Abilerim mi?(Gerçek ailem) kitap kapağı

29. bölüm / 32

Ne abiymiş arkadaş!

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: Ne abiymiş arkadaş!

(Şiddet ve canilik içerir)

"Ne diyeyim? abi mi?"

"Normal olarak?"

"Hayatta demem"

Alayla gülerek başını salladı ve önüne döndü

"Doğru, sen kendi anne babana bile isimleri ile hitap ediyordun değil mi?"
.
.
.
.

Susmadım bu sefer. Bir kez olsun konuşmak, kendimi göstermek, yaralarımı göstermek istedim. Birkaç saniye duraksamadan sonra konuştum

"Komik mi Doruk? Sen ne bilirsin ben ne yaşamışım, o evde ne görmüşüm, ne çekmişim? Sen bilir misin benim çektiğim acıları? Sen hiç düşündün mü benim neden bu kadar hasta olduğumu?"

"Sen bilir misin benim günlerce o bodrumda aç uyuduğum geceleri? Sen bilir misin Hüseyin'in öldürdüğü kişilerin mezarlarında sabahlara kadar ağlayıp özür dilediğimi? Sen bilir misin Hüseyin yüzünden işlediğim suçların ateşinde yanıp kavrulduğumu? Bilmezsin, hiçbiriniz bilemezsiniz."

Açılan asansör kapısından çıkmadan önce son kez yüzüne baktım. Bana o kadar duygusuz bakıyordu ki, oturup hüngür hüngür ağlayabilirdim. Anlamıyordu, anlayamazdı. Hiçbiri hiçbir zaman beni anlayamazdı.

"Ettiğin yardımı da al başına çal, senden hiçbir şey istemem ben!"

Hızlı adımlarla hastanenin merdivenlerine koştum. Kaç kat ineceğimi bilmesem de koştum yinede. Arkama bakmıyordum, zaten peşimde olduğunu da hissetmemiştim.

Birkaç kat koştuktan sonra nihayet giriş katına varmıştım, durup suluklandım. Başımın dönmesi ile kendimi merdiven korkuluklarına yaslayıp çantamdan suyumu çıkardım ve büyük yudumlar aldım.

Suluğumu geri koyduktan sonra hastaneden çıkıp rasgele yürümeye başladım. Ağlamak istediğim için taksi ye binmeyip yürümeyi seçmiştim.

~

Oturduğum banktan kalkıp yürümeye başladım. Biraz soluklanmak için oturmuştum. 1 saattir falan yürüyordum ve kulaklığımın şarjı bile bitmişti! Tamam, sorun yok, kuş sesleri daha güzeldi. Pek kuş yoktu fakat bu da sorun değildi! Elimizde ki ile yetinmeyi öğrenmeliydik!

"Kak je skuçna jizn"
(Hayat ne sıkıcı ya)

"Özlemek bu dokunmak la geçmiyor"

Aklıma gelen şarkıyı mırıldanarak yürümeye devam ettim. Bir mahalle içindeydim, sık binalar karşı karşıyaydı ve çok tatlı görünüyorlardı. Etrafta kimsecikler yoktu. Binaları izleyerek yürümeye devam ederken ilk hissettiğim şey kolumda ki el, ikincisi ise sola doğru hiddetle çekilmemdi. Sertçe düşerken kafamı kaldırıp bunu yapanın kim olduğuna baktım.

Bu... Yalın Demirkan... O buradaydı

"Noldu minik ajan? Beni alt ettiğine kendini inandırmış olmalısın"

Eğilip benimle aynı hizaya geldi

"Yoksa neden bu kadar şaşırasın?"

Yutkundum. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilmiyordum. Bildiğim tek şey buradaydı. O buradaydı ve şimdi beni öldürecekti. 6 ay bundan önce Hüseyin'in onun kızına yaptığı gibi.

6 ay önce Hüseyin beni onun yanına gariban bir çalışan yetim olarak sokmuştu. Yalın bana evinde hizmetçi işini verdikten sonra da ajanlık yapmaya başlamış, ilk önce şirket bilgilerine sızarak adını lekelemiş, sonra onu polise vermiştim. O 5 yıl hapis cezası aldıktan sonra meselenin kapandığını sanmıştım fakat Hüseyin onun kızını öldürmüştü. Yemin ederim haberim yoktu. Yemin ederim bilsem söylerdim...

"Yalın Demirkan..."

Diye fısıldadım

"Hmhm... Far görmüş tavşan gibi baktığının farkında mısın Hera? Pardon, Yera Aksay dı dimi?"

Hera onu kandırırken kullandığım isimdi.

"Yemin ederim... Yemin ederim bilmiyordum kızını öldüreceğini.."

İkimiz de çok iyi biliyorduk inkârlarımın asılsız olduğunu. Cebinden oldukça sivri görünen bir bıçak çıkarıp parmağını ucuna sürerek bıçağa baktı

"Öyle mi? Peki bu neyi değiştirir?"

"Bak, bende Hüseyin'in kurbanıyım"

Yüzüme baktı sahte bir merakla. Benimle oynuyordu

"Ya? Bana kızı olduğunu söylediler"

Başımı hızla iki yana salladım

"Üvey kızıyım ben onun, gerçek ailemi yıllar sonra buldum. Yalın, yemin ederim bilmiyordum kızını bu işe karıştıracağını."

Çaresizce dolu gözlerimle baktım

"Yıllarca eziyet etti bana, eğer evine sızmasaydım beni öldürürdü.."

"Ama benim kızım öldü değil mi?"

Sesi korkudan titreyeceğim kadar sakindi. Gözlerini gözlerimden çekip elinde oynadığı bıçağa baktı

"Sırf senin gibi, boşa geçmiş hayatı olan birisi ölmesin diye, senin gibi değersiz bir köpek ölmesin diye öldü benim kızım."

Sözleri kalbimi deşen bir hançer gibi saplanmıştı. Sustum, haklıydı. Gözlerimden boşalan yaşlarla dudaklarımı birbirine bastırdım ses çıkarmamak için.

Yerden aldığı avucu büyüklüğün de ki taşı, daha ben ne olduğunu anlamadan açıkta olan dizime şiddetle vurdu. Pürüzlü taşın sivrilikleri dizimi parçalayınca yüksek sesle çığlık attım.

O kahkaha atarken ben yerde acıyla kıvranıyordum

"Bu daha yeni başladığımızın uyarısı minik ajan. Her gün canını yakacağım senin. Seni mezara koymayacağım hemen, elbet oraya benim ellerimle gireceksin fakat şimdi değil. Şimdi kızımın acısını çekme vakti."

Ayağa kalkıp uzaklaştı. Geri dönebilir düşüncesi ile hızla ayağa kalkmaya çalıştım. Arkamı duvara yaslayıp ellerimle tutunarak kalktım. Dizim çok acıyordu. Böyle olmayacağını anlayınca geri oturdum ve cebimde ki telefonu çıkarıp kardeş grupuna yazdım

Kardeşlerr👽

Yera
Abiler
Kim musait

Parscim☺️
Bir sorun mu var güzelim?

Sümük💗
BEN

Yera
Sen abi degilsin
Bisey yok kim misaut

Siyah ördek
Prensesim noldu?

Yera
Birisi beni alabilir mi acaba

Ağaç(Toprak)
Neredesin?

Parscim☺️
Sorun ne?

Siyah ördek
Konum at

Yera
Canlı konum📌
Dustum
Beyaz atli prensimin beni kurtarmasini bekliyorum
Prenslerim kimgelcekse biraz hizli gelsin plss

Ağaç
İyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu?

Yera
🥰
At tarafi dustum abart

Sümük💗
Oha at ne alaka aq

Yera
Kes

Sarp'ın dramını en azından bu haldeyken çekemeyeceğim için telefonu kapatıp cebime attım. Dizim aşağı süzülen kanlar psikolojimi hiç iyi etkilemiyordu. Çantamdan suyumu çıkarıp kafama diktim. Kendimi hiç iyi hissetmiyordum.

Suyu dudaklarımdan çekip derin bir nefes aldım. Yalın'ın serbest olma düşüncesi nefesimi daraltıyordu. Sahi, o nasıl çıkmıştı hapisten? 4 yıl 6 ayı vardı daha. Başıma saplanan ağrı ile yüzümü buruşturdum. Soluklarım hızlanmıştı, dönen başımla gözlerim karardı. Başımı duvara dayayıp dudaklarımı araladım. Nefes almaya çalışırken kontrolüm dışı aniden sağ taraftan yere çakıldım

~

Gözlerimi yavaşca araladım, anında gözlerimi delen bembeyaz ışıkla geri kapattım.

"Off"

Hissettiğim yoğun baş ağrısı da buna eklenince yüzümü buruşturup derin bir of çektim

"Abim? Abim iyi misin?"

"Yera iyi misin?"

"Güzelim?

Gözlerimi araladım tekrar, bu sefer daha iyi görüyordum. İlk yanımda sandalye de oturan Arel, sonra tepemde dikilen Doruk, sonra ise ayak ucumda ayakta dikilmiş Pars'ın sesini duymuştum. Gözlerimi odada gezdirdiğimde tüm abilerin(Sarp'da dahilinde), Doruk, Ekin, Miraç, Meriç ve Bora'nın burada olduğunu gördüm. Hastanedeydim.

Ne olduğunu hatırlamaya çalıştım kaşlarımı çatarak

"Abim?"

Altan'ı ghostlayıp gözlerimi kapattım

"Kendine gelmeye çalışıyor, müsade edin"

Kendimdeyim çok bilmiş beyinsiz beyin cerrahı.

En son ayağa kalkacaktım? Dayanamayıp düştüm mü? Yoksa yere mi uzanacaktım sabit kalabilmek için? Hatırlamıyordum pek. Zaten beni kim bulduysa ne durumda bulduğunu da bilmiyordum. Bu yüzden gözlerimi açtım

"Beni kim buldu?"

"Prensesim iyi misin?"

"Prenses tipi mi var bende?"

Bu dediğime bocalamış bir yüz ifadesi yaptı. Odada o dahil herkes şaşırmıştı çünkü ben Arel'e karşı çok kibardım genelde.

"O ne demek bebeğim? Tabiki prensessin sen"

"Soruma cevap alamadım"

Dedim net bir şekilde

"Ben buldum"

"Yera iyi misin? Ağrın varsa söyle ağrı kesici yapalım"

Arel'i bir kaç saniyelik bekletip Ekin'i yanıtladım

"Başım çatlıyor!"

Daha sonra Arel'e dönüp daha sakin bir sesle konuştum

"Noldu ki bana?"

"Başını vurdun güzelim"

"Niye?"

Kaşlarını çattı, ciddiyetine büründü

"Orasını sana sormak lazım"

Ona anlamamış gibi bakarken Toprak'ın sorgulayıcı ve sert sesiyle bakışlarım ona döndü

"Ne işin vardı senin o ara sokakta? Neden dizin yaralıydı? Ve neden bayıldın?"

Gözlerimi devirdim. Öteki yanımda bana endişeyle bakan Sarp'ı buldu gözlerim. Yatakta Arel'in olduğu tarafa kayıp ona yer açtım

"Gel"

"Muhtemelen kafasına aldığı darbeden dolayı agresif"

Sarp'ın itirazlarını dinlerken abilere bilgi veren Doruk'a bakıp sinirle nefes verdim

"Ben miyim agresif?"

O da kaşlarını çatıp bana baktı

"Değil misin?"

"Agresif olmamın tek sebebi sensin. Sahi, sen niye buradasın?"

Sonra hala mızmızlanan Sarp'a döndüm

"Gel sende"

Sarp sonunda mızmızlanarak yanıma sokuldu

"Pardon da ben zaten buradaydım, sonradan gelen sensin"

"Keyfimden mi geldim?"

Bakışlarımı Arel'e çevirdim

"Beni niye bunun olduğu hastaneye getirdin? Başka hastane mi yoktu?"

"Bebeğim çok ayıp, bi kere o senin abin-"

"Ya! Abim falan değil! Doruk ne alaka!?"

"Yera! Sabit kal artık!"

Toprak'ın bana bağırması ile son kalan sabrım da taşmıştı. Hemen üzerimde ki örtüyü gelişi güzel atıp ayağa fırladım

"Eh! Yeter be! Sanki yeterince derdim yokmuş gibi bide sizlen uğraşıyorum!"

Kapıya yürürken Meriç hemen önüme geçti

"Ne derdin varsa söyle de yardım edelim!"

Dizimde ki ağrı kendini belli edince anlık olarak yüzümü buruşturdum, fakat anında toparladım. Kolumda hissettiğim elle arkamı döndüm

"Yera, lütfen ilk sakin ol sonra bize başına ne geldiyse anlat"

Bulut'un tuttuğu kolumu kendime çektim

"Lütfen rahat bırakın!"

Kapı açıldı

"Hemşire bu ilacı verdi-"

Elinde su ve ilaç la gelen Ekin durup bana baktı

"Sen neden ayaktasın?"

"Hanımefendiyi tutamıyoruz"

Hemen arkamda birkaç adım ötede rahatça arkasına yaslanıp kollarını göğsünde bağlayan Doruk a döndüm

"Yemin ederim büyük falan demem atlarım üzerine!"

"Atlayıp da ne yapacaksın, yer cücesi?"

"Saçını başını yolarım!"

"Allah Allah"

Gülerek söylediği şeyden sonra üzerine atlayacaktım ki ayaklarımın yerden kesilmesi ile şaşkınlıkla beni kucağına alan- pardon, koltuk altlarımdan tutup havaya kaldıran kişiye baktım

"Sakin ol artık!"

"Arel! Ekin beni yere fırlatıyor!"

Diye Ekin e iftira attım. Yüzünü göremesem de şok olduğunu anlıyordum

"Oha"

Miraç'ın şaşkınlıkla ağzından kaçırdığı şeye Sarp bağırdı hemen

"Benim kardeşim çirkef değil!"

Bakışlarım anında ona kaydı

"Yere inersem bu sefer senin üzerine atlarım!"

"Sakinleştirici mi yapsak?"

Doruk'un Arel'e söylediği şeyle hemen ona baktım bu sefer

"Hayır! Sadece salın artık beni!"

Ardından hala beni havada tutan Ekin'e bakmaya çalıştım

"Sen ne ayak? İndir beni Ekin!"

"Abi diyeceksin!"

"Rüyanda bile göremezsin!"

"Abin sayılırım ben senin!"

"Ne abiymiş arkadaş!"

Kendi kendime söylendikten sonra ona cevap verdim

"Abim falan değilsin, hayatta abi demem ben sana!"

"Abiyle derdin ne senin!?"

"Sanane be!?"

"Hırçın!"

"Arel!"

"Sakin olun!"

Arel hemen ayağa kalkıp beni kollarına aldı ve yere indirdi

"Sende rahat dur artık, yer cücesi"

Şaşkınlıkla Arel'e baktım, bana yer cücesi demişti!

"Arel..."

Manipüle taktiğine geçip göz bebeklerimi büyüttüm. Ona tatlı tatlı bakmaya başladım. Bakışlarında bariz bir yumuşama oluşmuştu

"Papatyam, lütfen geçip oturur musun?"

Ben yatağa yürüyüp kalktığım yere oturdum. Bu sırada yanımda ki Doruk'un "şeytan" diye mırıldandığını duyuyordum

"Evet," yerine oturdu "söyle bakalım o ara yolda ne yapıyordun?"

Arel yanımda ki yerine otururken sesi ciddiyetle çıkmıştı. Diğerleri de full dikkat beni izliyorlardı. Boğazımı temizleyip oturuşumu düzelttim. Yalan zamanıydı...

"Rasgele yürüyordum, sonra köpek sesi duyup arkama baktım, köpeğin beni kovaladığını görünce de ara sokağa kaçtım. Kaçarken düştüm, korkudan da bayılmışım"

Birkaç saniyede beynimde kurduğum senaryo yu hızlıca sıraladım

"Peki ya taş?"

Toprak'ın sözleriyle bakışlarım Arel'den ona döndü

"Ne taşı?"

Bulut iç çekti, ardından konuştu

"Abim seni bulduğunda yanında kanlı bir taş da bulmuş"

Emin olmak için Arel'e baktım, bakışları Bulut'u onaylıyordu

"Taş..."

Birkaç saniye duraksadım, aklıma bahane gelmiyordu!

"Taşın üzerine düştüm zaten"

Arel'in bakışlarına sabitliydi bakışlarım. Diğerleri önemsizdi, Arel inansın bana yeterdi. Fakat o da şüpheyle bakıyordu

"Doğru mu diyorsun?"

Emin olmak ister gibi sormuştu. Hızla başımı salladım

"Tabiki! Başka ne olabilir ki?"

Aklında ki ihtimalleri öğrenmek istiyordum

"Kendine zarar vermiş olabilirsin sanki?"

Ekin şüpheli bakışlarını üzerimde gezdiriyordu. Hızla ona döndüm

"Neden böyle bir şey yapayım!?"

Arel'in saçlarımı okşayan elini hissettim

"Son zamanlarda ki yaşadıkların ağırdı... Abim bi psikologa mı gitsen sen?"

Şaşkınca ona baktım. Nereden çıkmıştı bu şimdi?

"Abimcim, yakışıklımm nereden çıktı ki şimdi bu? Ben gayet iyiyim!"

Bakışlarına ağlayasım geliyordu. Bana kıyamıyormuş gibi bakıyordu ve ben bu bakışlara hiç alışık değildim.

"Prensesim aile değişikliği bile psikolojini etkileye bilecekken sen neler yaşadın. Kaçırılma meselen, Şerif itinin ölümü, Müjgan meselesi, şimdi de üvey babanın durumu. Birkaç seans gitsen mi terapiye?"

Başımı iki yana salladım

"Olmaz! Ben gayet iyiyim!"

"Bebeğim, abin hep yanında olur"

Sarp'ın kendinden emin tavrına gözlerimi devirdim

"Başım ağrıyor benim çıkın- ya da beni de çıkarın burdan"

Neden bilmiyorum ama tahammül seviyem düşmüştü. Belki de Doruk'un dediği gibi kafamı çarpınca olmuştu

"Birkaç saat kal sonra çıkarsın"

Doruk'u ghostlayıp Arel'e döndüm

"Saat kaç?"

"5"

Başımı salladım

"Tamam, o halde beni Kara konağına götürün"

"Ne yapacaksın Kara konağında?"

Halay çekeceğim

"Sence Meriç'cim?"

Daha sonra düzgün cevap vermeye karar verdim

"Dedemi özledim ben"

O adama fazla ısınmıştım

"Dedeni?"

"Evet?"

Ekin'e 'ne var bunda?' der gibi baktım

"Max 5 kez görmüşsündür"

Sinirle saçlarımı arkama attım

"Ya sanane Ekin, sanane! Benim sevgili akrabalarımla kaynayıp karışmam seni neden bu kadar rahatsız ediyor? Tüm moralimi alt üst ettin! Ağlayasım geldi!"

"Ağlatmayın lan kardeşimi!"

Ellerimle yüzümü kapattım. Gerçekten ağlayasım gelmişti. Kendimi çok iğrenç hissetmiştim, sanki onların gözüne zorla girmeye çalışıyormuş gibi. Sanki istenmediğim ortama zorla dahil olmaya çalışıyormuşum gibi... Sahi, yoksa istenmiyor muydum?

"Güzelim?"

Sırtımda hissettiğim el iyi hissettirmişti. Ellerimi çekip Arel'e baktım

"Yalnız bırakın beni"

"Prenses-"

"Abi, lütfen"

Çok kalabalıktı ve artık sıkılıyordum

"Bir şey istiyor musun?"

"Hayır"

Sarp dahil abilerin hepsi Ekin'e ters ters bakıyorlardı. Bunun sebebi barizdi, moralimin bozulma sebebi oydu. Daha doğrusu bu bir bahaneydi çünkü benim moralim Yalın meselesine bozulmuştu.

Ekin yinede yürüyüp baş ucumda ki komodin e beyaz peçete bıraktı

"Ağrı kesici var peçetenin içinde. Su da zaten komodinin üzerinde"

Gözlerimi devirdim

"Git"

İyilik meleği sanki. Yinede onlara böyle davranmamam gerektiğini biliyordum. Onlar odayı terk ederken üzerimde ki hastane elbisesini süzdüm. Pek bi çirkindi.

Ardından uzanıp battaniye yi üzerime örttüm. Keşke gitmeden önce Arel'e kimlerin haberinin olduğunu sorsaydım. Muhtemelen evde ki lerin haberi yoktu çünkü bilselerdi gelirlerdi bence. Yatağa başımı koydum, dizim sızlıyordu biraz ama korktuğum kadar büyük zarar vermemişti. Böyle küçük zararlar verecekse sorun değildi, dayanırdım. Elbette finalde büyük bir zarar vereceğini söylemişti fakat şimdilik görmezden gelebilirdim. Eğer Aybars ve Kara aşireti bu olayı da öğrenirse artık benden bıkabilirlerdi çünkü sürekli problem çıkarıyordum. Geçmişim çok kirliydi.

Sırtımı kapıya dönüp gözlerimi kapattım. Beynim bazen fazla yoruluyordu. Çok fazla şey yaşıyordum ve çok üzerime geliyordu. Ben dakikalarca pencereden dışarı bakarak düşünmeye devam ettim. Düşünmemek istiyordum fakat pek mümkün değildi. Susmuyordu kafamda ki sesler. Mesela Selen gibi hiçbir şeyi kafasına takmayan, hiçbir şeyle ilgilenmeyen birisi gibi olmayı o kadar istiyordum ki...

Saçlarımın üzerinde hissettiğim kıpırdama ve öpücük sesi fikirlerimden sıyrılmama sebep oldu.

"Kızım?"

Başımı kaldırdığımda Alparslan babayla göz göze geldik. Ne ara gelmişti?
Ben ona sorarcasına bakışlar atınca açıklama gereği duydu

"Sarp arayıp hastanede olduğunu söyledi. Annenlere söylemedim endişelenmemeleri için, kendim geldim"

Başımı salladım

"İyi etmişsin"

"İyi misin güzel kızım?"

Dedi büyük eliyle saçlarımı okşayarak

"İyiyim. Sadece köpek kovalayınca korkup bayılmışım"

Yanıma oturdu

"Öyle olsun kızım"

Bir şey söylemek istiyor gibiydi. Gözlerini çekingenlikle arada kaçırıyordu

"Bir şey mi söyleyecektin?"

Sesimde hafif merak kırıntıları hissediliyordu. Doğruca gözlerime baktı ve saçlarımı okşarken konuşmaya başladı

"Bu gün bizi çok korkuttun. Diyorum ki..."

Kısa bir duraksamadan sonra tekrar konuştu

"Eğer müsaden varsa en azından abilerinde canlı konumun kalsın. Her an nerede olduğunu görebilsinler. Yemin ederim sana yüreğim ağzıma geldi kızım senin ara sokağın birinde bayıldığını öğrenince"

Mantıklı olabilirdi. Böylece Yalın ne zaman bana zarar verse ve ya Yalın yüzünden tetiklenip bir yerde bayılsam onlar beni bulabilirdi. O konuşmasını bitirdikten birkaç dakika sonra başımı salladım

"Okey, konum uygulaması indiririz. Arel, Sarp, Altan ve Pars"

Memnuniyetle gülümsedi ve saçımda ki eli yanağımı okşadı bu sefer

"Bulut ve Toprak?"

Omuz silktim. Onlar olmasa da olurdu.

"Onları sevmiyor musun?"

Sesi baskıcı değildi. Sadece meraktan gülümseyerek soruyordu

"Seviyorum.."

Dedim tereddütle. Ses tonum kontrolüm dışıydı. Ağzımı açtım konuşmak için fakat aynı hızla geri kapadım. Diyecek bir şeyim yoktu, o ikisine karşı mesafem belirgindi. Onları sevmek ve kaynaşmak için gerçekten kendimi fazla zorluyordum, yanlarına gidip bazen sarılıyor, normal ile mıtişim kurmaya çalışıyordum fakat yapabildiğim bu kadardı. Zorla güzellik olmaz derlerdi, oldurmaya çalışıyordum.

"Anladım. Var mı bir isteğin?"

"Su"

Dedim hemen. Yanımda ki komodinin üzerinde ki sürahiden bardağa su doldurdu ve bana uzattı. Hemen alıp yudumlamaya başladım. Suyumu bitirince sağ taraf biraz arkamda kalan komodin e uzandım, ki baba elimden alıp bardağı kendisi koydu

"Ne zaman çıkacağım?"

"Kendini ne zaman iyi hissedersen kızım"

Sadece başım ağrıyordu o kadar. Yoksa iyiydim ben

"İyiyim ki ben"

Tam bir şey diyecekken telefonu çaldı. Telefonu cebinden çıkarıp açtı ve kulağına götürdü. Arkama yaslanıp telefonla konuşmasını bekledim.

"Tamam yavrum"

O biraz sonra telefonu kapatınca merakla yüzüne baktım. Merakımı görünce konuşmaya başladı

"Annen. Vural deden seni görmeye gelmiş"

Genişçe gülümsedim. Anlaşılan sadece ben ona ısınmamıştım.

"Gidelim o halde!"

Gülümseyip ayağa kalktı

"Senin için evden kıyafet getirmiştim, koltuğun üzerinde. Ben taburcu işlemlerini halledeyim"

Başımı salladım

"Abinler odanın dışında, korkma tamam mı?"

Bazen 5 yaşındaymışım gibi davranıyordu. Yine başımı salladım. O odadan çıkınca yataktan kalkıp ilk önce Ekin'in getirdiği ilacı içtim. Sonra ise babanın çıkmadan önce işret ettiği koltuğa yürüyüp kıyafetleri ellerimin arasına aldım.

(Eteği biraz daha uzun düşünün)

Muhtemelen bulabildiği en kapalı kıyafetimi getirmeye çalışmıştı... Bu kadar renksizlik beni boğuyordu fakat yapacak bir şey yoktu. Bu aralar fazla renksiz giyiyordum. (Opsiyonel)

Üzerimi giyinip odadan çıktım

"Merabalar. Gidek"

"Ne?"

"Gidek gidek"

"Nereye?"

Ofladım. Bulut gerçekten gerizekalıydı.

"Sence canım?"

Sırıttı

"Canın mıyım gerçekten?"

Ayıp olmasın diye gözlerimi devirmekten vazgeçtim ve her ne kadar "cehennemin dibine" demek istesem de düzgün bir şeymiş cevap verdim

"Eve"

"Niye bu kadar neşelisin?"

Sanane Ekin

"Ağlayayım mı Ekin?"

"Yok ağlama"

E o zaman? Neyse.

"Gidek"

Arel'in koluna dokundum

"Babamı bekleyelim güzelim, sonra gideriz"

"Neden bu kadar heveslisin gitmek için?"

Gözlerini kısarak bana bakan Doruk'a baktım. Sadece boş gözlerle ona bakmakla yetindim çünkü tam 5 dakika önce eski ailemden ayrıldığımdan beri fazla saygısızlaştığımı ve büyüklerime karşı ayıp davrandığımı fark ettim. Kendine gel Yera, sen böyle yetiştirilmedin. Sen böyle büyütülmedin! Muhtemelen Tuana benim bu hallerimi görseydi beni tam şuraya gömerdi.

Cevap vermediğimi gören Altan bu sefer kendisi konuştu

"Canı öyle istemiştir. Doruk, kardeşime karşı tavırlarını düzelt."

Aniden oluşan gerginlik tüylerimi diken diken etmişti. Arel'in koluna sinerken Doruk'un konuşmak için ağzını açtığını ve hafifçe ona döndüğünü görünce ondan önce davrandım

"Sorun değil!"

Altan'a bir şey diyemesin diye yerimden fırlayıp Altan'ın koluna girdim ve onu asansörün olduğu tarafa döndürürken Pars'ın beni dikkatle izlediğini fark ettim. Gözlerimi kaçırıp Altan'ı asansörün olduğu taraf sürüklemeye başladım

"Bence biz dışarıda bekleyebiliriz"

~

"Abim?"

Saçlarımda gezinen eli hissettim. Beni daha da mayıştırıyordu

"Güzelim..."

Arel'in göğsüne daha da sindim

"Vardık. Kalkman gerekiyor bebeğim"

Ama bu ses Arel'in değildi. Toprak'tı bu!

"Senin nereden bebeğin oluyor?"

"Sarp sen gerçekten benim elimde kalacaksın artık"

Toprak'ın sanki sabrı taşmış gibi çıkan sesiyle gözlerimi araladım yavaşca

"Ama çok rahat"

Saçımda ki eli bu sefer yanağımı okşadı

"Öyle mi? İstersen gece benimle uyuyabilirsin"

"Hayır."

"KES ARTIK SESİNİ!"

Ufacık aralık olan gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Toprak sonunda Sarp'a fena bi patlamıştı. Hak etmedi diyemem...

"Sakin!"

Hemen başımı Toprak'ın göğsünden kaldırıp onları sakinleştirmeye çalıştım. Toprak işret parmağını Sarp'a uzattı

"Bana bak! Sen artık çok fazla olmaya başladın! Bu kız senin tapulu falan malın değil!"

Korkuyla Toprak'a baktım. Baya sinirli duruyordu. Onu anlıyordum, bazen Sarp'ın bu aşırı korumacı halleri beni de sıkıyordu. Ama şu anki sanki haklıymış ve kızgınmış gibi yüz ifadesi, suskunluğuna zıttı.

"Altan'cımmm"

Altan'ın önüne geçtim Sarp'ı göremesin diye. Hala arabadaydık

"Lütfen içeri geçelim mi?"

Başını salladı. Hala sinirli olduğu yüz ifadesinden belliydi. O arabadan çıkar çıkmaz Sarp'a dönüp yanağına kocaman bir öpücük bıraktım ve gülümsedim

"Hadi gel bir numaralı ikizim"

Gülümsedi

"Başka ikizin yok ki salak"

Omuz silktim

"İyiki yok. Sen bana yetersin"

Bana garip bir ifadeyle baktı

"Sonra da neden bu kadar bağlısın"

Birkaç saniye sarılı kaldıktan sonra sıkıldığımı hissettim

"Altan sinirlenmeden gidelim hadi"

Arabadan çıkarken konuştu

"Neden Arel abim dışında kimseye abi demiyorsun? Ona da arada diyorsun zaten"

Yanına gelip koluna girdim ve malikaneye yönlendirdim

"Neden evde yeterince oda varken herkesin oda arkadaşı var?"

Başka bir soru yönelterek konuyu değişmeye çalıştım, zira verecek bir cevabım yoktu. İçimden gelmiyordu hiçbirine abi demek. Küçükken bile derlerdi ne kadar kindar olduğumu. Evet, kuzenler beni yargılamamışlardı, hiçbir suçları yoktu fakat bilmiyordum işte. Ben birlikte büyüdüğüm Ali'ye bile abi demezdim.

"Çocukken ayrı odalarda uyuduğumuzda ev büyük olduğu için kabus görünce annelerimizin odasını ev büyük olduğu için bulamazmışız falan. Ayrıca yine ev büyük olduğu için tek uyumaya korkardık. Bu yüzden odalarda grup olarak kalmaya başladık. İşte büyüyünce de hem düzen bozulmasın, hemde hepimiz oda arkadaşlarımızı sevdik diye aynı şekilde devam etti."

Kaşlarımı yukarı kaldırdım. Mantıklıydı. Fakat insan bunalabilirdi.

"Peki ya hiç mi istemiyorsunuz tek başınıza uyumak falan?"

Rahat bir şekilde omuz silkti

"Her ailenin kendi evi var zaten. İsteyen kendi aile evine gidip istediği kadar kalabiliyor. Kimse karışmıyor"

Yüzümü buruşturdum

"Korkmuyor musunuz ya koca evde tek kalmaktan?"

Full dikkat yüzüne baktığım için gözlerini devirdiğini görebilmiştim

"İkiz sende hiçbir şeyi beğenmiyorsun"

Başımı salladım. Haklıydı

"Ama hak-"

"Yera!"

Ama haksız sayılmam ki diyecektim fakat ismimi duymamla başımı arkaya çevirdim. Liya koşarak bu tarafa geliyordu ve elinde flashback lerle dolu bir cam kavanoz vardı. Tahmin ettiğim şey olabilirdi...

"Ay..." Bize yetiştiğinde soluklanıp konuşmaya başladı "az ötede kafede arkadaşımla buluşacaktım da, geçerken bunu da vereyim dedim"

Kavanozu atarcasına uzattı, tutmak zorunda kaldım

"Ne ki bu?"

Ben konuşamadan Sarp kaşlarını çatarak ellerimde ki kavanozu izliyordu

"Bu Yera ve benim salak salak çektiğimiz videolar. Çocukluğumuzdan beri çekiyoruz böyle, anı kalsın diye. Getirdim ki ailenizle izleyin"

Elimi alnıma vurmak istedim. Bu flashback ler de o kadar rezil anlarım vardı ki... Muhtemelen izlemek zorunda kalacaktık çünkü Sarp kesinlikle saklamama izin vermezdi.

"Harika! Hadi gidip izleyelim o zaman!"

Liya'ya da söylemişti bunu. Liya ufak bi gülümsedi

"Dediğim gibi, arkadaşım beni bekliyor. Size iyi eğlenceler!"

Dedi ve onu bekleyen taksiye geri koştu. Ah be Liya, elimde kalacağını bilmeden(muhtemelen biliyordur ve kasten yapmıştır) nasıl da koşuyorsun ceylan gibi... Ucube

Sarp'ın kolumdan tutup aniden arkamız dönük olan kapıya döndürmesi ve beni kapıya sürüklemesiyle neredeyse düşüyordum!

"Sarp ya!"

"Ne var kızım be! Merak ediyorum!"

Bahçeye girip eve yürüdük. Bu sırada söylenmeye devam ediyordum

"Senin düşündüğün gibi videolar yok ki orda! Kısa kısa, ayrıca reziller!"

"Olsun, izleriz"

"Kızım!"

Somurtkan yüzüm hemen yumuşamıştı. Benim bu adama bu kadar ısınmam normal mi? Gerçi en son Alparslan babaya ısındığımda pek hoş sonla bitmemişti ama neyse...

"Dedecim!"

Kavanozu Sarp'ın ellerine tutuşturup hemen Kara dedeye koştum. Beni kollarına alıp sıkıca sarmıştı.

"Eyvallah dede, yazdık bi kenara"

Dur Sarp, sen yıllardır yanındasın zaten!

"Yıllardır sana sarılıyorum zaten. Bırak da kız torunumun hasretini gidereyim"

Biz sarılırken Sarp yine dayanamayıp konuştu

"Harika bir haberim var dede"

Merakla ona baktım. Neydi acaba?

"Nedir torunum?"

Dedeme yandan sarıldığım için sırıttığını görüyordum. Ama bu piç sırıtmasıydı...

"Yera'nın aksay kuzeni bu gün bize video dolusu kavanoz verdi. Yera'nın küçüklüğünü izleyebileceğiz!"

Şaşkınca ona baktım. Bu çocuktan hayırlı bir şey çıkmazdı zaten!

Geri çekilip Kara dedeye baktım ve açıklamaya başladım

"Küçüklüğüm değil ki! Sadece rasgele videolar! Çok gereksizler!"

"Harika, arıyorum Gurur'u, bizim ki leri toplayıp gelsin"

Ve dede beni görmezden geldiği yetmez miş gibi Kara aşiret ailesini de çağırıyordu... Gelmesinler desem de ayıp olurdu dimi?

Sırtımı sıvazladı

"Hadi torunlarım, geçelim içeri üşümeyin"

Somurtkan yüz ifademle iç çekip içeri yürüdüm onlarla. Liya'yı gebertecektim...

~

Kavanozu açıp önüme döktüm. Elimi rasgele bir flashback e atıp kasete taktım. Kaderime sıçayım. Başlatmadan önce dikkatle beni izleyen yeni aileme döndüm

"Öncelikle uyarayım, bu sandığınız gibi küçüklüğüm falan değil. Resmen kuzenim isteğim dışı ergenliğimi ölümsüzleştirdi! Yani... Küçüklüğüm de var yani ama bildiğim kadarıyla çoğunluk ergenliğim"

Saçmalık!

"Hadi aç artık!"

Ergenliğimi neden bu kadar merak ediyorsun Meriç!

Resmen hepsi full dikkat izleyebilmek için kasetin yanına(televizyonun dibine) beni koymuşlardı!

Fazla beklemeden video'yu açtım. Bir parkta oturuyordum, video yu çeken Liya'ydı

"Çekme"

Dedim. Bilmem kaçıncı kez fakat onlar ilk diyişimi duyuyordu. Aksanım kötüydü.

"Niye ki? Tatlı çıkıyorsun"

Dedi Liya da. 2 yıl önceye aitti bu video. Kızgın bakışlarımı gören Liya videoyu kapatır gibi yapmıştı fakat ben kapattığını sanırken o kapatmamıştı. Gerizekalı!

O yanıma otururken kamerayı yan tutup gizlice beni çekmeye başlamıştı. Bu sırada telefonuma gelen bildirimle bakışlarım kucağımda ki telefona sabitlendi. Mesajı gözlerimle okuduktan sonra gözlerimi devirdim

"Kim ki?"

Diye sorduğunda memnuniyetisiz bir şekilde konuştum

"Hüseyin! Türkiye den döndü dün gece, şimdi de eve çağırıyor"

"Aaa, döndü mü?"

Dedi şaşkınca. Ona bir bakış atıp kaldırıma baktım ve dertli dertli konuştum

"Meryem anaya o kadar dua ettim dönmesin, bir aksilik çıksın da bir daha gelmesin diye ama geldi!"

Bu içten itirafım beni germişti. Yeni ailemin önünde böyle konuşmak, beni yargılamayacaklarını bilsem bile huzursuz ediyordu

"Neden sevmiyorsun onu?"

Liya da sanki kanıt topluyormuş gibi ağzımı ağrıyordu!

Ona dönüp gözlerine baktım

"Sen halam kızısın, sen bile nefret ediyorsun. Ben nasıl seveyim?"

Sonra tekrar önüme döndüm

"Anıl'ı bile gözünün yaşına bakmadan öldürdü o, gencecikti oysaki..."

.
.
.
.

Evett

Bu itirafımız hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sizce Anıl kim?

Yeni bir Hüseyin cinayetiyle karşı karşıyayız.

Bu arada gerçekten bölüm yetiştiremiyorum resmen!

Doruk ve Ekin hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sizce nedir bu ani ters tepkileri?

Arkadaşlar final yakındır

Yera'yla kalın hindistan cevizli kurabiyelerimm🍪🥥

3817 kelime

Bb

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

609okunma 24beğeni 14yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…