12. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında

BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ

Kitap Aşığı

Bölümler
1 Bölüm Bir :Sisin İçindeki Yabancı 2 BÖLÜM 2: UÇURUMUN KIYISINDA 3 BÖLÜM 3: BARUT VE KAĞIT KESİĞİ 4 BÖLÜM 4: GEÇMİŞİN HABERCİSİ 5 BÖLÜM 5: VEDA VE VİCDAN 6 BÖLÜM 6: EMANET 7 BÖLÜM 7: SAKIN... 8 BÖLÜM 8: HARABELERDEN YUVA İNŞA ETMEK 9 BÖLÜM 9: DÖNÜŞ BİLETİ 10 BÖLÜM 10: BARUTUN İÇİNDEKİ MÜREKKEP 11 BÖLÜM 11: KIRIK ÇİVİLER VE SÖZLER 12 BÖLÜM 12: KURT PENÇESİ 13 BÖLÜM 13: KURT PENÇESİ KÜTÜPHANEDE 14 BÖLÜM 14: ARAS’IN ÇIKMAZI 15 15. BÖLÜM: ARAFTAKİ NÖBET 16 BÖLÜM 16: ÇİFT CEPHELİ SAVAŞ 17 BÖLÜM 17: MÜHÜRLENEN SÖZLER 18 BÖLÜM 18: GÖLGEDEKİ PUSU 19 BÖLÜM 19:RUHUN ENKAZI 20 BÖLÜM 20: YABANCI BAKIŞLAR 21 BÖLÜM 21: EMANETİN AĞIRLIĞI 22 BÖLÜM 22: GECE NÖBETİ 23 BÖLÜM 23: NABIZ VE NÖBET 24 BÖLÜM 24: ZEHİRLİ NEZAKET 25 BÖLÜM 25: SATRANÇ VE SAKLAMBAÇ 26 BÖLÜM 26: VEDA VE VİCDAN AZABI 27 BÖLÜM 27: MAHZENDEN GELEN SES 28 BÖLÜM 28: FIRTINA SONRASI SESSİZLİK 29 BÖLÜM 29: SON NÖBETİN ŞAFAĞI 30 BÖLÜM 30: KESİŞEN KADERLER 31 BÖLÜM 31: KAYIP ŞAFAĞIN NÖBETÇİSİ 32 BÖLÜM 32: MÜREKKEP VE MERHEM 33 BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ 34 BÖLÜM 34: TOPRAĞIN ALTINDAKİ İHANET 35 BÖLÜM 35: KAN VE KISKANÇLIK 36 BÖLÜM 36: MAHSUR KALAN GURUR 37 BÖLÜM 37: İKİ KURT, TEK KALE 38 BÖLÜM 38: NEFESİNİN DİYETİ 39 BÖLÜM 39: YALNIZLIĞIN SIĞINAĞI 40 BÖLÜM 40: GÖKYÜZÜNDEKİ DÜŞMAN 41 BÖLÜM 41: KÜLLERDEN DOĞAN YEMİN 42 BÖLÜM 42: CEHENNEMİN SÖNMEYEN ATEŞİ 43 BÖLÜM 43: SÖZÜN BİTTİĞİ YER 44 BÖLÜM 44: KURDUN DİŞİSİ 45 BÖLÜM 45: NAMLUDAKİ YEMİN 46 BÖLÜM 46: SİYAH VE KÜL 47 BÖLÜM 47: BİR ÖĞRETMENİN KALBİ 48 BÖLÜM 48: İNTİKAMIN GÖLGESİ 49 BÖLÜM 49: SON DURAK – HESAPLAŞMA 50 50.Bölüm : İhanetin Külleri 51 Bölüm 51:Küllerin Arasında Hesaplaşma 52 Bölüm 52:Kül ve Kanın Vasiyeti 53 Bölüm 53:Sonun Başlangıcı 54 Bölüm 54:Sığınak 55 Bölüm 55:Son Perde-Kırık Kanatlar

Sınırın ötesindeki o dar mağara ağzında zaman, Aras’ın sızan kanı gibi yavaş akıyordu. Bilinci bir gidip bir geliyordu. Tam gözleri kapanmak üzereyken, uzaktan gelen tanıdık bir ses yankılandı. Bu bir mermi sesi değil, bir gök gürültüsü de değil; bu, "Kurt Pençesi" timinin özel ıslığıydı.
"Binbaşım! Buradayız!"
Aras, puslu gözlerini araladı. Mağaranın girişinde, gecenin karanlığından daha siyah silüetler belirdi. Bunlar, Aras'ın bizzat eğittiği, "Gözüm kapalı arkamı yaslarım," dediği beş kişilik özel timdi. En önde, Aras'ın en güvendiği talebesi Teğmen Kerem vardı.
"Bırakacağımızı mı sandın Komutanım?" dedi Kerem, diz çöküp Aras’ın yarasını sararken. Sesi titriyordu ama elleri bir cerrah kadar sabitti. "Dönüş bileti cebimizde, kütüphane çatısı sızdırıyormuş, öyle duyduk."
Aras, zorlukla gülümsedi. "Çatı... bitti," diye fısıldadı. "Beni... eve götürün."
Aynı saatlerde kasabada, kütüphanenin içinde Elif için dünya durmuştu. Telsizden gelen o son cılız sesten sonra sessizlik bir urgan gibi boğazına dolanmıştı. Elif, kütüphanenin bahçesinde bir aşağı bir yukarı yürüyor, her araba sesine, her rüzgar fısıltısına irkilerek bakıyordu.
Korku, Elif’i ele geçirmişti. Ya o ses son nefesiydiyse? Ya vedalaşmak için son gücünü topladıysa?
"Nefes al Elif, nefes al," diye fısıldadı kendine. Ama göğsü daralıyordu. Aras’ın yarım bıraktığı o çekiç hâlâ masanın üzerindeydi. Elif çekici kavradı, sanki o çekiç Aras’ın eliymiş gibi sıkıca tuttu. "Beni bırakamazsın. O kütüphaneyi beraber boyadık, o mektubu beraber götürdük. Yarım kalamayız."
Gecenin en karanlık saati, sabaha karşı üç sularıydı. Uzaktan gelen pervanelerin sesi kasabayı titretti. Bir helikopter, dağların arasından süzülüp meydana doğru inmeye başladı. Elif, ayakkabılarını bile giymeden, yalın ayak meydana doğru koştu. Taşlar ayaklarını kesiyor, rüzgar saçlarını savuruyordu ama o hiçbir şey hissetmiyordu.
Helikopterin yarattığı toz bulutu dağılırken kapı açıldı. Önce tam teçhizatlı beş asker indi. Yorgun, kir pas içinde ama dik vakur... Ve sonra, sedyenin üzerinde, omuzunda beyaz sargıları olan o tanıdık silüet göründü.
Elif, askerlerin arasından fırladı. Kerem ve ekibi, Aras’ın başında duran o kadını görünce geri çekildiler. Onu tanıyorlardı; Binbaşı’nın sayıklarken adını andığı o "Liman"dı o.
Elif, sedyenin yanına diz çöktü. Aras’ın yüzü solgundu, gözleri kapalıydı. "Aras?" dedi Elif, sesi bir hıçkırığa dönüştü. "Aras, buradayım."
Aras, ağır kirpiklerini araladı. Elif’in tozlu, yaşlı yüzünü gördüğünde dünyadaki tüm savaşlar bitti. Titreyen elini kaldırıp Elif’in yanağına koydu. "Bak," dedi çok kısık bir sesle, "Yıldızları getiremedim... Ama kendimi getirdim."
Elif, adamın elini iki eliyle kavrayıp öptü. "Kendin... Sen benim tek yıldızımsın."
Kurt Pençesi timi, çevrelerinde sessiz bir çember oluşturmuştu. Aras’ın yetiştirdiği o sert adamlar bile, bu sahne karşısında gözlerini kaçırdılar. Kasaba meydanındaki o eski çınar ağacı, ilk kez bir kavuşmaya şahitlik ediyordu.