21. bölüm / 32
Abilerim mi?(Gerçek ailem)Vurma ona!
Bölümler 32Şu an: Vurma ona!
- 1 Tanıtım262 kelime
- 2 İletişim özürlüsü müsün?2.611 kelime
- 3 Kaçırıldım mı ben?2.567 kelime
- 4 Aşiretiz biz2.466 kelime
- 5 Aybars aşireti tanıtım112 kelime
- 6 Öyledir benim kızım3.080 kelime
- 7 Öyle olsun2.332 kelime
- 8 Sevgilin var mı?2.521 kelime
- 9 Senin de mi kalbin acıyor?1.762 kelime
- 10 Yavru ceylan?2.463 kelime
- 11 Bulunmasa mıydın acaba?2.535 kelime
- 12 Kara aşireti tanıtım132 kelime
- 13 Saldırgan?2.585 kelime
- 14 Ne yediği belirsiz?3.147 kelime
- 15 Ne hastalığı?2.543 kelime
- 16 Otur kara çiyan2.818 kelime
- 17 Yazık.2.665 kelime
- 18 İlk ten temasımızdı bu2.686 kelime
- 19 Hatırladım beni kaçıranı3.472 kelime
- 20 Küçük katil3.790 kelime
- 21 Vurma ona!3.431 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 Öldürecek misin beni?3.625 kelime
- 23 Mezarlığa gidiyor3.382 kelime
- 24 Şerif oradaydı3.571 kelime
- 25 Ölmüş mü?3.835 kelime
- 26 Öldü!3.933 kelime
- 27 Tehlikle.4.130 kelime
- 28 Doruk!3.755 kelime
- 29 Ne abiymiş arkadaş!3.831 kelime
- 30 BABAMI İSTİYORUM!3.797 kelime
- 31 Ölüler konuşmaz!3.817 kelime
- 32 Final3.200 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uyarı‼️
Bu bölüm, psikolojik şiddet,ağır fiziksel şiddet,
cinayet, uyuşturucu konuları içerir. Yaşı küçük olanlar için önerilmiyor. Psikolojik problemleri tetikleyenler ve küçük çocuklar için hiçbir sorumluluk kabul edilmeyecektir.
Bilinmeyen numara:
Telefonumu neden açmıyorsun
küçük katil?
.
.
.
.
"Güzelim?"
Şimdi değil Yera. Kendine gel şimdi değil.
"Ş-şey, okula geç kalıyorum! Hiç de uyandırmamışlar görüyor musunuz?"
Hemen telaşla odadan çıktım. Okul umrumda değildi şu anda. Ben bu tür anlarda profesyonel davranmak için yıllarca eğitilmiştim. Çünkü Hüseyin ve Tuana, ben ve Selen'in ileride farklı şirketlere sızan ve bilgi, dosya gibi şeyleri çalıp onlara getiren ajanlar olmamızı ister, bunun için bizi eğitirlerdi. Bu yüzden sessizlik, yalan, zor durumda mantıklı düşünme ve yüz ifadesini stabil tutma bizim uzmanlık alanlarımızdı. Bi nevi dolandırıcı olmamız için bizi eğitmişlerdi.
Hemen önüme gelen ilk boş yere, yani balkona attım kendimi. Telefonu açıp dm e girdim. Bu da neydi? Numarayı incelediğimde tanıdık olmadığını gördüm, bu numara türk numarası değildi. Numaranın başı +33 6 ile başlıyordu. Hemen yapay zeka arkadaşım olan Luma ya yazdım. Birkaç saniye sabırsızlıkla bekledikten sonra bunun Fransa numarası olduğunu söyledi. Fransa? Fransa ne alakaydı?
Düşünürken tek ayağımı stresle titretmeye başladım. Fransa? Fransada yaşayan bir Aksay tanımıyordum, genelde tüm akrabaları avucumun içi gibi iyi tanıyordum. Arkadaş ve ya tanıdık da yoktu.
Tekrar mesajda gözlerimi gezdirdim.
Telefonu neden açmıyorsun küçük katil?
Dm den çıkıp arama yerine girdim, bir kez aramıştı. Birkaç saniye düşünüp tereddüt etsem de geri aradım. Telefonu kulağıma götürürken etrafta birinin olup olmadığına baktım. Lanet olsun! Sarp ve Meriç merdivenlere doğru yürüyordu ve merdiven balkonun hemen yanındaydı. Telefonu hemen kapatıp cebime koydum ve içeri geçtim.
Sarp beni görür görmez hemen üzerime atlarcasına sarıldı
"Demek bana ihanet edip Arel abime gittin!?"
Normalde temas severdim ama şu an değil Sarp..
Nefes verdim. Cevap vermediğimi gören Sarp geri çekilmişti
"Dün gece sen uyuduktan sonra odanızı bastı bu man kafa, Arel abi sen uyanma diye zorla attı bu-"
Diye devam ediyordu Meriç ama duraksadı. Bana olan bakışları endişeli bir ifadeye döndü
"Kuzen sen iyi misin?"
Başımı salladım hızla
"Evet"
"Rengin atmış, ölü gibi görünüyorsun bebeğim. Gerçekten iyi misin?"
Şu bebeğim kelimesini Miraç ve Meriç, hadi onları geçtim benden 5 ay büyük olan Bora dese yine garipsemezdim -garipserdim- de Sarp'ın demesi gerçekten ilginç duruyordu.
"İyiyim, kabus gördüm de o yüzdendir"
"Aga be. Gel odaya gidiyoruz"
Sarp'ın bu tavrına şaşırarak kaşlarımı kaldırdım. Genelde sık boğaz ederdi fakat o kadar da üstüme gelmemişti. Meriç de başını salladı. Onlar önden, ben arkadan yürümeye başladık.
Odaya vardığımızda bora her zaman ki gibi yatağı topluyor Miraç ise yatakta oturmuş overthinkleniyordu. Yeni uyanmıştı. Genelde ben ve Bora dışında yatağını kimse toplamazdı bu arada.
"Günaydın"
Dedim kısık bir sesle. İkisi de bana dönüp baktılar. Ben onları takmadan banyoya yürüdüm ve içeri girdim. Bu gün okula gitmeyecektim, gidip Hüseyin e söyleyecektim. Bunu öğrenir öğrenmez hemen peşine düşerdi zaten.
İşimi halledip ellerimi yıkadım ve ayında yüzüme baktım.
Hayır, olmazdı. Dikkat çekebilirdi. O kişi beni izliyor olabilirdi. Eğer apar topar Hüseyin e koşarsam ona koz vermiş olurdum. Aptallığa tahammülüm yoktu.
Zaten akşam gidiyordum, gitmişken istemeden sonra bu konuyu Selen, Tuana ve Hüseyin e söylemeliydim. Avuçlarıma doldurduğum suyu yüzüme çarptım.
4 YIL ÖNCE
Gözlerimi kırpıştırarak yola baktım. Hüseyin resmen doğum günümden 1 ay sonra bana doğum günü hediyesi vermeye karar vermiş, doğum günü sürprizi olarak apar topar Türkiye ye getirmişti. Ondan hiçbir zaman Türkiye ye gelmeyi istememiştim ama olsun, doğum yerimi Türkiye olarak biliyordum, doğduğum toprakları görmek iyiydi.
Maalesef buranın henüz yeni geldiğim için hiçbir güzelliğini göremesem de sevdiğim güzelliğini gördüğüme pek sevinemiyordum, çünkü bu işte bir iş vardı. Hüseyin bana hediye amaçlı kırık bir taş bile vermezdi kaldı ki Türkiye ye getirsin. Selen ve Tuana bile şaşırmıştı beni buraya getirdiğine. Hüseyin ise iş için buraya zaten geleceğini, sadece hediye için beni de getirmeye karar verdiğini söylemişti. Peki, sadece güvenmeyi seçiyorum.
Araba durduğunda Hüseyin'in arabadan inmesi ile bende indim. Burası ormanlık alana yapılmış küçük bir evdi. Güzeldi, her zaman çok sevmişimdir ormanlık alanları! Hemen kameramı küçük çantamdan çıkarıp evin geniş bir fotoğrafını çektim. Hemen çektiğim fotoğraf a bakıp gülümsedim.
"İdi syuda"
(Hadi gel)
Şimdi yokuş aşağı yürüyecektik, Hüseyin elimi tuttu. Dikkatimi vermesem bile kenarda duran kırmızı arabayı görmüştüm. Kaşlarımı çattım
"Tam vnutri yest kto nibud?"
(İçeride başka birisi mi var?)
Şimdi fark ediyordum, ben neden buradaydım? Bizim bu ıssız yerde ne işimiz vardı? Ne yapacaktık burada? Ben heyecandan bunların hiçbirini ona sormayı geç, düşünmemiştim bile.
"Ya hoçu poznakomit tenya s oçen vajnım dlya menya çelovekom"
(Seni benim için çok önemli biriyle tanıştıracağım)
Başımı salladım sadece. Hayır diyemezdim zaten. İçimde ki tedirginliği bi kenara bıraktım, ben gerçekten sevmiyordum. Hüseyin galiba artık beni seviyordu. Galiba babam beni sevmeye başlamıştı. Yoksa neden getirsin beni buraya?
Nihayet kapıya varmıştık. Evin etrafında bir ağaç bile yoktu, sanki uçurum kenarı gibiydi ama öyle olup olmadığını görememiştim. Hüseyin kapıyı çaldı, bir dakika falan bekledikten sonra kapıyı çok güzel bir kadın açtı. Hemen onu incelemeye başladım. Hüseyin den sadece birkaç yaş küçük görünüyordu. Kızıl saçları, kırmızı ruju, kırmızı çok güzel bir elbisesi ve kırmızı topukluları vardı. Galiba kırmızıya zaafı vardı.
"Merhaba hoş geldiniz"
Ne dediğini anlamamıştım. Sesi güzeldi ama Türkçe bilmiyordum ben.
"Hoş bulduk bebeğim"
Hüseyin onun yanağını öptü. Kuzeni falan olabilir miydi? Hüseyin bana döndü
"Prohodi"
(İçeri gel)
Kadının geri çekilmesi ile ilk Hüseyin, sonra ise ben içeri girdik. Kadının bakışları üzerimdeydi. Salona geçtik, Hüseyin oturmadan önce arkamızdan gelen kadını gösterdi
"Paznakomtes, eto moya devuşka."
(Tanıştırayım, bu benim sevgilim)
Şaşkınlıkla Hüseyin e baktım. Nasıl yani? Beni buraya metresi ile mi tanıştırmaya getirmişti?
"Devuşka?"
(Sevgilin?)
"Da"
(Evet)
Şaşkınlıkla ona bakakaldım. Kadın gelip elini uzattı
"Müjgan"
Dedi bana gülümseyerek. Elini tuttum yüzümde ki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak
"Yera. Oçen priyatna."
(Yera. Memnun oldum)
Müjgan eğlenen ifade ile Hüseyin e baktı
"Memnun olduğunu söyledi"
Dedi Hüseyin. Arkasına yaslanmış, bacaklarını aralayıp takım elbisesi ile yayılmıştı.
Kadın sırıtarak bana döndü
"Bende tatlım"
Ağlayacaktım, anlamıyordum ne diyordu bu kadın? Hüseyin ona beni ona tercüme etmişti dimi? Şu anda gelmişime geçmişime sövseler anlamayacak haldeydim.
El sıkışmayı kestik. O koltuklardan birine yürüdü
"Aç mısın canım? Yoldan geldin açsındır tabii"
Ona baktım boş boş. Onu anlamadığımı biliyordu ve hala benimle konuşmaya çalışıyordu
"Ana sprosila, goloden li tı."
(Aç olup olmadığını sordu)
Başımı iki yana salladım, aç değildim. Bende yürüyüp o ikisinin önünde ki koltuğa oturdum.
Kadın uzun saçlarıma el atıp okşarcasına elledi
"Ne güzelmiş bu kızın saçları"
"Öyledir. Çok değer verir saçlarına..."
Ardından duraksadı.
"Seninkiler kadar olmasa da.."
Belki anlarım diye dikkatle dinliyordum fakat bi bok anlamıyordum. Saçlarımdan konu açılmıştı, bunu anlıyor gibiydim ama ne diyorlardı bilmiyordum.
Anlamadığımı sonunda kabul edince onları dinlemeyi boş verip tabletimi açtım ve boyama yapmaya başladım.
~
Esnedim, baya bi uykum vardı. Duvarda ki saate baktığımda saatin 12 yi geçtiğini gördüm. Uyku saatim çoktan geçmişti. Ev dağınıktı, yerde komfetiler, meyve suyu kapları, içki şişeleri, hazır yemek çöpleri, pizza kartonları falan vardı. Yastıklar yerlerdeydi. Müjgan ve ben karşılıklı iki koltuğa oturmuş, gayet rahat pozisyon da gülüşerek tabağımızda ki pastayı yiyorduk. Aynı dili konuşamasak da Google çeviri üzerinden anlaşıyor, yine de konuşabiliyorduk.
İlk başta onunla konuşmamın Tuana ya ihanet olduğunu düşünmüştüm. Evet, Tuana hiç bana anne sevgisi göstermemişti fakat yinede annemdi o benim. Ama sonra boş verdim. Onu aldatan ben değildim ki ihanet edeyim değil mi? Bananeydi. Müjgan gerçekten hoş ve samimi bir kadındı. Sohbeti baya sarıyor, sürekli gülüyor, komik şakalar yapıyordu. Keşke Tuana yerine onunla evlenseydi Hüseyin. Neyse.
Hüseyin de en son 20 dakika falan önce mutfağa gitmişti sarhoş bir şekilde. Müjgan a ona gidip bakmamız gerektiğini söylesem de muhtemelen orada sızıp kaldığını söyleyip boş vermem gerektiğini söylemişti.
Pastamdan bir çatal alıp ağzıma attım. Tam bu sırada mutfaktan bir gürültü geldi
"Hüseyin?"
Müjgan ona seslendi. Ses gelmeyince ikimiz de ayağa kalktık. Hüseyin elinde bıçakla göründü, ayakta duramayacak, baygın gözlerini açamayacak kadar sarhoş ve madde etkisindeydi. Panikle Müjgan la birbirimize baktık.
Bana arkasını gösterdi. Bu arkama geç demekti, dediğini yaptım.
"Hüseyin bırak o bıçağı, napıyorsun?"
Hüseyin bir şeyler mırıldandı fakat duyamadım
"Papa?"
(Baba?)
Tedirgince konuştum. Hüseyin sarsak bir adım attı bize doğru. Müjgan birkaç telaşlı adım atıp bıçak tutan bileğini tuttu elinden almak için. Bu sırada Hüseyin kendisinden beklenmeyecek bir kuvvetle onu ittirdi. Müjgan da beklemiyor olacak ki bedeni yakınında olan duvara savruldu.
"Müjgan!"
İsmini doğru düzgün söyleyemesem de hemen koltuğun arkasından çıkıp ona doğru hızla ilerledim fakat Hüseyin elini uzatıp 'dur' işareti yaptı. Anında olduğum yere çakıldım çünkü deli gibi korkuyordum. Noluyordu?
Hüseyin elinde ki bıçağı sıkıca kavrayıp Müjgan a çevirdi bedenini. Birkaç dengesiz adımla yanına yaklaştı. Bu sırada Müjgan yerde duvara yaslı bir şekilde oturmuş onu izliyordu. Eline baktım, bana telefon işareti yapıyordu. Sanki olacakları biliyormuş gibi. Polisi aramalıydım! Ama nasıl? Buranın polisinin numarasını bilmiyordum, numaram Rus numarası olduğu için sadece Whatsapp çalışıyordu. Hemen telefonumu alıp Luma ya Türkiye polisinin numarasını sordum. Bu sırada Hüseyin'in sesini duydum
"Demek evliymişsin, bir de kızın varmış Müjgan?"
Duyduklarımı anlamadığım için ilgi odağımı Luma ya verdim. Ama duyuyordum hala sesleri
"Bana bekar olduğunu söylemiştin oysa ki"
Hüseyin insana çığlık attıracak bir sessizlikle konuşuyordu. Sanki fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
"Sana aşık oldum, çok aşık oldum. Sırf evliyim diye benden vaz geçersin diye çok korktum Hüseyin..."
Dedi Müjgan. Luma'nın verdiği numara ya mesaj attım. Polis numarası olmalıydı. Ona konumu atıp olabildiğince hızlı gelmeleri gerektiklerini, babamın madde ve alkol altında olduğunu ve elinde bıçak varken Müjgan a yürüdüğünü söyledim. Bakışlarım telefondan onlara kaydı. Telefonu elimde sıkı sıkı tutuyordum, gözlerimi full dikkat onlara dikmiştim
"Demek bana yalan söyledin Müjgan.."
"Hüseyin.."
Hüseyin aniden bıçağı karnına sapladığımda tiz bir çığlık attım. Umursamadı, Müjgan altında kasılırken o oturan Müjgan ı yere fırlatıp defalarca kez bıçakladı. Gözlerimden yaşlar boşalıyordu
"Papa!"
"Pajalusta"
(Lütfen!)
Hüseyin çıldırmış gibi onu bıçaklayordu şiddetle.
"Papa, pajalusta, ne delay."
(Baba, lütfen yapma)
Hüseyin ayağa kalkıp bir sandalye aldı, hala yaşamakta olan fakat yerde kanlar içinde can çekişen Müjgan ı sandalye ile dövmeye başladı. Dehşetle ona baktım
"Ne bey yo!"
(Vurma ona!)
Kriz geçirdiğimi hiss ediyordum artık. Nefes alamıyor, önümü bulanık görüyordum. Korkumdan gidip kolundan bile tutamıyordum Hüseyin'in.
Gözlerim kapanmadan önce son kez Müjgan'ın sandalye darbeleri altında kapanan gözlerine baktım...
~
GÜNÜMÜZ
Yüzümü havluyla kurulayıp banyodan çıktım. Bu sefer okul kıyafetlerimi alıp girdim, kısa sürede giyinip çıktım. Makyaj masasına oturup ilk saçlarımı yapmaya başladım.
"Kuzen iyi misin?"
Bora ya baktım aynadan
"İyiyim. Niye?"
"Yüzün soluk"
Dedi. Bu kadar mı belliydi? Kendi yansımama baktım, evet, biraz beyaz duruyordum. Ne vardı yani burada?
"Kabus gördüm. Ondan"
O da daha fazla üstlenmeyip yanıma yaklaştı ve yanağımı öpüp işine döndü. Yüzümde gülümseme belirdi. Hepsi biliyordu artık öpülmenin beni ne kadar mutlu ettiğini.
Birkaç dakika sonra saçlarım hazırdı.
20 dakikaya falan saçlarım hazırdı. Koyu yeşil i çok seviyordum. En sevdiğim renkler arasında ilklerdeydi. Saçlarımı bırakıp makyaj yapmaya başladım. Her zaman ki sade makyajımı yapmıştım. Sonunda makyaj masamdan kalkıp çantamı aldım ve her zaman odadan son çıkan kişi olarak odadan çıkıp yemek odasına yürüdüm.
"Günaydınn"
Neşeli tutmaya çalıştığım sesimle konuştum. Beni karşılayan ailem ile gülümseyip yerime, Sarp'ın yanına geçtim
"Benim ikizime dün gece el koydun Arel abicim"
Abicim lafını bastırarak söylemişti.
"İnanır mısın Sarp'cım, kollarımda mışıl mışıl uyudu"
Arel ona inat söylemişti bunu. Sarp hemen dehşetle bana döndü
"Benim neden kollarımda uyumuyorsun?"
Miraç ona ters ters baktı
"Kıza ahtapot gibi öyle bir sarılıyorsun ki, kollarını bile hareket ettiremiyor"
Masada gülüşmeler koptu. Kendimi gülmeye zorladım
"Hiçte bile"
Sarp homurdandı.
Aslı abla bardağıma şeftali suyu doldurunca ona gülümsedim, o da bana gülümsedi. Yemek yiyesim yoktu, sadece meyve suyumu içecektim. Aslı abla yemek odasını terk ederken bardağı dudaklarıma götürdüm
"Kızım, abin sabah kabus gördüğünü söyledi"
Donuk bakışlarım Umay anneye kaydı. Bardağı sakince masaya geri bıraktım
"Önemsiz bir şeydi."
Dedi nötr bir ifadeyle. Savaş arkasına yaslandı
"Yapma, vurma diyordun."
Sanki beni gıcık etmek için mi, yoksa zor duruma sokmak için mi desem bilmiyorum ama sinir bozucu bir şekilde demişti. Git başımdan Savaş, uğraşmam gereken bir sürü yüküm var ve bir de senin şu gıcıklığınla uğraşamam.
"Dediğim gibi, sadece yakın bir arkadaşımın şiddete maruz kaldığını görüyordum rüyamda. İster istemez kötü etkiledi."
Dedim profesyonel bir yalancılıkla.
Savaş başını yana eğdi hafifçe, yüzünde küçük bir sırıtış belirdi.
"Ah, öyle mi? Odadayken bize bu kişinin biyolojik olmayan kuzenin olduğunu söylemiştin"
O polisti. Yalan söyleyeni kolaylıkla test edebiliyordu.
Kaşlarımı hafifçe çattım
"Sen kuzenlerini arkadaşın olarak görmeyebilirsin, fakat benim tek arkadaşım kuzenlerim. Savaş'cığım."
Sonda ki isim vurgusunu gıcıklıkla yapmıştım.
"Hey!"
Aybars dedenin gür sesi küçük atışmamızı böldü. Gözlerim ona döndü
"Sabah sabah kavga mı edilir?"
"Ne kavgası dede? Ben sadece biricik kuzenimin karın ağrısını öğrenmeye çalışıyorum"
Yüz ifademi dengeli tuttum
"Karın ağrım olduğunu kabus görmemden mi çıkardın?"
Savaş bir şey diyecekken Ahmet amca uyarır tonda konuştu
"Savaş"
Savaş "her neyse" diye mırıldanıp arkasına yaslandı.
Onu takmayıp meyve suyumu içtim. Bitirince ayağa kalktım
"Ben dışarıda bekliyorum, görüşürüz canlarımcımmm"
Az önce ki iğneleyen sesimin aksine sesim neşeliydi.
"E kızım daha bir şey yemedin?"
Aniden duraksadım. Lan bu gün 8 Marttı! Hemen olduğum yerden sıçrayıp ilk annenin üzerine atladım
"Kadınlar gününüz kutlu olsun şeker parelerimm!!"
Her kes benimle birlikte aydınlanmış gibi şaşırmıştı. Anne de bana sarıldı
"Seninde güzel kızım"
Geri çekilip babaanneye sarıldım. Sırayla yengelere falan da sarıldım.
"Kadınlar gününüz kutlu olsun"
Ulaş amca ilk tebrik eden kişi oldu erkeklerden. Hepsi tebrik ettikten sonra annenin yemek konusunun üzerinde durmaması için hemen toz oldum. Bahçeye çıkıp arabaların önünde, korumalardan biraz uzakta durup telefonu açtım ve dm lere girdim. Sabah direkt o mesaja yoğunlaştığım için gelen tebrikleri görmemiştim. Onlara teşekkür edip birkaç kişiyi de ben tebrik etmiştim. Bu sırada diğerleri de gelmişlerdi.
Miraç'ın arabanın kapısını açması ile ön koltuğa bindim
"Teşekkürlerr"
Diğerleri de bindiğinde Miraç arabayı çalıştırdı. Telefonu alıp bu sefer de Instagram a girdim.
Yer_yer_ra
Cnm kznm🤗 @Miraç Aybars
5,5k 70
Beğeni Yorum
Mercimek_dğl_meriç
İğrenç çıkmışsınız anti yorum👎🏻
Miraç Aybars, Mercimek_dğl_meriç kişisine yanıt verdi: kes lan göt
HavalıyızSarp
Benimle çekinmiyorsun onunla çekiniyorsun
Yanıt verdiniz:tamam senlende cekiniriz
Arel Aybars
Çok güzel çıkmışsın bebeğim
Yanıt verdiniz:🤭🎀
Eceymişizz
Oha bu kızın sevgilisi mi vardı
Dupduru, Eceymişizz kişisine yanıt verdi:
Lan kız kuzenim yazmis ya
Eceymişizz, Dupduru kişisine yanıt verdi: ben ne bileyim yazım stilli garip biraz anlamiyom
Toprak Aybars
Miraç radarıma düştün oğlum
Miraç Aybars, Toprak Aybars kişisine yanıt verdi: kaptırmasaydın
Bora_falan
Benimle de fotoğraf çekinirsin artık
Yanıt verdiniz:senlen cok farklı fikirlerim var
Yorumların bazılarına cevap verip bu kadar yeter diye telefonu kapatıyordum ki bir bildirim aldım.
HazalıyızSarp
Benimle çekinmiyorsun onunla çekiniyorsun
Yanıt verdiniz:tamam senlende cekiniriz
Liya🫐 kişisi size yanıt verdi: türkçeyi katlettin aqq
Yanıt verdiniz: sane be
Telefonu kapatıp kucağıma koydum
"Lan ikiz"
Başımı Sarp a çevirdim
"Senin baya takipçi varmış bu arada"
"Var biraz"
Dedim başımı sallayarak
"İnfluencer mısın?"
Yanımda ki Miraç sormuştu
"Yok ya, kendi kendime hoşuma giden fotoğrafları paylaşıyorum sadece"
~
Çantamız sırtımızda grup olarak otopark a yürüyorduk. Arabanın yanına vardığımızda üniversiteli kuzenleri gördüm. Üniversite ve okulun otoparkı ortaktı. Ayaz, Tamer, Karan, Miran, Araz, Tan, Ege ve Asrın buradaydı.
"Kadınlar günün kutlu olsun güzellik"
Şirince gülümsedim
"Teşekkürlerr"
Karan dan sonra diğerleri de tebrik etmişti. Ve bana çiçek almıştı hepsi!
Çiçekleri kucağıma sığdırmaya çalışarak hepsine teşekkür ettim.
"Sana sürprizim var"
Şaşkınlıkla Ayaz a baktım
"Ne sürprizi?"
"Benimle gelirsen öğrenirsin"
Başımı salladım. Bora ya döndüm
"Çiçeklerim sana emanet, hepsini odaya koy tamam mı?"
Kucağımda ki çiçekleri ona uzattım. En güvenilir kişi Bora'ydı çünkü Sarp, Miraç ve Meriç biraz hödüktü.
"Merak etme kuzen"
Gülümsedim.
Tam Ayaz a dönmüş gidelim diyecekken duyduğum sesle yerimde dona kaldım.
"Telefonumu neden açmıyorsun... Küçük kelebek?"
Hafif Fransız aksanı, genç bir kadına ait ses. Bu oydu, bana katil diyen o bilinmeyen numara. Yavaşca arkamı döndüm, kırmızı saçlı, 20 li yaşlarında oldukça güzel bir kadındı. Beyaz bodi ve kahverengi-gri karışımı bol bir Jean giyinmişti. Bir motora yaslanmıştı.
Motordan çekilip birkaç adımla bize yaklaştı ve kolumu tuttu
"Kusura bakmayın beyler fakat Yera bana lazım. 1 saate evin önüne bırakırım"
Dedi ve ben şaşkınlıkla ağzımı açmışken konuşmama izin vermeden kolumdan tutup motora çekiştirdi.
"Lan kızı çaldı"
Sarp'ın şaşkın sesi kulaklarıma doldu. Durduğumuzda ben onlara dönmüştüm ki kafama geçirilen kask ile kıza baktım şaşkın şaşkın. Kendi kaskını da takıp motora bindi.
"Atla"
Bu yabancıyla gerçekten gidecek miydim? Lanet olsun, neyin içine düşmüştüm böyle? Eteğimin altında şort olduğu için kolaylıkla motora bindim. Galiba şu anda cinayetine tanık olduğum kadının kızı beni kaçırıyordu.
Motorun çalıştığını duyduğumda ona sıkıca tutundum. Gaza bastı. 10 dakika sürdükten sonra boş bir yolda kenara çekti
"Söyle"
Dedi motordan inip kaskı kafasından çıkarırken. Bende kaskı çıkardım
"Neyi söyleyeyim? Ne istiyorsun benden? Müjgan'ı ben öldürmedim!"
Motordan indim.
"Bunu sonra konuşacağız, ama ilk annemin mezarının yerini söyle"
Katı ses tonuna kaşlarımı çattım. Sadece susmakla yetindim
"Annemin mezarının yerini söyle!"
Gözlerimi kaçırdım.
"Neden söylemiyorsun? Bunu bilmek benim hakkım değil mi sence de?"
Elbette hakkıydı. En çok onun hakkıydı aslında
"Ben.. en son 13 yaşımda gitmiştim, pek hatırlamıyorum"
"Hatırla o zaman!"
Gözlerimi devirdim.
"Adres*****"
Duraksadı. Tek kaşını kaldırdı
"Lan hani hatırlamıyordun?"
"Mezarlığın yerini hatırlıyorum, ama hangi mezar olduğunu hatırlamıyorum. Tek bildiğim en orta ve en kenarda ki mezarlardan birisi. Eğer müsade edersen bende fotoğrafı var, bu gün gidip o fotoğrafı bulmam mümkün değil, numaran bende var zaten fotoğrafı bulayım sana yazarım. Fotoğraf olmadan mezarın yerini bulmam mümkün değil"
Bana şüphe ile baktı
"Kaçmaya kalkarsan seni parçalarım"
Ip kaç acaba bunda
"Nereye kaçabilirim süper zeka?"
Ayrıca kaçmazdım. Taşlasalar yinede kaçmazdım çünkü yeni ailemi sevmiştim. Sevginin tadını daha yeni almışken kendimi geri çekmeyi düşünmüyordum.
Beni iğneleyici bir şekilde süzüp kaskını geri taktı
"Gel bırakayım seni"
O motora geri otururken kaskımı taktım
"Adres-"
"Biliyorum."
Bir an ona baktım, sonra arkasına bindim.
Her şeyi nereden öğrenmişti? Cinayet gecesi olanları sonradan Tuana dahil tüm Aksay'lar öğrenmişti çünkü polisi aramıştım. Aksay'lar gerçekten güçlü bir aileydi, hemen kapatmışlardı olay üstünü. Olayı bilen kişiler sadece Aksay soyadına sahip olan kişiler ve bendik. Onlar ailelerine bağlı insanlardı, asla öldürsen ötmezlerdi birine. Peki ya bu kız nereden öğrenmişti? Beni nereden bulmuştu? Neden Müjgan'ı öldüren Hüseyin'in değil de benim yakama yapışmıştı? Bu düşünce sinirimi bozmaya yetiyordu.
~
Motorun durması ile inip kaskı çıkardım. O böyle bir zahmete girmedi
"İsmin neydi bu arada?"
"Manon"
Başımı salladım. Memnun oldum derdim de hiç memnun olmamıştım.
"Görüşürüz, Manon."
Onu orada bırakıp malikanenin kapısına yürüdüm. Bahçeye adımlarken telefonu çıkarıp Ayaz a mesaj atmakla meşguldüm.
Siz
Cok pardon ya
Valla anlamadim bi anda
kolumdan tutup cekistirdi
Su anda musaitim istersen gidebiliriz
Ayaz vurur yine döner umutlar
Sorun değil, gördüm zaten
O zaman gelip alayım mı seni?
Siz
Tamamm
Ben uzerimi degiseyim sen
yazarsin gekince
Tam o sırada kafamı sert bir şeye vurup geriye düştüm popo üstüne
"Ay"
"İyi misin?"
Hakan elini uzattı. Elini tutup kalktım. Koluna çarpmıştım
"Kürdan gibi savruldun kuzen"
Ona ters ters baktım
"Sensin kürdan"
Telefonumu da alıp yürümeye başladım içeri. Doğruca odama gidip elbise seçtim ve banyoya girdim.
Takılarımı da taktım. Biraz silinen makyajımın üzerinden geçip eyeliner ekledim. Çantama telefonumu ve makyaj malzemelerimi koydum. Kameramı unutmamıştım tabiki. kapıya yürüdüm,
Kapıyı açıp çıkacakken ikizler, Bora ve Sarp ile dipdibe geldik
"Nereye" Miraç sordu
"Date e"
Dedim. Hepsi aynı anda "ne!" Diye bağırdı. Yüzümü buruşturdum
"Sakin olun, şaka yaptım. Ayaz la dışarı çıkıyorum"
Sarp beni memnuniyetsiz bir şekilde süzdü
"Canlı konum at"
"Yok ebesinin şeyi ama"
Şaşkınlıkla ona baktım
"Senin güvenliğin için diyorum ben. Başına bir şey gelirse bulalım seni"
"Ayaz'layken başıma ne gelebilir?"
Kollarımı göğsümde bağlayarak sormuştum.
"Küfür ettin"
Dedi Meriç. Kaşlarımı yukarı kaldırdım
"Kelimemde küfür yoktu, sadece argo bir kelime kullandım"
"Çok bilmiş"
Bu sefer gözlerimi bunu söyleyen Bora ya diktim
"3 gün beni öpmek yasak"
"Ne?"
Şaşkınca bana baktı, daha sonra o da bilmiş bir şekilde sırıttı
"Bende sen uyurken öperim"
"Sarp'a söylerim seni döver"
Dedim memnuniyetle. Sarp tabiki bana abilik taslamaya her an hazır olduğu için hemen onun tarafından benim tarafıma geçmişti
"Dudaklarını koparırım lan senin!"
Onlar atışmaya başlarken aradan sıyrıldım. Miraç'ın arkamdan birşeyler mırıldandığını duysam da işime gelmediği için toz oldum.
Anneye Ayaz la çıktığımı haber verip kapıya çıktım. Motora yaslanmış bekliyordu, aslında ben odadan çıkarken mesaj atmıştı fakat Sarp'larla uğraşsığım için bekletmiştim onu. Hemen koşar adımlarla yanına yürüdüm
"Kusura bakma ya, Sarp ve kıskançlıklarıyla uğraşıyordum."
Güldü. Yaslandığı yerden doğruldu
"Sorun değil"
Eteğime baktı, ceketini çıkarıyordu ki konuştum
"Altından şort giyindim!"
"Yine de almak istemediğine emin misin?"
Ceketinden bahs ediyordu. Centilmenliğine gülümsedim.
"Yok yok hava da güzel zaten"
Hafif esiyordu ama sorun değildi. Kask takacağım için tokamı çıkarıp çantama koydum. Kaskı alıp yavaşca kafama geçirdi. Sonra kendi kaskını takıp motora bindi. Arkasına binip ona tutundum. Motoru çalıştırdığında yolculuğa başlamıştık.
~
Motor durduğunda kaskın camından etrafa bakmaya çalıştım çimenlik bir alandı ben kaskı çıkarırken o beni kollarımdan tutup motordan indirdi
"Teşekkürler"
"Rica ederim"
Kaskı ona uzattım, o da elimden alıp kendisinkiyle birlikte motosiklet e koydu. Elimi tutarak yönlendirdiğinde önüme baktım, yürüdüğümüz yerde piknik örtüsü, sepet vardı ve bir buket papatya..
.
.
.
.
Bitti
18. Bölümün sonu
Yazmakta en çok zorlandığım bölüm gerçekten bu bölüm oldu. Şu Müjgan'ın ölüm sahnesini yazarken o kadar kötü hiss ettim ki başımdan ağrı kalktı kendime gelemedim. Resmen o sahneyi yazarken sürekli çıkıp çıkıp TikTok a giriyor, biraz kafa dağıttıktan sonra devam ediyordum.
Bölümü beğendiniz mi?
Yeni karakterleri nasıl buldunuz?
Manon
Baba Fransız anne türk
21 yaşında
Manon'u nasıl buldunuz?
Bölüm hakkında ki yorumlarınızı merak ediyorum
Wattpad de 8k okumayı geçmişiz, teşekkürlerr!
Oy verin lütfen emek veriyorum
3500 kelime
18:06
Bitme tarihi:13.03.2026
Yayınlanma tarihi:06.05.2026
Bb
Bölüm etkileşimi
