Sevgilin var mı?

Vaveyla Yazarı: Nestown_ Fan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: Sevgilin var mı?

Arabadan indim. Sırt çantamı değil, el çantamı aldım. Sırt çantasını kendimle taşımak yerine Tamer üniversiteden sonra zaten eve geleceğini, arabada kalabileceğini söylediği için almadım.

Kafeye gidip oturdum ve onun gitmesini bekledim. O gidince hemen dışarı çıkıp yürümeye başladım. 10 - 15 dakika falan yürüdükten sonra eve varmıştım. Bende olan anahtar ile kapıyı açıp içeri girdim
.
.
.
.

İçeri girdiğimde ses yoktu. Ani bir izin günü istemedilerse ikisi de işte olmaları gerekiyordu. Eve yavaşca girip kapıyı kapattım. Ayakkabımı soyunma gereği bile duymadan ilk Tuana ve Hüseyin'in odasına gidip yerini bildiğim kasanın önüne gidip açılması için bir kez denedim fakat açılmayınca zorlamadım. Şimdi mesaj falan giderse başıma bela almayı göze alamazdım. Kasayı boş verip odada ki ezbere bildiğim çekmeceleri karıştırdığımda bir şey göremeyip odadan çıktım. Bir şeyleri karıştırmayı çok sevdiğim için sürekli evde ki her şeyi karıştırırdım.

Odadan çıkıp salonda ki çekmeceleri kurcaladım fakat bir şey bulamadım. Onu boş verip Hüseyin'in çalışma odasına gidip oraları kurcaladım. Elime gelen birkaç iş anlaşması belgesinin fotoğrafını çekip yerine koydum. Ne olur ne olmaz dursun bunlar bende. Çok fazla bir şey bulamayınca oradan da çıktım. Ellerimi belime koyup gözlerimle evi süzdüm.

"Evde niye hiçbir şey yok? Nerede olabilir?"

Kendi kendime konuşma alışkanlığım olduğu için her ne kadar sevmesem de çenemi tutamayıp konuştum. İnsanlarla konuşmayı sevmesem de kendi kendime konuşmayı severdim. Bu yüzden Tuana her duyduğunda bana şizofren diyip vurmasına rağmen.

Selen'in odasına gittim. Orada tabiki aradığım hiçbir şey yoktur fakat bunun için gitmedim. Belki bir açığını bulurum diye karıştırmaya başladım. Tanıdığım insanların açığını bulmak hobilerim arasındaydı. Kimseye hiç güvenmezdim ben, zamanı geldiğinde ayağımın altını eşebilir diye açığını bulur kendime saklardım. Okulda çaldığı sınav sonuçlarının fotoğrafını çekip yerine koyup çıktım odadan. Bodrum katına inip orada ki sandığı anahtarımla açtım. Eski fotoğraflar vardı.

(Fotoğraflarda ki kişiler birbirlerine benzemeye bilir!! Lütfen buna takılmayın olabildiğince benzeyenleri seçmeye çalıştım!!)

Selen ve bendik bu. Ben somurtuyordum çünkü Selen üzerime su dökümüştü. Tuana ise her zaman ki gibi bu duruma eğlenip fotoğraf çekmişti.

Selen le benim ilk patene başladığımız gündü. Tuana her şeyde yeteneğimiz olsun,kusursuz olalım istediği için bizi önüne gelen kursa yazdırıyordu.

Selen'in ilk karete ye gidiş günü.

Benim baleye başladığımdan 2 ay sonra. Hızlı öğrendiğim için öğretmenim çekmişti.

Tuana ve Hüseyin'in düğün günü

Hüseyin i beğenmesem de Tuana güzel kadındı. Birkaç fotoğrafa daha baktıktan sonra karşıma çıkan fotoğraf ile duraksadım. Lan?

Bu benim yakın zamanda gizlice çekilmiş bir fotoğrafımdı. Bunun ne işi vardı burada? Şaşkınca bakarak fotoğrafları incelemeye devam ettim

Bu nasıl olabilirdi? Tuana'nın bildiğim kadarıyla çocuğu olmuyordu. İlk beni, sonra ise Selen i evlat edindiğini hatırlıyordum. Yalan mı söylemişti? Çocuğu oluyorsa neden bizi evlat edinmişti? Peki ya o çocuk neredeydi? Yoksa Selen o çocuk muydu da bu yüzden mi bana kötü ona iyi davranıyordu? Peki Selen o çocuksa neden onu yetimhaneden aldığını hatırlıyordum? Bu garipti. Kendi fotoğraflarımı ve bu fotoğrafı küçük çantama koyup sandığı kurcaladım, daha fazla bir şey çıkmayınca evin kapısına yürüdüm ve hızla evden çıkıp taksi çağırdım.

~

Konağa geldikten sonra kadınların mutfakta olduğunu öğrendim ve doğruca oraya gittim. Kaynaşamadık bi türlü, tek kadın onlar olduğu için onlarla iyi anlaşmak istiyordum. Gidip oturduğumda selamlaşma kısmını atlattık. Umay hanım yanağımı öpüp hal hatır falan sorunca samimi bir şekilde cevap verdim. O da buna sevinmiş gibi görünüyordu. Mutfakta ki konu yemek tarifleriydi. Bende konuya karıştım çünkü yemek yapmayı ve yeni tarifler uydurmaya bayılıyordum. Sadece Türk yemekleri değil, ayrıca Rus, Azerbaycan, Gürcüstan, amerika, Almanya gibi ülkelerin yemeklerine de aşinaydım. Onlara yemek tarifleri verirken onlar da can kulağıyla beni dinliyorlardı. Babaanne ve Umay hanım da gururla beni dinliyorlardı.

"Kimin torunu" dedi babaanne Şükriye hanım göğsüne vurarak
"Aynı babaannesi. Şu boya, posa, endama, hamaratlığa bakın"

Dediğinde utançtan yerin dibine girmek istedim. Alışkın değildim ya ben.

"Şey.. teşekkürler"

Ne demem gerekiyordu ki ya

Yıldız abla cilveli bir şekilde gülüp

"Kız anne utandırdın kızı"

Dedi. Onlar gülerken ben ayağa kalktım

"Ben üzerimi değiştireyim"

Deyip hızlı adımlarla mutfağı terk ettim. Zırt pırt üzer değişenlerden değildim fakat üzerimde ki korse rahatsız ediyordu.

(Daha sadeleştirilmiş şekilde düşünebilirsiniz)

Aşağı inmedim. Odada, yatağa oturup fotoğrafları daha detaylı inceledim. Bodrum katının ışığı yoktu, karanlıkta detaylı inceleyememiştim.

Akşam

Akşam yemeğini yemiş, koltuklara oturmuştuk. Yarın duruşma vardı ve ben onu düşünüyordum. Tuana hizmetçisini, yani beni istiyordu. Hüseyin ise sürekli aldatmasına rağmen karısının sözünden çıkmıyor, onun istediği her şeyi yapıyordu. Mesele şuydu ki Hüseyin istediğini alabilmek için yasadışı her şeye el atabilirdi. Ben düşünürken yanımda ki Savaş deşercesine kolumu dürttü. Ona baktığımda bana onun da bana baktığını gördüm. Yıldız yenge sesli bir şekilde konuştu

"Kız ne düşünüyorsun öyle derin derin"

Hani demiştim ya Umay hanım hakkında bu kadın ne çok gülüyor diye, yok vaz geçtim Yıldız abla ondan da beterdi.

Ulaş amca

"Kara deniz de suların mı battı yiğenim"

Dediğinde Arda amca da güldü

"Gemiler o abi"

Ben onları izlerken dede bey konuştu, Alparslan baba bey ve Umay hanımın da gözleri bendeydi

"Ne düşünüyorsun kızım?"

Bakışlarımı yere indirip sonra ona baktım. Yüzümde pek mimik yoktu, söyleyip söylememe konusunda kararsızdım

"Yarın duruşma var"

Dediğimde birkaç saniye sessizlik oldu. Dede bey iç çekerken Alparslan baba bey güven vermek istercesine konuştu

"Hiçbir sorun yaşanmayacak. O duruşma salonundan velayetin ile birlikte çıkacağız"

Diğer yanımda ki Ahmet amca kolunu omzuma attı

"Seni onlara vermeyiz fıstığım"

Ciddi ortamı bozan Arda amca hemen size atladı

"Abi o benim hitap şeklimdi"

"Lan sırası mı şimdi"

Ulaş amcanın dediğine gülüp başımı salladım. Dede bey bana tereddüt fakat yumuşak bir şekilde baktı

"Hiç mi istemiyorsun onları kızım?"

Dediği şeyle duraksadım, gülümsemem soldu. Düşündüm biraz, neden isteyeyim? Aksaylar birlikte büyüdüğüm insanlardı. 4 kuzenim vardı anne taraftan, baba tarafı tanımıyordum küslerdi. 4 kuzenimi, dayımı, halamı seviyordum sorun yoktu. Fakat o büyüdüğüm evi sevmiyordum, hiç huzurlu hiss etmedim bir gün bile olsa. Ama burası geldiğim 3 gün olmasına rağmen iyiydi. Sıcacıktı, daha henüz tam kaynayıp karışamamama rağmen, her fırsatta ya odaya yada bahçeye kaçmama rağmen hoştu. Onlar bana zarar vermiyorlar, aksine iyi davranıyorlardı. Gerçekten anne, babamı, abilerimle aile olmak istiyordum.

Dede beye ne deyeceğimi şaşırdım. Birkaç saniye gözlerine bakıp yutkundum. Her kes sessizce benden gelecek cevabı bekliyordu.

"Aslında..." Cümlelerimi toparlamaya çalıştım. Bu zor bir soruydu. Sizi istiyorum cevabı onların geçmişimi fazla kurcalamasına sebep olabilirdi. Onları da istiyorum sizi de cevabı hayal kırıklığına uğratabildi ve bana olan güvenlerinin sarsılmasına sebep olabilirdi.

"Gerçek ailem ile yaşamayı çok isterim. Sizleri tanımayı, sizinle yaşamanın nasıl bir deneyim olduğunu, babamın ve annemin nasıl insanlar olduğunu, abilerimin nasıl insanlar olduğunu merak ediyorum"

Umay hanım ve Alparslan beye baktığımda gözlerinde ki pırıltıları gördüm. Onlara ilk kez baba, anne olarak hitap ediyordum. Nedenini anlamadım, fakat boğazımda bir yumru oluştu. Yutkundum fakat geçmedi. Bakışlarımı odadaki insanlarda gezdirdiğimde onların bu cevaptan memnun olduğunu ve çoğunluğun gülümsediklerini gördüm. Tekrar dede bey ve yanında oturan babaanneye baktığımda onların da gülümsediklerini gördüm.

"Bizim kapımız hiç kapanmayacak şekilde sana açık kızım"

Ağlıyordum. Fakat bunu onlar fark edemezdi çünkü ne gözden yaş akıyordu nede sesim çıkıyordu. Belki sevilir diye sürekli her kese yaranmaya çalışan kız ağlıyordu içimde.

"Teşekkürler "

Kısık sesle söylediğim şeyler Ahmet amca saçlarımı okşamaya başladı. Bu 3 günde kaç kez saçım okşanmıştı? Hatırlayamadığım kadar çok. Peki bu 11 yılda kaç kez saçım okşanmıştı? Hatırlayamadığım kadar az. Bu tür şeyler yaşadıkça içimde ki beni kaçıran kişiyi bulup sürekli yüzüne karşı "neden" diye haykırarak dövmek isteği artıyordu.
Belki şimdi bile bana göre fazla olan sevgileri onlarla büyüseydim daha fazla olurdu. Belki de mutlu büyüyecektim.

~

Gece nin devamı Arda amca, Meriç ve Hakan'ın bitmek bilmeyen şakaları ile eğlenceli bir şekilde sonlanmıştı. Büyükler odalarına çekilmiş, Asrın ve Sarp'ın onlarla birlikte odalarına gitmesi ile kuzenler de biraz sohbet edip odalarımıza gitmiştik. Kapıyı açıp odaya girmemle yataklarda karşı karşıya oturan Sarp ve Asrın la karşılaştım. Sarp hemen ayağa kalkıp bana doğru geldi ve kapıyı kilitleyip beni yatağa doğru iteleyip oturttu.

"Noluyor?"

Onlara garip bir şaşkınlıkla baktım. Asrın kaşlarını çatmışken Sarp ise hesap sorarcasına ayakta durmuş, kollarını göğsünde bağlamıştı

"Onu sana sormalı"

Asrın'ın katı sesi ile ona döndüm. Noluyordu?

"Anlamadım?"

Ayakta olan Sarp ima ile konuştu

"Demek arkadaşınla buluştun"

Kaşlarımı çattım. Sıçmıştık işte. Sarp arkadaşımın olmadığını biliyordu.

"Evet?"

"Yalancı"

Suçlarcasına yüzünü buruşturdu. Vücudumun gerildiğini hiss ettim. Huzursuzluk, yoluma engel olabilecek şeyler beni gerirdi.

"Kuzenimdi, Aksaylardan. Huzursuzluk çıkmasın diye söylemek istemedim"

Diye aklıma ilk gelen yalanı attım

"Kuzeninin abisi senin kuzenin olmuyor mu Yera?"

Yutkundum

"Küsüz biz, konuşmuyoruz bu yüzden kardeşine destek olmak için buluştum."

Profesyonel bir şekilde yalanlarımı sıralarken ikisi de yüzüme baktı

"Yeni tanışmış olabiliriz fakat yalan söylediğinde anlıyorum Yera"

Gözlerimi devirdim

"Aksayların evine gittim. Birkaç küçüklük fotoğrafım vardı, onları orada bırakmak istemedim"

Doğruydu söylediklerim, sadece eksikti.

Sarp gözlerini kısıp bana baktı

"Göster"

Asrın ise beni gözlemliyordu. Ayağa kalkıp çantamda ki Tuana nın fotoğrafı dışında ki fotoğrafları alıp onun eline koyup geri oturdum. O ise Asrın'ın yanına oturdu ve fotoğrafları inecelemeye başladılar.

Asrın kafasını kaldırdı

"Söyleseydin birisi seninle gelseydi. Oraya tek gitmen tehlikeli olabilirdi"

Kaşlarımı çattım

"Farkında mısın ben onlarla büyüdüm"

Susup tekrar resimlere baktı. Sarp'ın sessizce mırıldandındığını duydum

"İlk kez küçüklüğünü farklı karelerde gördüm.."

Ona anlamayarak baktım

"Ne?"

Başını kaldırıp bana baktı

"Aile fotoğraf albümünde ki fotoğraflarından bahs ediyorum. Sık sık açıp bakardık ailecek. İlk kez aynı simayı farklı karelerde görüyorum"

Başımı salladım. Görmek istiyordum fotoğrafları

"Fotoğraflar nerede? Bakabilir miyim?"

Asrın fotoğraflardan gözlerini çekti

"Bu konakta herkesin bir sürü fotoğrafı var. Senin de var. Yarın babaanneme söyleriz gösterir"

Dediğinde onayladım. Ayağa kalkıp fotoğrafları aldım ve çantama geri koydum. Pijamalarımı alıp odada bulunan lavaboya gittim.

Giyinip geldikten sonra yatağa girdim. Sarp da hemen yatağa girip ahtapot gibi yapıştı. Dua etsin ikizim de rahatsız olmuyorum, yoksa gerçekten elimin tersiyle ağzının üzerine bi çakardım kabusunda beni görürdü. Kollarımın bedenime sabitlenmesine sebep olan ve beni sarıp sarmalayan kollarını es geçerek uyumak için gözlerimi kapattım. Başını göğsüme koyduğunu hiss ediyordum fakat ses etmedim.

"Çok güzel kokuyorsun ikizciğim"

Onunda saçları çok güzel kokuyordu ve yumuşacık duruyordu. Fakat bunu onun bilmesine gerek yoktu tabiki. Elimi itercesine ondan ayırıp saçlarına koydum ve yavaş yavaş okşamaya başladım. Üzerimizde ki Asrın'ın gözlerini hiss ediyordum fakat kimin umurunda? Gözlerimi kapatıp yavaş yavaş uykuya dalmaya başladım.

Sabah

Kalktığımda saat 6:50 gibiydi. Yine aynı yerde oturup boş boş etrafı izliyordum ki üzerime konan ağırlıkla başımı kaldırdım. Bu sefer Tamer'in ceketi değil, bir hırkaydı. Yanıma oturan Tamer ile ona baktım

"Nereden anladın burada olduğumu?"

"Bilmem, öyle geldi. Neden hep ince giyiniyorsun?"

(Zevkine uymayanlar değiştirebilir)

Ona şaşırarak baktım

"Çünkü hava güneşli ve çok güzel"

Beni süzüp başını iki yana salladı ve önüne döndü

"Hafiften esiyor. İnce ve kısa giyinmek için yazı sabırsızlıkla bekliyor olmalısın"

Güldüm istemsizce

"Evet. Çok mu belli oluyor?"

O da gülüp onayladı

"Evet. Neyse ki güzel olmuşsun"

Samimi bir şekilde içten gülümsedim

"Teşekkürler"

Bunlar nasıl aşiretti? Benim bildiğim aşiretler mağaradan çıkmış gibilerdi. İnce ve açık giyinmeye izin vermez, bazı aşiretler kızları okula bile göndermezlerdi fakat beni geçtim, bunların hepsi okuyup çalışıyorlardı. Hatta meslekleri de baya iyiydi Yazılımcı, polis, doktor falan filan. Galiba aşiret aileleri ya mağaradan çıkıp insanlaşmaya başlamıştı, yada diziler fazlaca abartıyordu. Ama eğer ki bunlar benim kıyafetlerime karışsınlar, burada durmam Aksay lara geri dönerdim. Çünkü esasen yazda kısa, rengarenk elbiseler, croplar, etekler giyinmeyi çok severdim. Cırtlak renkler benim dostumdu. Merakıma yenik düşüp Tamer e döndüm

"Siz karışmıyor musunuz kısa giyinmeme?"

Omuz silkti. Bana bakmadan arkasına yaslandı

"Neden karışalım? Beğenmeyen gözlerini kapatsın."

My type.

"Yani ne bileyim.. aşiretler biraz kıskanç olur diye biliyordum"

Lafı yumuşatarak söyledim. Direkt aşiretler mağaradan çıkmış olurlar diye biliyorum diyemedim tabii

Başını bana çevirip yüzüme baktı. Bende ona dönük olduğum için göz-göze geldik

"Kıskancız. Etrafta sürekli kız avcısı piçler var, diğer aşiretlerin torunları kızların yaşına bakmadan istemeye falan gidebiliyor. Hele ki de düşünsene, tek kız kuzen sensin ve ister istemez hepimiz senin üzerine titriyoruz. Fakat kıskanmak kısıtlamak değildir. Kıskanan kişi sana yan gözle bakanın gözlerini çıkarır, senin kıyafetlerini kısıtlamaz."

Ve ben düştüm.

DELİRCEM AMK MY TYPE AMA DUR SAKİN OL

gülümsedim

"Senin gibi haklı erkekler azdır"

Başını sallayıp "olması gereken bu" diye mırıldandıktan sonra önüne döndü. O zaman fark ettim üzerinde takım elbise vardı. Derse gitmeyecek miydi?

"Derse gitmeyecek misin?"

Çok mu konuşuyordum onun yanında?

"Şirkete gitmemiz gerek."

"Anladım"

Diye mırıldanıp önüme döndüm bende.

"Neden erken kalkıyorsun?"

Çenen düşsün Yera.

Omuz silkti

"Erken kalkmayı seviyorum. Sen?"

Bende omuz silktim

"Alışkanlık"

Dedim elimle oynayarak. Ona bakmıyordum. Birden bire ellerimin üzerinde bir el hiss etmemle donup kaldım yerimde.

"Ellerin neden soğuk"

Buz gibi olan ellerimi sıcak avucunun içine almıştı

"Galiba stresten"

Yalan söylemeyi sevmiyordum ve mecbur kalmadıkça söylemiyordum. Elini ellerimden çekti

"Neden streslisin"

"Bu gün duruşma var"

"Merak etme, amcam yıllar sonra bulduğu kızını kaybetmemek için elinden gelenin en iyisini yapacak ve seni alacak"

Başımı iki yana salladım

"Hüseyin Aksay beni almak için yasadışı şeylere bile başvurur"

"Bizimde elimiz armut toplamıyor."

"Umarım kaybederler"

Demekten başka bir şey yapamadım.

"Kaybedecekler."

Dedi kendinden emin bir şekilde. Neye güveniyordu bu kadar? Amcasına mı?

"Sevgilin var mı?"

Aniden değişen soru ile başımı iki yana salladım. Neden soruyordu ki

"Hayır, hiç olmadı. Senin?"

"Yok. Yanlış anlama, seni daha çok tanıyıp sonra Toprak a hava atabilmek için soruyorum"

Dediğinde güldüm

"Neden hiç olmadı?"

"İnsanlarla uğraşmayı pek sevmiyorum. Yanlız takılmak daha eğlenceli"

"Eğlenceni bölüyorsam kusura bakma"

Başımı hızla iki yana salladım

"Hayır hayır! O anlamda değil! Seninle konuşmak gerçekten eğlenceli!"

Diye kendini açıkladığımda bu sefer gülen o oldu.

"Alınmadım amca kızı sakin ol"

Demesiyle derin bir nefes aldım.

Biz biraz daha havadan sudan sohbet ederken aniden bana sarılan kollar ve yanağıma konan öpücük ile irkildim ve arkama baktım. Arel abiydi

"Prensesim. Günaydın"

Günaydın kelimesi ikimize yönelikti.

"Günaydın" dedi Tamer sigara içerek

Ben ise daha neşeli bir şekilde

"Günaydınnn" dedim. Arkamdan çekilip yanımıza oturdu ve beni kollarına alıp iki yanağımı öptü. Ay öpülmeye bayılıyordum.

"Napıyorsunuz burada?"

"Sohbet muhabbet" dedim.

"Dün de mi bu saatte sohbet muhabbet edesiniz tutmuştu?"

Dediği şeyi Tamer başını sallayarak onayladı.

"Fazla sohbet iyi değildir"

Dediği şeyle gözlerimi kısarak ona baktım

"Anlamadım?"

Dedim tehtit edercesine

Başını bir şey yok dercesine iki yana salladı

"Yok bir şey güzelim"

Ben önüme dönerken o da Tamer e baktı. Tamer de Arel i pek takıyormuş gibi görünmüyordu açıkçası.

Arel abi bana döndü

"Duruşmaya seninle gelmek isterdim destek olmak için fakat şirkette işlerim var"

"Sorun değil ki"

Değildi çünkü. Ben hep tek başıma olurdum.

"Benim yerime Altan, Bulut, Sarp, Miraç ve Meriç gelecek."

Iy, Bulut gelmesin please

Başımı sallamakla yetindim.

~

Duruşma salonundaydık. Miraç, Meriç, Altan, Bulut, Sarp, Alparslan bey, Umay hanım, ben ve avukat. Avukat kenarda telefonla konuşuyordu. Aksaylardan ise Tuana, Hüseyin ve avukat kenarda bir şey konuşuyordu. Selen'in duruşmaya gelmesini beklemiyordum fakat gelmişti. Oturduğu yerden kalkıp bize döndü ve birkaç adım atıp önümde durdu.

"Biraz konuşalım mı?"

Dedi ciddi ses tonu ile. Başımı sallayıp kenara çekildim, o da yanıma geldi

"Neden evlatlık olduğunu daha önce söylemedin?"

Kollarımı göğsümde bağladım. Onun ciddi olduğunu görmek nadirdi. Genelde küçümseyici ve alaycı olurdu.

"Sen değil miydin sürekli bana evlatlık diyen?"

Benim gibi kaşlarını çattı

"Şaka yapıyordum!"

Bizi duymamaları için kısık fakat duymasalar da kavga ettiğimizi düşünebilecekleri tonda

"Ne o? Neden ilgilendin? Benim Aybars'lar la gelip valizimi topladığım gün oldukça mutlu görünüyordun"

Onun aksine sakin bir tonda

"Ben... Şakadır diye düşünmüştüm, bilmiyorum, olayın ciddiyetini anlamamıştım! Anlat bana ne biliyorsan"

Şimdi elime düşmüştü

"Bunu neden yapayım?"

Sakinleşmek istercesine derin bir nefes aldı

"Belki bende ailemi bulabilirim?"

Bunu benim aracılığımla yapabilmesi biraz zordu. İsterdim ailesini bulmasını fakat ben bir şey bilmiyordum.

"Bir şartla. Sana atacağım konuma gelirsin orada doğru düzgün konuşuruz"

Beni onaylayıp Aksayların yanına gitti. Bende Aybars'ların yanına gittim.

Bizim duruşmanın zamanı geldiğinde anons edildi ve mahkeme salonuna girdik.
.
.
.
.

6. Bölümün sonu

Modum yok ya neyse

Oy verin

2522 kelime

Bb

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.016okunma 36beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18