22. bölüm · Abilerim mi?(Gerçek ailem)

Öldürecek misin beni?

Nestown_ Fan

Motor durduğunda kaskın camından etrafa bakmaya çalıştım çimenlik bir alandı ben kaskı çıkarırken o beni kollarımdan tutup motordan indirdi

"Teşekkürler"

"Rica ederim"

Kaskı ona uzattım, o da elimden alıp kendisinkiyle birlikte motosiklet e koydu. Elimi tutarak yönlendirdiğinde önüme baktım, yürüdüğümüz yerde piknik örtüsü, sepet vardı ve bir buket papatya..
.
.
.
.

Heyecanla ona döndüm

"Piknik mi yapacağız?"

Gülümsedi

"İstemez misin?"

Gülümsedim bende

"Tabiki isterim! Bu... Çok tatlı!"

"Farklı bir sürpriz yapmak istedim"

Yerde ki papatyaları alıp bana uzattı

Şaşkınca ellerime aldım buketi. Çok güzeldi, büyük büyük canlı papatyalar. Sıradan hiss ettirmiyordu, sanki hayat gibi hiss ettiriyordu, canlılardı, güzellerdi, tazelerdi.

"Çok güzel..."

Ardından içine düştüğüm büyüden ayılıp Ayaz a sarıldım

"Çok teşekkürler!!"

O da gülerek bana sarıldı

"Rica ederim. Bu mutluluğun için fazlasıyla değerdi"

"Ayaz ya, çok... Centilmensin!"

Üzerimde koyu bakışlar hiss etmemle vücudum gerildi ama sakinleştirmeye çalıştım kendimi. Sorun yok, burada ikimizden başka kimse yok.

"E hadi oturalım"

Başımı sallayıp eteğime dikkat ederek piknik örtüsünün üzerine oturdum, o da karşıma oturdu. Sepetten birkaç şey çıkarırken sadece izliyordum.

BARS'IN ANLATIMI İLE

Tamer'den sonra Ayaz demek. Pekâlâ, hallederiz. Arabamda oturmuş dikkatle sohbet eden iki bedeni izliyordum. Yera 1 haftanın sonunda kendisine gelmişti. Serap'dan aldığım bilgiye göre 1 haftadır odasından doğru düzgün çıkmıyor, yemek yemiyordu. Bayıldığı her andan haberdar oluyordum ve bayılmak ona zarar vermese bile deliye dönüyordum. Güzelimi üzdükleri için bunun cezasını Aybars'lardan öyle bir çıkacaktım ki, bir daha onu üzmemeleri gerektiğini anlayacaklardı. Keşke kollarımda olsaydı o günlerde, kollarımda günlerce uzansın, uyusun, ağlasın cıkım çıkmazdı. Yapacağım tek şey hiç bıkmadan göz yaşlarını silmek olurdu.

Bir insan bu kadar güzel olur muydu? Eskiden de çok güzeldi, ama onu görmediğim kısa müddette bile o kadar güzelleşmişti ki, aşık olmuştum. Her zaman her şeyimdi o benim. Ailem, arkadaşım, sırdaşım, kardeşim ve biricik sevgilim.. belki sevgili değildik şimdilik, ama dediğim gibi, şimdilik.

Gözlerimi kıstım, gülüşüyordular. Gülmek güzelime çok yakışıyordu, fakat o ite gülmek değil.

Arkama yaslanıp gözlerimi bir saniye bile çekmeden izlemeye devam ettim.

YERA'NIN ANLATIMI İLE

45 dakika olmuşmudur buraya gelmemiz? Olmuştur. Ama yinede sohbet sarıyordu. Suyumu içtim, telefonumun çalması ile çantamdan çıkarıp baktım. Alparslan beydi

"Efendim"

Dedim onunla konuşurken duygusuz tutmaya çalıştığım ses tonumla

"Neredesin kızım?"

Gözlerimi devirmek istesem de Ayaz baktığı için yapamadım.

"Ayaz la oturuyoruz"

"Ne zaman geleceksin?"

"Neden? Gelmem mi gerekiyor?"

"Gelsen iyi olurdu"

"Niye"

Dedim.

"Gelince görürsün"

Deyip yüzüme kapattı. Lan yüzüme kapattı

"Bir sorun mu var?"

Ona baktım

"Baba eve çağırıyor"

Başını salladı

"Bırakayım seni"

Başımı sallayıp ayağa kalktım, örtüde ki şeyleri sepete toplamasına yardım ettim. Örtüyü de katlayıp sepete koydum.

~

"Teşekkürler Ayaz, gerçekten güzel vakit geçirdim. Teşekkürler"

Gülümsedi

"Bende güzel vakit geçirdim. Ben teşekkür ederim asıl"

Ona sarıldım, o da bana sarıldı

"Görüşürüz, dikkat et"

Başını sallayıp gitti. Arkamı dönüp eve yürüdüm kollarımda ki papatyalarımla. Açıkçası ondan piknik sürprizi beklemiyordum. O, sanki böyle şeyleri çekemeyecekmiş gibi bir insandı.

"Kızım"

Sesini duymamla o tarafa baktım, arabasına yaslanmış her zaman ki takım elbisesi yerine siyah bir pantolon ve krem renkli bir tişört giyiyordu. Mesafeli bakışlarımı onun üzerinde tutup onun olduğu tarafa yürüdüm

"Neden çağırdın?"

"Sana bir sürprizim var"

Kollarımı göğsümde bağladım

"İstemiyorum."

"Lütfen, beni kırma"

Sen beni kırdın ama?

İç çektim

"Akşam isteme var, oraya gideceğim zaten yetişmez"

Hepsine haber vermiştim gideceğimi

"Yetiştiririm ben"

"Nereye gideceğiz?"

"Adı üstünde, sürpriz"

İçimde ona karşı gerçekten derin bir kırgınlık besliyordum. Onunla gitmek istemiyordum.

Hiçbir şey demeden arkasında ki arabasına yürüyüp yan koltuğu açtım ve oturdum. O da hemen şoför koltuğuna oturdu. O motoru çalıştırırken ona baktım, yüzünde zafer gülümsemesi vardı.

Boş verip önüme döndüm. Biraz yolu izleyeyim derken sıkıldığım için nefes verdim. Fark etmiş olacak ki konuştu

"Torpido gözünde tablet ve kalem var. Tabletin içinde boyama oyunu var senin için. Alabilirsin"

Şaşkınlıkla gözlerim büyüdü. Gerçekten benim için arabasında tablet mi tutuyordu? Hemde boyama uygulaması yüklü bir şekilde?

Hiçbir şey demeden tableti aldım

"Şifre?"

"2007"

Benim doğum yılım! Heycanlanmıştım ama belli etmemeye çalıştım. Uygulamayı açıp boyamak için resim seçtim. Sonra teşekkür etmemenin şımarıklık olabileceğini düşünüp konuştum

"Teşekkürler"

Anlık gülüşünü duydum

"Rica ederim"

Hoş bir hareketti bu yaptığı. Aman neyse. Boyamamı yapmaya başladım.

~

Araba durduğunda başımı kaldırıp baktım. Luna park? Sonra ona baktım

"Beğendin mi?"

Gülümseyerek bakıyordu bana. Hayatımda sadece 1 kez lunapark a gitmiştim, o da halam götürmüştü. 7 yaşındaydım o zaman.

Ne diyebilirdim? Hatırlamıyordum bile lunaparkın nasıl olduğunu. Kafa karışıklığımı gördüğü için arabadan inip benim kapımı açtı. Bende tableti koltuğuma koyup indim

"Daha önce kaç kez lunapark a geldin?"

"1"

Dedim ona bakmadan, rengarenk etrafı inceliyordum. Renkli şeyleri çok seviyordum, burası tam benlikti

"Kaç yaşındaydın?"

"7"

"Unutmuşsundur o zaman"

Sadece başımı salladım. Soğuk elimde ki sıcaklığı hissedip elime baktım, elimi tutmuştu. Dudaklarımı birbirine bastırdım, küçükken hep babamla birlikte el ele lunapark a gelmeyi hayal etmiştim. Hep bi burukluk kalmıştı bu yüzden içimde. Yutkundum ama geçmedi o ağlama hissi, geçmedi boğazımda ki düğüm. Derin bir nefes aldım, ona sarılıp sorunlarımdan bahs etmeyi, ona tüm üzerime binen yükleri anlatma istediğimi beynimden sabote etmeye çalıştım.

Olmazdı, tilki bir daha o akar sudan geçmezdi. Kendini paralasın, yine güvenmezdim bir daha ona.

Elimi geri çekmedim. Onun adımlarına ayak uydurarak lunaparkın girişine yürüdük.

~

Birkaç saat geçmişti buraya geleli. Şimdi ise benim için oyuncak otomatından oyuncak kazanmaya çalışıyordu. Ona istediğim oyuncağı göstermiştim.

"Lanet makina"

Diye mırıldanıp cebinden yeni bozdurduğu paralardan birini daha çıkarıp makinaya attı ve tekrar denemeye çalıştı. Kıkırdadım

"İstersen boş ver"

"Hayır! O oyuncak senin olacak."

Dedi kendinden emin bir şekilde. Yarım saat önce bu otomatın önünden geçerken oyuncak gözüme takılmıştı ve ona bakmıştım, bunu gören Alparslan baba da hemen onu benim için alabileceğini söylemişti. Hala bekliyordum ki yanan renkli ışıklar la tekrar otomata baktım. Almıştı! Eğilip oyuncağı çıkardı

"Bak! Sana demiştim, bu oyuncak senin olacak demiştim!

Oyuncağı şaşkınlıkla ellerime aldım. Ömür boyu burada bekleyeceğiz sanıyordum.

Çok güzeldi, ama daha güzel olan şey bunu onun almasıydı. Her gece benimle uyuyacaktı artık bu oyuncak ama o bunu bilmese de olurdu.

"Gidelim mi artık? Gecikeceksin"

Başımı salladım

"Gidelim"

Keşke isteme bu gün olmasaydı da biz biraz daha vakit geçirebilseydik. El ele tutuşarak arabaya yürüdük, benim için kapıyı açtığında koltuğa oturdum. Kendisi de şoför koltuğuna oturup motoru çalıştırdı

"Eğlendin mi?"

Başımı salladım gülümseyerek. Gerçekten eğlenmiştim

"Evet, teşekkürler bu gün için"

"Rica ederim kızım"

Arabayı park alanından çıkarırken ben de ellerim arasına aldığım peluşuma bakıyordum. Gerçekten sevmiştim. Benim hiç böyle bir peluşum olmamıştı. Her zaman almak istemiştim böyle bir peluşum olsun ama alamazdım. Tuana ve Hüseyin hiç bana harçlık vermezlerdi, kendi sakladığım paramla da alsam illa Tuana ve ya Selen görür, hangi parayla aldığımı sorgular sonu dayak olurdu. Ve ya Tuana onu bana sevgilimin aldığını düşünür çok kötü yapardı. Aksay'lar sevgili konusunda gerçekten çok katılardı.

"Sık sık çıkarız böyle dışarı değil mi?"

Omuz silktim. Gönlümü almaya çalıştığını biliyordum.

"Sana hediye de aldım"

Ona baktım

"Ne hediyesi?"

"Eve gidince görürsün"

"Gerek yoktu hediyeye"

Dedim gözlerimi kaçırarak. Bana bakıp tekrar yola baktı.

"Neden olmasın? Hak ediyorsun"

Sustum. Ona inanmıyordum, samimiyetine inanmıyordum.

"Kızım.."

Cevap vermeyip tablet ve kalemi torpido gözüne koydum

"Lütfen beni affet.. ben anlık tepki verdim, gerçekten sana inanıyorum. Son bir şans ver yemin ederim bir daha sana böyle bir şey yaşatmayacağım"

Sustum yine. Hemen affedemezdim.

"Kızım lütfen, ben hep bir kızım olsun her şeyimi ayaklarının altına sereyim istemiştim. Biliyorum, yaptığım hiç doğru bir şey değildi ama lütfen beni de anla"

Anlıyordum. Ben de olsam bende daha yeni bulunan kızıma inanıp kaç yıllık tanıdıklarımı asla suçlamazdım. Ama bilmiyorum kırgındım işte

"Tamam "

Birkaç saniye durdum

"Barışalım. Ama sana hiç güvenmediğimi unutma"

Diye ekledim.

"Zamanla onu da telafi edeceğim güzel kızım"

Aynen çok beklersin

~

Arabayı park ettiğinde arabadan indim papatyalar da benimle arabada kaldığı için onları ve oyuncağımı da aldım

Birlikte malikaneye doğru yürüyüp içeri girdik

"Kızım? Geç geldin"

Umay anne endişeyle bana bakıyordu. Salonda aile üyelerinin bazıları vardı

"Babayla parka gittik"

Dedim. Alparslan baba kolunu omzuma attı

"Evet, birlikte vakit geçirdik"

"Müsadenizle ben gidip giyineyim artık"

Deyip salondan ayrıldım. Koşar adımlarla odaya gidip kapıyı içeri dalarcasına açtım.

"Bismillah aq"

Meriç yerinde hoplamış, diğer kuzenler ve ikiz de bana bakıyordu. 4 ü de buradaydı

"Pardonn"

Dedim ona bile bakmadan hemen çiçek ve peluşu yatağa bırakıp gardırop a yöneldim, açıp içine uzun uzun baktım. Bu gece giyinmek için birkaç kombin yapmıştım, aslında her zaman işsiz olduğum için bu sefer de öyle olur rahat rahat seçerim diye yapmıştım ama bu gün gerçekten çok dolu dolu olmuştu ve ben çok yorgundum! Resmen uykum şimdiden geliyordu!

"Saat kaç?"

"8 buçuk"

Miraç'ın sesini duymamla ellerimi kafama koydum ve ağlamaklı ses tonumla konuştum

"Kıyafetim yok ve geçikiyorum!"

"Gecikiyorum*"

Diye düzeltti beni Bora. Hemen ona dönüp gözlerimi devirdim ve önüme döndüm. Bir kombini alıp üzerime tuttum ve aynaya baktım.
Kombine içim giderek baktım. Buna uygun bir ayakkabım da vardı çünkü ben kıyafetlerimi kombinleyerek alırdım.

"Çok güzelsin.. ama çok koyu!"

Odanın içine rasgele atıp başka kıyafete yöneldim. Ayrıca o kıyafetle üşürdüm güneş gitmişti

Bir elbise alıp hemen koşarak banyoya gidip giyinip geldim

"Nasıl olmuşum??"

Sarp başını iki yana salladı

"Olmamış"

"Takma sen onu, çok güzelsin"

Dedi Meriç hemen ona öpücük attım gülümseyerek

"Güzelsin kuzen" dedi Bora

"Mükemmelsin" dedi Miraç

"Biliyorum! Ama bu da olmaz ya"

Sıkıntıyla iç çekip tekrar dolaba yöneldim.

"Neden olmaz?"

Miraç telefonunu kenara bırakıp beni izlemeye başlamıştı

"Çünkü, 1. Başrol ben değilim dikkat çekmeliyim. 2. Eğer bunu giyersem üzerine ceket giyinmem gerekecek. Ve ben ceket giyinmeyi sevmiyorum!"

Arkam dönük olsam da hepsinin bakışlarını üzerimde hiss ediyordum

"Bir gün de nasıl karmaşık bir gün. Hepsi o Manon yüzünden! Tutup kolumdan götürmeseydi her şey kendi akışıyla yetişecekti! Hayır yani götürüp bi bok yapsa ona yanacağım da yok! Bir iki kelime söyleyip saldı! Ulan madem mezarın yerini öğrenmek istiyorsun neden önceden bana bu konuda yazmıyorsun!? Tamam aramalarını açmamış olabilirim ama valla görmedim diye açmadım! Ay neyse ayol, zaten görsem de açmazdım ki"

Tanımadığım numaraların aramalarını açmıyordum. Birden arkamda ki bedenlerin varlığını hatırlayıp gözlerimi irice açtım. Kendi kendime konuşma huyum çok yanlış bir zamana denk gelmişti..

"Ne mezarı?"

Hemen elimi bir kombine atıp banyoya kaçtım

"Bekle"

Dedim Sarp a. Biraz zaman kazanıp bahane uydurmam gerekiyordu. Ne diyecektim şimdi ben? Yavaş yavaş kıyafetimi giyinip banyodan çıktım

"Ya küçüklük arkadaşım Manon, maalesef annesi öldü ama Manon'un babası onu Türkiye ye getirmedi diye annesinin mezarına gelemedi. Anca şimdi gelebildi diye bana mezarın nerede olduğunu soruyor"

Harikayım.

"Anladım"

Diğerleri de Sarp la birlikte onaylayan mırıltılar çıkardılar.

"Kötü olmuş"

Dedi Meriç.

"Öyle"

Diye destekledim

"Kıyafetim nasıl?"

Bu kadar sadelik pek benlik değildi ama sorun değildi. Modum yerle bir olmuş bir şekilde makyaj masasına oturdum ve takılarımı takmaya başladım. Modum yoktu çünkü yağmur yağmaya başlamıştı ve benim modum hava durumuna bağlıydı.

Çilek detayını fazla abartıp iyice çilek kız olduğunun farkındaydım ve bu benim canımı bir kez daha sıkmıştı. Oflayarak makyajıma başladım

"Niye ofluyorsun?"

Dedi Sarp. Ona döndüm ve sinirle konuştum

"Şuna bak! Resmen kıyafetim yok ve ben çilek kız olmak zorun kaldım!"

Hepsi güldü. Onların gülmesi daha da moralimi bozmuştu. Önüme dönüp

"Deme öyle çok tatlısın"

Yine ofladım. Miraç a baktım aynadan

"Çilek mi ya gerçekten? Bu havada hemde?"

"Hava ile ne alakası var?"

Dedi Meriç

"Ben kombinlerimi hava durumlarına göre yapıyorum. Çilek tam bir yaz meyvesi! Bu yağmurlu havada neden çilek olsun? Ayrıca hiç de gidesim yok hava iğrenç oldu. Keşke güneşli olsaydı"

Söylenmeyi de unutmamıştım tabii.

"Başka bir şey giyinsen?"

Aynadan arkasına yaslanmış Bora ya baktım

"Kıyafetim yok ki"

"Var ya kuzen, bunu Sarp dese inanırdım da sen pek inandırıcı gelmedin"

Ofladım

"Erkekler anlamaz, boş ver"

Cidden anlamaz. Aynı kıyafeti kaç kez giyinmem lazım? Normalde giyerim hiç sorun değil de onlar yeni olduğu için insan biraz şey olmak istiyor işte

Telefonumun çalması ile dikkatim makyaj masasının üzerinde ki telefonuma kaydı. Liya arıyordu. Alıp açtım

"Efend-"

"Neredesin sen! Saat 9 da Mert ler gelecek! Ne düşünüyorsun acaba? Damatlarla birlikte gelmeyi mi?"

Ayağa kalktım ve ayakkabımı giyinmeye başladım

"Ne söyleniyorsun ya yaşlı karılar gibi geliyorum işte"

O biraz daha söylenip kapatmıştı

"Kaçayım ben"

"Bırakayım mı?"

Dedi Miraç. Kısa bir düşünmeden sonra koruma bırakır diye düşündüm

"Yok sağol. Öpüldünüz"

Deyip odadan toz oldum.

~

Taksiden inip koşarak evin kapısına gittim, anahtarım vardı ama evde, sandığımda bırakmıştım. Bu yüzden kapıyı çaldım. Sabırsızlıkla bekliyordum açılmasını çünkü galiba geç kalmıştım

"Boşuna geldin kanka isteme iptal"

Liya kapıyı açar açmaz konuşunca şaşkınlıkla ona bakmıştım

"Nasıl ya? Neden iptal?"

"Büyük anneleri fenalaşmış"

Gözlerimi devirip içeri girdim. İsteme yoksa rahat rahat içeride konuşabilirdim. Açıkçası tüm gün düşünmemeye çalışsam bile Müjgan meselesi içimi yakıp yıkıyordu.

Salona girdim

"İyi akşamlar"

Kısaca onlar bana karşılık verirken gözlerimi salonda gezdirdim. Hüseyin, Tuana, Selen, dayım, Ali, Hüseyin'in kardeşi Remzi amca buradaydı. 8 kişi mi? Az değil miydi isteme için? Ama sonra bunu boş verip dayımın yanına oturdum. Hemen kolunu omzuma atıp beni kendine çekti ve sarıldı

"Alıştın mı ailene?"

Dedi Remzi amca. Usulca başımı salladım

"Evet"

"Duyduğuma göre epey de zenginlermiş"

Başımı salladım tekrar. Kumarbaz bir adamdı Remzi amca, sorma nedenini hemen anlamıştım

"Sana da para veriyorlar mı?"

"Neyse."

Dedi Tuana. Konuyu kapatmak için sesi yüksek çıkmıştı. Onu boş verip Remzi amcaya döndüm

"Niye amcacım? Onlar vermese sen mi vereceksin?"

Tatlı bir gülümsemeyle sormuştum saf tutmaya özen gösterdiğim sesimle ama alttan alttan iğnelediğim belliydi. Afalladı ilk, sonra hemen kendine gelip yalandan havalandı

"Tabiki! Amcan ölmedi ya?"

Aynen. Şimdiyene kadar bir kürdan bile vermemişti bana. Kendi kendime mırıldanıp sustum.

"Neyse. Madem Mert gelmiyor, o zaman sizinle konuşmak istediğim bir konuyu konuşmak istiyorum"

Dedim ifadesiz yüzümle. Hüseyin hemen kaşlarını çattı

"Ne istiyorsun?"

"Ben istemiyorum, yıllar önce öldürdüğün kadının kızı istiyor"

Aynı iğneleyici ses tonumu ona da kullanmıştım. Fakat bu sefer duygu yoktu.

"Bu ne demek?"

"Ne kızı?"

İlk Tuana, sonra Hüseyin konuşmuştu.

"İsmi Manon, dün sabah kalktığımda bana mesaj atmıştı "aramalarımı neden açmadın" diye. Yanlış numaradır diye cevap vermeyip okula gittim. Fakat okul çıkışı karşıma çıktı, beni annemin mezarına götür dedi. Bende bu gün çok yoğun olduğumu yarın götüreceğimi söyledim. Amacım sizinle konuşup sonra götürmekti"

Tabiki onlara her şeyi olduğu gibi anlatmamıştım. Bana küçük katil dediğini duyan Hüseyin cinayeti üzerime yıkmaktan çekinmezdi. Ayrıca mezar konusunu da yalan söylemiştim çünkü güvenlerini kazanmam gerekiyordu ki ayağımın altını kazmasınlar.

Hüseyin elleri ile yüzünü sıvazladı

"Onca yıl sonra nereden çıktı bu kız?"

Konuşan Remzi amcaydı.

"Yalnız, sana kafayı takmış. Seni bitireceğini söyledi"

Dedim Hüseyin'e. Banane biraz korksun

Delici bakışları ile bana baktı

"Başka ne dedi sana?"

"Hiçbir şey. Sadece yarın mezarın yerini göster dedi ve ortadan kayboldu"

"Evini falan bilmiyorsun değil mi?"

Gerizekalı bu galiba

"Nereden bilebilirim ben?"

Bana ters ters baktı

"Benimle düzgün konuş. Hiç yaramamış sana şu Aybars aşireti"

Kaşlarımı kaldırdım

"Neden yaramamış söylesene?"

Beni iğrenir gözlerle süzdü

"Terbiyesiz olmuşsun, belli ki öz annen sana terbiye vermiyor"

"Çocuğunu vuran canilerden değiller onlar"

Tuana hemen sesini yükseltti

"Sen bana cani mi diyorsun?"

Hüseyin'in "terbiyesiz" diye mırıldandığını duydum ama ona dönmeden gözlerimi Tuana ya diktim. Diğerleri sessizce bana bakıyordu

"Değil misin? Kocanda, sende"

"Düzgün konuş!"

Hüseyin bağırdı ayağa kalkarak. İstediğim kavga çıkmadığı için şimdi kavga çıkarıyordum. Çünkü dinmiyordu o göğsümde ki ağrı. Bende ayağa kalktım

"Sen bir de alınıyor musun gerçekten? Sanki masum bir kadını silahsız, savunmasız bir anında canice öldürmemiş gibi bir de alınıyor musun hakettiğin bu hitaba?"

"KES SESİNİ!"

Selen ve Liya korkarak kenara sinmişken Ali, dayım ve amcamın ikimize olan sakinleştirici seslerini duyuyordum ama durmadım. Umrumda değildi, ölsem benim cinayetimin de üzerini örtemezlerdi çünkü arkamda Aybars ve Kara aşireti vardı.

"Neden? Ha pardon"

ardından salondakilere döndüm

"Getirin uyuşturucu ve bıçağı! Sıradaki kurban benim!"

Sesim artık bana itaat etmiyordu. Yıpranmışlık, güçsüzlük ve bıkkınlık sesimden okunuyordu. İstemeden titrek çıkmıştı.

Elimle orta sehpada duran meyve kabının üzerinde ki bıçağı işaret ettim

"Bak, orada. Beni öldürmek için uyuşturucuya ihtiyacın yok, cani her şekilde canidir"

Amacım ölmek değildi, yeni ailemi bulmuşken yaşamayı seviyordum. Sadece kışkırtmak istiyordum sussun istiyordum kafamda ki o ses. Hüseyin'in yaptığı için acı çekmesini istiyordum, biraz da onun canı yansın istiyordum. Ağlamak istiyordum.

Hüseyin'in gösterdiğim meyve bıçağını alıp hızla üzerime yürüdüğünü gördüm. Şokla yerimde dona kalmışken dayım ve amcam hemen onu tuttu

"Öldürecek misin beni?"

Dedim ona şokla bakarak

"Siktir git evimden"

Dedi dişlerinin arasında hırlayarak

Birkaç saniye bekledikten sonra kendime geldim hemen çantamı koltuktan alıp ona bağırdım

"Pisliğin tekisin! Cani! İnsan yoksunu! Hiçbir zaman seni sevmedim, seni hiçbir zaman babam olarak görmedim adi herif! Halamla da o günden bu güne kadar hep konuştum bu arada! Onu da çok seviyorum oh olsun geber!"

Hızlı adımlarla salonu terk edip kendimi dışarı attım. Bana bağırarak hakaretler ettiğini, orusbu falan dediğini duyuyordum ama kimin umrunda? Eminim arkamda bıraktığım insanlar şu anda çok şaşkındı çünkü ben genelde sesimi bile yükseltmez, asla kendimden büyüğe ve ya büyüğün yanında kötü söz söylemezdim. Küfür etmemiştim içeride ama eminim küfür etkisi bırakmıştım.

Saate baktım, 9 buçuğa geliyordu, Aybars lar saat 11 de bitecek falan sandığı için bolca vaktim vardı. Yürüyerek çokta uzak olmayan mezarlığa gitmeye başladım. Yağmur çiseleri saçlarımı, yüzümü ıslatıyordu. Etekten açık kalan tenim üşüyordu ama sorun değildi.

"Demek beni öldürecektin seni cani"

Kendi kendime konuşuyordum. Zaten kimse yoktu ki

"En azından içim rahatladı"

Gözümden bir damla yaş aktı

"İnsan kendi büyüttüğü kızına bıçak çeker mi?"

Sessiz gecede sadece benim isyanlarım duyuluyordu. Ağlıyordum fakat her zaman ki gibi sessizdi o da. İlk kezdi bu, ilk kez sesimi yükseltmiş, ilk kez haykırışlarım sesli çıkmıştı.

"İnsan sevdiğine kıyabilir mi?"

İç çektim, burnum akıyordu, çantamdan bir mendil çıkarıp sildim.

"İnsan o kadar anısı olduğu kişiye kıyamazken, nasıl öldürdün onu?"

Adımlarım ıslak betonda ses çıkarıyordu. Keşke bot falan giyinseydim, çıplak ayaklarım donuyordu ve ıslaktı.

"Ben bile max 5 saatimi birlikte geçirdiğim kadını özlerken sen hiç mi özlemiyorsun?"

Sanki Hüseyin le konuşur gibi konuşuyordum. Çünkü önünde onunla böyle konuşamazdım, az önce ki ani bir cesaretle olmuştu. İzlenme hissi tekrar bedenimi ele geçirdi. Önüme, arkama, sağıma soluma baktım fakat kimseyi göremedim. Umursamadan yürümeye devam ettim. En fazla ölürdüm, yarın bu deli cesaretim için kendimi suçlayacaktım ama şu an tek istediğim o lanet mezarlığa gitmekti. Yıllar sonra ilk kez.

Adımlarım mezarlığın önünde durduğunda girişe baktım yalnızca. Yapabilir miydim? Karanlıktı biraz hava, ben buradan çıkıncaya kadar da epey kararmış olacaktı. Yutkunup ilk adımımı attım. Karanlıktan korkmuyoruz, Hüseyin ve Şerif buraya gelmeyecek. Korkma sana bir şey yapamaz ikisi de.
Kendimi cesaretlendirmeye çalışarak mezarlığa girdim. Kenardan sağdan yürümeye başladım, sağa doğru yürüyeceğimi net bir şekilde hatırlıyordum. Yaklaşık 3 dakika falan yürüdükten sonra sola döndüm, ortalarda bir yerlerde olması lazımdı. O kadar karanlık değildi falan yinede mezar taşlarının üzerini okuyabilmek için telefonumun fenerini açtım. Bakına bakına yürümeye devam ettim, hızımı yavaşlatmıştım. Biraz hızlı yürümüştüm çünkü korkuyordum.

Sonunda mezar taşında ki o yüz ve ismi görmemle durdum. Uzun uzun mezara baktım. Yabani otlar, çalılar bitmişti etrafında, toprağın üzerinde hiç çiçek yoktu. Hiç mi ziyaretçin yoktu Müjgan?

Telefon ışığını mezar taşına yaslayıp otları ve çalıları koparmaya başladım. Her gün özenle temizlediğim, krem, oje sürdüğüm ellerim inciniyordu fakat umursamadım. İlk önce kenarlarda ki çalıları koparıp az ileride ki çöp birikintisine attım, sonra ise Müjgan'ın toprağında ki yabani otları temizledim. Yarın kızı ile geldiğimizde ona su ve çiçek getirirdik zaten.

Uzun uğraşlar sonucu sonunda mezarın yanına oturdum. Kol kaslarım ağrıyordu, ayaklarım çökmek için zaman kolluyordu. Bu gün o kadar yorulmuş, o kadar duyguyu aynı günde yaşamıştım ki çok yorulmuştum. Belki de beni en çok yoran bu son bir saatte olanlardı.
Bu gün çok korkmuştum mesela. Hakkını yiyemem Alparslan baba sayesinde iki hayalime kavuşmuş, çok mutlu olmuştum ama maalesef yetmiyordu. Sabah Müjgan'ın cinayetinin üstünün tekrar açıldığını öğrenmenin korkusu, Manon geldiğinde kuzenlerimin yanında bana bana 'küçük katil' diyecek korkusu ve Hüseyin'in beni öldürecek olması korkusunu kapatmıyordu onun verdiği mutluluk. Eminim yaşadıklarımı bilse beni çok daha mutlu etmeye çalışırdı ama tekrar güvenip kendimi açamazdım ona.

Müjgan'ın mezar taşında ki fotoğrafına baktım.

"Müjgan.."

İlk kez geliyordum mezarına. Korkmuştum beni suçlar diye

"Ben çok yoruldum"

Ama anlamıştım beni suçlamasığını. Beni neden suçlasın? Ben o gece masum 13 yaşlı bir kızdım. O bana kaç dercesine bakmıştı, hatta yaklaşmamamı söylemişti.

"Müjgan çok fazla,"

Dedim yutkunarak. Yeni kuruyan göz yaşları tekrar akmaya başladı

"Çok fazla yük var ve ben artık tek başıma kaldıramıyorum. Yaşasaydın bana destek olur muydun?"

Olurdu. Biliyordum, olurdu. Evet yeni tanışmıştık o gün fakat biliyordum işte mükemmel bir insandı o. Sevgilisinin üvey kızı ile sırf konuşmak için Google çeviri kullanmıştı. Oysa ki ben asosyaldim ve uğraşmayı bile istemiyordum. Sevgilisi 2 ayda bir falan Türkiye ye geliyor diye onunla da vakit geçirebilirdi fakat o benimle zaman geçirmeyi istemişti. Bana çok nazik davranmış, bir anne edasıyla yaklaşmıştı bana. Bir sürü tavsiye vermişti.

"Şerif işini halledemedim daha, onunla yüzleşecektim guya ama bak ne oldu? Kızın geldi ve her şey tekrar başladı."

Biraz duraksadım. Derin bir nefes aldım. nefesim göğsümde sıkışıyordu, nefes alamıyordum. Birkaç saniye derin nefesler aldıktan sonra tekrar konuştum

"Beni suçlamaz dimi? O bilmiyor o gece orada olanları. Ya beni suçlarsa Müjgan? Ya beni hapise artırmaya çalışırsa? Biliyor musun, Hüseyin bana sende katilsin demişti. Ben katil değilim, ben seni öldürmedim dimi Müjgan? Ama o bana susanların da katil olduğunu, yoksa neden susanların da hapise girdiğini sordu. Ben katil miyim Müjgan?"

Sesim çatlamıştı, bacaklarım da yağmurdan çamur olurken düzleştirdiğim saçlarım dalgalanmıştı. Yağmur çiselemesine rağmen o kadar zaman yağmurun altına kalmıştım ki üzerimde ki kalın örgüden yapılmış hırkamsı üst ışlanmış, oldukça ağır bir hale gelmişti. Kendimi bitik hiss ediyordum.

"Müjgan ben Şerif meselesini ne yapacağım? Hangi biriyle uğraşacağım? Ya ben çocuğum daha çocuk. Tanrı neden üzerime bu kadar yük yıkıyor? Ben çok üşüyorum.."

Evet üşüyordum, ama bu üşüme yalnızca dışarıdan değil, içtendi aynı zamanda. Güvenebileceğim, sırtımı yaslayabileceğim kimsem yoktu ve bu beni çok üşütüyordu. Kendimi çok yalnız hiss ediyordum.

Etrafa baktım, burası mezarlığın en kenar konumunda ki orta taraftan iki mezar sonraydı. Kimse gelmezdi pek buraya. Her ne kadar buraya gelirken korksam da şu anda kendimi güvende hiss ediyordum. Telefonumu çıkarıp saate baktım, 11 oluyordu. Bu kadar uzun mu kalmıştım? Ayağa kalktım

"Neyse Müjgan, senlen konuşmak güzeldi ama artık benim de benim için endişelenen ailem var. Onları daha fazla bekletmeyeyim. Yarın kızını sana getireceğim tamam mı? Heyecanlandığını biliyorum ama biraz beklemelisin. Haydi bana paydos"

Arkamı döndüm yürümek için ama önümde ki büyük bedenle çığlık atıp popo üstü yere yapıştım.

.
.
.
.

Sizce kim

Ama şunu diyeyim ki hiç tahmin edemeyeceğiniz birisi

19:08

Bitme tarihi:16.03.2026
Yayınlanma tarihi:07.05.2026

Nasıl buldunuz bölümü? Lütfen fikrinizi belirtin

Bide artık her gün bölüm atmayacağım maalesef. Wattpad ile mevcut olan bölüm sayısı eşitlendi. Şimdi ise 3 günden bir bölüm gelecektir. Tabii oy sayısı bu süreyi kısaltabilir

Oy verin

3586 kelime

Bb