığında sanki Aras’ın sabrından bir parça koparıyordu. Gökyüzü, yükselen kara dumanlar yüzünden erkenden kararmıştı. Aras, elinde kütüphanenin yanan kapısından kopardığı, ucu hala kor gibi parlayan ağır bir demir parçasıyla kalabalığa doğru yürümeye başladı.
Yüzü kapkaraydı; sadece gözlerinin beyazı ve o gözlerin içindeki vahşi, hayvani parıltı seçiliyordu. Kalabalık, Aras’ın üzerine sinmiş barut, is ve taze kan kokusunu alınca, Musa’nın önünde açılan deniz gibi ikiye ayrıldı. Kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu.
Aras, meydanın ortasında duran, yangını bir zafer abidesi izler gibi sinsi bir sırıtışla seyreden Muhtar’ın üç tetikçisinin tam önünde durdu.
"Siz Kitap Değil, Bir Ruh Yaktınız"
Aras, elindeki yanan demiri yere vurdu; kıvılcımlar adamların botlarına sıçradı.
"Kim verdi emri?" dedi Aras. Sesi, mezar taşlarının birbirine sürtünmesi gibi derinden ve ürpertici geliyordu.
Adamların en irisi, elindeki tespihi cebine atıp diklendi. "Binbaşı, sen firarisin. Kendi derdine yan. Burası artık senin çöplüğün değil."
Aras, adamın cümlesini bitirmesine izin vermedi. Yaralı omzuna rağmen öyle bir hızla hamle yaptı ki, Üsteğmen Yiğit bile silahını çekmeye vakit bulamadı. Aras, adamın gırtlağına yapışıp onu yanan kütüphanenin duvarına sertçe çarptı.
"Burası benim cehennemim!" diye kükredi Aras. "O tozlu raflarda Elif’in çocukluğu vardı... O sayfalarda benim umudum vardı! Siz sadece kağıt yakmadınız, siz benim sığınağımı yaktınız!"
Yiğit’in Seçimi ve Cem Adrian’ın Sesi
Tam o sırada, bir dükkanın hoparlöründen ya da belki de sadece Aras’ın zihnindeki o karanlık boşluktan, Cem Adrian’ın o hüzünlü sesi yükselmeye başladı:
"Öyle bir yerdeyim ki... Ne gitmesi mümkün, ne kalması...
Öyle bir haldeyim ki... Bir yanım kül, bir yanım ateş..."
Üsteğmen Yiğit, silahını Aras’a doğrulttu. Eli titriyordu. "Binbaşım! Bırak onu! Kanun önünde hesap verecekler, adaleti bana bırak!"
Aras, Yiğit’e bakmadan, gırtlağını sıktığı adamın yüzüne yaklaştı. "Senin kanunun güneş doğunca devreye girer Üsteğmen. Ama bu gece... Bu gece güneş benim için söndü. Bu gece adalet, bu isli ellerin arasında!"
Yiğit, Aras’ın gözlerindeki o "dönüşü olmayan yol" ifadesini gördü. Aras artık bir asker değildi; o, sevdiği kadının emaneti için dünyayı yakmaya hazır bir aşık, yaralı bir kurttu. Yiğit, derin bir nefes alıp silahını yavaşça indirdi. Telsizine bastı:
"Merkez... Şüpheliler direniyor, arbede çıktı. Müdahale edemiyorum. Tekrar ediyorum, müdahale edemiyorum."
Elif’in Çığlığı ve Son Darbe
Elif, kalabalığın arasından sıyrılıp Aras’ın yanına koştu. Aras’ın elindeki demiri, parmaklarından sızan kanı görünce hıçkırıklara boğuldu.
"Aras! Yapma!" diye bağırdı Elif, Aras’ın o çelik gibi sertleşmiş koluna asılarak. "Sen onlardan değilsin! Sen o kitapları kurtaran adamsın, can alan değil! Lütfen bana bak!"
Aras, Elif’in sesini duyunca duraksadı. Adamın boğazındaki elini hafifçe gevşetti ama bakışlarını çekmedi. Tam o sırada, yerdeki adamlardan diğeri belinden gizli bir bıçak çıkarıp Elif’e doğru hamle yaptı.
"Elif, çekil!" diye bağırdı Yiğit ama Aras çoktan harekete geçmişti.
Aras, Elif’i tek koluyla savurup arkasına aldı ve bıçaklı adamın bileğini tek bir hamlede kırdı. Adamın çığlığı meydanda yankılanırken Aras, adamın kulağına eğildi ve o buz gibi fısıltıyı bıraktı:
"Onun tırnağına taş değmesin diye ben bu canı kurban ettim. Senin o paslı bıçağın, benim kütüphanemin bir tozuna bile değemez."
Final: Karanlığa Karışan İki Gölge
Aras, adamları perişan halde meydanın ortasına bıraktı. Yiğit’e dönüp sadece bir kez başıyla selam verdi. Bu, bir askerin diğerine "teşekkür"ü değil, "vasiyeti" gibiydi.
Yiğit, telsizini tekrar açtı: "Şüpheli ormana kaçtı, izini kaybettik. Takibi bırakın."
Aras, Elif’in elini tuttu. Elif’in parmakları Aras’ın elindeki is ve kanla boyandı. Kütüphaneden yükselen son alevlerin ışığında, kasabayı terk eden iki gölge olarak karanlığa karıştılar. Arka planda Cem Adrian’ın sesi son kez yankılandı:
"Kül olur her şey... Kalır sadece sızısı..."