28. bölüm / 32
Abilerim mi?(Gerçek ailem)Doruk!
Bölümler 32Şu an: Doruk!
- 1 Tanıtım262 kelime
- 2 İletişim özürlüsü müsün?2.611 kelime
- 3 Kaçırıldım mı ben?2.567 kelime
- 4 Aşiretiz biz2.466 kelime
- 5 Aybars aşireti tanıtım112 kelime
- 6 Öyledir benim kızım3.080 kelime
- 7 Öyle olsun2.332 kelime
- 8 Sevgilin var mı?2.521 kelime
- 9 Senin de mi kalbin acıyor?1.762 kelime
- 10 Yavru ceylan?2.463 kelime
- 11 Bulunmasa mıydın acaba?2.535 kelime
- 12 Kara aşireti tanıtım132 kelime
- 13 Saldırgan?2.585 kelime
- 14 Ne yediği belirsiz?3.147 kelime
- 15 Ne hastalığı?2.543 kelime
- 16 Otur kara çiyan2.818 kelime
- 17 Yazık.2.665 kelime
- 18 İlk ten temasımızdı bu2.686 kelime
- 19 Hatırladım beni kaçıranı3.472 kelime
- 20 Küçük katil3.790 kelime
- 21 Vurma ona!3.431 kelime
- 22 Öldürecek misin beni?3.625 kelime
- 23 Mezarlığa gidiyor3.382 kelime
- 24 Şerif oradaydı3.571 kelime
- 25 Ölmüş mü?3.835 kelime
- 26 Öldü!3.933 kelime
- 27 Tehlikle.4.130 kelime
- 28 Doruk!3.755 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 Ne abiymiş arkadaş!3.831 kelime
- 30 BABAMI İSTİYORUM!3.797 kelime
- 31 Ölüler konuşmaz!3.817 kelime
- 32 Final3.200 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Peki"
Başımı sallamakla yetindim. Bana inanmıyorlarsa diretmeyecektim. Moralim bozuk bir şekilde malikaneye geri girdim. Yeni korku sebebi gelmişti, yine ve yine...
.
.
.
.
Doğruca odaya gidip gidip zaten üzerimde olan pijamalarla Sarp'ın kollarına girdim. Yerler çimen olduğu için popom batmamış, sadece hafif ıslanmıştı.
Sarp sanki benim gelmemi bekliyormuş gibi telefonu bir kenara bırakıp kollarını bana sardı. Karnımın ağrısı yüzünden sıcaklık aradığım için bana da fırsat düşmüştü tabii. Telefonum, örgüm ve suluğum balkonda kalmıştı fakat bu ağrıyla şu anda gidip alabileceğimi sanmadığım için başımı Sarp'ın göğsüne koydum. Aniden aklıma gelen şeyle yüksek sesle, heyecanla konuştum
"Sarp! Biliyor musun bu gün 4 yapraklı yonca buldum!"
Bora dışından herkes yatakta telefonla oynuyordu. Bora ise yarın ki ders için ödev yapıyordu
"Sahi mi?"
"Evet!"
"Nerede buldun?"
"Kaldırım kenarında"
Başım göğsünde olduğu için yüz ifadesini göremiyordum
"Hangi kaldırım kenarında?"
"Evden şu küçük parka giden yol var ya, orda"
"Ne yapıyordun den orada? Tehlikeli olabilirdi, bana söyleseydin gelirdim seninle"
Bars'ın yanım da olduğunu söylemesem daha iyi olurdu sanki..
"Biraz hava alayım dedim"
"Bir daha ki ne yalnız gitme tatlım. Aşiretiz biz, kız kaçırma falan var buralarda. Bir kaçırma vakasıyla daha uğraşamam..."
Duyduğum kelimelerle başımı kaldırıp hızla ona baktım
"Ne kaçırması?!"
Ben ona şaşkınca sorar gözlerle bakarken Miraç'ın sesini duydum
"Aferin Sarp, iyice korkut kızı"
Yatakta oturup onlara baktım. Bu sırada Meriç konuştu
"Ya sen ne bakıyorsun kuzen ona? Kimse seni kaçırmaya cüret etmez korkma. Sence senin bu kadar abin, erkek kuzenin varken hangi gerizekalı seni kaçırır? Resmen ölüm demek bu"
Tereddütle baktım
"Kimse kaçırmaz yani?"
"Kaçırmaz rahat ol"
Sorumu cevaplayan Bora'ydı. Üçünden aldığım güvenle başımı yastığa koyup uzandım
"Ben sadece önlem almak istiyorum"
"Kızı tutsak da etmeyelim ama değil mi?"
Meriç'in ters cevabı Sarp'aydı. Korkusunu anlayabiliyordum ama Meriç haklıydı. Bu yüzden Meriç'i taklit ettim
"Beni de tutsak etmeyelim ama dimi?"
Bende Sarp'a bakarak gözlerimi kısmıştım sahte kızgınlıkla
"Ayrıca bir daha beni korkutmaya çalışmazsan sevinirim, paronayak bir insanım ben kafamda kuruyorum sonra"
Hepsi gülmüştü bu dediğime. Gülünecek ne vardı? Her kes kafada kurmaz mıydı zaten?
Karnıma giren sancıyla oflayıp Sarp'a sarıldım. Arel abimi istiyorum! İki saattir yanına gitmek istiyordum ama rahatsız da etmek istemiyordum. Şirketin başında olduğu için ve bu aralar şirkette bir sorun olduğu için sürekli çalışıyordu.
Sarp'dan ayrılıp yorganı ittim ve ayağa kalktım anı kalkışım başımı döndürse de kapıya yürümeye devam ettim
"Nereye?"
Sırtımda ki bakışları hissediyordum. Onlara dönmeden Sarp'ı yanıtladım
"Altan abimin yanına, onlan uyuyacağım"
Bora kelime yanlışıma iç çekse de beni düzeltmedi. Geçen ki küsüşümden sonra artık karışmıyordu.
"Ne güzel sarılıyorduk! Niye Altan abim?"
Durdum
"Dövmeleri var.."
Meriç'in kahkahasıyla birlikte Sarp'ın homurtusunu duydum
"Ne yani, gidip dövme mi yaptırayım benimle uyuman için?"
"Ya yok... Bilmiyorum, canım onunla uyumak istedi"
Ona dönmüştüm. Kusura bakma Sarp fakat sen benim istediğim sıcaklığı sağlayacak kadar iri değilsin.
"Hadi bay"
Öpücük atıp hemen kapıdan çıktım. İlk işim olarak balkona gidip telefonu aldım. Adamın hala orada olup olmadığına bakmak için resmen korkuluklar dan sarkarak uzansam da burada değildi. Güzel.
Sandalye ye oturup Altan a mesaj attım
Bebe
Altancimmm
Dovmeli bebe😍
Efendim güzelim
Bebe
Uyudun mu
Dovmeli bebe😍
Hayır
Bebe
Napiyon
Dovmeli bebe😍
Uzanıyorum, sen?
Bebe
Kim var yaninda
Dovmeli bebe😍
Asrın
Bir sorun mu var güzelim?
Bebe
Diyorum ki
Belki benlen uyumak istersin
Dovmeli bebe
Neden olmasın?
Hadi gel bakalım
Bebe
Kosuyomm
Elimde ki telefonu kapatıp eski uyuduğum odaya, yani Asrın la Altan'ın odasına yürüdüm. Kapıyı tıklattım
"Gel"
Komutunu duymamla kapıyı açıp yavaşca içeri girdim.
"Geliyim mi?"
Nedense tekrar sorma isteği dolmuştu içime
"Gel tabii"
Altan benim için yorganı kaldırdığında uyuyan Asrın a kısa bir göz atıp hızlı ama sessiz adımlarla yaklaştım ve Altan'ın yanına girdim. O da hemen yorganı etrafıma sarıp beni kollarına almıştı.
"Ayy canım Altan'ımm, favori abilerimden birisin!"
Kısık ama duyulacak bir sesle söylemiştim. Dediğime güldü
"Favori olmayan ucubeler kim?"
"Toprak bide Bulut... Pars da ucundan favori yani"
Tekrar güldü. Karnımın ağrısı olmasa ben de gülerdim de...
"Ben neden favori?"
"Dövmelisin"
Pars'ın da dövmesi vardı, Toprak'ın da dövmesinin olduğunu ucundan görmüştüm ama en dövmeli abi Altan'dı.
Dediğime kahkaha atınca koluna hafifce vurdum
"Asrın uyuyor, sus!"
Kısık sesle söyledim. Sevmiyordum uyuyan kişileri rahatsız edenleri. Yanımda biri uyuyunca rahatsız etmemek için resmen nefes bile almamaya çalışıyordum.
"Bırak güzelim ya, ayı gibi uyur o 5 alarmla zar zor uyanıyor"
Neyse bari
Sessiz kalışımla yüzüme baktı gözlerini kısarak
"Sadece dövmelerim için mi seviyorsun beni?"
Başımı iki yana salladım
"En çok sana benziyorum, ilk geldiğim gün benlen tek uğraşmayan sendin..."
Gözlerimi tavana dikip düşündüm
"Aramızda kalsın ama en karizmatik de sensin, sonra... Öyle işte"
"Arel abim değil miydi en karizmatik?"
"Yok yani o da karizmatik de sen daha şeysin"
Arel bebeğim yakışıklı yani de
Alnıma öpücük kondurdu
"Demek öyle? Ne hoş"
Sırıtıyordu pişkin pişkin! Gözlerimi devirdim
"Civciv"
Sırtıması yüzünde dondu. Şaşkınca baktı bana
"Nerem civciv benim? Sarı olsam neyse de ne alaka?"
"Tamam horoz ol. İyi geceler horoz"
"İyi geceler ayıcık"
O alnımı öpüp başını başıma yaslayınca göz ucuyla ona baktım
"Ayı mıyım ben Altan?"
"Abi diyecektin herhalde"
"Soruma cevap ver"
"Hani küçük, yumuşacık, tatlı mı tatlı yavrular olur ya? Ondansın işte"
Beni ikna etmeye çalışır gibi yumuşak bir tonda söylemişti.
"Peki tamam"
"Ne zaman abi diyeceksin bana?"
Karnımın ağrısını bahane olarak kullanmaya karar verdim
"Altan karnım ağrıyor ya"
Dedim ağlamaklı bir sesle. Hemen elini karnıma koydu ve ilgili bir sesle konuştu
"Neden? Zehirlendin mi yoksa?"
Ah bu erkekler
"Yok ağrıyor"
Regl olduğumu söylemeye utanıyordum
"Tamam anladım, ağrıyor da neden abim? Hayır yani kuş kadar yiyorsun bide ne bozmuş olabilir mideni?"
Gerizekalı...
"Midem değil Altan, karnım ağrıyor!"
Geri çekilip yüzüme baktı
"Tamam kızma, ne dedik sanki..."
Birkaç saniye sustu. Bu sırada elinin karnıma masaj yaptığını hissediyordum. İyi geliyordu
"Hastane ye gidelim mi? Ve ya Ekin'i çağırayım, bi baksın mı?"
Nefes verdim. Altan'ı zeki bilirdim ben
"Ekin doktor değil ki, daha okuyor. Ayrıca özel sebeplerden ötürü ağrıyor karnım"
Sanki aydınlanmış gibi şaşkınca baktı
"Haa, evet"
Aceleyle konuştu
"Sana sıcak su torbası getireyim mi?"
Sonra kendi kendine mırıldandı
"Varmıdır ki evde?"
"Annemi çağırayım mı?"
Başımı iki yana salladım
"Hayır, birilerini uyandırma fikrinden vazgeç artık. Hiçbir şey istemiyorum, sadece ağrıyor işte"
"Süt getireyim mi güzelim?"
Ne alaka süt?
"Yok"
"Çay?"
Gece gece?
"Hayır"
"Ağrına ne iyi gelir?"
"Sen"
Şaşkın bakışlarına kısık bir kahkaha attım. Harbi şu anda sadece ona sarılmak iyi gelirdi belki
"Ben?"
Sarılıp başımı göğsüne koydum
"İyi geceler abicim"
Birkaç saniyelik duraksamadan sonra o da kollarını sıkıca bana sardı
"İyi geceler güzelim.."
Mırıldandığını duydum. Gözlerimi sıkıca kapattım. Umarım o adam rüyama girmezdi...
~
(Sabah saat 5 suları)
Korkuyla gözlerimi araladım, hızlı hızlı soluklanmaya çalışırken yerimde doğrulup pijamanın zaten açık olan yakasını daha da genişletmeye çalıştım. Etrafa göz gezdirdim, beni boğmaya çalışan o adam yoktu, bu bir kabustu...
Derin bir nefes aldım. Gözlerimden ıssız bir çöl kadar sessiz akan göz yaşlarım, yanaklarımdan boğazıma doğru yol alıyordu. Ellerimi birleştirip çene hizamda tuttum ve içimden dua etmeye başladım
Tanrım, nolur durdur artık bunları, ben çok korkuyorum. Ne yaptım ben? Ne yaptım da cezamı bu kadar ağır kesiyorsun? Yalvarırım acı bana. Bende biraz mutlu, biraz huzurlu olmak istiyorum. Yemin ederim fazlada gözüm yok, nolur sadece biraz...
Kapattığım gözlerimi açtım. Yanaklarımda ki göz yaşlarını elimin tersiyle silip sırtımı yatak başlığına yasladım. Lanet adam...
Karnımın ağrısını hissetmemekle anlık olarak sevinsem de dediğim gibi, anlıktı.
Yorganı kaldırıp bacaklarımı yere sarktım. Koyunlu terliklerimi bacaklarıma geçirip yavaşca doğruldum. Kıpırdayan Altan'a kısaca göz atıp uyuduğundan emin olduktan sonra kapıyı sessiz olmaya çalışarak açtım ve dışarı çıktım. Merdivenlerden inerek dış kapıyı açıp araladım. Anında yanda ki iki korumanın bakışları bana dönmüştü
"Şey, günaydın.. o adam geldi mi yine?"
İfadelerini okumaya çalışsam da heykel gibi dokunlardı
"Kimse yok küçük hanım"
Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Gelseydi belki yakalanırdı, gelmemesi ise belki de yoldan geçen bir insandır hissi veriyordu
"Peki, kolay gelsin"
Diyerek kapıyı kapatıp içeri girdim oflaya pufla. Oturma odasına geçip geniş ve rahat kanepelere yayıldım. Uzanıp sehpadan kumandayı aldım ve televizyonu açıp sesini iyice kıstım. Galiba Winx club a 7. Kez başlayacaktım...
~
2. Sezonun 6. Bölümün ortalarındaydım. 1 sezonu sevmediğim için ona bakmayı atlamıştım. Birden tıkırtılar duydum. Televizyonun sesi oldukça az olduğu için merdivenlerden inen adımları rahatça duyabiliyordum. Merakla koridorun sonunu ve dış kapıyı gören salon kapısına diktim gözlerimi. Süleyman dede, Ahmet amca, Ulaş amca, baba ve saçı başı dağınık, eşofmanla tişört giyinmiş Arda amca olmayan kapıdan içeri girdi. Elimde ki kumandayla çizgi filmi durdurdum
"Günaydınlarr"
"Kızım? Napıyorsun burada?"
Diğerleri bana günaydın derken baba sormuştu. Bacaklarımı kanepeden çekip oturma pozisyonuna geldim
"Televizyon izliyordum"
Arda amca gelip yanıma oturdu. 4 adam da siyahlar içinde şık giyinmişken tek rahat takılan oydu
"Fıstığım televizyon izleyecek vakit mi bulamadın da şimdi izliyorsun?"
Sonra başını çevirip televizyona baktı
"Kim bu hamam böceği"
"Lord Darkar"
Arkasına yaslanıp ayaklarımı sehpaya koydu
"Aç"
Hevesle gülümseyip durdurduğum çizgi filmi açtım. Arda amca yanına vurunca gidip yanına oturdum.
"Bak şunlar da gölge yaratıklar"
"Arda ne yapıyorsun?"
"Yiğenimle amca-yiğen ilişkisi yaşıyorum. Hadi bölmeyin"
Ahmet amcaya lafını çaktıktan sonra yüksek sesle bağırdı
"Serap! Çekirdek getirsene!"
Ardından bana döndü
"Bunların amaçları ne? Kim bu kırmızı kafa?"
"Bloom bu, yanında ki pembe saçlı da Tecna. Bu Darkar, küçük el kadar periler var onların köyünde ki kozalak gibi şeyi, yani kodex i onlardan almak için pixileri kaçırdı, işte bu 6 peri de onları kurtarmak için Darkar'a saldıracaklar"
"Kırmızı kafa Bloom, sarı olan Stella, açık kahve Flora, Lacivert Musa, pembe Tecna, bu yeni gelen koyu kahve de Layla"
Beni merakla dinliyorken heyecanla anlatmaya devam ettim
"Bu Faragonda, peri okulu Alfea nın yöneticisi. 3 tane cadı var Icy, Darcy, Stormy. Onlar da bu 6 peri Winx e takmış kafayı"
"Eee? Şu kırmızı şeyden çıkan oğlanlar kim?"
Aşırı mutlu hissediyordum şu anda. Belki Arda amca için sıradan bir şeydi fakat o bana çocukluğumu yaşatıyordu tek bir hareketiyle. Tüm sıkıntıların içinde mutluluktan hüngür hüngür ağlayabilirdim...
~
"Brandon'u hiç sevmedim"
Çekirdeğin çöpünü poşete attım sinirle
"Bende hiç sevmiyorum! Yalancı pislik! Guya bu prens!"
Geçen sezona ait her şeyi anlattığım için Brandon'un prens yalanını da biliyordu
"Sky daha yakışıklı bi kere"
"Ya Sky da karaktersizin teki! Resmen Diaspro'yla birlikteyken Bloom'la flört ediyor!"
"Haklısın kız. Şerefsiz!"
"Ucube, ıyy!"
"Ezik!"
Söylediği şeye minik kahkaha attım.
"Amca yaa, ben Riven'ı da sevemiyorum"
"Ulan tek adam gibi adam Timmy!"
Söylediği şeye başımı salladım
"Evet öyle. Ama o da fazla mı utangaç ya?"
"Hiçbiri normal değil ki sakat it oğulları"
Gözlerimi devirdim. Gerçekten haklıydı.
Salonda bizimle birlikte oturan Bulut, Doruk, Altan, Asrın, Tamer, Ulaş amca da bizim çizgi film hakkında ki dedikodularımızı dinliyorlardı. Ara ara aralarından birisi ofluyordu.
"Amcam sen neden gitmedin okula?"
"Karnım ağrıyor amcacım"
Ulaş amcaya kısaca cevap verdim gözlerimi televizyondan ayırmadan. Karnım falan ağrımıyordu, ağrı çoktan geçmişti fakat şu anda amcamla çizgi film izleme anını asla bozamazdım. Ayrıca devamsızlığımda yoktu galiba
"Muayene etmemi ister misin?"
Doruk'un gözlerini üzerimde hissedip başımı iki yana salladım. 25 yaşında beyin cerrahi asistanı karnım ağrıdığı için beni muayene etmek istiyordu... Çok havalı!
"Amentia çok havalı aq"
Sevinçle gülümsedim. Aynı fikre sahiptik!
"Evett resmen onun gibi havalı ve güçlü bir kadın Brandon gibi bir korkağı istiyor!"
Brandon'u da eziklemeyi unutmamıştım
"Çok yazık"
"Stella geberecek mi?"
Bulut'un sorusuyla gözlerimi ona çevirdim
"Yok gebermiyor"
Güneşsiz kalıp renginin solmasından bahsediyordu.
"Hayırdır Bulut? 3 yaşına geri mi döndün?"
Gözlerimi kısarak Asrın'a psikolojik şiddet uygulamaya çalıştım
"Bulaşma abiciğime"
Bulut şaşkınca bana baktı
"Abin kurban olsun sana"
Genişce gülümseyerek televizyon a döndüm. Günüm çok güzel başlamıştı!
"Yer cücesi"
Şaşkınlıkla ağzımı açıp Asrın'a baktım
"Boyum kısa değil ki!"
"Kısasın"
"1.72 yim ben!"
Gözleri televizyon da sabitli olan Arda amca başını bana çevirdi
"Harbi mi kız?"
Başımı salladım
"Ne sandın?"
"1.60 falan"
Ona şaşkınca baktım
"Oha ama ya amca, 12 santimi nereden kestin?"
"Yiğenim sen gerçekten 1.60 olmayasın?"
"Ölçtürdüm"
Dedim Ulaş amcaya kendimi savunarak. Aniden overthink yapmaya başlayarak yere baktım. Bu gün boş boş evde mi oturacaktım? Hiperaktif biriydim, evde dursam sıkılırdım.
"Ne düşünüyorsun?"
Altan merakla sordu. Gözlerimi ona çevirdim
"Nere gitsem diye düşünüyorum"
"Nere ne aq?"
Abartılı bir şekilde gözlerimi devirdim
"Offf herkes mi zorba olur ya"
Bulut beni zorbalayan Asrın a carladı
"Kes lan! Birtanem le uğraşma"
Kocaman gülümsedim
"Birtanesiyle uğraşma!"
Diye taklit ettim. Çocukça hareket ettiğimi biliyordum, fakat kendime engel olamıyordum. Ben hiç bu denli sevgi ve ilgi görmemiştim.
Ayağa kalktım
"Amcacım zaten susmuyorlar, biz sonra izleriz olur mu?"
"Olur amcam"
"Ben kaçarr"
Deyip kapıya yürüdüm
"Nereye?"
"Üzerimi değişeceğim Altan'cım"
Hala pijamadaydım ve uykum geliyordu. İlk önce tuvalete girip işimi hallettim. Sonra çıkıp her zaman ki gibi dolapla bakışmaya başladım
Kendime bir kombin yapıp üzerime geçirdim. Çantamı da omzumdan çapraz bir şekilde beline asıp masamdan eksik olmayan suluğumu ve birkaç ihtiyacımı çantama koydum. Ex akrabaları ziyaret etmeye karar vermiştim, fakat sadece iyi olanları. Saçlarımı açık bırakıp parfüm sürdüm ve odadan çıkıp koşarak merdivenleri indim. Salona girdim
"Anne ben gittim"
"Nereye?"
Anne bir şey demek ister gibi bana bakıyordu. Fakat soruyu soran Altan dı
"Şey, teyzemi görmeye"
"Kızım..."
Anneye baktım
"He"
"Saçlarını örmemi ister misin?"
Aldığım soruyla afalladım. Saçlarımı daha önce kimse örmemişti. Biraz duraksadıktan sonra kendime geldim, kapının önünde durmayı kesip odama koştum. Hemen zaten taradığım düz saçlarımı bir kez daha taradım ve yeşil elmalı tokalarımı alıp tarağımla birlikte geri koştum. Salona varınca annenin oturduğu koltuğun önüne çöküp arkamı döndüm ve tarağı uzattım. Oturmadan önce yüzünde ki şaşkınlığı görmüştüm. Tarağı hemen almadan şaşkınca konuştu
"Ben... Senin istemediğini sanmıştım.."
Cevap vermedim. Ne diyebilirdim ki? Anne şimdiyene kadar kimse saçlarımı örmedi, çok istedim ama örmediler mi diyeyim? O kadar istemiştim ki yıllarca öğrenmeye çalışmıştım. Selen kendi saçlarını örerken onu çok izlemiştim fakat olmuyordu işte. Bahsettiğim normal örgü değil, dipten örülen örgülerdi. Normali bende örebiliyordum.
Anne tarağı alıp nazikçe saçlarımdan geçirdi. Tarağı kenara alıp başımı yavaşca kaldırdı, sonra kahküllerimi ayırıp ön diplerden birkaç tutam alıp örmeye başladı. Kafamda ki ellerinin saçlarımın arasında hareket etmesini ve sıkıca tutamları birbirine geçirmesini hissetmek heyecanımı artırıyordu. Yüzüm ifadesiz olsa bile içten içe sevinç çığlıkları atıyordum. İçimde ki o sınıf arkadaşının saçlarını kıskanan kız çocuğu mutluydu.
"Yolmuyorum dimi?"
"Hayır hayır"
Yolsa da olurdu. Üzerimde ki bakışları hissediyordum
"Saçların çok güze ve yumuşak"
Gülümsedim
"Eskiden daha gürdü"
Kelleşmemiştim fakat çok fazla dökülmüştü bi ara, şimdi o kadar dökülmüyordu ama yinede dökülüyordu işte.
"Neden döküldü?"
"Kansızlık dan"
"Tedavi almıyor musun?"
Gözlerim önümde oturan Bulut'un yanında ki Doruk'a çıktı
"4 kez aldım işe yaramadı"
Tek kaşını kaldırdı
"Doğru tedaviyi aldığına emin misin?"
Gözlerimi kırpıştırarak onayladım onu
"Tabiki, hepsinde reçete benim yanımda yazıldı"
"Kullandığın ilaçları görebilme şansım var mı?"
Birkaç saniye baktım. Ben zaten o aileye güvenip de aldığı her ilacı içmezdim, bu yüzden hepsini tek tek Luma ile araştırmıştık. Cebimde ki telefonu çıkardım, hepsinin fotoğrafını ayrı ayrı çekip Luma ya attığım için bende fotoğrafları vardı, onları Doruk a attım. Doruk yaptığım hareketi anlamamış olacak ki kaşlarını çatıp bana baktı, sonra ise cebinden telefonunu çıkarıp ona gelen 7-8 fotoğrafa baktı. Ardından aynı kaş çatıklığıyla yüzüme baktı
"Hepsinin fotoğrafının sende olması normal mi?"
Anne bir saçımı bitirip ötekine geçti. Başımı bu sefer sağ tarafa doğru çekti nazikçe. Göz ucuyla Doruk'a baktım
"Bir gün işime yarar diye"
Dedim yalan söyleyerek
"Sağlamcıyız dimi abim?"
Altan'ın sözüne gülümsedim
"Öyleyiz abim"
Doruk fotoğraflara bakıyorken konuştu
"Ben bunları araştırırım"
Zahmet etme Doruk, ben ıncığından cıncığına kadar araştırdım demek istesem de o zeki bir adamdı, gözüne batmak istemiyordum.
"Zahmet etme istersen"
Dedim çekinerek
"Yok ne zahmeti? Ayrıca birlikte hastaneye gidelim, seni muayene edecek olan ben olmasam da arkadaşım yapacak"
Şaşkınca ağzımı açtım. Ne diyordu bu adam? Nereden çıktı şimdi bu?
"Ya ne gerek var şimdi buna?"
"Baş dönmesi yaşıyor musun?"
"Evet?"
"Gözlerin kararıyor mu?"
"Arada"
Dedim sadece. Geçen duştayken gözlerimin karardığını ve düştüğümü bilmese de olurdu.
"Çabuk yorulur musun?"
Bunların hepsi kansızlık belirtileriydi. Diğerleri sessizce bizi dinliyorlardı. Ulaş ve Arda amca salonda değildi
"Evet?"
Usulca başını salladı
"Saçların dökülüyor, tenin soluk, daha neyi bekliyorsun tedavi için?"
Ah be Doruk, neler çektiğimi bi bilsen.
Sıkıntıyla ofladım
"Aldım zaten tedavi, hiçbir işe yaramıyor işte"
"Yarayacak," dedi kendinden emin bir şekilde "tüm süreçte yanında olacağım"
Sanki sen yanımda olsan hemen iyileşeceğim. Tam bir şey diyecektim ki Altan susturdu
"Doruk abin haklı güzelim, tamamen iyileşmeni istiyoruz biz"
Doruk benim abim falan değildi.
"Siz beni iyileştiremezsiniz"
Ağzımdan kontrolüm dışı çıkan kelimeler, beni bile şaşırtmıştı. Hay ağzıma sıçayım...
Annenin elleri hareketini durdurdu
"Bu ne demek?"
Toparlamaya çalıştım
"Ya şey yani... Ben çok bozuk bir insanım. Problemim bitmiyor"
Yalan değildi, gerçekten öyleydim. Bilmedikleri daha fazla hastalıklarım vardı.
"Bizim görevimiz seni iyileştirip iyi bir hayat sunmak kızım. Şimdiye kadar yapamadık, bırak da bundan sonra yapalım"
Anne örgünün sonunu bağlayıp ellerini omzuma koydu. İstemiyordum işte, kendimi mahçup hissediyordum.
"Hastalıklarını biliyor musun? Söyle hadi"
"Dehydration-"
"Bu ne?"
Asrın lafımı bölümüştü. Tam açıklayacaktım ki Doruk benden önce davrandı
"Susuzluk. Çok fazla su içiyor, susuz kalınca bayılma, fenalaşma ve ya baş dönmesi yaşayabiliyor"
Başımı sallayıp yerden kalktım. Annenin yanına oturdum
"Neyse, gidince onlara da baktırırız"
"Ben sevmem hastane"
"Senin sevmenle olmuyor çakma Rus"
Doruk a ters ters baktım
"Gıcık"
"Abiye gıcık denmez"
"Sen benim abim değilsin"
Kusura bakma Doruk, fakat gerçek bu.
"Bak sen şu küçük velede, abin yaşındayım ben senin"
Diyerek bana meydan okudu
"Kaç yaşındasın?"
Dedim rahatsızca yerimde kıpırdanarak, kaşlarım çatıktı
"25"
Dedi o da beni taklit edip kaşlarını çattı. Benimle dalga geçiyordu!
"Benim abimin 25 yaşı yok"
Dedim kendimden emin bir şekilde. Alayla sırıttı
"Pars'ın 25 yaşı var"
Ben zaten daha yeni bulduğum ailem hakkında neden bu kadar emin konuşuyorsam? Yinede bozuntuya vermedim
"Banane Pars'dan"
"Pars senin abin değil mi?"
"Resmi olarak evet, manevi olarak hayır"
Gözlerimi kısaca hepsinin üzerinde gezdirdim. Tamer dışında herkes şaşkındı. Tamer mimiklerini iyi koruyordu, ve ya kişiliğimi kolay tahmin etmişti.
"Biz senin abin değil miyiz?"
Birkaç saniye suskunluktan sonra Bulut sessizliği bozmuştu. Kendimden emin bir şekilde konuştum
"Alınmayın, fakat ilk geldiğimde güvenimi fazlaca sarstınız. Bi Arel iyiydi. Ayrıca bu olmasa bile daha yeni tanıştık, aile kavramı, abi, anne, baba demek benim için önemlidir. Herkese aile denmez bence"
Umay anne ve babaya hemen anne baba dediysem de mahçup olmamaları içindi. Ayrıca onlara nadiren annem, babam diyordum.
Anne nin bakışları yerdeyken başını salladı
"Haklısın kızım"
Sesi hüzünlüydü. Kaçırıldığım için tekrar üzülmüş olmalıydı. Üzülmesini istemezdim ama yapabileceğim bir şey yoktu. Benim suçum değildi.
"Ben sana kötü davranmadım"
Altan'ın ciddi yüzünün altında ki üzüntüyü görebiliyordum. Kötü davranmasan bile beni istemediğin yüz ifadenden belliydi. Dilimin ucunda ki kelimeleri yuttum
"Neyse."
Ayağa kalktım. Gitsem iyi olurdu, zira çenem durmazdı
"Gideyim"
"Acil mi işin?"
"Hayır?"
Doruk ayağa kalktı
"Harika. Gidelim"
Başımı salladım. İlk önce Kara konağına gidip sonra akrabalarımı ziyaret edebilirdim
"Tamam"
Çabuk ikna oluşuma dudaklarının kenarı kıvrıldı. Diğerlerine döndü
"E hadi güle güle"
Harbi o buraya niye gelmişti? Gerçi Kara ailesi ve Aybars ailesinin araları iyiydi, gelip gidiyorlardı.
"Hadi halam, dikkat edin"
Anne bizi geçirmek için ayağa kalktı
"Bu gün stajın yok mu senin?"
Tamer'in sorduğu soruyu Doruk kısa bir baş hareketiyle reddetti
"İki gün izin verdiler"
"Lan hafta sonu izin vermek yerine hafta sonu bittikten sonra mı veriyorlar?"
Asrın doğru söylüyordu aslında. Ailesinin yarısı üniversiteli, yarısı iş güç sahipleriydi ve hafta sonu hep izinlilerdi. Hafta sonu evde olup ailesiyle vakit geçirmek yerine çalışıyordu
"Hafta sonu hastane tıklım tıklım oluyor"
Doktor başlı başına zor işken beyin cerrahını düşünemiyordum. Bi ara Luma ile araştırayım.
"Gidek"
Doruk, kısık sesimi duyduktan sonra dönüp bana baktı ve kapıyı işaret etti
"Baybay"
Onlara el sallayıp kapıya yürüdüm. Arkamdan gelen adım sesleriyle dış kapıyı açıp çıktım.
~
Bilmem kaçıncı kez ofladım. Yol niye bu kadar uzun sürmüştü anlamamıştım. 20-25 dakikadır yoldaydık, normalde daha erken varırdık
"Yol bu kadar uzun değildi sanki"
"Sen Tom oynamaya devam et, varıyoruz az kaldı"
"Tom'un uykusu geldi"
"Aga be, başka bir şey yok mu?"
Aniden aklıma gelen şeyle gözlerimi irice açtım
"Yoksa sen beni ıssız bir yere mi götürüyorsun? Orada hayatıma son mu vereceksin?"
Bir an başını çevirip bana baktı, sonra yola bakmaya devam etti
"Fazla mı dizi izliyorsun?"
Sesi ve yüzü sakindi fakat beni kınıyor gibiydi
"Yoo sadece taşacak bu deniz, o da valla 5. Bölümdeyim hala bitiremiyorum"
"Neden bitiremiyorsun? Çok mu meşgulsün?"
Başımı iki yana salladım
"Sıkılıyorum dizi izleyince. Biraz hiperaktivit bir insanım"
Kısa bir sessizlikten sonra tekrar konuştu
"Eniştem araba yolculuğunda tebletle oynadığını söylemişti"
Başımı salladım
"Evet"
"Bu kadar sıkılıyorsan artık arabada tablet bulundururum"
Kocaman gülümsedim. Çok cömertti!
"Teşekkürler! Ama kim bilir bir daha ne zaman bineceğim arabana, boşuna uğraşma"
Yandan sırıttığını gördüm
"Sorun değil. Bulundururum"
Arabayı durdurduğundan bakışlarımı ondan çekip cama baktım. Bekle, burası Kara konağı değildi!
"Burası Kara konağı değil!"
O arabadan indiğinde bende indim hemen
"Sana seni konağa götüreceğimi söylemedim"
"Doruk! Ben hastane istemem!"
Ayağımı ısrarla yere vurdum. Beni hiç takmadan gelip elimi tuttu ve hastaneye sürükledi
"Sen iste diye getirmedim zaten"
Rahat ses tonu beni bir kez daha çileden çıkardı
"Ya bırak! Ben istemiyorum! Kara konağına gidecektik!"
Yerimde çırpınıp hastaneye gitmemizi engellemeye çalışırken durdu ve beni kucağına aldı
"Lan- napıyorsun sen!?"
"Sus artık"
Ona şaşkınca baktım
"Doruk saçlarını yolarım!"
"Cüret et"
Dayak yemekten korktuğum için edemezdim tabii
"Hırsız var beni kaçırıyor diye bağırırım"
Gözlerimi kısarak ona baktım tehdit etmek için. Fakat yüzünde ki rahatlık beni hayal kırıklığıba uğratmıştı
"Staj yaptığım hastane burası. Her kes beni tanıyor ve şu anda kucağımda ki senin de kuzenim olduğunu biliyor"
Kaşlarımı kaldırdım
"Nereden tanıyorlar ki beni?"
"Bizim aileye tarım imparatorları derler. Aybars ailesi zeytin, Kara ailesi çay üretimi yapıyor. Büyük marka sahipleri olduğumuz için tanınıyoruz"
Bunu bilmiyordum, şaşırmıştım doğrusu.
"Peki bizim bu konumda olmamız yanlış anlaşılmaz mı? Yani senin kucağında olmam... İndir beni"
Asansörün düğmesine basıp bekledi. Gözlerini gozlerime dikip birkaç saniye baktı ve beni sakince yere indirdi
"Bir şey olmaz, herkes bizim kız kuzenimize olan korumacılığımızı biliyor"
"Nereden biliyorlar?"
Merakla ona bakıyordum
"Bilmiyor olabilirsin Yera, fakat biz yıllarca seni aradık"
Muhtemelen Rusya'da olduğum için bana dair hiçbir şey bulamamışlardı. Geldiğimden 1 yıl sonra anca bulmuşlardı. Konuyu değişmek için merak ettiğim soruyu sordum
"Sen burada staj mı yapıyorsun?"
Asansörün içine geçtik. Bana bakmadan tuşlara tıkladı
"Evet"
"Üniversite okumuyor muydun?"
"İkisi aynı anda"
"Kaç yaşında beyin cerrahı olacaksın?"
"32 yaşımda"
Oha
Şaşkınlıkla ona baktım
"Çok zor olmalı"
"Öyle"
Bu beni niye ghostlamaya başladı aniden? Bana öyle gelmiştir herhalde
"İşimiz ne kadar sürecek?"
"Bir kaç saat"
"Kollarımı delik deşik etmesinler ama"
"Çok mu değerli kolların?"
Alayla söylemişti. Ne bu tavır?
"İnanılmaz değerli."
Ben korumazsam kendimi, kim korurdu beni?
Alayla güldü
"Komik mi Doruk?"
Bana dönüp yüzüme baktı
"Bana Doruk demenden rahatsız oluyorum"
Aflallamıştım fakat yüzümü ifadesiz tuttum. Neden rahatsız oluyordu? Ona rahatsız olacağı bir yakınlık mı göstermiştim? Ama beni kucağına alan oydu, ben yapmamıştım
"Ne diyeyim? abi mi?"
"Normal olarak?"
"Hayatta demem"
Alayla gülerek başını salladı ve önüne döndü
"Doğru, sen kendi anne babana bile isimleri ile hitap ediyordun değil mi?"
.
.
.
.
Ay çok kırıldım
Doruk'un bu anı değişimi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu Yera'ya karşı tutulan bir kalkan mı?
Ne düşünüyorsunuz?
Bu arada beni kırıyorsunuz. Hiç yorum yapmıyorsunuz. Benim tanıdığım ve ficini severek okuduğum yazar ayda 1 bölüm atarken ben 1-2 gün aralıkla bölüm atıyorum. Ayrıca TikTok da da baya linç yedim Miraç ve Yera yakınlaştı diye dm den yazanlar, yorumlardan iğrenç yazanlar oldu. Aşk olsun.
Toplam bin oyu geçmişiz yeni fark ediyorum teşekkürlerr
Neyse
3850 kelime
TikTok hesabımdan gelecek bölümler hakkında spoiler yayımlıyorum. Her gelecek bölüm için bir spoi videosu.
Kullanıcı adı:Nestown_fan
Bb
Bölüm etkileşimi
