10. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında
BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP
Sınırın ötesinde, kayalıkların arasında rüzgar bir kurt gibi uluyordu. Aras, mevzide sırtını soğuk taşa yaslamış, gökyüzündeki sönük yıldızlara bakıyordu. Üzerindeki kamuflaj artık onun derisi gibi olmuştu ama kalbinin üzerindeki o küçük şiir kitabının ağırlığı, çelik yeleğinden daha koruyucuydu.
Etrafındaki askerler uyurken, Aras titreyen elleriyle cebinden o kitabı çıkardı. Sayfaların arasından bir kurumuş dağ çiçeği düştü; Elif’in kütüphanenin bahçesinden gizlice koyduğu o çiçek... Aras, kitabın kenarına kurşun kalemle bir not düştü:
"Elif... Burada gece, senin kütüphanendeki sessizlikten çok farklı. Burada sessizlik bir pusu gibi. Ama gözlerimi kapattığımda, senin maviye boyadığın o rafların kokusunu alıyorum. Parmak uçlarımdaki barut izi, senin elini tuttuğum o anın sıcaklığıyla siliniyor. Ben buraya ölmek için değil, senin yanına, o yarım kalan çatıya dönmek için geldim."
Aynı saatlerde, yüzlerce kilometre ötedeki kasabada, kütüphanenin ışığı sönmemişti. Elif, Aras’ın yarım bıraktığı çatının altındaki masada oturuyordu. Dışarıda yağmur yağıyordu ve her damla, Aras’ın çaktığı o taze çivilerin üzerinde yankılanıyordu.
Elif, Aras’ın o tozlu tişörtüne sarılmış, onun kokusunu kaybetmemek için nefesini tutuyordu. Önündeki boş kağıda sadece bir cümle yazabildi:
"Aras... Gökyüzüne bakıyorum, ama gülümsemek çok zor. Gökyüzü burada çok karanlık, çünkü sen yoksun. Çivilediğin o tahtalar rüzgarda inliyor, sanki seni çağırıyorlar. Sakın... Sakın orada kalma. Bu kütüphane sensiz sadece bir bina, seninle bir yuva."
Birden kütüphanenin kapısı hafifçe aralandı. İçeri küçük Ali girdi. Gözleri uykuluydu, elinde Aras’ın ona yaptığı o tahta uçak vardı.
"Elif Abla," dedi Ali fısıltıyla. "Binbaşı Amca ne zaman gelecek? Uçağımın tekerleği kırıldı, o olmadan tamir edemiyorum."
Elif, Ali’yi yanına çekti ve ona sıkıca sarıldı. Gözyaşları çocuğun saçlarına damlarken sesi titredi: "Gelecek Ali... O, sözünü tutan bir adamdır. Sadece biraz işi var, yıldızları topluyor bizim için."
O gece, iki farklı coğrafyada, iki farklı kalp aynı ritimle çarptı. Aras, bir çatışmanın ortasında mermiler vızıldarken, cebindeki o kitabı sıkıca kavradı. Elif ise kütüphanenin soğuk zemininde, Aras’ın bot izlerinin yanında uyuyakaldı.
Şafak sökerken, Aras’ın telsizinden bir ses yükseldi: "Komutanım, sızma tespit edildi! Mevzi alın!"
Aras, kitabı son bir kez öpüp cebine koydu. Silahını kavradığında artık o eski, ruhsuz makine değildi. O, geri dönmek zorunda olan bir aşıktı. Gözlerindeki o ölümcül kararlılık, sadece vatanı için değil, bekleyen o tek sarı ışık içindi.
