24. bölüm / 32
Abilerim mi?(Gerçek ailem)Şerif oradaydı
Bölümler 32Şu an: Şerif oradaydı
- 1 Tanıtım262 kelime
- 2 İletişim özürlüsü müsün?2.611 kelime
- 3 Kaçırıldım mı ben?2.567 kelime
- 4 Aşiretiz biz2.466 kelime
- 5 Aybars aşireti tanıtım112 kelime
- 6 Öyledir benim kızım3.080 kelime
- 7 Öyle olsun2.332 kelime
- 8 Sevgilin var mı?2.521 kelime
- 9 Senin de mi kalbin acıyor?1.762 kelime
- 10 Yavru ceylan?2.463 kelime
- 11 Bulunmasa mıydın acaba?2.535 kelime
- 12 Kara aşireti tanıtım132 kelime
- 13 Saldırgan?2.585 kelime
- 14 Ne yediği belirsiz?3.147 kelime
- 15 Ne hastalığı?2.543 kelime
- 16 Otur kara çiyan2.818 kelime
- 17 Yazık.2.665 kelime
- 18 İlk ten temasımızdı bu2.686 kelime
- 19 Hatırladım beni kaçıranı3.472 kelime
- 20 Küçük katil3.790 kelime
- 21 Vurma ona!3.431 kelime
- 22 Öldürecek misin beni?3.625 kelime
- 23 Mezarlığa gidiyor3.382 kelime
- 24 Şerif oradaydı3.571 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 Ölmüş mü?3.835 kelime
- 26 Öldü!3.933 kelime
- 27 Tehlikle.4.130 kelime
- 28 Doruk!3.755 kelime
- 29 Ne abiymiş arkadaş!3.831 kelime
- 30 BABAMI İSTİYORUM!3.797 kelime
- 31 Ölüler konuşmaz!3.817 kelime
- 32 Final3.200 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(20:12 20.03.2026)
"Nereye böyle?"
Alparslan babaya cevap vermek için ağzımı açtım fakat Umay anne cevap verdi
"Mezarlığa gidiyor. Ordan da halasına uğrayacakmış"
Ağzından çıkan kelimelerle duraksadım. Hemen gözlerim ona kaydı. O bunu nereden biliyordu...?
.
.
.
.
Ona olan bakışlarımdan ağzından kaçırdığı şeyi farketmiş olacak ki bana şaşkınlıkla baktı o da.
"Bu ne demek?"
Dedim ona kaşlarımı çatarak baktım ve ekledim
"Sen nereden biliyorsun?"
Ağzını araladı bir şey demek için fakat sustu. Ne diyeceğini bilmiyor gibiydi
"Kızım.."
Sert olduğunu düşündüğüm bakışlarımı Alparslan babaya çevirdim bu sefer
"Siz beni takip mi ettiriyorsunuz? Ve ya ses kaydı falan mı taktınız üzerime?"
Alparslan baba bana anlık bir bakış attı
"Hayır kızım, geç içeri konuşalım"
Hızlı adımlarla içeri geçip salona yürüdüm. Geri gelen beni gören yüzler çatık kaşlarımı görünce şaşırmış olmalılardı
"Kızım noldu? Gitmiyor muydun?"
"Onu size sormalı amcacım, noluyor acaba?"
Dedim sinirli ses tonumla Ulaş amcaya. Sakin olmaya çalışıyordum, beni sinirlendiren o değildi. Bu sefer Ahmet amca ve tüm abiler salondaydı. Miraç, Meriç ve Sarp da
"Yera? Noldu?"
Ahmet amca benim ki gibi çatık kaşlarıyla sormuştu. Arkamdan gelenler de salona dahil olup boş buldukları rasgele buldukları yerlere oturdular.
"Çabuk açıklarsanız sevinirim. Acelem var"
Benim mezarlığa gidip ordan Manon a konum atmam gerekiyordu.
Alparslan babaya bakarak söylemiştim sözlerimi. Kollarımı göğsümde başlamıştım ciddi görünmeye çalışarak.
"Alparslan noluyor?"
Ahmet amca babaya endişeyle baktı.
Alparslan baba iç çekti
"Yera mezarlığı bildiğimizi öğrendi"
Kaşlarımı kaldırdım, yüzüme gelen perçemlerimi sinirle arkaya attım.
"Ha herkes biliyor yani?"
"Kızım sakin olur musun?"
Umay anne tereddütle konuştu
"Kim bilir daha neler biliyorsunu-"
"Müjgan'ı biliyoruz"
Lafımı bölen, Toprak'ın patavatsızca söylediği şeydi. Ben ona şaşkınlıkla bakarken ona kızan birkaç ses duydum fakat umursamadım, şu an odağım bu değildi.
Biliyorlardı. Her şeyi biliyorlardı. Belki görmemişlerdi o günü gözleriyle ama bir şekilde biliyorlardı. Sahi, nereden biliyorlardı?
"Katil olduğumu biliyor musunuz?"
Ağzımdan dökülen kelimelere engel olamamıştım. Ben bile şaşırmıştım, katil değildim ki. Neden böyle söylemiştim? Acaba bilinç altımda katil olduğuma mı inanmıştım? Ama mümkün değildi ki, katil değildim ben.
"Sus! Katil falan değilsin sen!"
Umay anne hemen gelip bana sarıldı. Cümlelerim onu yıkmış gibiydi. Üzgün ve şaşkın yüzler görüyordum
"Ne katili? Baba noluyor?"
Sarp'ın hiçbir şeyden haberi yoktu ki şu anda şaşkınca bakıyordu babasına. Kardeşinin katil olduğunu duyunca kim bilir ne düşünmüştü hakkımda. Hayal kırıklığına uğramış mıdır?
"Cidden ne katili?"
Sesler boğuklaştı, sonra kulaklarımda yüksek sesli çınlama oluştu. Gözlerimi kapattım geçmesi için, başımı biraz eğdim. Gözlerimi tekrar açtım fakat bulanıktı görüyordum bu yüzden tekrar kapattım.
"Yera? Ablam iyi misin?"
Cansu ablanın sesini duydum, bu sırada sessizlik oldu, tüm dikkatler bende olmalıydı.
"Yera?"
Baba nın endişeli sesi beni daha da paniğe sokuyordu. Birkaç kişinin ayağa kalktığını duydum. Başımı hafifçe aşağı yukarı salladım iyi olduğumu söylemek istercesine. Birisi telaşla ayağa kalkıp yanıma yaklaştı
"Yenge lütfen biraz açıl"
Ekin'in sesiydi, Umay anne ellerini saçlarımdan çekip benden uzaklaştı. Başımı kaldırdım, Ekin kıyafetimin boğaz yerini tutup nefes almam için genişletiyordu
"Beni duyuyor musun?"
Başımı salladım. Boğuktu, çınlama geçmişti ve duyuyordum.
"Peki görüyor musun?"
Başımı kaldırıp ona baktım, bulanıktı.
"Bulanık"
Dedim derin bir nefes aldıktan sonra.
Gözlerini benden çekip Cansu yengeye döndü
"Yenge camı açsana"
"Oğlum noluyor?"
Ulaş amcanın sesi hala boğuk geliyordu.
"Panikledi, bayılacak. Su getirin"
Bora hızlı adımlarla salondan ayrıldı, saçlarından tanımıştım çünkü net göremiyordum. Ekin'in elini yüzümde hissetmemle tekrar ona döndüm. Saçlarımı geri itiyordu
"Konuş, uyanık kalmaya çalış"
"Abim sen katil falan değilsin, korkma, seni kimse suçlamıyor. 13 yaşında ki bir kız çocuğu koca kadını made etkisinde ki bir piçten nasıl koruyabilirdi?"
Ekin'in söylediklerinden sonra Arel beni uyanık tutmak için sakinleştirmeye çalışıyordu. Bu sırada camdan gelen soğuk hava tenimi sarmıştı. Gözlerim kapanıyordu, kendimi sarhoş gibi hiss ediyordum.
"Nolur birisi anlatsın şunu artık"
İsyankan sesi duydum. Hak veriyordum ona da, ikizi böyle bir olay yaşamıştı ve o da öğrenmek istiyordu tabii.
"Yera kendine gelsin, sonra hepimize anlatır değil mi kızım?"
Baba ikna edici yumuşak sesiyle söylemişti. Sözleri bana hitabendi. Başımı salladım sadece, hiçbiriyle göz teması kurmuyordum. Yapacak bir şey yoktu, biliyorlardı. Kim bilir kimden ne öğrenmişlerdi, netleştirmem lazımdı. Onların benim hakkımda yanlış düşünmemeleri gerekiyordu. Arel haklıydı fakat ben diğerlerinin ne düşündüğünü bilemezdim.
"Al"
Tepemde dikilen Bora nın uzattığı suyu hafif titreyen elimle alıp yudumladım. Görüşüm ve duymam düzelmişti. Bardağı indirip bacaklarımın üzerinde tuttum
"Daha iyi misin?"
Ekin'in sorusunu baş sallayarak onayladım. Birkaç dakika durup kendime gelmeye çalıştım. Onlar da saygı duyup sessiz kalmışlardı. Yutkunup lafa girdim
"Ben anlatacağım, sonra da siz nereden öğrendiğinizi söyleyeceksiniz tamam mı?"
Diğerlerinden ses çıkmayınca Arel konuştu
"Söz veriyorum abim"
Ona güveniyordum, bu yüzden sorgulamayıp anlatmaya başladım
"Rusya da yaşıyorduk, bir gün Hüseyin gelip beni Türkiye ye geç kalmış hediye bahanesiyle götüreceğini söyledi. Biz Türkiye ye gittik, beni ormanın içinde bir kulübe ye götürdü. Orada Müjgan adlı bir kadın vardı, ilk dil yüzünden pek konuşamadık fakat sonra kaynaştık baya. Akşam oldu, biz Müjgan la oturup sohbet ediyorduk, Hüseyin mutfakta bir şeyler yapıyordu, sonra elinde bıçakla çıktı"
Duraksayıp yere diktiğim gözlerimi yüzlerine çevirdim. Bazıları ifadesizce, bazıları, endişeyle, bazıları da üzgünce bakıyordu. Amcalar ve baba soğukkanlıydı, Arel ve Pars da öyle. Daha fazla insanın varlığını hissetmemle başımı diğer tarafa çevirdim ve kapıya yaslanmış Yaman'ı, duvara yaslanmış Hakan'ı ve ayakta dikilen Savaş'ı gördüm. Yüzlerinde büyük bir ciddiyet vardı. Devam etmem gerektiğini anlayıp tekrar yere baktım ve devam ettim
"Müjgan beni korumak için uzaklaştırdı, Hüseyin onu sıkıştırıp bıçakladı, birçok kez, belki 20 kez, belki 30. Sonra sandalye alıp onunla dövdü. Bu sırada ben polisi aramaya çalışıyordum, Türkiye de polisin numarasını bilmediğim ve numaram Rus numarası olduğu için uzun sürmüştü fakat aramıştım. Yetişemedim. Ben.. Müjgan a yardım edecektim, ikimiz aynı anda bilincimizi kaybettik, olmadı."
Sesim kısık ama isyankar çıkmıştı. Kaderime lanet eder gibi. Kalbimde bir sızı hissettim. Uzun zamandır yoktu.
"Lanet olsun, gerçekten"
Alparslan baba ayağa kalkıp sinirle konuşmuştu.
"Kızım ne biçim bir adamın elinde büyümüş?"
Çok ağlamak istedim onun bu kelimesine. Baba bana neler yaşattılar. Bu son cinayet olmamıştı baba..
"Uyandığında?"
Dedi Toprak tereddütle. Ağlamamak için dirensem de yaşlar gözlerimden inci tanesi gibi düştü. Yüzüme içimde ki fırtınayı saklarcasına ifadesizdi oysaki.
"Polislere anlatmak için direndim, evden kaçıp karakola gitmeyi bile denedim fakat beni bodruma kilitlediler"
Devamını getiremedim. Aylarca, aylarca beni bodruma kilitlediler demek istedim. Aileye ihanet ile suçladılar, beni dövdüler, uzun çubukla dövdüler. Aç bıraktılar belki akıllanırım diye.
Arel kalkıp yanıma geldi. Diğer yanıma oturup beni kendisine çekti ve başımı göğsüne koyup saçlarımı öptü. Gözlerimin dönük baktığına emindim, hatırlayınca böyle olurdu.
"Geçti abim, kimse sana asla dokunamaz artık biz varız"
Yüz ifadem bana ihanet etti. Dayanamadım ağlamaya başladım.
"Abi dün gece Hüseyin bana bıçak çekti"
Dedim ve yüzümü göğsüne sakladım
"Ne dedin?"
"Lan ne?"
"Benim kızıma bıçak mı çekti o it!?"
"Aman Allah'ım..."
"Nasıl bir insan ya bu?"
Birçok ses birbirine karışmıştı. Salonda benim Arel e güvenip aniden ağzımdan kaçırmamla çıkan kelimelerin üzerine büyük bir kaos çıkmıştı. Bir yandan da telefonum çalmaya başladı, muhtemelen Manon du. Bakmadan yandan basıp kapattım telefonu. Başım hala Arel'in göğsüne yaslıydı.
"Sakin olun! Strese sokuyorsunuz!"
Ekin korumacı bir şekilde sesini yükseltmişti
"Nasıl sakin olalım yiğenim? Şu kadarcık kıza bıçak çekmek nedir?"
Arda amca aklı almıyormuş gibi söylemişti
"Biliyorum amca, biliyorum. Ama bende Yera için diyorum değil mi? Bayılsın mı kız?"
Son sözlerini bastırarak söylemişti. Sanki fark etmesini istiyordu. Arda amca susup yerine oturdu, diğerleri de sakinleşmişti. En azından görünürde.
"Anlat amcam, nasıl oldu? Ne oldu o gece?"
Anlatsa mıydım? Evet, ama eksik.
Başımı kaldırıp Ahmet amcanın sorusunu cevapladım, biraz daha sakinleşmiştim
"Ben ona cani, katil falan dedim o da masada duran bıçağı alıp üstüme atladı. Dayımla kuzenim zor tuttu"
Önce ki konuşmayı anlatmama gerek yoktu dimi?
"Ağzına sağlık"
Meriç beni desteklerken Pars kollarını dizine dayayıp öne eğildi
"Manyak mısın kızım sen? Madem biliyorsun o adam katil, cani, neden onu kışkırtıyorsun?"
Omuz silktim umursamazca
"Rahat tavırları sinirimi bozuyordu, canı yansın, üzülsün istedim"
Arel tekrar saçlarımı okşamaya başladı
"Sonda üzülen biz olabilirdik abim, eğer o adam sana bir şey yapsaydı biz ne yapardık?"
Dudaklarımı hafifçe büzdüm, haklıydı. Bencilce hareket etmiştim
"Özür dilerim.. ben gerçekten öldürür diye düşünmemiştim."
Arel dudaklarını saçlarıma bastırdı
"Dileme güzelim.."
Diye mırıldandı. O zaman neden vicdanıma oynuyordu?
"Serap? Napıyorsun orada?"
Yamam tanımlayamadığım kadar garip bir ifadeyle sormuştu. Şüpheli mi? Merak mı?
"Ş-şey ben... Y-Yera hanımı merak etmiştim"
Yalan söylediği belli bir şekilde söylemişti. Kapı mı dinliyordu o?
"Serap kapı mı dinliyorsun sen?"
Ahmet amca kaşlarını çatarak söylemişti. Bu gerginlik bana fazlaydı.
"Hayır! Estağfurullah!"
Başını eğerek aceleyle itiraz etti.
"Tamam, mutfağa dön"
Serap hızla ayrılırken Ahmet amcanın bakışlarından konunun yalnızca şu anlık kapandığını anladım. Yüzümü silip ayağa kalktım
"Ben gideyim artık. Müjgan'ın kızını mezara götüreceğim"
"Tamam kızım. Git sen"
Aniden aklıma gelen şeyle geri oturdum
"Nereden öğrendiğinizi söylemediniz"
Arel abiye baktım
"Bebişim, söyleyeceğim demiştin"
Yanağımı okşadı
"Selen anlattı"
Şaşkınca kaşlarını kaldırdım. O nasıl söylerdi? Selen söylemezdi. Neden söylesin?
"Selen mi? O.. söylemez ki"
Arel kendini onaylarcasına başını salladı
"Selen söyledi. Senin anlattığın gibi detaylı anlatmadı, sadece 13 yaşındayken Hüseyin'in senin gözünün önünde bir kadını canice öldürdüğünü, seni zorla susuturduklarını söyledi"
Birkaç saniye durup idrak etmeye çalıştım
"Neden?"
Diye fısıldadım. Bu soru daha çok kendimeydi. Nedenini kafamda düşünüp bulmaya çalışıyordum.
"Yeni anlattı bize de. Bu aralar bir sürü şeyle tek başına uğraştığını, yetişemediğin için ağladığını söyledi. Senin için üzülmüş, yardım etmemiz için bize anlattı"
Kızmak geçti içimden fakat yapamadım. Selen ilk kez benim için endişelenmişti. İlk kez acımıştı. Belki hoş bir şey olmayabilirdi bir çok insan için fakat anlamazlardı. Onlar yıllarca sevilmeyi beklediğin kişinin sonunda sana acıyıp yardım etmeye çalışmasını anlayamazlardı. Bildiğim tek şey artık ona güvenip her şeyimi anlayamayacak olmam olsa bile mutlu etmişti beni. Ama çok az.
"Ben.. iyiyim ya"
Dedim ikna etmek ister gibi. Arel bana sarıldı
"İyi olacaksın.. şu seni kaçıranı da söylersen tam da iyi olacaksın"
Başımı iki yana salladım
"Olmaz"
"Yera söyle artık"
Hakan bıkkınlıkla söyledi
"Olmaz."
Dedim tekrar. Kendim halledecektim.
"Biz sana güveniriz amcam, söyle bize"
Alparslan babaya da lafını sokmuştu Ulaş amcam. Oh olsun.
"Söyleyeceğim amcacım, ama şimdi olmaz"
"Bana bak amcam"
Demesi ile Ahmet amcaya baktım
"Sakın kendini tehlikeye atacak bir şey yapma tamam mı?"
Başını salladım. Buradan çıkmam gerektiğini düşündüm ve ayağa kalktım
"Gideyim artık"
"Dikkatli ol"
Arel benimle ayağa kalktı
"Bırakayım seni"
Sadece başımı salladım. İtiraz etmek istemedim.
~
Takside hızlıca makyajımı yapmaya çalışıyordum. İyice arka koltuğa sinmiştim taksici abiye ayıp olmasın diye. Glossumu da sürüp kapağını kapattım ve küçük el aynamla birlikte çantama koydum. Manon la Müjgan'ın mezarında uzun uzun konuşmuştuk. Ona dün geceyi de anlatmıştım doldura doldura. Oh olsun banane. Manon dan bana zarar gelmezdi ama Hüseyin e gelirdi.
Taksinin durması ile çantamdan cüzdanımı çıkardım.
"Ne kadar abi?"
"250"
300 çıkarıp uzattım ve taksiden indim
"Kolay gelsin"
Önünde durduğum binaya baktım. Uzun zamandır buraya gelmemiştim Hüseyin yüzünden. 1 yıl mı olmuştu? 2? Önemli değildi. Şifreye baktım, en son 3838 miydi yoksa 3338 mi? Uzun uzun düşündükten sonra 33 38 i girdim ve oldu. Zafer kazanmış gibi gülümseyip doğruca asansör e yürüdüm. Biraz bekledikten sonra binip 8. Kata bastım.
Asansör durduğunda asansör den inip bir merdiven üstte olan kapıya ulaştım ve tıklatım. Birkaç saniye sonra Liya açtı
"Hoş geldinn!"
Onun gibi aynı coşkuyla kollarımı açtım
"Hoş buldumm!"
Biz birbirimize sarılırken halamın aşina olduğum uyarısını duydum.
"Dışarıda bağırmayın!"
Sesi içeriden geliyordu. Çok özlemiştim bu evi. Eskiden sık sık gelir 1-2 gün burada bile kalırdım. Halam haftalarca kalmamı isterdi fakat Hüseyin yüzünden anca o kadar kalabiliyordum. Hemen Liya dan ayrılıp içeri girdim ve hızlı adımlarla mutfağa girdim, tahmin ettiğim gibi oradaydı. En son Ali nin doğum gününde görüşmüştük.
"Halamm!"
Elinde ki işi bırakıp o da bana sarıldı
"Hoş geldin!"
"Geç otur bakalım, nasılsın?"
Mutfak sandalyelerinden birine oturdum
"Nasıl olayım? İyi, kötü arası"
"Kız dün ortalığı ayağa kaldırmışsın. Hayırdır? Anlat bakalım"
Tabakta duran dilim domateslerden birini ağzıma attım. Sofrayı hazırlıyordu aynı zamanda yemek yaparken.
"Ya hala ne yapayım? Bende ki de bir can ama değil mi? Ne kadar susup duracağım? Bıktım yemin ederim gına geldi, geçen Müjgan'ı rüyamda gördüm."
Yüzünü buruşturdu. Bu durumdan memnun değildi.
"Hepsi o şerefsiz yüzünden"
Rahatça arkama yaslandım
"Aynen öyle"
"Piç kurusu pezevenk"
Kapıya yaslanmış olan Liya kolları göğsünde bağlı bir şekilde dikiliyordu. Halamın yanında küfür etmemiz pek sorun olmuyordu.
"Yemin ederim onu her gördüğümde götüme kadar yanıyorum, sanki başımdan aşağı kaynar sular döküyorlar. Halamın eşi diye yüzüne gülüyorum"
"Halanın da amına koyayım"
Halamın çıkışına gülmeden edemedim. Ben onu izlerken o devam etti
"Ben zamanında çok dedim boşan diye de dinletemedim. Hemen gidip o Hüseyin'e yetiştirdi ablam boşan diyor dedi. Hay senin aklına sıçayım"
Çok hak veriyordum. Halam kendisi kocasından boşandı diye Hüseyin halamın kıskandığı için kardeşini de boşandırmak istediğini söyleyip Tuana nın aklına girmişti.
"Bende dedim, yemin ederim dedim hala defalarca kez boşan dedim. Yok, hep yapamayız tek başımıza yaşayamayız falan dedi. Korkusu para sıkıntısıydı, evi geçindirememekten korkuyordu. Ben dedim ki üçümüz de çalışırız. En azından üçümüz garsonluk yapsak bile baya dolanırdık biz de dinlemedi"
Üçümüz de hayıflanarak dedikodu yapmaya başladık..
~
Eve vardım, doğruca bahçede ki salıncaklı koltuğa yürüyüp oturdum. Saat 4 buçuktu. Açlıktan başıma ağrı girmıştı. En son ne zaman doğru düzgün yemek yemiştim? 2 gün önce sabah. Midem açlıktan yanıyor, başım dönüyordu. İçmeyi unuttuğum meyve suyumu çantamdan çıkarıp açtım ve yudumladım. En azından bu beni oyalar diye düşünüyordum. Halamlar da yemek yememiştim evde çok yediğimi söyleyerek. Böyle yapma amacım kendimi test etmekti, ne kadar açlığa dayanabildiğimi görmek istiyordum. Bunu her ne kadar Hüseyin Selen ve benim üzerimde test etse de en son 2 gün dayanıp sonra bayıldığım için ilerleme var mı diye test ediyordum. Kansızlığım önemli ölçüde az olduğu için fazla dayanamıyordum. Tabii aslında bu açlığa dayanıklılığı test ederken benim gibi arada hile yaparak ağzına bir şeyler atmamak gerekiyordu fakat yapacak bir şeyim yoktu. Ben hastaydım ve durumum kötüleşirse Aybars lar anlardı.
Meyve suyumu tekrar dudaklarıma götürürken gözlerim uzaklara değdi. Ben bu gün bir şey daha yapacaktım da, ne?
Ben uzun uzun düşünürken koltukta bir ağırlık hiss ettim. Yana baktığımda sigara içen Miraç'ı gördüm. Miraç'ı görmemle hatırladım, Şerif e yazacaktım! Daha doğrusu numarasını bulmaya çalışacaktım!
"Napıyorsun burada?"
"Overthink"
Dedim neşeli sesimle. Sahteydi, çünkü midem şu anda gerçekten neşeli olmama hiç yardımcı olmuyordu. Ses tonuma güldü.
"Neşenin kaynağı nedir acaba?"
Tutkun havaya çıktı bakışlarım. Şekilli bulutları tercih etsem de onlarda fena değillerdi. Yeni dinmiş yağmurun toprakta bıraktığı kokuyu içime çektim. Midem de bir acı hissetsem de bozuntuya vermemeye çalıştım
"Hayat güzel, ben güzelim. Neden üzgün olayım?"
Kahkaha attı bu minik egoma
"Keşke senin kadar egoist olabilsem"
Ona bakıp gülümsedim
"Egoist değilim... Sadece kendimin farkındayım"
Ekledim
"Ayrıca neden kendini beğenmiyorsun? Gayet taş gibisin"
Sırıttı
"Beğeniyorsun yani?"
Şok olarak ona baktım
"Benimle flört mü ediyorsun?"
"Olamaz mı?"
Sigarasından bir nefes çekerken hemen cevap verdim
"Ben flört etmem"
Yersen tabii
"Abinle flört ettiğini unutmadım"
Yanaklarımda alevler hissediyordum ve bu hiç hoş değildi!
"Abilerim bir istisna!"
Çünkü beni ciddiye almayacaklarını biliyorum
"Abin olayım"
Şaşkınlığım daha da büyüdü
"Ohaa, bana yürüyorsun"
Kahkaha attı
"Yüzünün aldığı ifade çok komik"
Hayır ya! Ellerimle hemen yüzümü sakladım. Meyve suyumu bacaklarımın arasına sıkıştırmıştım.
"Miraç ya!"
Piç!
O gülmeye devam etti. Hemen önüme döndüm
"Piskil- Pislik!"
Daha da utanç verici bir şey yapıp yanlış söylemiştim. Gülüyordu!
Korumayla konuşmasını bitirip içeri yürüyen Arda amcayı görüp hemen seslendim
"Amca ya! Çocuğuna bir şey desene beni zorbalıyor!"
Miraç hemen sigarasını saklamışti tabii
"Lan Miraç! Şerefsiz uğraşma kızla!"
Arda amca hemen sebebini bile sormadan Miraç a söylenmişti.
Ona öpücük atıp şeytanca gülümsemiştim Miraç a. Arda amcam içeri gitdince sigarasını tekrar çıkarıp dudaklarına götürdü
"Çok korktum"
Alaylı sesi gülümsememi bozmuştu. Gözlerimi devirip arkama yaslandım
"Sigarayı ulu orta yerlerde içip bir de birini görünce saklaman çok ironik. Ev insan kaynıyor zaten sen farketmeden onlar seni her an görebilir"
O zaten arkasına yaslıydı. Kolunu omzuma attı.
"Öğrensinler istiyorum zaten. Saklama sebebim ilk öğrenenlerin kesinlikle dedem ve babamın olmasını istememem."
Aklıma gelen şeyle kaşlarımı kaldırdım
"Dedem nerede sahi? Çoğu zaman evde olmuyor"
Sustu, düşündü biraz. Sanki nedenini biliyordu da bana ne demesi gerektiğini bilmiyordu.
"Vural dedeyle çoğu zaman iş başında oluyorlar"
Merakla ona yaklaştım, başımı omzuna yasladım. Kolu zaten kafamın altındaydı
"İş başı nerede ki?"
"Buradan biraz uzak bir yerde"
"Neden?"
Dışarıdan bakan sanki küçük bir çocuğa anlatmaya çalışıyor gibi durabilirdi çünkü ben fazla meraklıydım
"Biliyorsun aşiretiz, işlerin eve yakın bir yerde olmaması gerekiyor evi güvende tutmak için. Değil mi?"
Başımı salladım. Mantıklıydı.
"Ya cidden siz hiç aşiret gibi değilsiniz. Benim dizilerde gördüğüm aşiretlerin evine baskın falan olur. Her gün bir olay olur ama burda olay yok"
Sonra aklıma şeyle gözlerim büyüdü. Heyecanla sordum
"Ay sizin silahınız var mı belinizde?"
Heyecanıma güldü
"Hayır. Yetişkinlerin var"
"Senin yok mu?"
"Hayır"
"Neden?"
Çok fazla soru sorduğumu biliyordum ama kendimi durduramıyordum
"Biz silahı kafamıza göre kullanmayız, ruhsat alır öyle kullanırız. Ruhsat 21 yaşında veriliyor."
Düşüncelere daldım
"Şimdi benim abilerimin hepsinde silah mı var?"
"Evet, Sarp dışında"
Gözlerimi devirdim
"Ya Sarp benim abim falan değil sadece ikizim. Hepiniz de 10 dakikanın lafını ediyorsunuz aşk olsun"
Sonra bu konuyu boş verdim
"Peki 21 yaşını geçip de ruhsat almayı istemeyen var mı?"
"Hayır, her kes aldı. Bi Tamer, Asrın, ben, Meriç, Bora ve Sarp kaldık"
Kaşlarımı çattım
"Hani ben?"
"Sende mi almak istiyorsun?"
"Neden olmasın?"
"Pek isteyeceklerini sanmıyorum"
"Sebep?"
Sustu. İç çekti
"Hastasın ya. Tetikleyebilir"
Bu durumdan memnun olmadığı belliydi. Dudaklarımı büzdüm
"İleri seviyede değil ki. Ayrıca ben araştırdım, aynı hastalığa sahip olan çoğu insan sık sık bayılıyormuş. Ben fazla bayılmıyorum"
Ama şimdi bayılacak gibi hiss ediyordum. Başım hala dönüyordu
Başımı öptü, bana acıdığını biliyordum.
"Tabiki ileri seviyede değil. Fakat biz de seni strese sokmamaya çalışıyoruz"
Başımı salladım sadece. Umrumda değildi, 21 yaşım geldiğinde bende ruhsat alacaktım.
"Peki sende Şerif amcanın numarası var mı?"
Sohbetin arasına katıp sormaya çalıştım
"Ne alaka lan?"
"Şey, ben- kafa dengi birine benziyordu. Ben çok severim akrabalarla kaynaşıp karışmayı. Söyle bakayım var mı?"
İlk başta tökezlesem de cümlenin sonunu getirebilmiştim.
"Var, atarım şimdi"
Başımı salladım. Sorgulamamıştı daha fazla. Bu iyiydi!
Evden çıkan Meriç ile doğruldu
"Neyse sana doyum olmaz, Meriç ile dışarıda işimiz vardı biraz"
Geri çekildim kalkması için. El salladım
"Görüşürüzz"
İkisi de benlen vedalaşıp gittiler. Birkaç dakika sonra telefonuma gelen bildirimle Miraç'ın numarayı attığını gördüm. Sonunda buldum seni!
Hemen numaraya tıkladım
Siz
Merhaba Şerif amca
Ben Yera
Gerisinde ne yazacağımı bilmiyordum. Muhakkak duymuştur beni kaçıranı hatırladığımı, eğer duymuşsa zaten kendisi anlardı ne için yazdığımı.
Telefonu kenara koyup bacaklarımı ileri geri sallaya sallaya meyve suyumu yudumladım. Kafam o kadar doluydu ki korkmaya bile yetişemiyordum.. ama açlık kendini yetiştiriyordu. Ayağa kalktım, yemek yemeye karar verdim. Hastalığımı ilerletmek istemedim diye düşünsem de bahaneydi. Kimi kandırıyordum ben? Artık aç kalmama gerek yoktu, artık Hüseyin hayatıma müdahale edemezdi. Eve yürüyecekken kapıdan telaşla çıkan amcalar, baba ve birkaç kuzenle abileri gördüm. Takım elbiseliydiler. Hafta sonu evde olacaklarını sanmıştım.
"Evde olmayacak mıydınız?"
"Şirkette problem çıkmış güzelim. Ona bakalım eve geliriz"
Başımı salladım. Arel her zaman ki gibi beni yanıtsız bırakmamıştı. Başımı salladım
"Kolay gelsin"
Onların gidişini izledikten sonra doğruca eve yürüdüm. İlk işim karnımı doyurmaktı..
~
Mutfakta oturmuş zevkle meyveli jelibonlarımı yiyordum. Bir tabak makarnadan sonra anne bana bu nefis jelibonları vermişti. Hepsi farklı aromalıydı. Mutfakta yalnız olmam da keyfimi yerine getirirken telefonuma gelen bildirimle bakışlarım kitabımdan telefonuma kaydı. Kitabı masaya bırakıp telefonu elime aldım. Şerif nihayet cevap vermişti
Şerif amca
Merhaba kızım
Konuşmak mı istiyorsun?
Siz
Beni kaçırdığın konusunda mı?
Evet.
Şerif amca
Neyden bahsettiğini bilmiyorum.
_
Salağa yatıyordu. Muhtemelen elimde kanıt olmaması içindi, sandığım kadar aptal değildi.
_
Siz
Neyse ne
Sana atacağım konuma gel
Yazıp hemen telefonu çantama attım. Tabakta ki jelibonları da elime alıp mutfaktan çıktım. Onları burada bırakamazdım.
"Anne?"
Seslendim. Neredeydi bu kadın?
Hızlı bir şekilde salona kafamı uzatıp baktım, burada değildi. Koşarak üst kata baktım
"Anne!"
"Kızım noldu?"
Yıldız ablayla bir odanın önünde sohbet ediyordu
"Ben çıkıyorum. Birkaç eksiğim var onları alacağım. Haber vereyim dedim"
"Paran var mı? Vereyim mi?"
"Yok yok var"
Çok yoktu ama önemli değildi. Taksi parası çıksın bana yeterdi, ki zaten alışveriş yapacaktım dediğim gibi.
Uzanıp ikisinin de yanağını öpüp merdivenlerden koşarak indim
"Dikkat et!"
"Tamam!"
Diye bağırıp aceleyle evden çıktım. Bu sırada telefondan uber çağırıyordum. Dış kapıya çıkıp beklemeye başladım. Sakinleşmek için kapıda ki iki basamaklı merdivenlere çöküp oturdum ve jelibonları ağzıma tıkmaya başladım. Ellerimin stresle titrediğini hissediyordum. Gözlerimi kapatıp kendime gelmeye çalıştım. İleri geri sallanmayı da ihmal etmedim, bunu bana Liya öğretmişti. Muhtemelen birisi görse güler ve manyak olduğumu düşünürdü. İlk fotoğraf çekme sesi geldi, sonra ise bir erkek sesi
"Yera? Napıyorsun burada?"
Lanet olsun. Gözlerimi tereddütle açıp başını yukarı kaldırdım. Elimde ki karpuzlu jelibon la komik görünüyor olmalıydım, çünkü Tan ve Miran şu anda gülerek beni izliyordu.
"Şey.. Uber bekliyordum"
Ayağa kalktım ve şekerli elimi uzattım tokalaşmak için, sonra saçmaladığımı düşünüp elimi geri çekip ilk Miran'a, sonra Tan'a sarıldım. Onlar da bana gülerek sarılmışlardı. Bende olsam bende gülerdim.
"Nasılsınız canım kuzenlerim"
Avucumda kalan 4 jelibonu onlara uzattım
"Yer misiniz?"
İğrenç durumda değillerdi bi kere teklif edebilirdim!
"Yok sen ye"
Dedi Tan. Omuz silktim
"İstersen gideceğin yere ben seni bırakabilirim"
Miran'ın kibar teklifini başımı iki yana sallayarak reddettim
"Teşekkürler. Uber çağırdım zaten abiye ayıp olmasın"
"Tamam"
Kısaca vedalaştık, onlar içeri geçti, bende kulaklıklarımı açıp kulağıma taktım
Duman kolay değildir. Yeni takıntı yaptığım şarkılardandı. Çok güzeldi.
Yaklaşan araba ile plaka ya baktım, bu benim çağırdığım uberdi. Yaklaşıp arabaya bindim ve adresi söyledim
~
Parayı ödeyip arabadan indim. Restoranın önünde durdum, kasten kalabalık bir yer seçmiştim. Ayrıca uzak da değildi. Kalbim ağzımda atıyordu, bacaklarım hafif hafif titriyordu. Beynim bana o restoranın kapısından sakın adımını bile atma diyordu fakat kalbim yüzleşmem gerektiğini söylüyordu. Midemde bükülmeler hissettim, korkudan olduğunu bildiğim için bir şey yapmadım. Derin bir nefes alıp korkumu yatıştırmaya çalıştım. Onun önünde korkumu belli etmemem gerekiyordu. Bilerek soğuk tonlarda makyaj bile yapmıştım bunun için
Derin bir nefes alıp restorana doğru yürüdüm, cam kapıyı itip içeri girdim. Biraz içeri bakındığımda cam duvarın yanında oturmuş denizi seyrettiğini gördüm. Şerif oradaydı.
.
.
.
.
Bitti
Oha cidden tek oturuşa bitirdiğime inanamıyorum. Neyse ki çok da işim yoktu.
12:01
Dttk gitme dinliyom
Bitme tarihi:21.03.2026
Yayınlanma tarihi:09.05.2026
Ya benim böyle fic yazmaya takma sebebim farklı bir ülkede ailemden uzak olmam. Onlarsız gerçekten iğrenç hissediyorum ve çok sıkılıyorum😭
3580 kelime
Bb
Bölüm etkileşimi
