Ölmüş mü?

Vaveyla Yazarı: Nestown_ Fan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: Ölmüş mü?

Derin bir nefes alıp restorana doğru yürüdüm, cam kapıyı itip içeri girdim. Biraz içeri bakındığımda cam duvarın yanında oturmuş denizi seyrettiğini gördüm. Şerif oradaydı.

.
.
.
.

Çatık kaşlarımı düzeltmeye çalıştım. Hemen telefonumu açıp ses kaydını başlattım ve emin adımlarla o tarafa yürüdüm. Bacaklarım geri geri yürümek için dirense bile onlara itaat etmedim. Kalbimde bir ağrı hissettim. Sorun değildi.

"Merhaba"

Dedim ve önünde ki sandalye ye oturdum.

"Merhaba"

Sesi soğuktu. İlk tanıştığımızda ki günkü gibi sıcak ve delice değildi. Bu beni ürkütse de belli etmemeye çalıştım.

"Ne içersin"

"Hiçbir şey. Uzatmak istemiyorum, konuya girelim direkt"

Başını salladı ağır ağır

"Neden yaptın?"

Yutkunduğunu duydum

"Neyi?"

"Oynama, burada sadece ben varım. Söyle hadi, neden kaçırdın beni?"

Tüm bunlardan sıkılmış gibi iç çekti. Belki de artık bitsin istiyordu herşey

"Özür dilerim"

Hayal kırıklığıyla baktım yüzüne. İçimde bir az olsun itiraz vardı, belki de kafamda kurduğumu düşünüyordum

"Çaldığın hayatımı tek bir özürle geri vereceğini mi düşünüyorsun?"

Yüz ifadem çatlamıştı. Eğer en başından kendi ailemle büyüseydim böyle olmayacaktı, ben bunları yaşamayacaktım. Onun beni kaçırması ile başıma açılan belalarla hala uğraşıyordum ben.

"Yera.. böyle olsun istemedim. Yemin ederim ani öfkeyle hareket ettim, çok pişman oldum. Sonradan seni çok aradım hatamı telafi etmek için fakat bulamadım, yemin ederim böyle olsun istemedim"

Soğuk kanlılığımı korumaya çalışsam da gözümden bir damla yaş düştü.

"Neden peki? Ne yaptım ben sana? Daha 6 yaşında bir çocuktum, ne derdin vardı senin benimle?"

Kısık sesimi biraz yükseltmeye çalıştım ses kaydında net duyulsun diye

"Umay Alparslan la evlenmeden önce ben seviyordum onu. Kimsenin haberi yoktu, ona söylemiştim sevdiğimi ama gönlünün Alparslan da olduğunu söyledi."

Sessizce oturup onu dinlemeye başladım.

"Ses etmedim, beni sevmez zorunda değildi. Düğünleri oldu, Umay'ın Arel'e hamile olduğunu öğrendiğimde dayanamadım, yurtdışına gittim, yıllarca orada yaşadım. Sen 6 yaşındayken geri döndüm. O gün Umay'ı görmek istemiştim sadece, yemin ederim aklımın ucundan bile geçmemişti birine zarar vermek, sadece görmek istemiştim"

Bu senaryonun sonunu bilmek acıydı. Garip bir şekilde ağlamıyordum artık. Sanki felaketimi dinlemiyor da sıradan bir hikaye dinliyor gibiydim.

"Bahçede sen ve Umay tektiniz. Onun kızı olduğunu duymuştum, her kes seni çok seviyordu, başına pervanelerdi. En küçük kuzenlerin Doruk, Ayaz, Araz bile etrafından ayrılmıyorlardı. Çok kıskandım, Umay ve benim kızım olmanı istedim.."

Son sözlerini söylerken başını eğmişti. Gözlerinden akan yaşları görmüştüm. İçin için ağlamak istedim kaderime, bir yasak aşk kurbanı olmuştum..

"Umay içeri girdiğinde şeytan dürttü sanki beni. Aniden sana doğru koşup kucağıma aldım ve kaçtım. Seni Hüseyin Aksay a sattım.. seni alıp doğruca Rusya ya kaçmıştı, çok aradım fakat bulamadım. Yera yemin ederim çok pişman oldum, çok aradım seni"

Telefonumu alıp ses kaydını durdurdum. Yeterdi bu kadarı bana.

Çaresiz bakışlarımı ona diktim. Kelimelerle pek aram yoktu ama gözlerim her şeyi anlatırdı. Görsün istedim, belki hiçbir şey bilmiyordu yaşadıklarıma dair fakat yinede görsün istedim. Hayatımı bir hırs uğruna nasıl mahvetti bunu yüzüne vurmak istedim tekrar tekrar. Ben çok acılar çekmiştim, peki sadece bir hırs uğrunaydı. Anlık bir sinir hayatımı mahvetmişti. Yüzüne kırgınca baktım. Tek bir şey söylemeden ayağa kalktım

"Nereye?"

Dedi şaşkınca

"Ben öğreneceğimi öğrendim"

Sesim titrek çıkmıştı

"Hakaret falan etmeyecek misin? Ne desen hakkındır"

Yüzüne baktım uzun uzun. Hüngür hüngür ağlayarak bağırma, isyan etme ve sövme isteklerimi bastırdım.

"Yazıklar olsun. Sana da yazıklar olsun vicdanınada. Şu lanet aşka olan hıncını 6 yaşında küçücük bir kızdan çıkardın ya, sana da, aşkına da bin kez yazıklar olsun."

Gözlerimden hızlıca dökülen yaşları aldırmadan sözlerimi sıraladım. Arkama bile bakmadan hemen restoran dan ayrıldım. Kulaklıklarımı çıkarıp kulağıma taktım ve eve doğru yürümeye başladım. Gözlerimden bozuk çeşme gibi akan yaşlar durmuyordu.

~

Aybars'lar ve Kara'lar la aynı oturma odasında, Arel'in göğsüne başımı yaslamış bir şekilde sohbetlerini dinliyordum. Arel"in eli saçımda geziyordu. Daha fazla vakit kaybetmek istemediğim için hemen beni kaçıranı söyleyeceğimi söylemiş, Kara ları da Aybars malikanesine çağırmalarını istemiştim. Onlar da beni kırmayıp hemen gelmişlerdi.

"Kızım, artık söylesen mi kim olduğunu?"

Tüm kuzenler, amcalar, dayılar, yengeler buradaydı. Yerimde dikleştim. Vural dede haklıydı, fazla uzatmıştım. Normalde olsa bu hareketime çok kızardım çünkü resmen başıma buyruk davranıyordum!

Telefonumu çıkarıp hemen ses kaydına girdim ve ayağa kalkıp sehpaya koydum

"Bu nedir?"

Süleyman dede merakla sormuştu

"Ses kaydı dedecim. İzninizle"

Dedim ve ses kaydını açtım. Merhabalaşmadan başlarken yerime yürüyüp geri oturdum ve başımı tekrar Arel'in göğsüne koydum. Her kes pür dikkat dinliyordu. Şerif ilk itirafı olan özürünü diledikten sonra her kes şaşırdı, her kes kendi arasında 'nasıl yapabilir" falan derken Süleyman dede bastonu yere vurup her kesi susturdu.

"Umay Alparslan la evlenmeden önce ben seviyordum onu. Kimsenin haberi yoktu, ona söylemiştim sevdiğimi ama gönlünün Alparslan da olduğunu söyledi."

Göz ucuyla Alparslan babaya baktığımda gozlerinden resmen alevler çıktığını gördüm. Başım çok ağrıyordu, iyice Arel e yasladım.

"Ses etmedim, beni sevmez zorunda değildi. Düğünleri oldu, Umay'ın Arel'e hamile olduğunu öğrendiğimde dayanamadım, yurtdışına gittim, yıllarca orada yaşadım. Sen 6 yaşındayken geri döndüm. O gün Umay'ı görmek istemiştim sadece, yemin ederim aklımın ucundan bile geçmemişti birine zarar vermek, sadece görmek istemiştim Bahçede sen ve Umay tektiniz. Onun kızı olduğunu duymuştum, her kes seni çok seviyordu, başına pervanelerdi. En küçük kuzenlerin Doruk, Ayaz, Araz bile etrafından ayrılmıyorlardı. Çok kıskandım, Umay ve benim kızım olmanı istedim.."

Tam bu sırada gürültü koptu. Alparslan baba ve dayılar coşmuştu fakat dedeler hemen susturdu. Arel de sinirlendiği belliydi, rengi gitmişti resmen. Şerif son pişmanlık cümlelerini sıraladıktan sonra ses kaydı durdu.

"Şerefsiz!"

Alparslan baba kendisini tutmaya çalışıyordu fakat anca bu kadar oluyordu

"Alparslan sakin ol"

Süleyman dede sert sesiyle onu susturmaya çalıştı

"Nasıl sakin olabilirim baba? Karıma göz dikmiş, yetmemiş kızıma göz dikmiş"

Pekâlâ, kızıma göz dikmiş biraz yanlış anlaşıla bilir bir cümleydi ama-

"Ulan ben o it yüzünden kızıma 11 yıl hasret kaldım!"

Umay anneyse sadece ağlıyordu. Bunu yapanın kuzeni olmasına mı, yoksa lanet bir aşk yüzünden kızını kaybetmesine mi? Bilmiyordum. Gözlerimi kapattım, gerçekten başım çok ağrıyordu ve gözlerime bile vuruyordu ağrısı.

"Güzelim iyi misin?"

Arel'in sesini duymamla gözlerimi açtım

"Başım çok ağrıyor"

Yüzü endişeli bir hal aldı

"Gel ilaç bulalım"

İkimiz de ayağa kalktık. Son kez kaos dolu ortama bir göz atıp Arel'in peşinden yürüdüm. Mutfağa vardığımızda o çekmeceleri karıştırırken yalnızca sandalye ye oturup onu izledim

"Ona ne yapacaksınız?"

Arel sessiz kaldı. Düşünüyor gibiydi.

"Öldürecek misiniz?"

Diye ekledim. Çekmeceleri karıştırmaya devam ediyorken iç cekisini duydum.

"Güzelim.. biz aramızda ne yapacağımıza karar verip öyle yapacağız. Şu anda bilemiyorum"

Konuşacaktım ki Sertap içeri girdi ve sustum

"Arel ne arıyorsun?"

"Ağrı kesici"

Sertap hemen üst çekmeceden ilaçların olduğu bir kutu çıkardı ve doğrusunu bulup Arel e uzattı. Arel de bir tane alıp su doldurdu ve bana uzattı.

"Teşekkürler"

İlacı içip suyumu yudumladım

"Bahçeye çıkalım mı? Temiz hava iyi gelir"

Başımı salladım. Mutfağın sürgülü cam kapısından dışarı çıktık. Temiz havayı ciğerlerime çektim, o da sigarasını çıkarıp yaktı

"Ama pişman olmuş"

İçeride ki konuşmayı devam ettirdim. Hayır o kadar saf değildim, onu asla affetmeyecektim, hayatımı çalmıştı. Bende acı çekmesini falan istiyordum fakat iki aşiretin tek kız torununu kaçırmanın cezası hafif olmazdı, kesinlikle Kara ve Aybars aşireti onun yakasına fena bi yapışacak, belki de öldüreceklerdi. Yaptığı iğrenç ve aptalca olsa bile her ne olursa olsun birisinin ölüm sebebi olmak istemiyordum.

"Bu kadar saf olma miniğim, o herif seni bizden çaldı"

"Saf değilim.."

Diyebildim sadece.

"Ayrıca onunla buluşmana çok kızdım haberin olsun. Sen nasıl olur da onun yanına gidersin? Allah aşkına aklıma almıyor"

Dedi inanmıyormuş gibi.

"En azından büyüklere bile olmasa abilerine söyleseydin. Biz sana inanmaz mıydık?"

Mutfağın kapısından gelen Pars'ın sesi ile o tarafa döndüm. Kuzenler, abiler ve ikiz geliyordu bu tarafa

"Yakınınızın böyle bir şeyi yaptığına inanmak zor. Kardeşiniz de olsam max 1 aydır buradayım"

"Yera! Bir daha duymayacağım böyle bir şey!"

Arel sinirle lafımı bitirir bitirmez gürlemişti. İç çektim, kabul etse de etmese de gerçek buydu.
Kafamda bir el hissetmemle gözlerimi yerden kaldırıp baktım. Altan nazikçe saçımı okşuyordu

"Abim sen kendini buraya ait hissetmiyor musun?"

Başımı hafifçe iki yana salladım. Anlamıyorlardı.

"Alakası yok. Sadece bana güvenmeseniz bile benim için sorun değil. Yargılamam sizi"

Doğru olan buydu çünkü. Ben yıllarca yanında büyüdüğüm babama bile güvenmiyordum kaldı ki onlara güvenecektim. Tabiki herkes aynı değildi, fakat ben en son Alparslan babaya güvendiğimde ne olduğunu görmüştüm. Şu anda sadece Arel e güveniyordum, o da şüpheliydi.

"Kapa çeneni"

Dedi Bulut. Toprak Bulut'un lafını devam ettirdi

"Sen bizim kardeşimizsin Yera, birbirimize ne kadar güveniyorsak sana da aynı şekilde güveniyoruz"

"Yoo ben ikizime daha fazla güveniyor-"

Sarp'ın lafını bölen Ege'nin ensesine vurmasıydı

"Bölmesene piç kardeş dramı dönüyor şurada"

Sarp hemen drama queen moduna geçti

"Ben kardeş değil miyim amına koyayım?"

Ensesine bir tokat daha yedi. Fakat bu sefer tokat Alaz a aitti

"Kızın yanında bir daha küfür etme!"

Sarp eli ile ensesini okşayarak şokla ona baktı

"Abi o da söyledi ya!"

"Kes lan"

"İçeri geçelim mi?"

Dedim Karan kollarımı mıncıkladı

"Üşüyor musun? Ceketimi vereyim mi?"

Başımı iki yana sallayıp güldüm

"Sence ben bu kıyafetle üşüyebilir miyim?"

Sabah giyindiğim kalın elbise hala üzerimdeydi.

"Çok tatlı olmuşsun bu arada"

Tamer elini saçlarımda gezdirdi.

"Tamer çıkışa gel amca oğlu"

Toprak'ın ağır abi tavırlarına hepimiz güldük. Galiba artık kaos bitmişti, artık ortada ne Şerif tehditi vardı ne de beni Müjgan olayı yüzünden suçlu birisi. Manon a her şeyi anlatmıştım, Hüseyin'in bu yüzden bana bıçak çektiğini bile anlatmıştım. Onunla ilgilenecekti.

"Abya! abya!"

Abla yesin senin götünü

Elinde telefonla koşarak gelen Kutay dikkatimizi çekti

"Efendim canım?"

Biraz eğildim. Telefonu bana uzattı ama konuşma gereği duymadı. Telefonumu görmemle aldım, Selen arıyordu

"Efendim?"

Açıp kulağıma götürdüm

"Neredesin sen? İki saattir seni arıyorum?"

Sesi titrekti, bir şey olmuştu. Kaşlarımı çattım. Diğerleri sadece beni dinliyorlardı

"Noldu?"

"Hastanedeyiz, Hüseyin kaza yapmış. Tır çarpmış"

Duraksadım, üzülmesem de şaşırmıştım. Hüseyin'in canına değecek hiçbir acı yüzünden üzülmezdim. Birkaç saniye sonra konuştum

"Ölmüş mü?"

Bunu söylememle bana dönen meraklı bakışları hissetsem de sadece yere baktım.

"Ölmüs mü?"

Kutay beni taklik etti

"Yoğun bakımda"

Dedi Selen ve devam etti

"Durumu ağır, konum atacağım, gelmek istersen gelirsin"

Ardından telefonu kapattı. Telefonu çektim

"Nolmuş abim?"

Sıkıntıyla iç çektim. Kesinlikle şom ağızlıydım.

"Hüseyin e tır çarpmış. Yoğun bakımdaymış"

Birkaç dakika sessizlik oldu. Kutay'ın bacağıma yapışması ile dikkatim ona kaydı

"Nolmus ki"

Eğilip onu kucağıma aldım

"N'olabilir ki"

Az öncekinin öcünü alarak bende onu taklit ettim

"Abim istersen gidelim hastaneye. Nede olsa üvey baban"

Gitmesem iyice gaddar damgası yerdim. Arel i onaylayarak başımı salladım

"İyi olur"

"İçeridekilere haber verelim"

Hep birlikte içeri geçtik.

"Hüseyin Aksay kaza geçirmiş, durumu ağırmış."

Arel abimin söylediğini başımla onayladım.

Birkaç saniye sessizlik oldu. Üzerimde bakışlar vardı, muhtemelen üzülüp üzülmediğimi merak ediyorlardı ama bende tık yoktu. Yüzüm ifadesizdi.
Baba ayağa kalktı

"Gidelim mi kızım?"

Başımı salladım

"Gidelim"

Ahmet amca da ayağa kalktı

"Bende geleyim"

Anne ve Yıldız yenge bizi geçirmesi ile doğruca arabaya gittik

~

Selen'den kaçıncı katta olduklarını öğrenip oraya gittik. Selen, Tuana, Liya, Mert, Remzi amca, dayım, ve birkaç önemsiz akraba buradaydı. Tuana ağlıyordu.

"Geçmiş olsun"

Baba Remzi amcayla el sıkıştı

"Sağolun. Siz?"

Hemen tanıttım

"Babam,"

Ardından amcam la Arel'i gösterdim

"En büyük amcamla en büyük abim"

Remzi'nin gözleri ışıldadı hemen

"Çok memnun oldum, ben Yera'nın en sevdiği akrabasıyım. Üvey yani.. çok sever beni sürekli konuşuruz. Baba yarısıyım onun için"

Aynen aq abart. Kardeşi canıyla elleşirken Remzi'nin haller

Baba kibarca gülümsedi

"Ne hoş"

"Müsadenizle ben yengeme su alıp hemen geliyorum"

Gelme

"Tabii"

O gittikten sonra konuştum

"Kuyruklu yalan bu arada"

Gülmek istedikleri belliydi ama ayıp olmasın diye belli etmediler. Ve ya ben şizofrenim

"Yera"

Bize doğru gelen Selen dikkatimizi çekti. Ufak ufak ağlıyordu

"Nerede? Ameliyatta mı?"

Başını iki yana salladı

"Yoğun bakımda"

Elimi tutup yönlendirdi. Büyük camın önüne geldik, Tuana tepkisiz bir şekilde yatakta yatan Hüseyin e bakıyordu. Yüzü ifadesiz olsa da gözünden usulca akan yaşlar, üzüntüsünü ele veriyordu.

"Geçmiş olsun"

Tuana, Alparslan babaya bile bakmadan sadece başını salladı yavaşca. Ona bu kadar aşık olması her zaman yarama basılan tuz gibiydi.

Bakışlarımı yatakta, üzerinde bir sürü cihazların olduğu Hüseyin e kaydı. Bedeninin görünen yerlerinde morluklar vardı koca koca. Tıpkı benim morluklarıma benziyordu.
Ona bakmaya devam ederken Tuana'yla konuştum

"Neyi varmış?"

Birkaç saniye bekleyip bitkin ve yorgun sesiyle cevap verdi

"Travmatik beyin hasarı dediler.. eğer uyanırsa bizi hatırlamaya bilirmiş"

Eğer uyanırsa. Umarım uyanmazsın Hüseyin. Umarım cehennemin en can yakıcı yerinde kül olur gidersin.

Sıkıntıyla iç çektim. Aklıma gelen şeyle koridor da ki bekleme koltuklarından birine oturup telefonumu çıkardım. Göz ucuyla ne yaptıklarına baktım, Arel, amca ve baba bir konuda tartışıyor, Tuana aynı, Selen Mert'in göğsüne yaslanmış öylece duruyordu. Gören de Hüseyin'e bayıldığını sanırdı, yalancı.
Akrabalar da kendi aralarında hayıflanıyordu. Kimsenin bana bakmadığını görünce telefonun şifresini açıp hızlıca Manon a yazdım. Birkaç dakika sonra cevap verdi.

Siz
Umarim sen yapmamissindir

Manon🧚🏻♀️
Neyi?

Siz
Yemedim
Huseyine tir carpmis

Manon🧚🏻♀️
JSBDJSNBDKDMSNDLSNSBCKMD
Hüseyin tıra çarpmıştır

_

Boşluğuma geldi, ağzımdan minik bir kıkırtı çıktı. Hemen kendimi tuttum

_

Siz
Gerizekali
Hastanedeyim guldurme

Manon🧚🏻♀️
Ölmüş mü piç kurusu

Siz
Yok ama durumu agirmis
Eger yasarsa da buyuk ihtimalle
hafizasi gitcekmis

Manon🧚🏻♀️
Bu geceden tek dileğim onun sağ çıkmaması

Siz
🙏🏻
Sen yapmadin yani

Manon🧚🏻♀️
Yok be
Ne işim olur
Sinek öldürmeyi sevmiyorum

Siz
Dusundurucu🤔

Manon🧚🏻♀️
İntikam planlıyordum, doğru
Fakat ben katil değilim, Yera.

Siz
Pki
Neyse ben kacar hastanedeyim ayip olmasin simdi
Bb

Manon🧚🏻♀️
İyi geceler

Şu mesaja 🌺 ifadesini bıraktınız

Başımı kaldırdığımda Tuana'yla göz-göze geldik. İmdat. Bu yamyam beni parçalardı, ki bunu yapacakmış gibi bakıyordu. Telefonu cebime koydum, elinde ki suyla yavaş adımlarla yanıma gelip oturdu. Babaya baktım, Remzi amcayla sohbet ediyorlardı.

"Hiç mi için acımıyor?"

Dedi sakince. Sesi ölüm sessizliği kadar ürkütücüydü

"Hiç içim soğumuyor. Bana yaptıklarınızdan sonra içim hiç soğumuyor"

Diye düzelttim onu. Birkaç saniye sustu, ardından konuştu

"Biz sana barışçıl olmayı öğrettik"

"Sizinle savaşmamam için."

"Gaddarsın"

"Belki de,"

sonra yüzümü ona çevirdim

"Belki de gerçekten gaddarımdır, fakat bana gaddar olmayı öğreten de sizdiniz"

İkimiz de sustuk. Ne o sözümün üzerine kendilerini savunabildi nede ben daha fazla konuşmaya cesaret edebildim. Zira nefretimi kussam durulur muydum? Sanmıyordum.

Alparslan babanın bana seslenmesi ile dikkatim ona kaydı

"Babam gidelim mi? İstersen kalabilirsin"

Ayağa kalktım

"Ben kalsam nolur ki? Selen uyanırsa haber verir"

Selen'e baktım sorarcasına, o başını sallayınca tekrar Alparslan babaya baktım tekrar. O kalktığım oturacağın yanında oturan Tuana ya

"Tekrar geçmiş olsun"

Dedi. Onun elini tutup oradan uzaklaştırdım. Ne kadar mutlu ve ailemle aramın iyi olduğunu görsün istedim.

~

Saat belki de gece yarısıydı, ne önemi vardı ki? Balkonda sandalye ye oturmuş yıldızları izliyordum, belki 20 dakikadır, belki de yarım saattir. İçimde bir boşluk vardı, Hüseyin e üzülüyor muyum? Bilmiyorum. Keşke ölse diyorum ama içten içe kendini kötü hissediyorum. Tuana'nın dediği gibi 'gaddar' değildim ki ben. Eski herkesin hakkımda 'bir karıncayı bile incitemez' dediğini hatırladım. Sıkıntıyla ofladım, bu ben değildim! Ben birinin ölümünü arzulayamam! Ölmesin ama Tanrı belasını versin. Evet, bu oldu. Keyfim de kaçmıştı ki. Ellerimi birleştirip(🙏🏻) gözlerimi kapattım

“O Boje, tı luçşe znayeş, ubey ili ostav jit. No, pajalusta, pust on stradayet, pust zaplatit za to, çto sdelal. Klyanus, ya oçen stradal, tı ved znayeş menya.”

(Yüce Tanrım, en iyisini sen bilirsin, ister öldür ister yaşat. Ama nolur sürünsün, yaşattıklarının bedelini ödesin. Yemin ederim ben çok acı çektim, biliyorsun ki beni.)

Birisi duyar diye kendimi garantiye alıp Rusça dile getirmiştim dualarımı. Ardından eski pozisyonuma geri dönerek arkama yaslanıp ayaklarımı balkon korkuluklarına koydum. Gözlerimi de yıldızlara dikmeyi unutmadım tabii.

"Allah kabul etsin"

Arkamdan gelen sesle irkilip ayaklarımı indirdim hemen. Miraç'ı elleri ceplerinde kapıya yaslanmış bir şekilde görmemle rahat bir nefes verdim

"Ödümü kopardın!"

"Pardon"

Sandalye mi onun önünden çekip onu görebileceğim bir şekilde oturdum. Bakışları az önce izlediğim yere çıktı

"Neden sürekli yıldızları izliyorsun?"

Bende onun gibi onlara baktım

"Yıldızlar eskidirler, onlar bizi bilirler."

Gerçekten de öyleydi. Sevgilim, beni seven düzgün bir annem, babam, kardeşim olmamıştı. Benim neyi sevip sevmediğimi, nelere alerjimin olduğunu, nelerden nefret ettiğim bilen kimsecikler olmamıştı. Bende kendimi hep yıldızlara açmıştım. Bazen onlarla sohbet bile etmiştim. Bunu ara sıra gören Selen'in şizofren olduğumu her kesin içinde dile getirmesi bile umrumda olmamıştı.

"Güzel söz, ama nedenini hâlâ anlayamadım"

Nefes verdim. Anlayamazdı.

"Çok güzeller, çok özeller, hep varlar. Sabah olsa bile oradalar, sadece biz görmüyoruz"

Başını usulca salladı

"Büyükler gitti, kuzenler bu gece burada kalacaklar. Evde ki büyükler de uyuduğuna göre toplanıp içki gecesi yapmayı düşünüyoruz. Hadi gel"

Ona baktım merakla

"Erkek erkeğe oturmayacak mısınız ki?"

Kolumu tutup oturduğum yerden kaldırdı ve beni peşinden sürüklemeye başladı

"Saçmalama, gel hadi"

"Emin misin?"

Tereddütle sordum

"Yeni oturuyorduk ki senin yokluğunu farkettik, bu yüzden çağırmaya geldim"

Cevap vermedim. O da devam etti

"Ayrıca ne fark eder kız olmuşsun erkek olmuşsun? O masada içmeyenler de olacak tabiki, maksat kuzenler toplansın"

Pki. Fazla kullanılmadığını gördüğüm 4. Katta ki salona gelmiştik. Burasının kullanılmama sebebi galiba her şeyden uzak olmasıydı. Mutfak, yemek odası, tuvalet, kapı falan 1. Katta ki salona daha yakın olduğundan orayı kullanmaları daha mantıklıydı.

Tüm kadro buradaydı.

"Gel abim"

Arel'in yanına oturdum hemen. Her yerde benim için yanından yer açması çok tatlıydı. Masaya baktım, fazlaca bardak ve çok fazla bira şişesi vardı. Şaşkınlıkla gözlerimi irice açtım

"Bunların hepsini içecek misiniz?"

"24 kişiyiz, 24 bira var zaten"

Cevap verdi, Alaz umursamazca.

"Sarp ve ben içmeyeceğiz ki. İçsek bile bir kişiye bir şişe fazla değil mi?

Sarp güldü

"İçmeyeceğimizi kim söyledi?"

Şaşkınlığım daha da artmıştı. İçecek miydik? Arel e baktım

"Biraz içebilirsin. Ayrıca biz hemen sarhoş olmuyoruz"

İçmek istediğimden emin değildim.
Sadece başımı Arel'in omzuna koydum. Belki uyurdum.

"Sarp içecek misin?"

Sarp içkileri bardaklara doldurmaya Bora ya yardım derken başını kaldırmadan bana cevap verdi

"Evet. Sen içmeyecek misin?"

Başımı iki yana salladım. Görmediği için cevap da verdim

"Hayır-"

"Yera"

Başımı kaldırdım, Toprak elinde çilek kasesiyle yanıma geliyordu

Kaseyi kucağıma bıraktı. Nereden bulmuştu bu mevsimde çileği?

"Afiyet olsun güzelim"

Anlımı öptü. Uykulu modumu bi sürelik kenara bırakıp kocaman gülümsedim, neşelenmiştim.

"Teşekkürlerr"

Çilekler kocamanlardı! Toprak gidip Araz ve Araz'ın ortasına oturdu. Her kes bardaklarını eline almıştı. Kaseyi kucağımdan kaldırıp ortaya uzattım

"Yer misiniz?"

Arel yandan saldırıp(!) elleri ile yüzümü tuttu ve yanağımı kocaman öptü. Yarasın paşama!

"Ne kadar da düşünceli"

"Koptu"

Arel beni överken Sarp'ın mırıldanışına her kes kahkaha atmıştı.

"Yarasın paşama"

Dedim bende onlara inat. Kimse çilek istemeyince de kaseyi tekrar kucağıma koymuştum. Bu sefer de Altan'ın omzuna koydum başımı, onların kendi aralarında sohbet etmeye başlaması ile uykum geldiği için gözlerimi kapatıp çilekten bir ısırık aldım. Ki yanağımda hiss ettiğim acıyı beklemediğim için ufak bir çığlık attım

"Ya!"

Gözlerimi açıp hemen Arel e baktım, yanağımı ısırmıştı! Yarasın falan demiştim de bokunu çıkarmasın!

"Çilek yiyişin çocukluğunu hatırlatınca dayanamadım"

Dedi suçlu bir şekilde. Hepsi susup bizi izliyordu

"Yera'yı salsan mı abi artık?"

Doruk ufak bi kahkaha attı

"Sarp bırak da bunu Yera desin"

Onları takmayıp Arel'e kızgın bakışlar atıp yerimden kalktım

"Kay yana"

Dedim Altan'a, o kayarken Arel hemen dramatikleşti

"Abim terk etme beni"

"Olum Arel abiyi de bu halde mi görecektik"

Hakan şaşkınca söylemişti. Arel her zaman böyle değil miydi ki?

Altan ve Bora'nın ortasında ki boşluğa oturdum. Yine başımı Altan'a yasladım. Onlar sohbetlerine devam ederken bende en sevdiğim meyve olan çileklerimi yiyerek uyuklamaya devam ettim.

~

Güneşin ilk ışıkları yüzüme vururken olduğum yerde kıpırdama çalıştım ama olmadı. Üzerimde ağırlıklar vardı. Gözlerimi açıp uyku sersemliğiyle baktım, üzerimde Altan, tepemde Bora, koltukta, ayaklarımı uzattığım yerde Karan vardı. Ortam leş gibi içki kokuyordu. Yanımdakilere bakmayı kesip etrafa baktığımda diğerleri de buldukları yere sızmışlardı. Açıkçası kendime şaşırmadan edememiştim, uykum hafifti, bu kokuya ve ya bunların sarhoş olup dırdır etmesine kalkardım diye düşünmüştüm fakat öyle olmamıştı. Ya bunlar sus pus olmuştu ve koku sonradan ortaya çıkmıştı, ya da Altan'ın omzu fazla rahattı. İlki biraz saçma olduğu için ikincisi daha mantıklı geliyordu. Düşünmeyi bırakıp cebimde ki telefonu zar zor çıkarıp saate baktım, 7 oluyordu. Altan'ı itekleyip ayağa kalktım, uyuduğum için bitiremediğim sehpada ki çileklerimden üç tanesini alıp salondan ayrıldım. Dünkü balkona çıkıp hala orada olan sandalyeme oturdum ve çileklerimi yemeye başladım. Biraz overthink derken telefonumu çıkardım, şükürler olsun ki bu gün hava güneşliydi ve ben cıvıl cıvıl giyinmeye devam edebilecektim. Bu düşünce beni heyecanlandırdı ve hemen oturduğum yerden kalkıp odama gittim giyinmek için. Odaya vardığımda kapıyı açıp yavaşca örttüm, boş odada dolaba ilerleyip karıştırmaya başladım. Gözüme birkaç parça bir şey kestirip üzerime giyinmeye başladım

Kendime bakıp gülümsedim. Çok güzel olmuştum! Elbise biraz kısaydı ama sorun değildi. Mutfağa gidip Aslı abladan bir sürü baş ağrısı ilacı ve su alıp salona geri döndüm ve içki şişelerini sessiz olmaya çalışarak oradan alıp yere koyup ilaçları ve suları sehpaya koydum. Uyandırmak istesem de hiçbirine kıyamayıp beklemeye karar verdim. Koltukta kendime yer açıp popomu oturma pozisyonunda koydum koltuğa ama üst bedenimi Bulut'un üzerine(sırtına), yaslayarak uzandım. Telefonumu çıkarıp sessizce Pinterest de gezinmeye başladım.

~

Oflayarak bilmem kaçıncı reelsimi kaydırıyordum. Saat 9 oluyordu! Sıkıntıdan Bulut'un üzerinden kalkıp Tan'ın üzerine devrilmiştim.

"Uyancak mısınız ya artık?"

"Uyanacak*"

Bora uyku sersermi, uyanmaya çalışırken bile beni düzeltmeye çalışmıştı

"Tamam, en Türkçe sensin küçük enistein"

"Oha amına koyayım Einstein o"

"Adam mezarında ters döndü"

İlk Ekin, sonra Savaş daha tam uyanamadan bana laf atmaya çalışıyordu

"Ya ne fark eder Enistein olmuş Einstein olmuş aynı kişi? Bir harfin lafını mı edceksiniz?"

"Edeceksiniz*"

Bora tekrar düzeltince hışımla yerimden kalktım

"Sizi nankörler! Ben de kesin başınız ağrır diye ilaç su falan getirmiştim! Siz anca benim kelimelerimi düzeltin!"

Kimsenin bir şey demesine izin vermeden hızla salonu terk ettim. Gerizekalı gibi bi de uyanmalarını beklemiştim ben bunların. Suyu açıp üzerlerine dökmeliymişim, banane? İçmeselerdi! Belli etmemeye çalışsam da bozuk türkçemi sürekli düzeltmeleri moralimi bozuyordu.

İLAHİ BAKIŞ ACISI

Diğerleri de yavaş yavaş uyanırken Bora, Savaş ve Ekin şaşkındı. Tan, Yera'nın aniden başını omzundan çekmesi ile ilk ayılanlardan olmuştu

"Noldu lan?"

Dedi pürüzlü sesiyle gözlerini ovuşturarak

"Küstü"

Diyebildi Bora sadece

"Kim küstü?"

Dedi Bulut

"Yera"

Arel kollarını açıp esnerken Ekin e yanıt verdi

"Kesit kesit anlatmasanıza, noldu söyleyin?"

Bu sefer Savaş konuştu

"Galiba biz biraz Yera'nın türkçesiyle dalga geçmiş olduk. O da 'sizin için su ve ilaç getirdim nankörler' diyip gitti"

"Haklı! Siz hangi sebeple benim kardeşimle dalga geçersiniz lan!? Size ne onun türkçesinden!"

Arel hemen her zaman ki gibi Yera'yı korumaya başlamıştı. Savaş onun bu kadar çabuk bu derece bağlanmasına sinir olan kişiler arasındaydı fakat sesini Arel coşacağı için bu konuyu burada açmamaya karar verdi.

"Abi sakin olur musun? Biraz sinirlendi sadece"

Yera'nın kırıldığını gôrmemişti, sadece sinirlendiğini sanıyordu fakat Bora kırıldığını tahmin edebiliyordu.
Bulut onları takmadan tslefonunu bulmaya çalıştı. Karan yüzünü buruşturarak elleriyle yüzünü sıvazladı

"Bu ne ses amına koyayım? Sabah sabah"

Arel kendisinin ki gibi diğerlerinin de başının ağrıya bileceğini düşünüp sustu. Gözleri sehpada ki ilaçlara takıldı, Savaş'ın bahsettiği ilaçlar olmalıydı. Bir tanesini açıp ağzına attı ve su içti.

"Gönlünü alın"

Dedi ve salonu terk etti. Bu sırada Bulut telefonunu bulmuş, tekrar koltuğa oturmuştu

Bulut ☁️
Neredesin?

Birtanem⭐
Disarida

Bulut☁️
Tam olarak nerede?

Birtanem⭐
Dolasicam biraz

Bulut☁️
Birlikte dolaşalım mı?

Birtanem⭐
Niye ki?

Bulut☁️
Abi kardeş vakit geçirsek fena olmaz mı?

(Görüldü)

Bulut sol bacağını titrederek beklemeye başladı, neden görüldü atmıştı? Yera anında cevap verirdi ve sohbet sonunda bile görüldü atmazdı. Yoksa kendisine de mi küsmüştü?

Bulut☁️
Birtanem?

(Görüldü)

_

Birkaç saniye sonra Yera dan mesaj geldi

_

Birtanem⭐
Abi burda bi adam var
Yuzu cok kotu olmus

Bulut☁️
Ne adamı?
Neredesin?
Sakın yaklaşma geliyorum
Nerede olduğunu söyle

Birtanem⭐
Evin onundeyim aslinda biraz sagdan
git goruceksin
Abi serif amca bu

Bulut☁️
Uzaklaş oradan
Hemen
Gel kapının önüne ve beni bekle

Birtanem⭐
Tamam

.
.
.
.

Bölümü sevdiniz mi?

Uzun zamandır ilahi bakış açısından okumamıştık hatırladığım kadarıyla

Sizce Şerif, özür dilemek için mi geldi yoksa Yera onu herkese söyledi diye ona zarar vermeye mi?

Bide Bulut'un Yera'yı 'Birtanem⭐' diye kaydetmesine ne diyorsunuz? Sizcede tatlı değil mi?

Artık kişilerin Yera'yı nasıl kaydettiğini de göstermek istiyorum, biz nasıl gösterildiğini okusak da Yera tarafından hep 'siz' olarak görülecektir.

Cidden 4 gündür bu bölümü yazmaya çalışıyorum

Neyse gelecek bölümde görüşürüzz

Bb

3860 kelime

TikTok hesabımdan gelecek bölümler hakkında spoiler yayımlıyorum. Her gelecek bölüm için bir spoi videosu.

Kullanıcı adı:Nestown_fan

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

529okunma 24beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18