BABAMI İSTİYORUM!

Vaveyla Yazarı: Nestown_ Fan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: BABAMI İSTİYORUM!

Ona dönüp gözlerine baktım

"Sen halam kızısın, sen bile nefret ediyorsun. Ben nasıl seveyim?"

Sonra tekrar önüme döndüm

"Anıl'ı bile gözünün yaşına bakmadan öldürdü o, gencecikti oysaki..."

.
.
.
.

Gözlerim irice açılmıştı. Bu itirafımı bende beklemiyordum çünkü ne yazık ki balık hafızaydım, unutmuştum ne dediğimi, ne ettiğimi...

"Anıl kimdi?"

Televizyona dönük yüzümü Arda amcanın sesiyle onlara döndüm. Hepsi açıklama bekler gibi bakınca boğazımı temizleyip konuşmaya başladım

"Şu Müjgan gecesinde yardım istediğim polisti..."

Ve sırf bana yardım etmek istedi diye ölen bir kişi dahaydı.

Hepsinin yüzünde anlayış belirmişti. Özellikle baktığımda Doruk'un bile anlayışlı olduğunu görünce içime bir su serpildi. Konu uzamasın diye zaten durmuş olan flashbacki çıkarıp kenara koydum ve yenisini taktım.

Okulda, ders sırasında çekilmiş bir videoydu. 11 yaşlarında olabilirdim. Öğretmen Rusça bir şeyler anlatıyor, ben ise geride kaldığım için hızlı hızlı defterime geçirmeye çalışıyordum. Yanımda oturan Liya ise önde ki öğrencinin sırtına telefonu saklamış gayet rahat bir şekilde videoya alıyordu bizi. Ders falan umrunda değildi onun, hep parayla geçerdi sınıfları.

O günü hatırlıyordum. Liya'nın kayıda aldığından falan haberim yoktu.

"Maladoy!"
(Çocuk!)

Öğretmen sınıftan birine(Liya ya) bağırmıştı. Kayıt burda bitmişti

"Ne dedi?"

Diye sordu Tan.

"Çocuk dedi"

Dedim. Diğer flashbacki taktım kısa kısa videoların birleştiği bir kayıttı. Küçüklüğüm vardı bu kayıtta. Hepsinde aynı yaştaydım. İlk kayıtta dayım(dayım olduğu görünmüyor) yatağın altına eğiliyor ve küçük bir fenerle karanlık odada, yatağın altında huzurla uyuyan tahmini 6-7 yaşlarında ki beni gösteriyordu.

"Kıyamam ya.."

Umay annenin şefkatli sesi kulağıma doldu.

"Ne kadar da tatlı uyuyor"

Yıldız yengeydi bunu söyleyen. Onlara arkam dönük olsa da gülümsedim, tatlılardı.

İkinci kayıt ben yemek yerken çekilmişti. Kucağımda ki makarna kasesine çatalımı daldırırken eş zamanlı olarak gözlerim de kapanmıştı. Uykudan yeni uyandığım ve daha ayılamadığım belliydi. Dayım yanıma oturup daha yakında çekmeye başladı ve kolumu dürttü

"Yera, Yera"

Gözlerimi açmadan 'hm' yaptım

"Aç değil misin? Neden yemiyorsun?"

"At kovalamıştı beni"

Dedim. Rüyamı anlatıyordum alakasız bir şekilde. Sonra esnedim

"Uykun mu var?"

"Olsun mu?"

Gözlerimi açıp merakla ona bakarken sorduğum soruya güldü

"Uykun varsa uyuyabilirsin ama daha yeni uyandın. Biraz geç uyu yoksa gece uyuyamayacaksın"

Arka da ki duvar saatinde saat 11 i gösteriyordu. Dayımı dinlemeyip kucağımda ki makarna kasesiyle koltuğa uzandım ve gözlerimi geri kapattım. Diğer kayda geçti

"Yaa, çok tatlı ama bu kız!"

Gülçin yenge demişti. Ona döndüm ve kocaman gülümsedim

"Sensin tatlı!"

Ardından önüme döndüm ve yeni kayda odaklandım.

Diğer kayıtta bahçede ki salıncakta yavaş yavaş sallanıyorduk. Oldukça mutsuz görünüyordum.

Kaşlarımı çattım, bu kaydı görmemiştim.

"Yera, neden mutsuzsun?"

Sanki dayımın bunu sormasını bekliyormuşum gibi ilk dudaklarımı büzdüm, sonra ise gözlerimi kapattım fakat gözyaşlarımın akmasına engel olamamıştım. Hatta hıçkırarak ağlamaya başlamıştım

"Yera.. lütfen cevap verir misin?"

Ağlamamın etkisiyle nefes nefese kalışlarımın arasında konuştum

"Ben ne zaman gideceğim İbrahim dayı?"

"Nereye gitmek istiyorsun?"

Diye sordu merakla. Kameranın arkasından yüzü görünmüyordu

"Annemi istiyorum, babamı istiyorum, ailemi istiyorum, Arel abimi istiyorum!"

Küçükken dediğim şeye şaşırmıştım. Ben önce ki video dan sonrasını izlememiştim... Belki daha önce fark etseydim ailemi arayıp bulabilirdim... Kimi kandırıyordum ki? Ben uğraşmayı sevmezdim ve asla ailemi bulmakla uğraşamazdım.

"Arel abin kurban olsun sana.."

Şaşkın ses tonu dikkatimi çekti. Kimse bu kelimelerimi beklemiyor olmalıydı.

"Arel abin mi? Bana biraz ailen hakkında bilgi verir misin?"

Dayımın sorusuyla küçük ellerimle gözyaşlarımı silmiştim

"Biz- biz hep Miraç'la, Meriç'le, Bora'yla, Sarp'la oynardık bir sürü bir sürü"

Dedim sözleri uzata uzata

"Onlar kim Yera?"

Diye sordu. Fakat ona cevap vermeyip başka bir şey demeyi seçtim

"Yaman'lan Savaş dedi ki büyüyünce polis olucaz, Araz da avukat olcak. Onları hep birlikte dövücekler!"

Onlar derken arkamda ki evi göstermiştim.

"Aman Allah'ım..."

Umay annenin kendi kendine mırıldanmasını görmezden gelip dikkatle televizyona bakmaya devam ettim. Salonda ölüm sessizliği hakimdi.

"Onlar kim Yera? Seni kaçıran sadece bir kişi değil miydi? Hüseyin'i de mi dahil ettin?"

Burnumu çektim

"İki amca!"

Tüylerim diken diken oldu. Ne demek iki amca? Sadece Şerif değil miydi?

"İki amca? Diğeri kimdi? Hatırlıyor musun? O nereye gitti?"

"Düştü o"

Dedim yere bakarak

"Lütfen biraz daha anlatır mısın? Nerede düştü? Kimdi o?"

Dayımın sesi endişeliydi. Belli ki Şerif'i o biliyordu, fakat benim "diğer amca" diye bahsettiğim kişiyi bilmiyor gibiydi.

"Bilmiyorum kimdi. Düştü"

Gözümü ovalayarak dedim

"Nerede düştü?"

Omuz silktim

"Nereden bileyim ben!"

Dedim agresif bir şekilde

"Peki ne oldu ona?"

Duran salıncağı yerden ayağımla ittirerek hafifçe salladım

"Düştü kafası deydi. Öteki amca dedi kalk diye ama kalkmadı. Sonra öteki amca gitti onu kaldırmaya ama yine kalkmadı"

Dayım birkaç saniye duraksamadan sonra tekrar konuştu

"Gözleri kapalı mıydı?"

Başımı salladım masum masum. Ölmüş müydü o adam? Yoksa bayılmış mıydı?

"Kırmızılık var mıydı peki?"

İç çekip tekrar başımı salladım. Ardından yeni fark etmiş gibi ona döndüm kaşlarım çatık bir şekilde

"Sen konuyu değiştirip ailemi unutturmaya mı çalışıyorsun!?"

Gerizekalılık deyince de ben...

"BABAMI İSTİYORUM!"

Ben bu kelimeyi bağırdıktan sonra kayıt durmuştu. Tam o sırada dank etti. Dayım Şerif'i biliyordu.

Bunu bana nasıl yapmıştı? Bana nasıl ihanet etmişti? Hani bilmiyordu?

Yeni başlayan diğer kaseti durdurdum ve usulca onlara döndüm. Bazılarının yüzünde soğuk kanlılık, bazılarının şaşkınlık, bazılarının ise ifadesizlik vardı.

"Süleyman, torunum yine mi tehlikede?"

Babaanne ilk konuşan kişiydi. Aybars dedeyse bana bakıyordu ciddiyetle.

"Bu konuyu araştıracağız. Kaydı aç kızım"

Dedi. Şaka mı bu? Sanki bu kayıtlardan başka önemli bir şey yoktu şu anda. Ama itiraz etmedim, belki yine ipucu vardır. Geri döndüm ve kaydı açtım

Burda resim çiziyordum. Birkaç saniye sonra ofladım

"Noldu?"

"Babamı istiyorum"

"Hüseyin'i mi?"

Gözlerimi kameranın arkasında ki dayıma çevirdim. İtiraz edemedim. Korkuyor muydum? Belki. Fakat bakışlarımda oldukça belliydi bu soruyu beğenmediğimi. Arka da ki Alparslan babadan öfkeli bir nefes verme sesi duydum. Bakmadım ona

"Pembeyi de vermediniz bana"

Dedim bakışlarımı yeniden resimime çevirirken

"Pembe kim?"

Başımı eğip yanağımı masaya yasladım. Tombul görünüyordu

"Arel abim ben doğduğumda almış. O benim en yakın arkadaşımdı"

Çocuk olmama rağmen diksiyonum çok iyiydi. Bu kadar güzel Türkçem varken beni Rusça ya bağlamış, Türkçeyi unutturmuşlardı.

"Ne yapacaksın pembeyi? Artık kocaman kız oldun sen"

Yine bakışlarımı dayıma çevirip ters ters baktım, fakat hiçbir şey söylemedim. Şimdi bile peluş oyuncaklara takıkken(sadece Alparslan babanın kazandığına sahip olmama rağmen) o zamanlar ne kadar sevdiğimi tahmin edebiliyordum.

Birkaç saniye sessizlik oldu. Dayım kamerayı resmen yüzümün biraz önüne tutmuştu. Bakışlarımı rasgele odada gezdirirken dayımda durdu

"Ne zaman gidicem?"

Sordum bir umutla belki beni geri götürürler diye

"Nereye gitmek istiyorsun?"

Salağa yatıyor olmalıydı

"Babama"

"Hüseyin'e mi?"

Dik dik bakmaya devam ettim. Galiba gerçekten benimle dalga geçiyordu. Bu arada Alparslan babaya ne kadar bağlı olduğum gözümden de kaçmamıştı.

Oflamıştı küçük Yera. Belki de "neden beni anlamıyor?" Diyordum içimden. Belki de anlaşılmamak ağır geliyordu daha küçük bir çocukken

"Gurur dayımla parka gidicektik biz. Söz vermişti bana"

"Ben seni götürürüm Yera, artık senin dayın benim"

Götürmedin ama dayı. Sen beni hiç parka götürmedin.

İtiraz etmeye çekinir bir tavrım vardı ama yine istemediğimi belli edercesine gözlerimi kaçırdım.

"Beni istemiyor musun?"

Birkaç saniye suskunluğumin ardından konuştu. Ayağa kalktım, kısaymışım baya

"Benim uykum geldi"

"Pekâlâ."

Kayıt durdu. Flashbacki çıkarıp yenisini taktım. Ama kaydı başlatmadan önce arkama dönüp bir göz attım. Hepsinin yüzüne ciddiyet vardı. Geri dönüp kaydı başlattım

"Nereye bakıyorsun?"

Yerde oturmuş, sırtımı soğuk duvara yaslamış bulutları izliyordum.

"Bulutlara. Biliyor musun? Benim abim de Bulut"

Dayım iç çekti bıkkın bir şekilde

"Biliyorum, söylemiştin... Ne zaman unutacaksın onları?"

Saf saf dayıma çevirdim bakışlarımı

"Neden unutayım ki?"

"Yeni ailen biziz çünkü"

"Burda benim abim yok"

"Ben senin abin de olurum"

Kaşlarımı kaldırdım. Ne demek ben senin abin de olurum? Ne diyeceğimi bilemiyorum...

"Ne demek ben senin abin de olurum!"

"Benim abilerim var ki zaten"

Bulut'un yüksek sesini amcalarım falan susturmuştu. Şu an tek odağım televizyondu.

"Ama artık yok. Hem bak, Ali de var. Artık senin abin o"

Mızmızlandım

"Ben Ali'yi istemiyorum"

"Neden?"

"Ali üzerime torpil attı. Beni korkuttu"

"Kulağını çekerim ben merak etme"

Ardından yeniden konuştu

"Peki ya Yusuf? O senin abin olamaz mı?"

Burun kıvırdım

"Yupus'a ne gerek var ki? Benim abilerim var ya zaten!"

İsyankar bir şekilde konuştum

"Ayrıca sadece abilerim değil, benim kuzenlerim de var"

"Liya ve Ali de senin kuzenin Yera"

Beni ikna etmeye çalışıyordu

"Ben onları sevmiyorum"

Dedim dürüst bir şekilde

"Neden?"

Dedi merakla. İç çektim bıkkınlık la

"Ne zaman saklambaç oynasak ve ben kazansam Liya sürekli bana bağırıyor! Ben kazandım diyor! Yupus onunla kavga edince ağlıyor! Tuana da bana mızıkçılık yapacaksan oynama diyip ceza veriyor! Ali de sürekli benimle uğraşıyor! Dün beni yere itti!"

"Ah kuzum ya"

Asiye yengenin sesi kısık olmasına rağmen duymuştum. Ama küçük Yera konuşmaya devam etti

"Benim kuzenlerim beni hiç ağlatmazdı!"

Dedim. Sonra da kollarımı küskün bir şekilde göğsümde bağladım. Ardından düzülen dudaklarım ağlayacağıma dair bir işaretti

"Hey, ağlama. Onlar da sana alışacaklar, sadece yeni geldiğin için böyle davranıyorlar"

Burnumu çekmiştim, başımı hafif yere eğip sessizce ağlamaya başladım.

"Neden beni götürmüyorsunuz evime?"

Gözlerimin dolduğunu hissettim. Boğazımda bir yumru oluştu. Eğer bu ailede büyüseydim küçük Yera bu kadar acı çekmeyecekti. Belki daha mutlu olurdum. Belki hep huzur içinde uyurdum, Aksay evinde ki nin aksine.

"Tamam, ağlama"

Biten kaydı değiştirdim ve yenisini açtım

"Neden üzgünsün Yera?"

Tekrar dayımın sesini duydum. Koltukta oturan ve yere üzgün üzgün bakan bana doğru yaklaşmıştı

"Eve gitmek istiyorum"

Büyük elini atıp saçımı okşadı

"Umarım büyüyünce aileni bulursun pamuğum"

Yerde ki gözlerimi umutla ona çevirdim

"Neden sen beni aileme götürmüyorsun?"

"Götüremem. Ailen çok uzakta"

"Ne kadar uzakta?"

Diye sordum merakla

"Ailen Türkiye de, sen rusyadasın"

"Arabanla götüremez misin beni?"

"Hayır kızım, arabayla gidilecek mesafe değil"

Durup düşündüm, sanki mantıklı bir fikir yürütebilecekmiş gibi

"Beni aileme neden götüremezsin?"

"Sen benim kızım değilsin, seni ülke dışına çıkaramam. Yoksa beni polis abiler tutuklarlar"

"Tamam o zaman, ailemi buraya çağır. Babam benim burda olduğumu bilirse hemen gelip beni alır"

"Üzgünüm, bunu da yapamam"

"Neden ki?"

"Aileye ihanet edemem"

"Ama... Ama belki de benim ailem benim onları yalnız bıraktığımı sanmıştır. Korkarlar belki"

"Korkmazlar."

Dedi net bir şekilde

"Belki ağlamışlardır"

"Ağlar ağlar susarlar"

Dedi acımasızca. Üzgün üzgün ona baktım

"Ya... Ağlamasınlar. Pars abim ağlamayı sevmiyormuş"

"Elbet bir gün seni unuturlar Yera. Bu hayatta herşey geldi geçicidir"

"Amcam bana ailenin tek prensesi olduğumu söyledi."

Dedim kendimden emin bir şekilde. Kafam dik, egom yüksekti.

"Öyle olsun. Umarım unutulmazsın"

Dedi ve kayıt bitti. Yenisini takmadım. Dolan gözlerime engel olup onlara dönüm

"Yeter mi bu kadar?"

Lütfen...

"Yeter kızım"

Dedi Kara dede. Flashbacki çıkarıp hepsini kavanoza koydum ve ağzını kapatıp televizyonun yanına koydum. Onlara doğru yürüyüp Arel abinin yanına oturdum

"Çocukluğunu yeniden görmek o kadar iyi geldi ki..."

Umay anne duygusal bir şekilde konuştu. Gözlerimi kapattım, başını Arel'in göğsüne yasladım. O da kolunu omzuna atıp beni kendine çekmişti. Miran sinirle konuştu

"Kızı resmen orada zorla tutmuşlar"

Gözlerimi kapattım. Tüm moralim gitmişti. Onlar konuşurken birkaç saniye sessiz kaldım. Ardından doğruldum

"Ben üzerimi değişeceğim"

"Tamam güzelim"

Arel abinin onaylamasıyla kollarından kurtulup salonun dışına çıktım. Merdivenlere yönelip adımlarımı odama kadar sürdürdüm. İçeri girer girmez doğruca hedefim olan dolabın önüne gittim ve açıp içine bakınmaya başladım. Üzerimde ki kıyafet baya güzeldi, sevmiştim de ama hafif hafif üşüdüğumü hissediyordum. Hava kararmaya yakınken aynı anda soğuyordu da.
Normalde soğuğa alışıktım, kan azlığı daha da üşütüyordu tabii ama hiç şikayetim yoktu. Regl den olsa gerek ama arada sıcaklık aramıyor değildim bende.

(Şapka falan yok)

Üzerimi giyindikten sonra tuvalete girdim.

Yera salondan ayrıldıktan birkaç dakika sonra

BORA'NIN ANLATIMI İLE

Araz hafif öne eğilip kollarını dizlerine yasladı

"Şu adam n'olacak? Gerçekten yaşıyor mudur?"

Gerici sessizliğin bozulmasıyla konu hakkında meraklanıp sıkıntıyla düşünen dedeme baktım.

"2014 yılında ölen akrabaları araştırın. Şerif'in etrafında kim bu yılda öldü onlara bakın"

Ege yerinde doğruldu

"Öldüğü ne malum? Belki de yaşıyordur"

"Öldüğünü düşünüyorum. Şerif eğer gerçekten Yera'ya söylediği gibi pişman olmuşsa yalnız olmadığını, yanında ki kişinin kim olduğunu söylerdi. Demek ki olmuş"

Bu sadece bir ihtimaldi.

"Baba bunun arkasına sığınamayız. Söz konusu benim kızım"

Dedi Alparslan amca. Oldukça haklıydı.

"Alparslan, ilk şu ölüm kayıtlarına bakın, sonrasına bakarız"

Alparslan amca bir şey diyecekken Vural dede lafını böldü

"Süleyman, hadi biraz dışarıda konuşalım"

İkisi doğrulup salonu terk etti. Bu sırada sessizlik hakimken babaannem kalkıp Alparslan amcanın yanına oturdu ve sırtını sıvazladı

"Oğlum, fevri davranmamak lazım. Eğer yaşıyorsa bizim bu telaşımız yüzünden belki de anlar onun peşinde olduğumuzu"

Akça ablaya baktığımda üzgünce yere bakan Umay yengeyi annem ve diğer iki yengeye işaret ettiğini gördüm. Aniden ayağa kalktı

"Hanımlar, hadi kek falan yapalım"

Umay yengenin moralini düzeltmek istedikleri belliydi. Annem de ayağa kalktı

"Hadi Umay, Gülçin, Asiye, kalkın bakayım"

Yengemin kollarına girip salondan çıkardılar. Alparslan amcam sanki Umay yengenin gitmesini bekliyormuş gibi konuştu

"Nasıl fevri davranmayayım anne? Ben kızımı zamanında korusaydım orada"

Derken televizyonu işaret etti

"baba diye ağlamazdı. Kızım babam gelir derken ben ne yapıyordum? Yerimde çırpınıp duruyordum. Ben kızımı burnumun dibinde ararken kızım çoktan uzaklara gitmiş. O günlerini zehir edip, ağlarken, sürekli ailemi istiyorum, beni aileme götürün derken kim bilir neler çekti. Kim bilir o kadın kızıma ne cezalar verdi? Kim bilir kızım neden o adamın evine dönmemesi için dualar etti? Kim bilir o adam kızımın önünde daha kaç kişiyi öldürdü? Belki de hastalığı da onun yüzünden olmuşmuştur"

Kimse bir şey demedi. Ve ya diyemedi. Çünkü bu salonda ki herkes biliyordu Alparslan amcamın ne kadar haklı olduğunu.

Birkaç saniye duraksamadan sonra tekrar konuştu

"Ben kızıma cenneti yaşatacağıma söz vermiştim. Oysaki onlar onun cehennemi oldular. Ben kızımı koruyamadım anne"

İçim yandı amcamın bu haline. Dağ gibi olan bu adam kızının acısına yıkılıvermişti. Merakıma yenik düşüp gözlerimi diğerlerinin yüzlerinde gezdirmeye başladım. Arel abi üzüntü ve öfke karışık bir ifadeyle yere bakıyordu kaşları çatık bir şekilde. Bu durumdan hiç memnun değildi, kim olurdu ki? Ama diğerlerine kıyasla onun yüzünde çaresizlik dışında öfke de vardı.

Altan abi ve Toprak abinin yüzü hafif kederli, ama biraz da ifadesizdi. Sarp ve Bulut üzgün görünüyordu. Pars abinin yüzü heykel gibiydi. Hiçbir duygu kırıntısı yoktu, üzgün müydü? Öfkeli miydi? Anlayamamıştım. Psikolog mezunu olduğundan olsa gerekti bu duygu kontrolü.

Onur amca sessizliği bozup sıkıntılı bir nefes verdi. Eli burun kemerini sıkıyordu gerginlikle

"Alparslan, o hata bir kez olur. Kimse Yera'ya artık dokunamaz. Eskisinden çok daha güçlü bir aileyiz. Ayrıca eskiden onu koruyan babası, dayıları ve amcaları varsa şimdi paşalar gibi abileri ve kuzenleri de var."

"Tabiki varız! Biz de onun abileriyiz"

Diye hemen göğüs kabarttı Ege. Diğerinden de onaylayan mırıltılar koptu. Aniden içeri giren Yera ile mevzu hızla değişti

"İşte yarın da okul var"

Sarp'ın anında moda girmesi ile Arda amca tutamayıp güldü

"Şebek"

Yera etrafa sorgu dolu bakışlar atmayı kesip Arel abinin yanına geri oturdu

"Prensesim, hoş geldin"

YERA'NIN ANLATIMI İLE

Kocaman gülümsedim

"Hoş buldumm"

Kolunu omzuma atıp arkasına yaslandı. Bende yaslandım

"Napıyonuz"

Dedim kaybolan neşemi kendim neşelenmeye çalışarak yerine getirmeye çalışıyordum. Ve ya kendimi kandırmaya çalışıyordum. Fark eder miydi? Sanmıyorum.

Baba bana baktı uzun uzun

"Senin şu perileri konuşuyorduk"

Şaşkınca Arda amcaya baktım

"Gerçekten mi?"

"Peri?"

Gurur dayı sorgular gibi bakmıştı. Arda amca imayla konuştu

"Hadi ama Gurur, Yera yabancı değil ya. Dedin ya mavi saçlı favorim diye"

Heyecanla yerimde kıpırdandım.

"He, evet. Evet mavili"

Anlamıştım birşeyler karıştırdıklarını ama umrumda değildi. Bu fırsat kaçmazdı

"Musa senin favorin mi dayı?"

Ardından Onur dayıya döndüm

"Peki sen dayı?"

"O sarışın olanı sevmiş"

"Stella!"

Mutlulukla pozisyon değişip onlara dönük oturdum. İçimde ki çocukluğunu yaşayamamış olan çocuk o kadar mutluydu ki şu anda...

Arda amcanın favorisi Tecna'ydı. Ulaş amcaya döndüm

"Sen amca?"

"Doğal güzel olan"

Dedi. O bizimle izlediği(izlemediğini iddia etsede) için dış görünüşlerini biliyordu

"Flora"

Ardından Ahmet amcaya baktım. Gülümseyerek beni izliyordu

"Sen amca?"

Ona soracağımı beklemiyor olacak ki şaşırmış görünüyordu

"Ben izlemedim ki"

Arda amca konuşmamıza dahil oldu

"O kesin Layla'yı seçerdi"

Başımı salladım

"Evet! Yıldız yenge de Layla'ya benziyor zaten!"

Bu düşünce bile beni mutlu etmişti! Galiba tek benzerlik Yıldız yengenin kıvırcık saçları ve Layla kadar olmasa da hafif esmer teniydi ama olsun.

"Bloom da babama kaldı!"

Dedim heyecanla. Tepkisini merak ettiğim için ona baktım. Şaşırmıştı

"Bloom kim kızım?"

"Kırmızı saçlı, mavi gözlü"

"Anneni aldatmam ben"

Yaa çok tatlı. Güldüm

"Ama çizgi film karakterleri"

Diye savundum kendimi

"Ama kadın mı? Kadın"

"Alparslan kasma ya bu kadar. Kız bum sana kaldı dediyse sana kalmıştır"

Gurur dayıya döndüm

"Dayı bum değil Bloom"

"Bulum olsun"

Ağzımı hafif aralayıp şaşkınca baktım, bulum ne be? Neyse.

Önüme döndüm

"Pekâlâ, bulum bana kalmış. Ama Umay'ın kulağına gitmesin"

Gurur dayı arkasına yaslanıp kollarını açtı ve koltuğa yasladı

"Karısından korkan adama da kedicik derler"

Dedi pişkin pişkin. Aniden içeri Gülçin yenge girdi

"Anlamadım?"

Gurur dayı anında oturuşunu düzeltti

"Yok yani ben şey anlamında dedim..."

"Ne anlamında dedim Gurur?"

"Çiçeğim sen niye üzerine alınıyorsun? Karısından korkmayan adam, adam mıdır?"

Gülçin yenge ikna olmuş gibi başını salladı

"Doruk, evde kabartma kalmamış gel bi markete git"

Doruk ayaklandı

"Tamam yenge"

İkisi salonu terk ettikten sonra herkes bir ağızdan kahkaha atmaya başladı. Gurur dayı bu durumdan memnun değilmiş gibi duruyordu fakat diyecek bir şeyi de yok gibiydi.

~

Akşam

"ABİSİ"

"AREL!"

"ARELLLL"

Avazım çıktığı kadar bağırmaya devam ettim

"Sus bi kızım gömmüyorum ya seni"

"Gömüyor gibisin"

Ardından tekrar bağırdım

"ARELL"

Odanın kapısının hızla açılmasıyla pozisyonum yüzünden göremedim ama birkaç adım sesi duydum

"Arel'ciğim"

"Abim?"

Yanıma yaklaşınca bacaklarından yanıma eğildiğini gördüm ve görebilmek için başımı kaldırmaya çalıştım

"Noluyor lan?"

Yaman'ın sesini duymuştum kapıdan ama odağım şu anda o değildi.

"Canım abicim, Bulut beni dürüyor! Yiycekmiş beni! Yanağımı ısırdı!"

Hemen hala beni battaniye nin arasına dürmeye çalışan Bulut'u şikayet ettim

"Bulut manyak mısın oğlum? Dürmesene kızı"

"Kendisi kaşındı"

Sessiz kalarak yaşamını onları dinledim. Konuşacak modum yoktu. Arel abi eğilip yanağıma sulu bir öpücük kondurdu. Huzurlu hissettiriyordu. Yanaklarım biraz yumuşak ve şişkin olduğundan öpmeyi sevmesi beklenmedik bir şey değildi tabii.

"Prensesim benim"

Saçlarımda elini gezdirdi. Bense dalgın dalgın yere bakıyordum.

Ayağa kalkıp Bulut ve benim fotoğrafımı çekti. Olacak iş miydi şimdi? Gerçekten bu rezil anı fotoğrafta saklamayı mı seçmişti?

"Abicim bana yardım et diye çağırdım seni. Sen benim ifşamı çekiyorsun"

"Çok tatlı çıktın güzelim"

"Bana da at bari"

"Tama-"

Bulut'un beni döndürüp battaniye nin etrafına sarmaya devam etmesiyle lafım bölünmüştü.

"Ya Bulut," dedim isyankar ama sakin ses tonumla "sen beni dürüp de ne yapacaksın?"

"Yiyeceğim seni"

"Peki"

Dedim sadece. Beni dürmeyi bitirip bantladı. Sonra da kucağına aldı

"Nereye?"

O odayı terk ederken sordum. Balkona gidiyorduk

"Görürsün"

Balkona çıkıp beni korkulukların ötesine tuttu

"Atayım mı seni?"

Dehşetle açılan gözlerimle ona baktım

"BULUT! BULUT! KORKUYORUM BULUT! YÜZSEKLİK KORKUM VAR! İMDATT!"

Bas bas bağırmaya başlamamla gözlerini devirdi

"Sus be kızım, herkes bize bakıyor"

"AAAAGGGGG! İMDATTTT!"

Ağlamaklı sesler çıkarsam da ağlamıyordum. Ama bacaklarıma yapışan ellerimin titrediğini hissedebiliyordum.

Beni kendine çekti

"Alt tarafı şaka yapıyordum"

Başımı çevirip bahçeye bakındım kim var kim yok diye. Abiler ve kuzenlerin çoğu ordaydı.

"Beyaz atlı prensim! Altan'cığım! Kurtar beni bu kötü kalpli korsanın elinden!"

Ordan seslendi

"Nolurdu abi deseydin? Var ya, abi de kölen olurum"

"Sen gerçekten atılmak istiyorsun galiba"'

Deyip beni korkulukların önüne tuttu yine. Tekrar basbas bağırmaya başladı ve drama queenlik için yüksek sesli ağlama rolü yaptım

"ALTAN! ATIYOR BENİ! ŞÖVALYEM!"

"Geldim"

Sigarasını atıp içeri doğru yürüdü. Ohh, oh. Biz Altan beyimizin yürümesini beklerken sabah olurdu

"Ya Altan koşsana atıyor diyorum"

Valla galiba beni sevmiyordu bu oğlan.
Biraz sonra Altan geldi. Bulut da benim gibi bekliyor, hala beni korkulukların dışında tutuyordu

"Ver lan kızı"

Bulut sanki bunu bekliyormuş gibi beni fırlatırcasına Altan'ın kucağına bıraktı ve ellerini ceplerine atıp gevşek gevşek yürüyerek balkondan ayrıldı.

"İyi misin güzelim?"

"Evet. Beni odama bırakı ver bi zahmet"

"Tamam"

Deyip kucağında ki benle yürümeye başladı. Ya ne güzelmiş insanın böyle yürüyen taksilerinin olması. Aksay ailesinde sürekli o tarafa bu tarafa ev işi, yemek yapma, çamaşır yıkama falan koşuşturduğum için sürekli yoruluyordum. Hatta bazen fazla ayak üste kaldığım için başım dönüyor, gözlerim kararıyordu. Kan azlığımdan dolayıydı tabiki bu.

Kapının açılma sesiyle irkildim. Dalmıştım. Başım Altan'ın göğsüne yaslı olduğu için muhtemelen o da fark etmişti fakat bir şey dememişti. Beni nazikçe yatağa bıraktı ve yatağa oturup burnuma kadar yüzümü kaplayan battaniyeyi çekti. Sonra da nazikçe yanaklarımı öptü

"Gelecek misin aşağıya?"

"Pijamamı giyineceğim"

"Sonra?"

"Gelirim"

Dedim. Üstümü süzdü

"Şunu açmamı ister misin?"

Üzerime dolanmış(ve bantlanmış) battaniyeyi gösterdi

"Olur"

Dedim. Sadece bantları açtı. Zaten battaniyeyi de ben açardım.

"Teşekkürler"

"Rica ederim... Abim"

Gözlerim bir anlık ona kaydı ama gözlerimi kaçırıp battaniyeyi üzerimden attım. O da ayağa kalkıp kapıya yürüdü. O odayı terk ederken sadece onu izliyordum...

~

Çantamı karıştırmayı kesip sonunda aradığım şeyleri ellerimde tuttum ve yatağa oturdum. Bacağımı yatağa uzatıp bandajı açtım. Pek bi çirkin görünüyordu.

Bacağımı süzdüm. Midemi bulandırmadı, yüzümü buruşturmadı. Diğer insanları genelde böyle etkilerdi değil mi? Ama ben yaralarımla barışalı çok olmuştu. Uzun zaman önce onları saklamayı, onlar sırf vücudumu kötü gösteriyor diye ağlamayı kesmiş, onları süslemeyi ve sevmeyi öğrenmiştim. Hayır, sevmek derken vücuduma yara açmayı kastetmiyordum. Tabiki isterdim hiç yaram falan olmasın. Ama benim büyüdüğüm ev için imkansız bir istekti. Olsun.

Dizim de ki tek bir yerde olan büyük yara yerine küçük küçük ama tüm dizimi kaplayan yaraya bakmayı kestim. Resim çizilmezdi çünkü çok fazla küçük ve kabarık kırmızı yaralardı. Yara daha taze ve kabuk tutmamıştı. Kanardı.

Dikkatimi dizimin biraz üstünde ki morluk çekti. İşte bu olurdu. Hemen siyah kalemimin kapağını açıp oraya yıldızlar ve Satürn'ün halkasını çektim.

Sıra o yaraya gelmişti. Ayağa kalkıp makyaj masamdan yansımalı, oldukça parlak beyaz highlighter'imi alıp geri yerime yerleştim. Bunu yanaklarıma kullanmak yerine genelde gözlerime kullanıyordum.

Parmaklarımı yoğun bir şekilde highlighter'in üzerinde gezdirip çektim ve hafif dokunuşlarla, ama ışıltının yaramı kapatmasına özen göstererek elimde ki parlaklığı yarama sürdüm. Mikrop ve ya enfeksiyon kapabilirdi, ama zerre umrumda değildi. Süslenmeyi, süslemeyi, giyinmeyi, farklı şeylere sahip olmaya bayılıyordum. Ve bu başkalarına göre iğrenç görünen, güzelliğimi kapatan yara hiç benlik değildi. Başkalarının ne düşündüğü önemli değildi. Gerçekten değildi.

Bazen eski akrabalarım dan giyimimin genelde abartılı olduğunu, sürekli topuklu giyinmemin fazla olduğunu, ışıltılı ve fazla renkli makyajlar yapmamın şov olduğunu söyleyenler oluyordu. Bana "kime süsleniyorsun?" Diyorlardı bazen ama zerre umursamıyordum. Ben kendimi güzel görmek istiyorsam güzel görürdüm. Gerisi onları ilgilendirmez di.

Sevgilim yoktu, hoşuma giden bir erkek de yoktu. Ola da bilirdi. İstersem onun için süslene de bilirdim. Bu konular onların hadlerine değildi.

highlighter'in kapağını kapatıp memnuniyetle gülümsedim. Çok güzeldi. Artık koyu kırmızı yerine beyaz, mavi ve ışıltılı duruyordu. Ayağa kalkıp aldıklarımı yerlerine koydum ve odadan neşeli bir şekilde çıktım. Merdivenlerden indim.

Aniden durup geri odama koştum ve aynanın önüne geçtim. Fazla mı çocuksu duruyordu? Islak mendili hemen alıp yavaş yavaş tampon hareketlerle silmeye çalıştım. Çok parlaktı, silinmiyordu. Daha fazla da baskı uygulayamazdım çünkü acıyordu işte!

Kapının ayı gibi açılması ile yerimde resmen zıpladım

"Kedi misin amk?"

"Ayı mısın Bora?"

Bora ve Miraç gelmişti. Bacağımı hemen sandalye den indirip bacağımı geri attım ve dizimi görünmemesi için biraz eğdim

"Yaranı neden açtın?"

Miraç'ın dikkatli bakışlarını dizim de hissedince bacağımı diğer bacağımı arkasına saklamaya çalıştım

"Çirkin görünüyordu"

Diye mırıldandım.

"Önemli olan iyileşmen değil mi?"

Bora da dikkatle dizime bakarken konuşmuştu. Etrafa kısa bir göz atıp yatağımda ki bandaj'ı aldı ve yanıma gelip önümde eğildi. Bir adım geri çekildim

"Hayır, istemiyorum"

"Israr etme işte, mikrop kapar"

Ah Miraç, ah... Benim yaramı ani güzellik takıntısıyla simlediğimi bilsen ne yaparsın acaba?

"Getir bacağını"

Bora bacağımda nazikçe tutup nazikçe çekti. Kısa bir duraksamadan sonra yüzüme baktı

"Yera bu ne?"

Gözlerimi sıkıca kapattım. Gördü işte!
Miraç da eğilip baktı

"Bu ne lan?"

"Sim..."

highlighter desem anlamayacakları için düz yoldan söyledim. Miraç ayağa kalkıp kaşları çatık bir şekilde bana baktı. Bora da kalktı

"Ne demek sim? Yera yarana sim mi sürdün?"

Yok havadan kondu

"Çirkin duruyordu"

Miraç iç çekti.

"Bekle Doruk ve Ekin'i çağırıp geliyorum"

Panikle ellerimi iki yana salladım

"Hayır! Sakın söyleme!"

.
.
.
.

Bitti

Kaç gündür bu bölümü yazıyorum

Beğendiniz mi bölümü?

Gelecek bölüm de kaos var

Gelecek bölüm hakkında düşüncelerinizi yazarsanız mutlu olurum

3800 kelime

Bb

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

588okunma 24beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18