10. bölüm / 32
Abilerim mi?(Gerçek ailem)Yavru ceylan?
Bölümler 32Şu an: Yavru ceylan?
- 1 Tanıtım262 kelime
- 2 İletişim özürlüsü müsün?2.611 kelime
- 3 Kaçırıldım mı ben?2.567 kelime
- 4 Aşiretiz biz2.466 kelime
- 5 Aybars aşireti tanıtım112 kelime
- 6 Öyledir benim kızım3.080 kelime
- 7 Öyle olsun2.332 kelime
- 8 Sevgilin var mı?2.521 kelime
- 9 Senin de mi kalbin acıyor?1.762 kelime
- 10 Yavru ceylan?2.463 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bulunmasa mıydın acaba?2.535 kelime
- 12 Kara aşireti tanıtım132 kelime
- 13 Saldırgan?2.585 kelime
- 14 Ne yediği belirsiz?3.147 kelime
- 15 Ne hastalığı?2.543 kelime
- 16 Otur kara çiyan2.818 kelime
- 17 Yazık.2.665 kelime
- 18 İlk ten temasımızdı bu2.686 kelime
- 19 Hatırladım beni kaçıranı3.472 kelime
- 20 Küçük katil3.790 kelime
- 21 Vurma ona!3.431 kelime
- 22 Öldürecek misin beni?3.625 kelime
- 23 Mezarlığa gidiyor3.382 kelime
- 24 Şerif oradaydı3.571 kelime
- 25 Ölmüş mü?3.835 kelime
- 26 Öldü!3.933 kelime
- 27 Tehlikle.4.130 kelime
- 28 Doruk!3.755 kelime
- 29 Ne abiymiş arkadaş!3.831 kelime
- 30 BABAMI İSTİYORUM!3.797 kelime
- 31 Ölüler konuşmaz!3.817 kelime
- 32 Final3.200 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Baban ve sen"
YAAAA NOLDU YA BEN BU ADAMLA BÜYÜSEYDİM.
İstemsiz yüzüm daha da yumuşalıp gülümsemem büyümüştü
.
.
.
.
"Ahmet amcanla sen"
Yüzümde ki kocaman gülümseme ile Ahmet amcaya baktım. Kucak prensesi olmakla birlikte gerçekten her kesin gözdesiymişim.
"Arda amcanla sen"
Babaannenin konuşmasına gerek kalmadan anlamıştım Arda amcamla ben olduğumuzu. 1. Arda amcaya benziyordu zaten adam. 2. Bu saçma pozu bu ciddi aşirette başka kimse veremezdi
Bu Ulaş amcaydı
"Yaa"
"Ulaş amcan ve sen"
Gülümsediğim sırada yanağımda büyük bir ağrı hiss edip küçük bir çığlık attım. Arda amca yanağımı ısırmıştı...
"Ulan it herif!"
Babamın yastığı Arda amcaya atması ile Arda amca geri çekildi. Ben ise sızlayan yanağımı tutuyordum. Salondan gülme seslerini duyabiliyordum
"Amca ya..."
"Çok tatlı görünüyordu, ne yapayım?"
"Sen uyuyunca gizlice senin yanağını ısırmak sözüm olsun"
Dedim ona ters ters bakarak. O şakasına gülerek omzundan ittirse de iri bir bedene sahip olduğu için az daha babaannenin üzerine düşünüyordum. Onu boş verip fotoğraflara döndüm
"Yine Arda amcanla sen"
Ben güldüğümde kulağımın dibinden Arda amcanın sesi geldi
"Seni en çok ben sevdiğim için en çok ben fotoğraf çekindim fıstığım"
Ulaş amcaydı bu, Hiç de değişmemişti. Yanlız aşırı tatlıyız
Babaanne bu fotoğrafı gösterdiğinde tekrar güldüm. Tatlıydım
Hepsi galiba fotoğrafları ezbere biliyor olacak ki baba konuştu
"O fotoğrafta Arda ve seni yanlız başınıza markete göndermek gibi bir hata yapmıştık. Bu fotoğrafı Arda bize gösterdiğin de az daha kalp krizi geçiriyorduk düşseydin ne olurdu diye"
Salonda ki lerle birlikte gülerken gece bu şekilde devam etti...
~
Üzerimi değişip lavabo dan çıktım. Asrın yatağında sırtını yatak başlığına yaslamış bir şekilde uzanıyor, elinde ki tablet ile ödevini yapıyordu. Yanımda getirdiğim elbiseyi Sarp a gösterdim
"Yarın bunu giyinmeyi düşünüyorum, nasıl?"
Böyle şeyler giyinmeye bayılıyordum.
Kaşlarını çattı
"Fazla şey değil mi bu..."
"Ney?"
"Şey?"
İç çektim
"Konuşsana Sarp"
"Açık?"
Dudaklarımın kenarı kıvrıldı
"Kıskandın mı?"
Asrın göz ucuyla bize bakarken Sarp gerilmiş gibi konuştu
"Ne kıskanması kızım? Sen üşürsün diye şey ettim"
Güldüm onun bu komik hallerine
"Üşümem merak etme"
Kıyafetimi odada ki dolaptan bir askılığa asıp dolaba koydum
Yatağa, Sarp'ın yanına uzanıp kendimle getirdiğim test kitabını açtım ve yanıma bir defter kalem alıp soru çözmeye başladım. Kaç gündür okula gitmediğim için geride kalmıştım. Sarp yine ve yine sırnaşıp başını omzuma koyup testi izlemeye başladı.
"Matematik de iyisin galiba?"
"Evet. En sevdiğim ders"
Dediğimde başını kaldırıp yüzünü buruşturarak baktı bana
"Bot musun?"
Kaşlarımı kaldırıp ona baktım
"İlla bot mu olmam gerekiyor?"
İç çekip başını tekrar koydu
"Matematik çok zor"
"Aslında o kadar da değil.."
"En son matematikden 40 almıştım"
"Sana öğretebilirim"
"Öğreneceğime dair kendime güvenim olmasa bile isterim"
Kitabın ilk sayfasını açıp ilk sayfadan başladım anlatmaya. Daha iyi anlaması için yanıma aldığım deftere ayrıntılı bir şekilde işlemleri yazıp anlatıyordum.
ASRIN'IN ANLATIMI İLE
Birkaç saat boyunca başımı kaldırmadan tablette ders işledikten sonra bu kadar dersin yeterli olduğuna karar verip tableti komodin'in üzerine bıraktım ve pijamamı giyinmek için ayağa kalkıp banyoya gidecektim ki gözüm ikizlere takıldı. İkisinin kucağında matematik test kitabı, defter ve kalem, Sarp'ın başı Yera nın omuzunda, Yera nın başı Sarp'ın kafasında birbirlerine yaslı bir şekilde uyuya kalmışlardı. Sarp'ın başı, Yera nın uzun saçları altında kaplı duruyordu fakat yüzüne gelmiyordu. Telefonumu çıkarıp onların fotoğrafını çektim ve aile grupuna attım. Daha sonra onları görmezden gelip banyoya gittim.
YERA'NIN ANLATIMI İLE
Gözlerimi açtığımda kendimi Sarp'ın göğsünde buldum. Başımı göğsüne koymuş, birbirimize sarılarak uyuyorduk. Başımı yavaşca kaldırıp ona baktığımda gayet huzurlu olduğunu görüp rahatladım, onu incitmek istemezdim. Etrafa baktığımda yatağın içinde ki test kitabı, defter ve kalemi gördüm. Dün gece uyuya kalmıştık. Onları alıp komodin'in üzerine koyup kendime kıyafet seçtim ve banyoya girip giyindim.
(Kıyafetler hakkında yorum yaparsanız sevinirim)
Hava bu gün de sıcak olduğu için hoş bir elbise giyinmek istedim. İlk önce mutfağa, sonra ise bahçeye çıktığımda düşündüm. Yine sallanan oturacakta oturup Tamer'le mi sohbet etsem ve ya dışarı çıkıp buraları mı gezseydim? Kusura bakma Tamer'ciğim fakat bu gün gezmeyi seçiyorum. Kapıya yürüyüp korumalara etrafta biraz gezeceğimi haber verdikten sonra yürümeye başladım. Ben biraz paronayaktım, başıma bilmediğim bir yerde bir şey gelir diye haber vermeden gidemezdim. Dün gece her kesin numarasını aldığım için biraz rahattım tabii.
Yanlız etraf çok güzeldi, yaşlılık, otlar, ağaclar, çiçekler. Ağacların sık olduğu tarafta ki yolu takip ettiğimde bir nehir gördüm. Fotoğraf makinemi çıkarıp bu güzelliğin fotoğrafını çektim. Sonra ise elbisemi çok sevdiğim ve saçlarımı dün düzleştirdiğim için kendimin fotoğrafını çektim bir sürü poz vererek. Bir taşın üzerine oturup fotoğrafları incelediğim sırada bir tıkırtı duydum ve başımı kaldırıp o yöne baktığımda bir adam gördüm, beni izliyordu. Kaşlarımı çatıp ayağa kalktım. Hiç iyi şeyler hiss etmiyordum.
O iki elini dur anlamında kaldırdı
"Sakin ol, üzgünüm yavru ceylan seni tedirgin etmek istemedim"
Yavru ceylan?
"Yavru ceylan?"
Takıldığım noktaya güldü
"Yavru ceylan gibi duru ve güzelsin. Ayrıca ceylanlar da tehlikede hiss edince kaçar."
Dediğinde bu yavşağı yavaşca süzdüm. 25-23 yaşlarında duruyordu ve simsiyah takım elbise giyiyordu. Yüz hatları keskindi ve kesinlikle yakışıklıydı.
Somurtkan bir şekilde geldiğim yola yürüdüm. Ne güzel kendi kendime vakit geçiriyordum, gelip de içine etmişti.
"Hey, nereye?"
"Sizene bayım?"
Saygımdan ödün veremezdim.
"Kim olduğunu bana söylemeyecek misin?"
Ona döndüm
"Bunu neden yapayım?"
"Yenisin. Buralı olsan seni muhakkak tanırdım"
"Yera Aybars"
Normalde kimseye isimim ve soy ismimi söylemezdim fakat tırsmıştım. Korkak bir insandım ben.
Yanıma gelip elimi tuttu
"Yağız Dinçer. Memnun oldum güzelim"
Dedi nazikçe elimi öperek. İfadesiz yüzümle onu izliyordum
"Demek Aybars'lardansın. Aybars'ları tanırım fakat seni tanıyamadım. Bildiğim üzere onlarda kız torun yoktu."
Dedi merakla kaşlarını çatarak
"Ben Alparslan Aybars'ın kayıp kızıyım"
Dediğim şeyle kaşlarını şaşkınlıkla yukarı kaldırdı
"Demek bulundun prenses..."
Elimi elinden çektim
"Gitsem iyi olacak"
Sen kimsin peki? Diye sormak istesem de ona güvenmediğim için sormamak daha iyi diye düşündüm. O arkamdan bakakalırken ben hızlı adımlarla oradan ayrıldım. Acaba kendimi ona tanıtarak kötü mü yapmıştım? Ay tedirgin oldum biraz.
Ben kendi kendime düşünerek içim içimi yeyip bitirirken konağın bahçesine çoktan gelmiştim. Etrafa bile bakmadan içeri gidecekken
"Yera"
Diye seslenen Meriç'in sesi ile başımı kaldırıp o tarafa baktım. Sofra bahçeden kuruluyordu ve neredeyse her kes bahçedeydi. Muhtemelen havalar ısındığını için artık bahçede yemek yiyecektik. Onlara taraf gittim.
"Günaydın"
Her kes günaydın dedi. Elimde ki fotoğraf makineme baktım. Kimse ile muhatap olmak istemediğim için oturup fotoğraf makinemde ki fotoğraflara bakmaya devam ettim. Alparslan babanın sesini duymamla başımı kaldırdım, o da yanıma oturdu.
"Kızım, neredeydin sabah sabah?"
Ses tonu hesap sorar değil de merak etmiş gibiydi. Ellimi gözlerime gelen güneşin üzerine tuttum ve gözlerimi kısarak konuştum
"Biraz etrafta dolaştım. Sabah yürüyüşü"
Başını salladı
"Sevdin mi?"
"Sevdim ama bir yabancı keyfimi bozdu"
Önüme dönüp ofladım. Kaşlarını çattığını görmüştüm
"Yabancı?"
Düşünceli mırıltılar çıkararak onun ismini hatırlamaya çalıştım
"Yağız Dinçer miş"
Yüzüne tekrar baktığımda o da bana bakıyordu
"Nasıl karşılaştınız?"
Omuz silktim ve anlatmaya başladım
"Birkaç fotoğraf çekip taşın üzerine oturup onları izliyordum. Sonra onun beni izlediğini gördüm, kalkıp gidiyordum ki bana sakin ol yavru ceylan dedi"
Konuşmanın gerisini hatırlamaya çalıştım
"Yavru ceylan?"
Başımı salladım
"Bende öyle sordum. O da bana duru ve güzel olduğumu söyledi. Ayrıca ceylanlar da tehlike hiss edince kaçarlarmış"
Kaşlarını mümkünmüş gibi daha da çattı. Bu durumdan memnun olmadığını anlamak zor değildi. Devam ettim
"Kendisini Yağız Dinçer diye tanıttı ayrıca demek bulundun prenses dedi bende gittim"
Başını ağır ağır salladı
"Kimdi ki o?"
"Dedenin bir arkadaşının oğlu"
"Galiba onu pek sevmiyorsun"
"Sevmemek değil. Sadece o yavşağın kızıma yavşamasını beğenmedim."
Başımı salladım. Bende olsam bende beğenmezdim.
Yüzümü avuçları arasına alıp anlımı öptü ve saçımı okşadı
"Babasının uslu prensesi."
Dediği şeyle gülümsedim.
"Ne olursa gel bana anlat tamam mı?"
Başımı salladım
"Tamam"
Değildi tabiki. Ben sadece benim için önemi olmadığından dolayı ona anlatmıştım. Alparslan baba gerçekten iyi bir baba ve adamdı, fakat bu otu boku ona söyleyeceğim anlamına gelmiyordu. Güven problemlerim vardı.
O bana sarılırken Umay hanım gülümseyerek yanımıza geldi. Benim başımı öpüp çekildi
"Ne konuşuyorsunuz baba kız?"
"Öylesine muhabbet bebeğim"
Dedi baba.
"Sofra hazır, gelin hadi"
İkimiz de kalkınca sofraya yerlerimize geçtik.
~
Saat 4 oluyordu. Elbise konusunda bir değişiklik yapmaya karar vermiştim.
Üzerimi giyinip düz olan saçlarımın birkaç yerlerini düzleştirici ile düzelttim ve makyajıma geçtim. Abartmak istemiyordum, kapatıcı sürüp eyeliner çektim ve alt kiprik diplerime açık renk far geçtim. Göz pınarlarıma beyaz bir aydınlatıcı sürdüm. Yanaklarıma Dior un pembe allığını, elmacık kemiklerime de aydınlatıcı geçtim. Burnuma da biraz geçip son olarak dudaklarıma pembe bir kalem geçip gloss sürdüm. Pembe topuklularımı da giyinip pembe çantamı elime alıp aynada kendimi süzdüm. Her zaman ki gibi, harikaydım.
Sarp odaya daldığında hemen ona baktım
"Oha ya öküz müsün?"
Beni kabaca süzdüğünde bende ona baktım.
"AYYY ÇOK YAKIŞIKLI OLMUŞSUNNN"
aniden bağırınca yerinden sıçradı
"Manyak mısın kızım ya öyle bağırılır mı?"
"Taş gibisin maşallah göz değecek"
"Anne mod on?"
Ben gülümseyerek onu süzerken sözlerini görmezden geldim
"Saat 5 olacak hadi gidelim?"
Galiba fazla uzun süre süslenmiştim...
Koluna girip mutlu bir şekilde yürüdüm. Aşağı indiğimizde anne, Akça, Yıldız, Cansu,babaanne, Tamer, ikizler, Bora, Asrın ve Hakan la karşılaştık
"Biz gidiyoruz"
Doğum gününe gideceğimizi dün söylemiştik. Anne hanım bize gururlu bir şekilde bakarken gözleri resmen 'ben doğurdum' diyordu. Babaanne tükürme merasimine başladı tekrar
"Tü tü tü tüü nazar değmesin evlatlarıma"
Anlamıyordum, neden tükürüyordu? Adet miydi yani tükürmek? Bizim oralarda tükürmek ayıptı.
Miraç ayağa kalktı
"Biz Meriç le dürüm yemeye gidecektik, oradan sizi de bırakırız"
Dediğinde onayladık. Tamer ayağa kalktı
"Benide üniversiteye atın"
Miraç onayladığında çıktık. Miraç'ın ehliyeti vardı ve arabayı o kullanıyordu. Miraç'ın ön kapıyı benim için açması ile şaşırıp oturdum. Bizim oralarda erkekler varken kadınlar öne oturmazdı.
"Teşekkürler"
Diğerleri de arabaya binmeleri ile Miraç arabayı çalıştırdı. Biraz sürdükten sonra dayanamayıp aklımda ki o soruyu sordum
"Bir şey sorsam?"
"Buyur"
Miraç'ın konuşması ile diğerleri beni dinlerken ben konuştum
"Babaanne neden sürekli bize tükürüyor? Bizim oralarda tükürmek ayıptı, yoksa bizi sevmiyor-"
Cümlemi tamamlamama engel olan şey Meriç'in arabayı dolduran gür kahkahasıydı, arka tarafta baktığımda Meriç'in kendinden geçtiğini, Sarp'ın güldüğünü, Tamer'in gülmesini saklamasını gördüm. Miraç ise gülümsüyordu.
"Yanlış bir şey mi sordum?"
Sarp açıklamaya başladı
"Evet, tükürmek ayıptır Yera'cım. Fakat bazı eski inançlara göre nazar değmesin diye tükürürler"
Yüzümü buruşturdum
"Neden ki?"
"Bilmiyorum. Eski inanç"
"Çok garipmiş-"
Aniden arkaya dönüp Meriç e çemkirdim
"Anladık zorbasın!"
Meriç bu çıkışımla daha fazla gülerken Miraç ve Tamer de kendilerini tutamayıp gülmüşlerdi.
"Dejavu.."
Sarp'ın sesini duymuştum ama görmezden geldim.
Meriç sakinleştiğinde Sarp a döndü
"O ne demek lan?"
"Yera eve geldiği birinci-"
"İkinci"
Diye düzelttim
"İkinci gün babama Alparslan baba bey dediği için katıla katıla gülmüştüm. O da bana "anladık en zorba sensin sus artık" demişti"
Biz sohbet ede ede Tamer'i bırakmış, şimdi ise biz Sarp ile inmiştik arabadan. Yol boyunca bana Türkiye nin yörelerinden, yemeklerinden falan bahs etmişlerdi. Bende daha önce sadece birkaç çeşit türk yemeği yediğimi söylediğimde bana türk yemeklerini tattıracaklarını söylemişlerdi. Evet, 1 yıl önce Türkiye ye gelmiştim fakat evde sürekli Rus yemekleri piştiği ve hiç dışardan yemediğimiz için bilmiyordum. Ailem her gün her kesin evde toplanması ve illa yemek masasında yemek yenmesi konusunda her konuda olduğu gibi katı olduğu için pek bilmiyordum türk yemeklerini.
Sarp la birlikte terk edilmiş parka yürüdük. Daha rahat olabilmemiz için burayı seçmiştim
"Nereden buldun burayı?"
"Terk edilmiş yerleri seviyorum. Bildiğim birkaç yerden birisi"
"Gelme bu tür yerlere tek. Çok istiyorsan bana söyle"
Güldüm bu korumacı hallerine. Ay yerdim ben bunun abilik taslamasını
"Keşke kahve alsaydık ya"
Demesi ile ona döndüm
"Kahve nin sırası mı?"
Oflayıp kendi kendine mırıldandı.
Parka girdiğimizde bankların birinde oturan Selen i gördük. Kırmızı bir elbise giyinmişti. Gözlerimi devirdim, insanlar neden sadece beyaz, kırmızı, siyah ve bordo gibi renkler giyiyorlardı? Rengarenk elbiseler varken bu kadar klasik olmaya ne gerek vardı ki? Onun bizi görüp ayağa kalkması ile bizde onun yanına vardık
"Merhaba, ben Selen"
Selen'in uzattığı eli tuttu Sarp
"Yera'nın ikizi Sarp. Memnun oldum"
"Bende"
İnsan bi bana da selam verirdi ama neyse.
Selen bana döndü
"Bana şu evlatlık meselesi ile ilgili ne biliyorsan anlat Yera"
"6 yaşımda ben evlat edindim, 1 yıl sonra sen. Bildiğim tek şey bu. Ayrıca Tuana kısır değilmiş, hamile olduğu bir fotoğraf buldum"
Kaşlarını çattı
"E hani deniyoruz olmuyor diyordu?"
Omuz silktim. Evet, ara ara Tuana zırlayıp deniyoruz ama çocuğumuz olmuyor diyordu telefonda konuşurken.
"Aileni bulmanı gerçekten isterim Selen fakat bunu benim aracılığımla yapabilmen imkansız. Bildiklerim cok yetersiz. Ayrıca nereden esti bir anda?"
Kaşlarını çattı, kollarını göğsünün altında birbirine bağladı.
"Sen gittikten sonra işler kime kaldı sanıyorsun?"
Güldüm, ama bu acı bir gülüştü
"Noldu Selen, 11 yıldır yaşadığımı 4 gün yaşamak ağır mı geldi?"
Bir an durdu. Uzun uzun gözlerime baktı sonra ise gözlerini üzerimden çekti
"Drama bağlama"
İç çektim. Onunla konuşmak zordu.
Sarp sessizliğini koruyarak bizi dinlerken tekrar konuştum
"Beni küçükken kaçırmışlar. Kaçırıp yetimhaneye koymuşlar"
Konuşmam ile tekrar bana baktı
"Ne?"
Şaşkınca kaşlarını çatarak konuşmamı bekledi
"Evet. Beni kaçıran kişiyi bulmaya çalışıyorlar Aybars'lar. İşin kötüsü de şu ki kaçırılmamla Aksay'ların bir alakası olabilir. Ben yetimhaneye verildikten iki gün sonra beni evlat edinmişler"
Konuşmam ile gözleri iyice irileşti
"Yapmış olabilirler mi?
Omuz silktim
"Bilmiyorum. Öğrenmek için yardımın lazım"
Sorgularcasına baktı
"Biliyorsun ki onlar asla Aybars'lara gerçeği bilseler bile asla söylemezler. Bu yüzden onların bir açığını bulmaya çalışıyoruz. Konuşmaları için tehtit edebileceğimiz."
"Benden ne istiyorsun?"
"Evde gözünün ve kulağının açık olmasını. Onları izle, telefon konuşmalarını, Hüseyin'in eve getirdiği dosyaları falan filan"
Selen'in bunu yapacağını sanmıyordum. Şimdiyene kadar ben hastayken mutfakta ola ola bana ilaç getirmeyi reddetmiş insandı.
"Tamam, kabul. Ama sende benim şu aile meselesinin peşine düş"
Başımı salladım. Deneyecektim
"Söz veriyorum, deneyeceğim."
"Söz veriyorum, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım"
İkimiz de birbirimize gülümsedik.
Selen kabul etse bile bunu babasının hayrına yapmamıştı. Yine kendi çıkarlarına göre hareket ediyordu.
Sarp
"Harika. Anlaştığınıza göre gidelim artık"
Bir taksi çağırıp davetin olduğu restoran gittik. Bir restoranı kapatmışlardı. İçeri girdiğimizde baya kalabalık olduğunu gördüm. Kuzenim Ali nin arkadaşları, akrabalar, arkadaşlar, aile dostları bir sürü kişi. Ayrıca parti gibi değil baya bir davet gibiydi ortam. Akrabalarla selamlaşıp her kesle Sarp'ı tanıştırdım. Dayım ve halamla çok iyi anlaştılar. Dayım benim için aşırı önemli birisi olabilirdi fakat halam da dayımla yarışırdı. Tek kusuru ağzında laf durmuyordu.
Aile arkadaşlarımızın çocukları da gittikten sonra Sarp sıkıntılı bir iç çekti
"Bu ne kızım ordu gibi"
"Bunu aşiret aileye sahip birisinin söylemesi ne garip"
"Lan en azından bizim ki aile. Bunların kim olduğu bile belli değil ki"
Elimi anlıma vurdum. Bu çocuk iflah olmazdı.
"Ya tanıştırdım ya nasıl belli değil"
"Sürü gibiler nereden aklımda tutayım?"
Dertli bir nefes verdim. Gece hızla ilerliyordu. Kuzenim Ali ile görüşüp doğum gününü kutlamış, biraz da sohbet etmiştim. Şimdi ise Mert'i gözüme kestirdim. Sarp'ın kolunu tutup onun yanına çekiştirirken Sarp'ın oflamalarını duyabiliyordum
"Merttt"
Beni görünce kocaman gülümsedi
"Baldız!"
Hemen birbirimize sarıldık.
"Aşk olsun, baldız mı olduk şimdi?"
Mert ve ben çocukluk arkadaşıydık. Ben 13 yaşımda(o 16) yaşımdayken Selen le çıkmaya başlamışlardı. Benim sayemde Selen le tanışmıştı ve şimdi gelmiş bana baldız diyordu
"Takılıyorum öyle"
Sarp a dönüp onu gösterdim
"Mert, Selen'in sevgilisi ve benim çocukluk arkadaşım"
Ardından Sarp'ı gösterdim
"İkizim Sarp"
Şu gerçek aile meselesi baya gündeme oturduğu için her kes her şeyden haberdardı. Bu yüzden garipsemiyorlardı. Mert ve Sarp tokalaştılar
"Memnun oldum"
"Bende"
~
Gece bitmişti. Saat 11 oluyordu ve Sarp kapıyı anahtarla açtığında içeri girdik. Salona girdiğimizde anında göz-göze geldiğim adam ile şaşkınca bakakaldım. Bu sabah tanıştığım Yağız Dinçer di.
.
.
.
.
Ay neyse
22.02.2026
18:38
Oy verin
2464
Bölüm etkileşimi
