46. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında
BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ
Kütüphanenin çatısından düşen her kiremit, beton zemine çarptığında sanki Aras’ın sabrından bir parça koparıyordu. Gökyüzü, yükselen kara dumanlar yüzünden erkenden kararmıştı. Aras, elinde kütüphanenin yanan kapısından kopardığı, ucu hala kor gibi parlayan ağır bir demir parçasıyla kalabalığa doğru yürümeye başladı.
Yüzü kapkaraydı; sadece gözlerinin beyazı ve o gözlerin içindeki vahşi, hayvani parıltı seçiliyordu. Kalabalık, Aras’ın üzerine sinmiş barut, is ve taze kan kokusunu alınca, Musa’nın önünde açılan deniz gibi ikiye ayrıldı. Kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu.
Aras, meydanın ortasında duran, yangını bir zafer abidesi izler gibi sinsi bir sırıtışla seyreden Muhtar’ın üç tetikçisinin tam önünde durdu.
"Siz Kitap Değil, Bir Ruh Yaktınız"
Aras, elindeki yanan demiri yere vurdu; kıvılcımlar adamların botlarına sıçradı.
"Kim verdi emri?" dedi Aras. Sesi, mezar taşlarının birbirine sürtünmesi gibi derinden ve ürpertici geliyordu.
Adamların en irisi, elindeki tespihi cebine atıp diklendi. "Binbaşı, sen firarisin. Kendi derdine yan. Burası artık senin çöplüğün değil."
Aras, adamın cümlesini bitirmesine izin vermedi. Yaralı omzuna rağmen öyle bir hızla hamle yaptı ki, Üsteğmen Yiğit bile silahını çekmeye vakit bulamadı. Aras, adamın gırtlağına yapışıp onu yanan kütüphanenin duvarına sertçe çarptı.
"Burası benim cehennemim!" diye kükredi Aras. "O tozlu raflarda Elif’in çocukluğu vardı... O sayfalarda benim umudum vardı! Siz sadece kağıt yakmadınız, siz benim sığınağımı yaktınız!"
Yiğit’in Seçimi ve Cem Adrian’ın Sesi
Tam o sırada, bir dükkanın hoparlöründen ya da belki de sadece Aras’ın zihnindeki o karanlık boşluktan, Cem Adrian’ın o hüzünlü sesi yükselmeye başladı:
"Öyle bir yerdeyim ki... Ne gitmesi mümkün, ne kalması...
Öyle bir haldeyim ki... Bir yanım kül, bir yanım ateş..."
Üsteğmen Yiğit, silahını Aras’a doğrulttu. Eli titriyordu. "Binbaşım! Bırak onu! Kanun önünde hesap verecekler, adaleti bana bırak!"
Aras, Yiğit’e bakmadan, gırtlağını sıktığı adamın yüzüne yaklaştı. "Senin kanunun güneş doğunca devreye girer Üsteğmen. Ama bu gece... Bu gece güneş benim için söndü. Bu gece adalet, bu isli ellerin arasında!"
Yiğit, Aras’ın gözlerindeki o "dönüşü olmayan yol" ifadesini gördü. Aras artık bir asker değildi; o, sevdiği kadının emaneti için dünyayı yakmaya hazır bir aşık, yaralı bir kurttu. Yiğit, derin bir nefes alıp silahını yavaşça indirdi. Telsizine bastı:
"Merkez... Şüpheliler direniyor, arbede çıktı. Müdahale edemiyorum. Tekrar ediyorum, müdahale edemiyorum."
Elif’in Çığlığı ve Son Darbe
Elif, kalabalığın arasından sıyrılıp Aras’ın yanına koştu. Aras’ın elindeki demiri, parmaklarından sızan kanı görünce hıçkırıklara boğuldu.
"Aras! Yapma!" diye bağırdı Elif, Aras’ın o çelik gibi sertleşmiş koluna asılarak. "Sen onlardan değilsin! Sen o kitapları kurtaran adamsın, can alan değil! Lütfen bana bak!"
Aras, Elif’in sesini duyunca duraksadı. Adamın boğazındaki elini hafifçe gevşetti ama bakışlarını çekmedi. Tam o sırada, yerdeki adamlardan diğeri belinden gizli bir bıçak çıkarıp Elif’e doğru hamle yaptı.
"Elif, çekil!" diye bağırdı Yiğit ama Aras çoktan harekete geçmişti.
Aras, Elif’i tek koluyla savurup arkasına aldı ve bıçaklı adamın bileğini tek bir hamlede kırdı. Adamın çığlığı meydanda yankılanırken Aras, adamın kulağına eğildi ve o buz gibi fısıltıyı bıraktı:
"Onun tırnağına taş değmesin diye ben bu canı kurban ettim. Senin o paslı bıçağın, benim kütüphanemin bir tozuna bile değemez."
Final: Karanlığa Karışan İki Gölge
Aras, adamları perişan halde meydanın ortasına bıraktı. Yiğit’e dönüp sadece bir kez başıyla selam verdi. Bu, bir askerin diğerine "teşekkür"ü değil, "vasiyeti" gibiydi.
Yiğit, telsizini tekrar açtı: "Şüpheli ormana kaçtı, izini kaybettik. Takibi bırakın."
Aras, Elif’in elini tuttu. Elif’in parmakları Aras’ın elindeki is ve kanla boyandı. Kütüphaneden yükselen son alevlerin ışığında, kasabayı terk eden iki gölge olarak karanlığa karıştılar. Arka planda Cem Adrian’ın sesi son kez yankılandı:
"Kül olur her şey... Kalır sadece sızısı..."
