31. bölüm / 32
Abilerim mi?(Gerçek ailem)Ölüler konuşmaz!
Bölümler 32Şu an: Ölüler konuşmaz!
- 1 Tanıtım262 kelime
- 2 İletişim özürlüsü müsün?2.611 kelime
- 3 Kaçırıldım mı ben?2.567 kelime
- 4 Aşiretiz biz2.466 kelime
- 5 Aybars aşireti tanıtım112 kelime
- 6 Öyledir benim kızım3.080 kelime
- 7 Öyle olsun2.332 kelime
- 8 Sevgilin var mı?2.521 kelime
- 9 Senin de mi kalbin acıyor?1.762 kelime
- 10 Yavru ceylan?2.463 kelime
- 11 Bulunmasa mıydın acaba?2.535 kelime
- 12 Kara aşireti tanıtım132 kelime
- 13 Saldırgan?2.585 kelime
- 14 Ne yediği belirsiz?3.147 kelime
- 15 Ne hastalığı?2.543 kelime
- 16 Otur kara çiyan2.818 kelime
- 17 Yazık.2.665 kelime
- 18 İlk ten temasımızdı bu2.686 kelime
- 19 Hatırladım beni kaçıranı3.472 kelime
- 20 Küçük katil3.790 kelime
- 21 Vurma ona!3.431 kelime
- 22 Öldürecek misin beni?3.625 kelime
- 23 Mezarlığa gidiyor3.382 kelime
- 24 Şerif oradaydı3.571 kelime
- 25 Ölmüş mü?3.835 kelime
- 26 Öldü!3.933 kelime
- 27 Tehlikle.4.130 kelime
- 28 Doruk!3.755 kelime
- 29 Ne abiymiş arkadaş!3.831 kelime
- 30 BABAMI İSTİYORUM!3.797 kelime
- 31 Ölüler konuşmaz!3.817 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 Final3.200 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu bölümde sizden bol bol satır arası yorum bekliyorum çünkü gelecek bölüm final
_
Miraç iç çekti.
"Bekle Doruk ve Ekin'i çağırıp geliyorum"
Panikle ellerimi iki yana salladım
"Hayır! Sakın söyleme!"
.
.
.
.
"Sebep?"
Diye sordu Bora. Bende suçlu ses tonumla konuştum
"Kızarlar"
Suçlu olduğumu biliyordum çünkü. Mal mısın da taze yarana sim sürüp enfeksiyon kapma riskini yaratıyorsun?
"Bekle çağıracağım"
Miraç odayı terk ettikten sonra Bora'ya baktım. O da bana bakıyordu. Ama böyle aşk dolu bakışma değil de, daha çok iki mal birbirine bakar gibiydik.
"Mal mısın?"
Dedi sonunda. Omuz silktim
"Olabilir. Sen değil misin?"
Kendimi savunmaya çalışıyordum hala
"Değilim. Derslerim iyi benim"
Kaşlarımı çattım
"Benim de iyi bi kere"
Bu aralar boşlamıştım ama toparlayacaktım
"Benim ki daha iyi"
Dedi. Açık açık çatla patla diyordu
"Şimdilik! Şu anlık!"
Dedim sinirle. Biraz daha konuşsa yakasına yapıştırdım
"Göreceğiz"
Diyince dudaklarımı birbirine bastırıp sinirli bir nefes verdim. Birinin benimle rekabet etme ihtimali bile tüylerimi diken diken ediyor, tüm şarterlerimi attırıyordu. Rekabet den nefret ediyordum.
"Seni boğarım"
Dedim sakin gözükmeye çalışarak
"Cani"
Dedi bana. Cani. Dedi. Bana.
Hemen üzerine atlayıp boğazına sarıldım. İkimiz de yere yapışmıştık. O altta, ben üsteydim.
"MANYAK!"
Dedi şokla. Bense hırçın bir şekilde boğazını çok da sert olmayacak şekilde sıkıyordum
"GEBER BORA!"
Kollarını kollarımın arasından geçirip iki yana doğru dirsek içlerimden dışa itti. Böylece beklemediğim anda üzerine yapışmama sebep olmuştu. Ben daha onun üzerine düşmeden beni yana itti. Kafamın yere değmesiyle inledim
"Ya mal mısın?! Başım koptu!"
"Abart!"
Dedi şaşkınca. Kapının açılması ile ikimizin de kafası otomatik olarak kapıya döndü
"Noluyor lan?"
Kapıdan içeri girmiş Miraç, kapının önünde Ekin, Doruk, onların arkasında Arel ve Sarp vardı.
"Sizin uysal, mini minnoş dediğiniz kız beni boğmaya çalıştı"
Benim hakkımda hangisi böyle demişti? Neyse.
Hemen hafif kanamaya başlayan yaramı gösterdim
"Sevgili Arel abicim, Bora beni duvardan duvara vurup kafamı yere sürttü. Bacağıma da çekiçle vurdu"
Resmen tek nefeste sanki sıradan bir şey söylüyor muşum gibi sıraladığım kelimlerle Bora şokla bana baktı
"Çekiç nerede peki?"
"Camdan attın"
Dedim rahatça. Ezber gibi söylüyordum.
"Gerçekten şoktayım"
Ekin gelip kaldırdı beni
"Gel bakalım küçük yalancı"
Ayağa kalktım, o beni yatağa oturturken konuştum
"Yalan söylemiyorum ki ben"
Dedim. Umursadığını sanmıyordum.
"Ne yaptın sen bacağına?"
Önümde eğildi. Az ince elinde fark etmediğim küçük çantayı açıp içindenl eldiven çıkardı ve ellerine geçirdi
"Simledim"
Dedim dürüstçe. Zaten görüyordu. Doruk Ekin'in yanına eğildi. Diğerleri de odanın içinde duruyorlardı işte
"Sebep?"
"Çirkin görünüyordu"
Dedim bilmem kaçıncı kez.
"Sende simleyeyim dedi, öyle mi?"
"Hmhm"
Diye mırıldandım. Sonra ise neden Doruk'u kızdırmayayım diye düşündüm. Aslında ondan bu günkü davranışım için özür dilemeyi düşünüyordum fakat ona sataşmak eğlenceliydi
"Bak saturn de çizdim"
Parmağımla morluğun üzerine çizdiğim yuvarlak halkayı gösterdim. Bakışlarını dizim den kaldırdı ama saturn e değil yüzüme baktı. Bu bakışı sanki şey gibiydi... Bıkkınlık? Sabır diliyor gibi? Banane
Kısa bir sessizlikten sonra
"Beğenmedin mi?'
Diye sordum
"Allah'ım sabır!"
Dedi sinirle. Ekin de kıkırdamıştı. Doruk ardından Arel'e döndü
"Neden çok sevdiğin kardeşine sahip çıkmıyorsun?"
Dudaklarımı büzüp elimi göğsüme koydum sahte bir alınganlıkla
"Yoksa sen beni sevmiyor musun?"
Ayağımda hissettiğin ıslaklık la bakışlarım dizime kaydı. Ekin yarama bir sıvı dökerek pamukla temizliyordu. Geri Doruk"a baktım. Sessizce yüzüme bakıyordu. Sevmiyor muydu?
"Kardeşim bir soru sordu, Doruk."
Uyarırcasına konuştu Arel. Onun bu sözünden sonra Doruk "seviyorum" dese de inanmazdım çünkü bariz baskı vardı Arel'in sesinde
"Seviyorum tabii, anlaşamasak da"
Başımı hafif sallayıp Ekin'e bakmaya devam ettim. Belki de fazla konuşuyordum. Belki de konuşmamam gerekiyordu. Telefonuma gelen bildirimle dikkatim dağıldı. Bakışlarımı komodinin üzerinde ki telefonuma değdirip oraya uzandım ve elime aldım. Oda da sessizlik hakimken telefonun şifresini açıp Whatsapp a girdim. Bilinmeyen numara. Bilinmeyen numaralar artık travmam olmuştu fakat dm e tıklayıp ne yazdığını görmek istedim
Bilinmeyen numara
Merhaba, Yera
Ben Bars. Hatırladın mı?
_
Ne alakasın sen?
Boş bakışlarımdan olsa gerek Arel'in sesini duydum
"Güzelim bir sorun mu var?"
Başımı kaldırıp ona baktım
"Hayır"
Dedim kısa ama net bir şekilde. Sonra ise geri telefona baktım
Durgun denizim
Merhaba Erayy
_
Niye yazdın yazsam kabalık mıydı? Galiba. Bu yüzden yazmaktan caz geçip yazmasını beklerken kaydettim
Bu numarayı kaydettiniz
'Bilinmeyen numara' kullanıcısını 'Eray' diye kaydettiniz
Eray
Umarım rahatsız etmiyorumdur?
Durgun denizim
Yoo bizde zaten kuzenlerle seksek oynuyodik
Eray
Pekâlâ
Yarın buluşabilir miyiz?
Önemli bir konu hakkında konuşmak istiyorum
Durgun denizim
Spoi vermesene ya gozume uyvu girmez
Eray
Sabırlı olmalısın
Durgun denizim
Pki
Eray
İyi geceler dilerim;)
Durgun denizim
Tskk
(22:57)
Ay yani iyi geceler
(23:02)
_
Peki benim gerizekalılık? Adama iyi geceler yazmayı unutmuştum. Telefonu yatağa atıp Ekin'e baktım
"Bitmedi mi ki hala?"
Kafasını kaldırmadan imayla konuştu
"Ne biçim sim bu? Gitmiyor."
"Biraz bastırarak mı çitilesen?"
Diye saçma sapan bir öneride bulundum
"Oldu"
Dedi geçiştirmek için. Hoş değil yalnız. Ofladım
"Sanki kendi eserin değil miş gibi bir de ofluyorsun"
Dedi Doruk tepemin üzerinde. Onu görmezden gelip bir öneride bulundum
"Aseton mu döksek?"
Bana dehşetle baktılar.
"Manyak mısın sen?"
Odada sadece ben ve bu ikisi kalmıştı. Küçük(benden büyük olsalarda) kuzenler sohbet ederek çıkmış, Arel ise telefonuna arama geldiği için çıkmıştı.
Omuz silktim
"Böyle yaralarıma ben aseton dökerdim"
Dedim sanki normal bir şeymiş gibi. Değildi. Biliyordum ama yapacak bir şey yoktu.
"Acımaz mıydı"
"Çok değil. Bu yüzden şimdi dökebilirsiniz"
Ekin'in sorusunu içi rahat etsin diye ikna edici bir şekilde yanıtladım. Doruk ise tepemde, elleri belinde, kaşlarını çatmış bana bakıyordu ters ters. Yine onu görmezden gelip Ekin'i izlemeye devam ettim. Bu kadar küçük bir yara için benimle ilgileniyordu. Hemde ciddi ciddi.
İlk kez birisi yaralarımı sarıyordu. Çok hoşmuş gerçekten.
"Yera?"
Başımı kaldırıp Doruk a baktım. Ya sabır gerçekten
"Neden kaçık gibi Ekin'i izliyorsun?'
Kaşlarımı çattım kaçık?
"Kaçık?"
"Gülümseyerek ve mutlu mutlu. Canın yanmıyor mu?"
"Yanmıyor Doruk"
Devam ettim
"Sevgili biricik kuzenciğim benim hatama rağmen şikayet bile etmeden yaramı temizliyor. Ayrıca çok nazik. Nasıl mutlu olmayayım?"
Ekin başını kaldırıp bana baktı. Ona duyduğum minnetimi dile getirdiğim için mutlu gözüküyordu.
"Rica ederim tatlım"
Dedi ve işine geri döndü. Doruk sessiz kalmayı seçmiş gibi gözüküyordu. İletişim özürlüsü.
Kaşlarımı kaldırdım. Kendi içimde dediğim şeye şaşırmıştım. Hayır! Hayır! Malsın sen! Toprak'ın sana diyerek dalga geçtiği şeyi şimdi başkasına diyemezsin!
Gülen yüzüm solmuş, somurtkan bir ifade yerini almıştı. Olmamıştı bu...
"Moralini bozduysam pardon. Gülümsemek sana yakışıyor"
Boş gözlerimi Doruk'un yüzüne çıkardım. Eyvallah ya, ama bu benim moralimi düzeltmedi
"Yok. Bozulmadı moralim"
"Bitti"
Ekin ayağa kalktı. Dizime baktım. Işıltılar vardı yinede ama çoğunluk temizlenmişti
"Hafif parlıyor, ama o da geçer duş aldıkça"
Ardından bandaj çıkarıp dizimi sardı. Sessizce onu izliyordum
"Bu da bitti"
Bende ayağa kalktım ve ona sarıldım
"Teşekkürler Ekin"
"Rica ederim. Bir daha "yaralarımı güzelleştireceğim" diye kendini simlemesen sevinirim"
Sırtımda elini hissettim. Kısa süre sonra geri çekilip başını salladım
"Bir daha olmayacak. Olsa da daha eski yaralara olur merak etme"
Kısaca güldü
"Olmasa daha iyi"
Dedi malzemelerini toplarken. Çantası açılan çantalardandı ve oldukça düzenli duruyordu.
"İyi geceler"
Dedi. Karşılık verdim
"İyi geceler"
Doruk da aynısını mırıldandıktan sonra ikisi de beni yalnız bıraktı. Tuvalete girip işimi hallettim ve tarazinin üzerine çıktım. 53! Ne demek 53!?
Bu görüntü sanki bedenime elektirik çarpıyordu. Hemen tarazinin üzerinden kaçarsına indim.
"Lanet olsun..."
Fazla mı yiyordum bu aralar? Kesinlikle diyete girmem lazımdı! Dana kadar olmadan kendimi durdurmam lazımdı!
Hızlı adımlarla tuvaletten çıktım. 4 ü de buradaydı.
"Kızım noldu rengin başın solmuş yine? Seni de yalnız bırakmaya gelmiyor"
Sarp a ters ters baktım
"Yok bir şey"
Dedim yanına yürüyerek. Yatağa oturup yorğanı üzerime çektim
"Bir şey olmuş belli"
"Bizimle paylaşabilirsin biliyorsun değil mi?"
İlk Miraç, sonra Meriç konuşmuştu. Bunlara noluyordu?
İç çektim. Şimdi söylemesem yanlış anlayacaklardı
"Kilo almışım"
"Kaç kilo?"
Diye sordu Bora. Elimi kocaman açıp gösterdim
"5! Tam 5 kilo almışım!"
"Ohaa, şaka yapıyorsun sen!??"
Meriç elleriyle yanaklarına baskı uygulayarak aşağı çekti. Aklınca benimle dalga geçiyordu
"Kaç kilodan kaça?"
Onun aksine Bora beni ciddiye alır tavrıyla sorunca çatılmış kaşlarım düzeldi
"48 dim, 53 olmuşum!"
53 ü söylerken sanki 89 söylüyormuşum gibi uzattım
"Tamam pek bir şey değilmiş. Zaten fazla zayıftın"
Miraç'a şokla baktım
"Ne demek pek bir şey değilmiş? Kendimi yerden yere atmam için bir sebepken ben susup kendi kederimde boğuluyorum!"
"Pek susmuş gibi değilsin kuzen"
Şok dolu bakışlarımı Meriç'e çevirdim bu sefer
"Siz sorgulamasaydınız boğulmaya devam ederdim bu arada"
"İyiki de sorgulamışız. Çok güzelsin canım ikizciğim. Ayrıca boyuna göre de kilon gayet iyi, hatta hala zayıfsın"
Dedi hemen dibimde oturan Sarp. Sarıldım, canım ikizciğim beni teselli etmeye çalışıyordu
"Canım ya... Ama kiloluyum"
"Zayıfsın!"
Kontrol etmiştim, göbeğim çıkmamıştı. Benim bu yaşıma kadar hiç göbeğim çıkmamıştı. Galiba çocukluğumdan beri çok yiyen biri olmadığım içindi.
"Peki peki"
Diye geçiştirdim. İnadım inattı, beni vazgeçiremezlerdi. Başımı yastığa gömüp yorganı kafama kadar çektim
"TATLI UYKULAR!"
Dedim bağırarak. Dördü de karşılık verdi. Bu sırada baş ucumda ki telefonum çaldı. Birkaç saniye durdum belki susar diye ama susmayınca doğrulup telefonu aldım. Ex babaanne Yeliz arıyordu, hemde görüntülü!
"Telefonla konuşsam olur mu?"
"Konuş tabii"
Dedi Meriç. Saçımı arkaya atıp açtım
"WOW!"
"OWW"
Telefonu açar açmaz bağırdı, bende karşılık verdim. Bu bizim selamlaşmamızdı JZJDKDPANDKDMSF
Ardından hemen konuştu
"Napıyorsun çatlak"
Yanımda telefona bakan Sarp'ın bakışları babaannemin sorusu ile anında bize döndü. Benim babaannem biraz şey bir insan olabilirdi(aynısı)
"Hiç öyle tam uyuyacaktım aradın"
Dedim. Güldü
"İyi etmişim o zaman"
"Sen napıyorsun"
"Bende hiç, işten geldim perdeleri yıkadım oturdum dedim bakayım bizim hayırsız Yera napıyor"
"Ben diye hayırsız oldum be"
Dedim. Bana ters ters bakmaya başladı
"Yeni ailene gittikten sonra ne arar oldum ne de sorar"
Bakışlarımı odada gezdirdim
"Ya bu aralar başım çok karışık da"
"Öyledir"
Diye geçiştirdi. Ardından tekrar tekrar konuştu
"Hüseyin ayaklanmış duyduğuma göre?"
Gerçekten mi der gibi baktım
"Öyle mi? Valla hiç haberim yok"
"Hayırlı evlat"
Diye ima yaptı. Omuz silktim umursamazca
"Onun evladı değilim ki"
Bu konu hoşuna gitmemiş olacak ki yine konuyu değişti
"Ne duydum?"
"Ne duydun?"
Babaannem sıradan şeyleri bana söylemezdi. Demek ki sağlam dedikodu vardı
"Yalın var ya"
Gözlerimi devirmeden edemedim
"Hıı var"
Dedim memnuniyetsizce
"Hapisten çıkmış"
Biliyom ki ben bunu
Sıkıntıyla iç çektim
"Gördüm"
"Nasıl gördün? Nerede gördün?"
Dedi merakla. Yanımda ki lerden dolayı üstü kapalı anlatmaya çalıştım
"Gelip selam verdi. Çok özlemiş beni"
Göz kaş yaparak sonra anlatacağımı da söylemeye çalıştım. Bizim göz kaş la anlaşma yeteneğimiz sağolsun.
"Hmm, hiç de sevmem o adamı. Karısı ölmüş diyorlar?"
"Ölmüş mü ki? Kız deliler hastanesinde değil miydi o?"
Kızının kaybı, kocasının 6 yıllık hapis cezasından sonra kafayı yemişti.
"Öyleydi. Kendini öldürmüş orada diyorlar"
Kim diyor
"Yazık ya"
Tanrı Hüseyin'in de, benim de belamızı versin. Gerçi verdi gibi ama neyse
"Ballı napıyor?"
Diye sordum. Teyzem di ama 23 yaşı vardı. Geç doğmuştu biraz
"Hiç öyle o da iş güç"
"Sevdin mi yeni aileni?"
"Sevdim"
Hemen yanıt verdim
"E sen gelmezsin o zaman buralara"
"Gelirim ya 3 yılda bir"
Diye dalga geçtim. Zaten zırt pırt gidemezdim çünkü Rusya da yaşıyordu babaannem
"Çatlak"
diyip güldü. Ardından tekrar konuştu
"Yalnız mısın?"
"Hayır"
"Bi çık dışarı bir şey diyeceğim sana"
Yataktan kalkıp çıktım odadan. Balkona girmek için adımlayınca cam kapısından Arel'in orada olduğunu görüp mutfak kapısından arka bahçeye çıkıp bulduğum ilk taşın üzerine oturdum. Koruma falan yoktu burada. Bu sırada babaannem görüntülüyü kapattığı için telefonu kulağıma dayadım
"Noldu?"
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
"Bu gün Hüseyin le konuştum"
"Eee?"
Dedi Yera merakla. Yalnız konuşmak isteyecek kadar neydi önemli olan merak ediyordu. Bu sırada Yera'nın içeriden çıkıp taşa oturduğunu ve telefonla konuştuğunu gören Gurur, Onur, Ulaş, Arda, Ahmet ve Alparslan ona aldırmadan sohbetlerine kısık sesle devam etmişlerdi.
"Bana herkesle arasını düzeltmek istediğini söyledi"
"Banane?"
Diye çıkıştı Yera. Hüseyin'e karşı öyle bir nefret yatıyordu ki içinde, adını duymak sinirlenmesine yetiyordu.
"İki kızı ve karısıyla birlikte yeniden aile olmak istiyormuş. Seni geri istiyor canım"
Yera duyduklarıyla sinirle ayağa kalktı
"Ölsem de gelmem tamam mı!?"
Sesini kısık tutmaya üzen gösteriyordu ama siniri de ona yardımcı olmuyordu. Arkasında onu izleyen dayıları, amcaları ve babası ilk takmamaya çalışsalar da bir problemin olduğu belli olan Yera'nın konuşması onlarda da merak uyandırmıştı.
"Kızım şans ver, istesen de istemesen de Hüseyin senin baban!"
Yera sinirle ayağını yere vurdu
"Hüseyin benim babam falan değil! Babamın yerini almaya çalışan bir pislik! Benim babam Alparslan!"
Hemen savundu babasını. Alparslan her ne kadar onu bir kez hayal kırıklığına uğratsa da ikisi arasında olan bir şeydi. Nolursa olsun babasını korurdu. Hele ki de koruyacağı taraf eski ailesiyse.
"Daha 1 yılı bırak, 5 ay bile olmadı! Ne ara baban oldu?"
"Üff! Sinirimi bozuyorsun ama sen!"
Dedi kendini tutamayarak. Sinirlendiği için aksanı da kendini belli ediyordu.
"Hüseyin istediğini yapsın! Umrumda değil! Ben ailemi seviyorum ve bir daha Aksaylara dönmem!"
Diye sitem etti. Ahmet ve Alparslan göz-göze geldi. Hepsi anlamışlardı konunun ne olduğunu. Alparslan anlamıştı Hüseyin'in Yera'yı geri istediğini
Yera telefonu kapatıp sertçe yere oturdu ve kollarını kendisine doladı
"Vı vse mne nastroyeniye isportili!"
(Gerizekalı! Üff moralimi bozuyorsunuz hepiniz birden!)
Dedi kısık ama onların duyabileceği bir şekilde.
"Nu koneçno, pust vse gluposti nahodyat menya! Mujik udarilsya golovoy, açnulsya — a kraynyaya apyat ya!”
(Ne güzel ya, tüm aptallıklar beni bulsun! Adam kafasını çarpmış kendine gelmiş kabak benim başımda patlıyor!)
Kendi kendine söylenmeye devam etti. Ardından bakışlarını yıldızlara çevirdi. Eski ailesine asla gitmek istemiyordu, yeni bulduğu ailesi kendisini çok seviyor, değer veriyorken olmazdı. Çocukluğunu yeni yeni yaşamaya başlıyorken üvey babası buna engel olamazdı. Olmamalıydı çünkü Yera ilk kez bu kadar mutlu hissediyordu.
Genç kız hızla ayağa kalkıp hızlı ve sert adımlarla mutfaktan içeri girip koşarak merdivenlerden çıktı.
Alparslan kaşlarını çatarak yere bakıyordu. Ahmet kardeşini sakinleştirmek için konuştu
"Alparslan sakin olur musun? Velayet bizde asla alamazlar"
Alparslan sert bakışlarını abisine çevirdi
"Ama huzursuz ediyorlar"
"Gerekirse kendi yolumuzla hallederiz. Sıkma canını"
Gurur'un bahsettiği yol, tabiki silahla tehdit etmekti.
"Tefeci miyiz biz?"
"Değil miyiz?"
Gurur gayet kendinden emin bir şekilde Arda'yı yanıtladı. Tefeci değillerdi, Gurur silahla şov yapmayı sevse de Arda'nın arası silahla pek yoktu.
"Değiliz"
Diye yanıt verdi bu yüzden. Gurur Alparslan'ı daha fazla sıkmamak için susmak zorunda kaldı.
"Yeter artık, kimse Yera'yı daha fazla sıkamaz. Merak etme, hallederiz"
Alparslan kendisine destek olmaya çalışan kardeşi Ulaş'ın lafına sadece başını sallamakla yetindi. Hallederiz diyince hall olunmuyordu, bu yüzden kafasına takmadan edemiyordu.
YERA'NIN ANLATIMI İLE
Kapının önüne gelince durup soluklandım, ardından normal görünmeye çalışarak içeri girdim
"İyi geceler bıbı"
Hemen yatağa girip yorganın altına girdim ve Sarp'a yapıştım. Sarp hemen başımı öpüp bana geri sarıldı
"İyi geceler şeker parem"
"Ay çok tatlısın..."
Yanlışlıkla düşüncelerimi dile getirmiştim. Ama olsun, sorun değil. İkizciğim hak ediyordu bu iltifatı
"Seni kadar olamam"
Centilmen boyyy
Bir şey dersem muhabbet uzar diye gözlerimi kapatıp kollarında uykuya dalmaya odaklandım. Yalın meselesi, kilo almam, şimdi de Hüseyin... Eminim hepsi aynı anda saldırıyordu çünkü beni yıpratmaya çalışıyorlardı... Sahayı size bırakacak değilim yalnız!
Kafamda kurduğum şeyleri bir kenara bırakıp gözlerimi kapattım uyumak için.
~
Sabah
"Şştt, uyuyor demiyor muyum?"
"Ya anladık Sarp uyuyor. Ahtapot gibi sarılmasana kıza uyanacak"
"Abi gider misin? O bana sarılmadan uyuyamıyor"
"Valla gayet de uyuyor gibiydi sen tuvaletteyken"
"2 dakika dayanmak, zorunda kaldı"
"Gittin 20 dakika sürmüştür bu arada"
Gözlerimi yavaşca araladım esneyerek. Gözlerimi ovaladıktan sonra hemen yanımda bana sarılan Sarp ve tepemde Azrail gibi dikilen Altan'ı gördüm
"Günaydın"
İkisi aynı anda eğilip yanağımı öptü
"Günaydın"
Dediler aynı anda ve bunu fark edip birbirlerine ters ters baktılar. Çok tatlılardı...
"Güzelim bende seni uyandırmaya gelmiştim. Okula geç kalacaksın"
Başımı sallayıp yerimde doğruldum
"Kalktım"
Ben yataktan kalkarken o ikisi de odadan çıktı. Muhtemelen Sarp giyinik olduğu için diğer okullu civcivler de giyinmişti. Bu yüzden kapıyı kilitleyip ilk tuvalete girdim, sonra ise odaya gelip üzerimi değişip yemek odasına koştum.
"GÜNAYDIN!"
Her zaman ki yüksek neşemle giriş yaptım. Kara kuzenler de buradaydı. Herkes neşeme neşeyle karşılık vermişti. Sandalyeden neredeyse düşecek şekilde uyuklayan Meriç hariç..
Başını kaldırıp ben otururken bana baktı
"Abi ben gözümü açamıyorum, kız uyanır uyanmaz neşe saçıyor"
Gülümseyerek ona baktım
"Relax ol kuzen, hayat uyumak için fazla güzel"
"Hayatı toz pembe falan mı görüyorsun sen?"
Doruk'un her zaman ki ucubeliği neşemi neredeyse sömürecekti. Neredeyse
"Evet"
Diye yanıt verdim keyfimi bozmadan. Hayat kötüyse, sende kötü olacaktın. Hayır. Hayatın kötüyse, hayatını güzelleştirecektin. Çünkü sen kendini iyileştirmezsen kimse bu zahmete girmezdi.
Hayatını güzelleştirmenin tek yolu da pürüzleri ortadan kaldırmaktı. Kaldıracaktım.
Tabağına hiçbir şey almayıp şeftali suyumu önüme çektim. Kuzenlerim ve ikizim yemeğini yesin bitirsinler diye resmen 1 bardak şeftali suyuna işkence ederek yavaş yavaş içtim. Aynı zamanda belki de karnımı doyururdu? Gerçi açlık konusunda dayanıklı olsam da hastalığımı tetikleyen birşeyler den birisiydi aynı zamanda.
"Kalkalım mı?"
Hemen ayaklandım ve teker teker dedenin, babanın ve amcaların(ve Arel tabii) yanağını öpüp koşarak salondan ayrıldım
"Görüşürüz!"
Çantamı da almayı unutmamıştım tabii. Hepsinden önce dışarı çıkmaya özen gösteriyordum çünkü belki benden gizli konuşacakları vardı? Hala kendimi tam olarak bu ailenin bir parçası hissetmiyordum.
Bahçeden de çıkıp park alanına geldim ve taşa oturup beklemeye başladım. Park alanı sadece Aybars'lara aitti.
Birkaç dakika sonra peşimden teker teker gelmeye başladılar. Biz Miraç'ın arabasıyla mı gidecekti yoksa başkasının mı? Muhtemelen Miraç'ın dı çünkü hep öyle yapardık.
Sonunda onlar da geldiğinde ayağa kalktım. Tahmin ettiğim gibi Miraç arabanın kilitini açtığında ön koltukta yerimi aldım.
~
Arabadan inip diğerleriyle eve yürüdük
"Yeliz sinirimi bozuyor artık"
"Yeliz kim?"
Meriç Sarp'ın bıkkın isyanına soru yöneltince cevapladım
"Sınıf başkanı"
"Abi çok gıcık! Sürekli ödevlerimde bir kusur buluyor, bulamasa bile yazımın kötü olduğunu bahane ediyor. Herkes ses yapınca sadece beni hocaya söylüyor. Bu gün Bora, Yera, ben birkaç dakika derse geciktik, gerizekalı sadece beni yazdı listeye! Neden? Çünkü kapıdan son giren benmişim! Abi anlamıyorum! Üçümüz aynı anda sınıfa atlamalıydık?"
İstemeden kıkırdı koptu dudaklarımdan. Hemen elimi dudaklarıma bastırdım. O kız gerçekten Sarp'a takılmıştı.
"Bence aşık"
Dedi Miraç dalga geçerek.
"Ya, ne demezsin"
Diye sahte bir onay verdi Bora. Sarp hemen surat asmıştı
"Biz ikimizi aynı kareye koymayın lütfen. İsmini duyunca tüylerim ürperiyor"
En büyük aşklar nefretle başlarmış...
Bunu sesli dile getirmedim çünkü rahatsız olabilirdi doğal olarak.
"Merak etme ikiz, seni daha fazla rahatsız ederse alırım ifadesini"
Diye sahte ablalık taslamaya çalıştım. Tabiki alamazdım çünkü selam vermeye bile çekinir, şekilden şekile girerdim ben. Gerek de yoktu zaten selam vermeye!
Meriç artık beni tanıyor olacak ki dile getirmekte çekinmedi
"Ağır şüpheli"
Hepimiz gülüştük. Resmen sohbet ede ede odaya gelmiştik. Ben kıyafetlerimi alıp banyoya girdim. Zaten dışarı çıkacaktım, bu yüzden direkt kombinimi giyinip aynada kendimi süzdüm ve zaten hafif olan makyajımı biraz düzelttim.
Banyodan çıkıp doğruca makyaj masasında ki telefonu elime aldım. Bars'a yazmak için telefonu açtığımda zaten bana yazmış olduğunu gördüm
_
Eray
Geçen ki parkta bekliyor olacağım
Durgun denizim
Tmm
Telefonu çantama atıp odadan çıktım
Yanaklarımı şişirip bir oflama bıraktım. Hiç istediğim gibi bir kombin olmamıştı. Evet, elbiseye bayılmıştım fakat sorun çanta ve ayakkabıdaydı. Ben neden daha önce bu elbiseyi kombinleyip bir kenara bırakmamıştım ki? Zaten kıyafetlerim de bitmek üzereydi hemen yenilerini sipariş etmem lazımdı...
Merdivenlerden hızlı hızlı inip kimseye söyleme zahmetine girmeden doğruca kapıya yürüdüm ve evi terk ettim. Omuzlarımdan düşmeye çalışan ceketimi de düzeltmeyi ihmal etmemiştim tabii...
~
Ayakta sigara içen Eray, beni görünce sigarayı söndürüp çöpe atmıştı. Yanına ulaşınca selamladım, bu sırada bana bakıyordu
"Merhaba, hoş geldim"
Dediğime güldü
"Merhaba, hoş geldin"
Banka oturdum, ince topukluyla yürümek zordu!
"Eee"
Direkt konuya girmesini bekliyordum, merak etmiştim açıkçası.
"Yera..."
Birkaç saniye duraksayıp yere baktı, sanki söyleyeceği şeyi söylemekte zorlanıyordu. Merakımı iyice artırmıştı
"Direkt söyle"
Diye yardımcı olmaya çalıştım. Yüzüme baktı
"Pekâlâ... Yusuf ölmedi, ben senin yıllar önce ki arkadaşın Yusuf'um"
Ney
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Yera bocalamış bir şekilde şokla yıllar önce ki kaybettiğini sandığı arkadaşına bakarken, Bars Eray, yani Yusuf merakla aşık olduğu kıza bakıyordu.
Yusuf usulca kızın önünde eğilip ellerini tuttu
"Bak, zor biliyorum. Ama inan bana herşeyi sana anlatacağım"
Diye ikna etmeye çalıştı. Fakat Yera hemen onu itip ayağa kalktı
"Ne diyorsun be sen!"
Dedi aceleyle
"Pis yalancı! Uzak dur benden!"
Koşabildiği kadar koşmaya çalıştı çıkışa doğru. Yusuf yerden kalkıp Yera'nın zayıf adımlarına yetişti ve ona sıkıca sarıldı
"Yera! Benim, Yusuf! Sana eskiye dair tüm anılarımızı anlatabilirim! Eskiden Liya'yı sürekli evden kovduğunu, ona tahammül edemediğini, tek yakın arkadaşının ben olduğumu, aslında hep gerçek aileni hatırladığını mesela!"
"Yalancısın sen!"
Diye tekrar isyan etti. Aynı zamanda kurtulmak için Yusuf'un kollarında çırpınıyordu
"Bırak!"
Dedi bu sefer. Yusuf ne yapacağını bilmiyordu, Yera hep sakin, sessiz bir kız olmuştu. Direnmek, kaçmak ve ya isyan etmekle asla arası yoktu. Uğraşmayı sevmezdi, kim ne yaparsa kaderine göz yumardı. Bu yüzden Yusuf, şaşırmıştı onun bu hırçınlığına.
"Lütfen dur! Yıllarca sensiz kalmak bir eziyetti, bırak da kavuşayım sana!"
"Sen- sen öldün! Ölüler konuşamaz!"
"Ölmedim güzelim..."
Yera'nın sonunda durduğunu gören Yusuf, onu kendine çekip sarıldı. Yera karşı çıkmadı. Fakat sonra başını iki yana salladı
"Yusuf öldü... İntihar etti Yusuf..."
Yusuf ellerini Yera'nın saçlarında gezdirdi
"Anlatacağım, yemin ederim anlatacağım"
"Sen Yusuf değilsin"
Yera zeki bir kızdı. Biliyordu karşısında ki bu benzerlik, ses tonu, kusursuz Türkçe, kimsenin bilmediği şeyleri bilmesi... O Yusuf'du. Ama kabul etmek istemiyordu. Yusuf ona ihanet etmiş, onu yapayalnız bırakıp intihar süsüyle gitmişti.
Yera Yusuf'u tüm gücüyle göğsünden itti. Yusuf sendelese de düşmedi
"Neden Yusuf değilsin biliyor musun? Çünkü Yusuf beni bırakmazdı! Bana 'tek ailem sensin' deyip sonra beni yapayalnız bırakıp gitmezdi!"
Yeni kimliğiyle Bars Eray Atalay, bakışlarını boş parkta gezdirdi. Kendisini savunma zahmetine bile girmedi çünkü sevdiği haklıydı, onu bırakıp gitmişti. Bir sebebi vardı, fakat olsa bile yıllarca bunu yaptığı için kendisini cezalandırmıştı.
Sonunda gözleri kızın üzerinde durduğunda Yera'nın aksine sakin bir sesle konuştu
"Sadece izin ver, izin ver anlatayım hepsini. O zaman beni cezalandırmak için ne istersen yap"
Belinde ki silahı çıkarıp namlu ucunu kendi elinde hapsetti, tutma yerinden Yera'ya uzattı
"Öldürmek mi istiyorsun? Öldür. Yaralamak mı istiyorsun? İstediğini yap. Ama lütfen ilk dinle. Nolur dinle sonra cıkım çıkmayacak"
Yera çatık kaşlarla Yusuf'a baktı. Kollarını göğsünde bağlamış, kızgın bir şekilde Yusuf'a bakıyordu. Yusuf duruma rağmen onun bu halini 8 yaşında ki kız çocuğuna benzetti. Eskiden Yera ne zaman küsse aynı tepkiyi verirdi.
Yera arkasını dönüp banka doğru yürüdü ve sertçe oturdu. Yusuf ise arkasından gidip korkmaması için elinde ki silahı Yera'nın yanına bıraktı ve yanına oturdu
"Biliyorsun, o zamanlar 17 yaşındaydım, 18'ime az kalmıştı. Evde salona giderken Natasha ve Cenk'in konuştuğunu duydum"
Natasha ve Cenk, Yusuf'un eski koruyucu ailesiydi.
"Benim hakkımda konuşuyorlardı. Ben 18 olur olmaz cinayet işlerini üzerime yıkacaklarını falan söylüyorlardı. Hüseyin'le birlikte Cenk çok cinayet işlemişti Yera... Müebbet hapis cezası alırdım muhtemelen."
Yera dikkatle Yusuf'u dinliyordu. Dediklerine içtenlikle inanıyordu çünkü yapabilecek kapasitede insanlardı.
"O zamanlar eve Türkiye den gelen yaşlı bir adam vardı. Ayda bir kez falan gelir olmuştu. İkimiz kısa süreliğine yalnız kaldığımız bir anda bana üzerime yıkacakları suçtan haberdar olduğunu, kendisinin hasta olduğunu ve varisinin olmadığından bahsetti. Bana varisi olmam karşılığında beni bu ülkeden çıkarabeceğini söyledi"
İkisi birbirine dönük bir şekilde oturmuştu. Yusuf Yera'nın gözlerine baktı
"Yemin ederim aklıma ilk sen geldin. Seni de almak istedim yanıma ama Hüseyin herşeyi öğrendi. Eğer seni alırsam herşeyi Cenk ve Natasha'ya anlatacağını, ardından ikimizi birlikte öldüreceğini söyledi."
Sözlerinde samimiyet vardı. Elini uzatıp Yera'nın yanağını okşadı
"Ölmeni istemedim... Daha 13 yaşındaydın, yaşaman gereken bir hayat vardı ve sen küçüktün"
Yera'nın dolu gözlerinden birkaç damla yaş düştü bankın ahşap tahtasına. Yera hemen başını eğip gözlerini silmeye çalıştı
"Ben çok üzüldüm"
Diyebildi sadece, sesi boğuk çıkmıştı. Üzülme sebebi aldığı intihar haberi miydi, yoksa onun geçirdiği 'sakin' günlerde arkadaşının bunca şey yaşamış olması mıydı, yoksa bunca yıl Yusuf'un ölümü ile sessizleşmiş, içine kapanmış olması mıydı bilinmezdi. Sadece dediği gibi, çok üzülmüştü.
Yusuf ayağa kalkıp yüzünü birkaç adım uzaklaştı ve yüzünü sıvazladı. Dayanamıyordu Yera'yı ağlarken görmeye. Birkaç adım sesinden sonra vücuduna değer bir beden, ardından boynuna dolanan kolları hissedince ellerini hemen çekti.
"Yufus..."
Şokla kendine sarılan Yera'ya baktı
.
.
.
.
Ay sinirim bozuldu kaç gündür yaz yaz bitmiyor
Bölümü nasıl buldunuz?
Bars'ın Yusuf olduğunu öğrenince şaşırdınız mı? Yoksa tahmin ediyor muydunuz?
15:07
3840 kelime
Oy verin
Yorum da yapın
Gelecek bölüm fikirlerinizi merakla bekliyorum
Bb
Bölüm etkileşimi
