37. bölüm · Aynı Gökyüzü Altında
BÖLÜM 33: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ
Kütüphanenin camından süzülen o ince, kan kırmızı lazer noktası Aras’ın göğsünde durduğunda, zaman bir saniyeliğine dondu. Aras, on yıllık saha tecrübesinin verdiği o hayvani refleksle, yaralı omzunun acısını hiçe sayarak Elif’in üzerine atıldı. İkisi birden ahşap zemine kapaklandıklarında, susturuculu silahtan çıkan mermi Aras’ın az önce durduğu yerdeki "Suç ve Ceza" rafını delip geçti. Kitap sayfaları havada kar taneleri gibi uçuştu.
"Yere yat ve sakın nefes alma!" diye kükredi Aras fısıltıyla.
Elif dehşet içindeydi. Aras, onu sürükleyerek ansiklopedilerin olduğu en kalın rafların arkasına, o karanlık köşeye itti. Kütüphanenin ışıkları zaten sönüktü ama dışarıdaki sokak lambasının cılız aydınlığı bile şimdi bir düşmandı.
"Aras... Kim bunlar? Yine mi Selim?" diye titreyerek sordu Elif.
Aras, belindeki beylik tabancasını çıkardı; şarjörü yavaşça kontrol etti. "Selim bir piyondu Elif. Bu gelen, satranç tahtasının asıl sahibi. Burada kal, sakın başını kaldırma."
Karanlıktaki Gölge Dansı
Kütüphanenin arka kapısının menteşeleri hafifçe gıcırdadı. Aras, karanlığın içinde bir hayalet gibi süzüldü. Yaralıydı, dikişleri sızlıyordu ama o an damarlarındaki adrenalin, en güçlü ağrı kesiciden daha etkiliydi. Aras, rafların labirent gibi yapısını ezbere biliyordu.
Suikastçı içeri girdiğinde, sadece tozlu kitapların kokusunu ve kendi nefesini duyuyordu. Ancak Aras, "Tarih" rafının arkasında pusudaydı. Adam tam yanından geçerken Aras, ağır bir raf ünitesini tüm gücüyle adamın üzerine devirdi. Büyük bir gürültü kütüphaneyi sarstı. Adam yere kapaklandığında Aras, bir kaplan gibi üzerine atıldı.
Kısa ama vahşi bir boğuşma başladı. Aras, adamın elindeki silahı ustaca bir manevrayla uzağa fırlattı ve tek bir yumrukla onu etkisiz hale getirdi. Adam baygın halde yere yığıldığında, Aras adamın cebindeki telefonu çıkardı. Tam o sırada telefon titremeye başladı. Ekranda tek bir isim yanıp sönüyordu:
"MUHTAR BABA"
Aras donup kaldı. Elif, saklandığı yerden çıkıp yanına geldiğinde telefonun ekranındaki ismi gördü. Dizlerinin bağı çözüldü, sırtını rafa yaslayarak yere çöktü.
"Hayır..." dedi Elif, sesi bir hıçkırığa boğularak. "Muhtar amca olamaz... O benim babam öldüğünde bana o sahip çıktı. Bu kütüphaneyi o açtı Aras, bu imkansız!"
Aras, cebindeki o kanlı listeyi çıkardı. Listenin en başında, silik bir kalemle yazılmış o isim şimdi gerçeğin ta kendisi olarak karşılarındaydı. "İhanet en çok sevdiğin yerden gelir Elif," dedi Aras, sesi buz gibiydi. "En güvenli liman, bazen en sinsi tuzaktır."
Yağmur Altındaki Hesaplaşma
Aras, yaralı omzunu tutarak Elif’i yerden kaldırdı. "Şimdi gidip bu hesabı kapatacağız. Ya yanında olursun ya da burada kalırsın. Ama o adam bugün maskesini düşürecek."
Elif, gözyaşlarını silip dik durdu. "Yanındayım. Babamın hatırasını kirletmesine izin vermeyeceğim."
Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Kasaba meydanındaki Muhtar’ın o babacan, sıcak evi şimdi bir suç mahalli gibi görünüyordu. Kapıyı çalmadılar; Aras kapıyı tekmesiyle açtı. Muhtar, elinde bir fincan çayla şöminenin başında oturuyordu. Kapının açılmasıyla sakin bir şekilde ayağa kalktı. Yüzünde hala o sahte, korumacı gülümseme vardı.
"Aras evladım? Elif kızım? Bu saatte, bu yağmurda hayırdır?"
Aras, kanlı listeyi ve suikastçının telefonunu Muhtar’ın önüne, sehpaya fırlattı. "Oyun bitti Muhtar. Selim konuştu, liste doğrulandı. Kendi yetiştirdiğin yetimi öldürtmeye kalkacak kadar mı düştün?"
Muhtar’ın yüzündeki o babacan ifade, saniyeler içinde buz gibi, hesapçı bir caniye dönüştü. Gözlerindeki ışık söndü. Yavaşça çayını bıraktı.
"Her şey kasaba içindi Elif," dedi Muhtar, sesi artık hiç de yumuşak değildi. "Bu kütüphaneyi o paralarla açtım ben. Kasabayı kalkındırmak için birilerinin elini kirletmesi gerekiyordu. Aras gelmeseydi, kimse bir şey bilmeyecekti. O çok kurcaladı, çok deşti!"
"Sen bizi değil, kendi hırsını korumuşsun!" diye bağırdı Elif. "Babamın adını bu pisliğe nasıl alet ettin?"
Muhtar, çekmecesinden bir silah çıkarmaya yeltendiğinde Aras ondan çok daha hızlıydı. Silahını Muhtar’ın şakağına dayadı. Aras’ın gözleri öfkeden kararmıştı; Elif’e doğrultulan o kırmızı noktayı her hatırladığında parmağı tetikte biraz daha geriliyordu.
"Seni burada, bu şöminenin başında infaz etmemem için bana tek bir sebep söyle Muhtar!" diye kükredi Aras.
Muhtar güldü, acı bir gülüştü bu. "Yapamazsın Binbaşı. Sen askersin, kuralların var. Elif’in gözü önünde beni vuramazsın."
Aras tetiği hafifçe ezdi. "Ben artık asker değilim Muhtar. Ben, sevdiği kadını korumaya çalışan yaralı bir kurdum. Ve kurtlar, sürüsüne saldıranı asla sağ bırakmaz."
Elif, Aras’ın titreyen elini tuttu. Aras’ın gözlerindeki o vahşeti görebiliyordu. "Yapma Aras," dedi Elif fısıltıyla. "Ona bu kadar değer verme. Onu adalete teslim edelim. O, bu kütüphanede okuttuğun çocukların yüzüne bakamayarak çürüsün hapiste. En büyük ceza budur."
Final: Sessizliğin Kırılışı
Aras, Elif’in dokunuşuyla derin bir nefes aldı. Silahını yavaşça indirdi ama Muhtar’ın suratına sert bir darbe indirmeyi ihmal etmedi. Jandarma araçlarının sirenleri uzaktan duyulmaya başlandığında, Aras Elif’e döndü.
Elif yıkılmıştı; inandığı tüm geçmiş bir yalandan ibaretti artık. Aras, Elif’i yağmurun altında göğsüne çekti.
"Her şey bitti Elif," dedi Aras. "Maskeler düştü. Şimdi o tozlu rafların arasında gerçekten huzur bulabiliriz. Geçmişin yalanları temizlendi."
Ancak Muhtar, jandarma tarafından götürülürken Aras’ın kulağına eğildi ve o son zehirli cümleyi fısıldadı: "Sadece ben değilim Aras... Dosya daha kapanmadı. Sınırın ötesindekiler, o hafıza kartını asla senin elinde bırakmayacak."
Aras, Elif’in elini daha sıkı tuttu. Bu bir son değil, sadece daha büyük bir savaşın başlangıcıydı. Ama bu sefer Aras, tek başına değildi.
