16. bölüm / 19
ZİHNİMİN LABİRENTİ16.BÖLÜM=UÇURUMUN KIYISINDA
Bölümler 19Şu an: 16.BÖLÜM=UÇURUMUN KIYISINDA
- 1 1.BÖLÜM = PEŞİMDELER1.867 kelime
- 2 2.BÖLÜM= YOLCULUK2.766 kelime
- 3 3.BÖLÜM=KARAR2.264 kelime
- 4 4.BÖLÜM=EVLENİYORUZ..2.680 kelime
- 5 5.BÖLÜM=NİKAH3.167 kelime
- 6 6.BÖLÜM=HASTANE3.045 kelime
- 7 7.BÖLÜM=KARANLIK AYDINLANMA3.742 kelime
- 8 8.BÖLÜM=ÖFKE3.255 kelime
- 9 9.BÖLÜM=HAYAL KIRIKLIĞI2.934 kelime
- 10 10.BÖLÜM=GÖREV3.151 kelime
- 11 11.BÖLÜM=60 SANİYE3.212 kelime
- 12 12.BÖLÜM=CANIMI CANI BİLMİŞTİ3.076 kelime
- 13 13.BÖLÜM=KRİZ2.547 kelime
- 14 14.BÖLÜM ONUN YERİ BURASI MI?3.290 kelime
- 15 15.BÖLÜM=İLK GÖRÜŞ2.866 kelime
- 16 16.BÖLÜM=UÇURUMUN KIYISINDA3.500 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 17.BÖLÜM=BAŞIMIN BELASISIN KADIN4.066 kelime
- 18 18.BÖLÜM=AKLIMA SEN GELDİN2.807 kelime
- 19 19.BÖLÜM=DAVET3.149 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Diğer bölümümüzün sonu bizi mahvetmişti.Bu bölüm biraz daha mahvolmaya hazırmıyız?
"Zihnimin karanlığında kaybolmuştum.Bir ışık arıyordum tâki seni bulana kadar.."
Bölüm şarkısı=madrigal-seni dert etmeler
İyi okumalar
♡
Zeynep'in anlatımıyla
"Neden ısrarla benimle uyumak istedin?"Merakla sormuştum.
Oğuz benim çocukluk aşkımdı.
Bir keresinde tüm cesaretimi toplayarak abimin arkadaşı olmasına rağmen ona onu sevdiğimi söylemiştim o ise bana beni kardeşi gibi gördüğüden bahsetmişti.Eskiden her günümüz beraber geçerken bu olayların üzerine ondan uzaklaşmıştım.
Bu son aylarda ise bana karşı tavırları tamamen değişmişti.
Ondan uzaklaşmama dayanamamış bu sefer kendi bana yaklaşmaya başlamıştı.
"Bir arada daha fazla olalım diye."
Diyerek kısaca beni yanıtladı.
Çadırın içi çok büyük değildi.Yan yana uzanıyorken oğuzun parmakları saçlarımda,yüzümde geziniyordu."Abin'in kafası o kadar havada ki bu aralar,bir arada olmamıza karışmıyor."
İstemsizce gülümsedim.
Ne zaman oğuzla yakınlaşsak zebani gibi başımızın ucunda bitiyordu."He gül sen gül.Bir gün ağzını burnunu dağıtacağım."Dedi kibirli bir ifade ile."Tamam kardeşisin,hak veriyorum kıskanmasına ama benden kıskanması saçma."Yüzünde ki rahatsız ifade gerçekten de bu durumdan nefret ettiğini haykırıyordu.
"Senden neden kıskanmaması gerekiyor anlamadım.Sen erkek değil misin?"Ellerim yüzümün altında sakince onu seyrediyordum."Bende erkeğim ama benden sana zarar gelmez.Benim niyetim ciddi.Seni oyalamıyor,veya seninle oynamıyorum."
"İlk zamanlarda sende beni istemedin ama.Kardeşim gibisin dedin bana."O zaman ne umutlarla itiraf etmiştim.Onun yapmış olduğu şey ise bütün umutlarımı kırmıştı.
"Anlamıyorsun değil mi?"
Gözlerimin içine daha derin bakmaya başladı."Seni ne kadar çok sevdiğimi anlamıyorsun."
Bakışlarını bir kaç saniyelik çadırın duvarlarında gezdirip tekrar gözlerime çıkardı."O güne takılıp kalmışsın.Şuan yanında olmamın,gözlerinin içine aşk ile bakıyor olmamı bile umursamıyorsun.O gün kalbini o kadar kırmışım ki şuan bu durumda olmamıza bile inanamıyorsun."
Gözlerinin içinden geçen pişmanlık beni şaşırtmıştı.Çünkü oğuz o gün için bir kere olsun özür dilememiş,
pişman olduğunu dile getirmemişti.
"Neden bana yaklaşmaya başladın?Neden bana beni sevdiğini söyledin?"Devamlı sorduğum sorulara bir tanesini daha ekledim."Kardeşin gibi görmüyorsun artık.."Bir süre sustum.Belki de fazla takıyordum kafama.Sonuçta geçip gitmişti o günler."Ne değişti o zamandan sonra?"Kendine akıl verme adlı bir sınıf olsa ben kesinlikle sınıfta kalırdım.
Yüzüme yaklaşınca kafamın içinde ki düşüncelerden uzaklaşıp dikkatimi yeniden ona verdim.
"Bazen insan, en çok yanında olanın kıymetini en son anlıyor."
Sesi şimdide o zaman yapmış olduğu şeyin pişmanlığı ile kasılıp kavuruluyordu.
"Sen benden o gece uzaklaştın… ama asıl ben,seninle birlikte kendimden uzaklaştım."Derin bir nefes aldı ve devam etti."Senin yanında güldüğüm gibi bir daha hiç gülemedim.Bir daha hiç kimse, kalbimin en derin yarasına böylesine sessiz dokunamadı."
Alnıma dudaklarını bastırıp uzunca öptü.Geri çekildiğinde gözlerinde bir şey vardı; geçmişin acısı,geleceğin ihtimali.
Sonra gülümsedi."3 ay 10 gün 22 saat 35 dakika 22 saniye 15 salise."
Ne dediğini tam anlayamadım. Kaşlarımı çattım."Bu neyin süresi?"
"Benim senden uzak kaldığım zamanın süresi."Yutkundum. Sözleri, kalbimde yıllardır sakladığım boşluğu bulup dolduruyordu.
Oğuz demir,Zeynep kılıç için saliseleri saymıştı..
Buna inanmak bir o kadar güç,bir o kadar güzeldi..
"Ben, sen gittikten sonra anladım seni sevdiğimi.Bazen bir şeyi gerçekten anlamak için…Önce onu kaybetmen gerekiyormuş.Bunu da bana,bu sürede sen öğrettin."O konuştukça bu cümlelere ne kadar ihtiyacım olduğunu bir kez daha anlıyordum.
"O gece sana seni kardeşim gibi görüyorum,dememle her şeyi bitirdiğimi sanmıştım.Oysa bilmiyordum,o sözümün altına bastırılmış bir sürü kelime, söylenmemiş bir sürü duygu kalmış."Ben sustukça,Oğuz büyümüş.Ben kaçtıkça,o bana yaklaşmıştı.
"Sen beni gerçekten seviyorsun…"
İnanmak zor.Zaten hep zor oldu.
Ama Oğuz’a zor olanı yakıştı.
"Ve sadece bu evrende değil…" dedi yavaşça.Bu kez dudakları dudaklarımı buldu.Gözlerimi kapattım.Bir ömrün özlemini taşıyan bir kaç saniye…
Sonra geri çekildi ve fısıldadı:
"Her evrende seni bıkmadan usanmadan severim,Zeynep."
Bir zamanlar “Sen kardeşim gibisin” diyen adam..Şimdi, kalbimin tam ortasında durmuş bana gerçekleri fısıldıyordu.
Ben Oğuz’a bir vedayla başladım…
Ama belki de bu, ikimize yazılmış bir başlangıçtı..
Ve ben o başlangıçı yazmaya da,yaşamaya da her zaman hazırdım..
( Mira'nın anlatımıyla )
Çadırın içinde ki havasızlıktan ölmek üzereydim.Ama burdan, mirza'nın yanından kalkıpta dışarı çıkmak istemiyordum.Şuan karşımda düz bir şekilde uzanmış uyuyor numarası yapıyordu.Kıpırdayan kirpikleri onu ele veriyordu ama o bunun farkında değildi.Dün gece bana anlattığı şeyler bir bir zihnime düşerken gözlerim yine onun için dolmuş,kalbim yine onun için sızlamıştı.
Neden her bir araya gelişimizde benden kaçtığını,Neden uzun süreli olarak yakın davranamadığını şimdi daha iyi anlıyordum.Kadın erkek fark etmiyordu onun için,gereksiz yakınlıklardan rahatsız oluyordu.
Bu zamana kadar çocukluk arkadaşlarıyla bile bir kere olsun sarıldığına şahit olmamıştım.
Kafamda ki düşüncelerden uzaklaşarak gülümsedim.
Dirseğimi yere yaslamış yüzümü avcumun içerisine almış ona bakıyordum.Vücudumu biraz daha ona yaklaştırarak dudağımı yanağına bastırdım.Gözlerini açmadı.Bakışlarım dudaklarına kayınca açık bir şekilde gülümsediğini gördüm.Ve güldüğü belli olmasın diyede dudaklarını bir birine bastırmıştı.
Gerçekten çok iyi oyuncuydu.
Tıpkı benim gibi..
Yeniden yüzüne yaklaşarak gözlerini,burnunu,alnını öptüm.
Ama hiç birisinde kendisini bozmadı.Öylece gülümseyerek,
gözleri kapalı bir şekilde durmaya devam etti.En sonunda kendimi hızlı bir şekilde üzerine attım.
Karnının üzerinde oturuyordum ve o hala aynı şekilde duruyordu.
Yüzüme doğru dökülen saçlarımı tek omzumda toplayarak üzerine eğildim.Kollarımın ikisini de kafasının iki yanına koyarak onu kafese aldım.
"Şuan burda seninle sevişsem ne yapabilirsin ki?"Diye fısıldadım.
Kesinlikle onunla sevişmeyi düşünmüyordum."Zaten ölü gibi uyuyorsun.Bence yapmalıyım."
Diyerek ellerimi üzerinde ki beyaz gömleğin düğmelerine yerleştirdim.En üste ki düğmeyi açtım.Yüzünde ki gülümseme gitti ve boğazında ki adem elması hareket etti."Hem bu gece görmüş olduğum rüyayı şuan gerçekten yaşamak istediğimi fark ettim."
İkinci ve üçüncü düğmeyi açtım.
Parmaklarım dördüncü düğmenin üzerindeyken bileğimi tuttu.
Ve ben daha ne olduğunu anlamadan yer değiştirdik.
Gözlerim kocaman olmuş bir şekilde ona bakarken o üzerimde bana sırıtarak bakıyordu.
"Bunu nasıl yaptın?"Dedim.
Şaşkınlıkla.Öyle hızlı hareket etmişti ki nasıl yaptığını anlayamamıştım bile.
"Demek benimle sevişmek istiyorsun?"Ellerini yere yaslayarak bu seferde o yüzüme doğru yaklaştı."Demek rüyanda gördüğün her ne ise gerçekten yaşamak istiyorsun."Ne diyeceğimi bilemedim.Her seferinde onun karşısında nasıl kendimi kaybediyorum anlam veremiyordum."Noldu ay parçası.
Dilini mi yuttun?"
Ay suratlı ve ay parçası..
Söylemiş olduğu kelimeler neden bu kadar anlamlı ve güzeldi?
"B-bilerek yaptım."Dedim konuşmayı unutmamaya çalışarak."Uyumadığını biliyordum."Tepki vermesini bekledim ama vermedi.Bakışları koyulaşırken bana aynı şekilde sırıtarak bakamaya devam etti."Niye öyle bakıyorsun?"
İstemsizce bakışlarımı kaçırmak zorunda kaldım.
"Nasıl bakıyorum."
"Yiyecekmiş gibi.."
"Belkide gerçekten yemek istiyorumdur."Bu konuşmanın aynısını bundan bir kaç hafta öncede yaşamıştık.Onu üzerimden ittirmeye çalıştım ama öyle ağırdı ki kıpırdamamıştı bile."Kalk üstümden."Kalkmadı.Bende devam ettim."Hep yalandan vaatler veriyorsun.Senin beni yemek istediğin falan yok."
Şuan utanmam gerekiyordu ama yine utanmıyordum.Sözleri ile vücuduma elektriği veriyordu sonrada hiç birşey yapmıyordu..
Şuan neyin kavgasını yapıyorum bilmiyordum.Tek bildiğim şey ona daha fazla yakın olmak,hatta onunla sevişmek istediğimdi.
"Bu ikidir bana aynı şey yüzünden trip atıyorsun."Dedi eğlenircesine.
"Resmen seni yemediğim için trip yiyorum."
"Sen trip yemeyi hak ediyorsun çünkü.Şimdi kalk üstümden."
Ağırlığını daha fazla verdi ve yüzüme daha fazla yaklaştı.
"Kalk üstümden dedim sana."
Gözleri dudaklarıma kaydı.
Yoğun bakışlarının altında onu üzerimden itmeye çalıştım.
"Ne gördün?"
"Ne?"
"Rüyanda diyorum.Ne gördün?"
Derin bir nefes aldıktan sonra devam etti."Ayrıca biraz daha kıpırdamaya devam edersen seninle gerçekten sevişeceğiz."Sesi öyle sıcak çıkıyordu ki sanki bahsettiği alevler onun sesine yerleşmişti."Ne gördün rüyanda?"
Bir kez daha aynı soruyu sorunca sakin bir şekilde durdum ve yüzümde ki yoğun istekle anlatmaya başladım."Böyle sık ağaçların olduğu bir yerde ağaç ev vardı.Ama çok güzeldi.Boydan kocaman bir ayna vardı ve o ayna o sık ağaçları gösteriyordu.Odadın içerisinde ise kocaman bir yatak vardı.Üzerinde tüylü beyaz bir örtü o örtünün üzerinde ise sen vardın."Yutkunup rüyayı daha fazla hatırlamaya çalıştım."Benim üzerimde ise çok güzel siyah bir gecelik vardı."Ve daha rüyanın devamını anlatmaya kalmadan dışarıdan bağırış sesleri gelmeye başladı.
"LAAAAAĞĞĞĞAAAN UYANIN ÇABUK."Bağıran ses Ege'ye aitti.
Mirza hızlıca üzerimden kalkıp çadırdan çıkınca bende kendimi toparlayarak hemen peşinden çıktım.Dışarı çıktığımda gözüme çarpan ilk şey Ege'nin ayakta dikilmiş çadırının içerisine korkuyla bakması oldu."Biri gördüğüm şeyin gerçek olup olmadığını söylesin çabuk."Mirza hızlıca çadıra ilerledi.
İçerisine baktığında yüzünde korkunun en saf halini gördüm.
Ne olduğunun merakıyla yanına varıp çadıra baktığımda gözlerime inanamadım.İrem ayağına boylu boyunca dolanan yılan'a korkuyla bakıyordu.Korkudan donmuş olacak ki sessini bile çıkarmıyor öylece duruyordu.Soğuk kanlılığımı koruyarak içeri doğru bir adım attım benimle eş zamanlı olarak mirza kolumdan tuttu.Bakışlarım ona döndü."Sen nereye?"
"Yapılması gereken şeyi biliyorum.Ben hallede bilirim."
Dedim sakince.Normalde sürüngen hayvanlardan nefret ederdim ama şuan garip bir şekilde korkmuyordum."Korkma ve bırak beni.Birşey olmayacak merak etme."
Gözümün içerisine kararsızlık ile baktı.Ona fırsat tanımadan kolumu elinden kurtarıp seri bir şekilde kendimi içeriye attım.
Dizlerimin üzerinde sürünerek İrem'e yaklaştım.Yılanın bakışları İrem'de olduğu için beni fark etmemişti.
Bu benim işime gelirken bir anda yılanın kafasının iki yanından tutarak yakaladım.Başını sıktığım için ağzı açılmıştı ve taslıyordu.
Yapmış olduğum baskı ile kıvrınırken kendisini de bırakmıştı.Artık irem'in ayağında değil benim elimdeydi.Ve kırılarak kendini elimden kurtarmaya çalışıyordu.
Elimde ki yılan ile arka arkaya çadırdan çıktım.Yılan ile birlikte Ege'ye dönünce Ege bağırarak başka yere kaçtı.O sırada Oğuz ile Zeynep'te uyanmış çadırlarından çıkıyorlardı."Noluyor ya?"Yılanı görünce sustular ve onlarda bana aynı korkuyla bakmaya başladılar.
"Bu kadar korkmayın.Şuan zararsız."Gözlerim mirza'ya kaydı.
Ve gözlerinde rastladığım duygu beni gururlandırmıştı.Gözleri parlayarak bakıyordu bana.
Ve bakışlarından anladığım tek duygu hayranlıktı..
"Şimdi ondan kurtulacağım hiç merak etmeyin."Uçuruma doğru yürüyüp en uca kadar geldim.
Sanki vücudum ve fikirlerim şuanda başka biri tarafından yönlendiriliyordu.Kolumu ileri doğru uzatarak yılanı uçurumdan aşağı bıraktım."Bu kadar işte.Amma abarttınız."Dedim onlara dönerken.
"Sen..bunu nasıl yaptın?"
Zeynep'in hayranlıkla sorduğu soru beni de gülümsetmişti.
"Küçükken beni yılan ısırmıştı.
Yılan beni ısırdığı için bende yılanı ısırmıştım."Ellerimi açarak kendimi gösterdim."Ben iyiyim ama yılan öldü."
(Bu kısımda öykü gürman'dan
oy beni vurun vurun şarkısını
açabilirsiniz)
"Pek iyi olduğun söylenemez."
Dedi Ege söylemiş olduğum şeylere karşılık."Mira."Gözlerim mirza'yı buldu."Ordan atlarsan özgürlüğüne kavuşursun.Bunu biliyorsun değil mi?"Bir süre ona algılayamadan baktım.
Ne diyordu bu adam Allah aşkına?
Uçurumdan atlamamı mı istiyordu?
"Oradan atlarsan bütün hastalıkların,çekmiş olduğun acılar bitecek."Göz ucuyla arkama baktım.Burası çok yüksekti.
Aşağıda deniz olmasına rağmen kayalarla doluydu.
"Burdan atlarsam ölürüm."
"Ölürsün ve özgür kalırsın."
Öylece baktım ona.Mirza bana böyle birşey söylemezdi.Mirza benim ölmemi istemezdi."Ne düşünüyorsun,HADİ ATLA."Bana doğru bir kaç adım atınca istemsizce arkaya doğru bir adım attım.Adımı mı atmamla birlikte ayağımı boşlukta buldum ve dengemi sağlayamadım.
Parmaklarım uçurumun kenarında duran bir kaya parçasına tutunmuştu.
"MİRAAA"Bir kez daha duydum onun sesini.Buraya doğru koşuyordu.Şuan olanlara anlam veremiyordum.Yine neler oluyordu böyle?
"Elimi tut."Kafamı kaldırıp yukarı bakınca mirza'yı gördüm.Yere uzanmış elini bana doğru uzatmıştı."ELİMİ TUT."Dedi bir kez daha.Boşta olan kolumu zorlukla uzatarak elini tuttum."Sakın bırakma,seni yukarı doğru çekeceğim."Olumlu anlamda kafa salladım.O ise beni yukarı doğru çekmeye çalıştı.Yüzü kızarmıştı.Alnında ki damar kabarmıştı."Diğer elini bırak onunlada elimi tut.Elin kayıyor."Dediğini yaparak diğer elimi kayadan bırakarak onunlada elini tuttum.Şuan tek bir koluyla vücudumun bütün ağırlığını taşıyordu.Diğer eli yere yaslı kendi dengesini sağlıyordu.
Mirza'nın hemen arkasında ise oğuzla Ege vardı.Ege mirza'nın bacaklarını tutarken oğuzda mirza gibi yere uzanmış mirza'ya yardımcı olmaya çalışıyordu.
Gözlerim arkamda ki boşluğa kayınca bir kez daha duydum mirza'nın sesini."Bakma aşağıya."
Bir anda tüm gücünü kullanarak beni tek hamlede yukarı doğru çekti.Ve çeker çekmez vücudumu kendine yaslayarak sıkı sıkı sarıldı."Çok korktum."Sesi güçsüz çıkıyordu.Kollarımı ona sardım.
"Mira İyimisin?"Dedi Zeynep
"Neden yaptın bunu?"Diye ekledi Ege.Dördü de başımızda dikilmiş korkuyla bakıyordu bize.
"SUSUN."Diye emir verdi sarıldığım beden onlara.
Zaman durdu ve orda sadece ikimiz kaldık.Mirza'nın düzensiz nefesleri kulaklarıma doldu.Nefes nefese kalmıştı,ama beni bırakmıyordu.Göğsüne bastırdı, elleri sımsıkı belimdeydi.Sanki o an beni toprağın altından çekip almış gibiydi.
Bir süre hiçbir şey söylemedi. Sadece tuttu,sanki bıraksaydı yine düşecektim.Sonra kısık ve boğuk bir sesle fısıldadı
“Çok korktum Mira… az daha…”
Sözlerini tamamlayamadı. Göğsüne bastırılmış halde kalakaldım.Kalbinin atışlarını duyuyordum.Kalbim sızladı içimde bir şeyler koptu ve ben yine ağlamaya başladım.Sessiz, ince bir sarsıntıyla.Gözyaşlarım kontrolsüzce aktı,boğazıma düğümlenen o ağırlık çözülmek yerine giderek daha da büyüyordu.
“Bana…bana atlamamı sen söyledin,”dedim fısıltıyla.
Mirza’nın bedeni bir anda dondu. Sanki içinde bir şey buz kesmişti. Kolları hâlâ üzerimdeydi ama kasılmıştı.Kıpırdamıyordu.
“Ne?”Neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştu.Gözleri büyüdü, bana baktı ama o bakışta korku vardı.Tedirginlik değil,bilinmezlik vardı..
İçimde bir şey yankılandı.Bunu bana o söylememişti.O sesi,o cümleyi duymuştum ama mirza'nın dudakları hiç kıpırdamamıştı.Bunu bana o değil, kafamın içindeki sesler fısıldamıştı.
Gözlerim boşluğa kaydı. Ağlamam durdu.Donup kaldım.Gerçek, soğuk bir el gibi enseme dokundu.
"Sen değildin…"Dedim,daha çok kendimle konuşuyor gibiydim.
"Sen hiçbir şey söylemedin..."
😢
"Sonra annem beni gelir ve hep bulurdu."Dedim neşeli bir sesle.
Yaşadığımız olayın üzerine Mirza daha fazla orda kalmak istememişti.Toparlanır toparlanmaz oradan ayrılmıştık.Şuan ise Mirza sürücü koltuğunda, yanında ben arka koltuklarda İrem ile Ege vardı.Zeynep ve Oğuz ise arkamızda ki araçla geliyordu."Ama beni bulamadığında nasıl korktuğunu görmeniz lazımdı.Yüzü bembeyaz oluyordu.Ormanda oturduğumuz için ekstra endişelenirdi benim için."Hiç kimse gülmedi.Onların aksine ben bütün olayları gülümseyerek anlatıyordum.
Onlar hala uçurumun kenarında yaşadığımız olayda takılı kalmıştı. Ve aynı endişe ile bakıyorlardı bana.Mirza ise bu halime anlam veremiyor olmalı ki kaşları çatık bir şekilde izliyordu beni.
Yüzümde ki gülümseme silindi.
Boğazım düğümlendi ve yutkundum."Sizde başladınız."
Bakışlarım ellerime inerken tırnak kenarımda olan etleri koparmaya başladım."Neye başladık?"Diye sordu Ege.Bir süre cevap vermek gelmedi içimden.Mirza'nın bakışları benim ile yolun arasında gidip geliyordu."Acımaya."Sesim tahmin ettiğimden daha kısık çıkmıştı.
"Bakışlarınızın altında eziliyorum.
Lütfen bu şekilde bakmayın bana."
Gözlerim mirza'yı buldu.
Gözleri dolmuştu onunla göz teması kurar kurmaz gözlerini benden çekip yola çevirdi.Bende kafamı cama çevirip yolu izlemeye başladım.Üç dört dakikanın sonunda araba yol kenarında durdu.Hala orman yolundan çıkmamış,eve ulaşmamıştık.Neden bir anda durmuştu?
"Ege İrem siz oğuz'un aracına geçin."
Şaşırmadım.Mirza böyle bir adamdı Rahatsız olmayayım diye yapmıştı.İrem ile Ege Mirza'nın bu düşüncesini anlamışlar ve itiraz etmeden araçtan inip arkamızda,
bizimle birlikte duran Oğuzların aracına geçmişlerdi.Tekrar yola konulduğumuzda derin bir nefes alarak konuşmaya başladım.
"Bunu yapmak zorunda değildin."
"Biliyorum değildim."Dedi oda kısaca."Ama yaptım çünkü senden daha önemli değil hiç kimse."
Gözlerim dolunca alt dudağım da benden bağımsız olarak sarkmıştı.
"Her o dudağını büzdüğünde kalbime bir hançer yiyorum ben.
Her ağladığında kalbimi bin parçaya bölüyorsun."Sesi titredi devam edemedi.
"Yorulmuyor musun?"
"Neden yorulmuyorum?"Dedi anlamadığı için.
"Beni severken… Yorulmuyor musun?"Çaresizliğim sesime yansımıştı. Bakışlarımı yüzünden kaçırıp yola çevirdim.O ise hâlâ bir yola,bir bana bakıyordu.
"Seni severken yorulmak mı?"
Dedi,alaycı bir tebessümle gülerken."Sevemediğim her bir günün hasretini çekiyorum ben,ay parçası."
Yüreğim o an,içime sığamayacak kadar büyüdü sanki."Ay parçası.." Ne zaman bu cümleyi kursa içimde bir şey yumuşuyor,bir şeyler çözülüyordu.Sanki sadece bana ait bir kelimeydi ve sadece onun dudaklarında can buluyordu.
Bazen bu kadar sevilmek bile ağır geliyordu.Hakkını verebilir miyim,koruyabilir miyim,ya bir gün ben yetemezsem... İşte o korku,bazen göğsümün tam ortasına oturuyordu.
"Senleyken sana hasretim ben."Dedi nazikçe ve parmaklarımı kavrayarak ellerimizi bir birine kenetledi.
Benim elim onun elinin içinde onun eli ise bacağının üzerindeydi."Bir insan yanında olan birini özlemeye devam eder mi bilmiyorum ama ben seni yanımdayken bile özlüyorum."
Mirza'nın sözleri içimde yankılandı.Her kelimesiyle içime işleyen bir sıcaklık,kalbimin en kuytusunda yerini aldı.Gözlerimi onun gözlerinde tutmaya devam ettim.sanki orada,sadece ikimize ait bir dünya vardı.Zaman durmuştu belki de,ya da sadece biz zamandan taşmıştık.
Başımı yana eğdim ve dudaklarımda usul bir tebessümle fısıldadım."Beni en çok senin cümlelerin iyileştiriyor,Mirza… Sanki her kelimenle içimde kırılmış bir yer onarılıyor."Gözlerime hüznün yanında hayranlıkla etkilemişti.
"Sevmek bazen korkutuyor beni, ama seninle sevilmek..dünyanın ağırlığını hafifleten bir mucize gibi.Eğer bir gün senden uzak düşersem…"Susup yutkunma ihtiyacı hissettim.Hissediyordum.Garip bir duyguydu ama ondan uzak düşeceğimi hissediyordum.
"Bilki yolumu hep sesinle bulurum."
Gözleri doldu o ise gözlerimin dolduğunu görünce kaşlarını çattı.Parmaklarım hala onun avuçlarındaydı,ama sanki kalbimi de tutuyordu aynı anda.Kalbim,
onun ellerinin arasında daha doğru atıyordu.
İkimizde bir müddet sustuk.
Sessizliğin içinden geçen o yoğun duyguyu birlikte soluduk.Sonra usulca devam ettim
"Ben bazen kendime bile yetişememişken,sen bana hep yetiştin.Her halimi bildin,en suskun anlarımı bile duydun.Beni ben olmaktan utandırmadın, aksine…hep kırgınlığım ile sevdin.Sen bana sadece sevgiyi değil kendimi de sevdirdin, Mirza."
Sesim titremişti, ama söylemem gerekenleri söylemiştim. Çünkü bu, içimde uzun süredir taşıdığım bir duyguydu.Bazı insanlar kalbine bir kere dokunur,sonra asla çıkmazdı.
Hayatından çıksada kalbinden asla atamazdın kalbini avuçlarının arasında,taşıyan kişileri..
Mirza, parmaklarımın arasını biraz daha sıkıca kavradı. Gözlerimin ta içine baktı.O bakışta söz yoktu belki ama yeminler vardı.
Ben sadece sevilmiyordum olduğum gibi,eksiklerimle, geçmişimle,tüm benliğimle kabul ediliyordum.
🤍
Eve varır varmaz yatağıma girip güzel bir uyku çekmiştim.Daha sonra kendimi banyoya atmış duş almıştım.Banyo yapmam normalde 45 dakika anca sürerdi fakat banyoda da rahat durmayıp ağladığım için bir bucuk saat sürmüştü.
Yaşadıklarım çok ağır gelmeye başlamıştı.
Bir bilinmezliğin ortasında sıkışıp kalmıştım.Ne ileri doğru bir adım atabiliyordum nede geriye.
Her ne kadar umursamamaya çalışıyor olsamda çok fazla yorulmuştum.Yorgunluğumun yanı sıra ağlamaktan da bıkmıştım.Artık ağlamak istemiyordum.Göz yaşlarım artık aksın istemiyordum.Bu ne kadar mümkün olurdu bilmiyorum ama bundan sonra ağlamamak için elimden gelen herşeyi yapacaktım.
Bornozla odadan çıkıp alt kata indim.Ben kaç saat uyumuş daha sonra banyo yapmıştım.Tüm bunları yaparken de mirza evde olmamıştı.Beni eve bırakır bırakmaz işi olduğunu söyleyip gitmişti."En son bornozla salona indiğimde ölümle burun buruna gelmiştim.Yine ölümün beni bulmasını istemiyorsam dikkatli olmalıyım."Diyerek kendime küçük bir uyarıda bulundum.
Daha sonra mutfakta kendime portakal soyduktan sonra salona geçip koltuklardan büyük olana oturdum.Portakal dilimlerinden bir tane alıp geri kalan tabağı ortada ki sehpaya bıraktım.
Aslında şuan evde tek olduğum için oldukça tedirgindim.Şuan yaptığım şeylerin bir çoğu ile kötü anılarım vardı.
Elma ile boğulmam,kendimi bıcaklamam gibi..
"Bu seferde portakalın suyundan boğuluyor muşum."Size yemin ederim bu cümleyi kurar kurmaz ısırdığım portakalın suyu nefes boruma kaçtı ve ölecekmişim gibi öksürmeye başladım.Bacağımı bacağımın üzerinden indirerek öne doğru eğilip biraz daha öksürdüm.Yüzüm kıpkırmızı olmuş,portakalın suyu ve öksürmenin etkisi ile boğazım acımaya başlamıştı.
Biraz daha sakinlediğimde geriye doğru yaslanıp elimi boğazıma koydum."Belanın bana giriş hızına hayran kaldım."Kendi dediğime güldüğüm sırada dış kapı açıldı ve eşikten mirza'nın uzun boyunu gördüm.Saatlerimiz akşam 8:45 gösteriyordu.
"Geçiktin."Gözleri beni buldu ve baştan aşağı süzdü."İşlerin mi uzadı."Bana doğru yürürken gözlerini üzerimden bir saniye olsun çekmedi."Çorapların nerde ve neden böyle oturuyorsun?"
Söylediklerime ve ona sitem ediyor oluşuma takmayıp ayağımda olmayan çorabıma takılmıştı.Sürekli benimle bir arada olmak zorunda değildi ama o benden uzak olduğunda tahminim'den fazla özlüyordum onu.Değil 7 8 saat bir saat bile ayrı kalmak istemiyordum."Banyo yaptım portakal yiyordum."Gözlerim ile portakal tabağını göstererek kısaca açıklama yaptım.
Koltuğa otururken her zaman ki rahat pozisyonunu da almıştı.
Boynu koltuğun başlığına yaslıydı ve yüzü hem hüznün hemde yorgunluğu emaresini taşıyordu.
Bakışları tavandaydı.Bir şeyler vardı onu rahatsız eden.Evden giderken böyle değildi dışarda her ne olduysa morali bozulmuştu."Bir sorun mu var?"Kafasını hafif yana yatırırken gözleri beni buldu.Bir müddet öylece seyretti."İyi görünmüyorsun."
Oturduğum koltuktan kalkıp onun oturduğu koltuğa geçtim."Bana anlata bilirsin.Sorun ne?"Gözleri doldu.Bakışlarını benden saklamak için kafasını benim aksi yönüme çevirdi.
"Mirza."Sesim titremişti.Onu üzen,canını yakan ona böyle çaresiz hissettiren her ne ise ondan nefret etmiştim.Bir kaç kere yanımda ağladığına şahit olmuştum.Ama bu çok farklıydı.Anlatamayacağım kadar farklı.
"Mirza bana bak."Elimi çenesine koyup yüzünü kendime doğru çevirdim.Aynı yorgunlukla,ve aynı dolmuş gözlerle bakıyordu.
"Noldu?"Yutkundu.Yerinde dikleşip vücudunu biraz daha yaklaştırdı bana.
"Sana ihtiyacım var Mira."Dedi fısıldayarak.
Şaşırmıştım.Çünkü şimdiye dek hep ben tutunmuştum ona.
Benim acılarım,kırgınlıklarım vardı ve o hep yanımda olmuştu.
Ama şimdi..İlk kez onun elleri boşluğu arar gibiydi.
İlk kez değil,ikinci kez mirza bana sığınıyordu.
"Sorun nedir?"Ellerini tuttum.
"Seni üzen ne mirza?"Gözlerini kaçırdı.Daha sonra yine gözlerimin en derinine baktı.
“Bu gece çok farklı,Mira…”Sesi hem yumuşak hem de kararlıydı.
Gözlerimin içine baktı.“Bu gece seninle tamamen bir bütün olmak istiyorum.Seni hissetmek…sana dokunmak istiyorum.”
Sözleri havada asılı kaldı bir an.
Kalbim kasıldı.Nefesim hızlandı.
Bedenim sanki onun sesiyle harekete geçti.Sanki o cümle, içimde sakladığım her hissi serbest bıraktı.
İlk defa bu konuda tüm çıplaklığı ile açıklamıştı kendini.Gözlerinde ki üzüntüntiye gelecek olursak,
kesinlikle birlikte olmadığımız için olduğunu düşünmüyordum.
Kafamda ki düşüncelerden uzaklaşarak ona odaklandım.
Gözleri üzerimde ki ince bornoz da oyalanıyordu.Saçlarım hala ıslaktı.Birkaç damla su omuzumdan aşağıya süzülüp köprücük kemiğimden aşağı doğru aktı.Mirza'nın bakışları bu seferde o damlalara takıldı ve yutkundu.Gözleri dolu dolu değil yoğun istek ve arzuyla bakıyordu.
Oturduğu yerden elini bornozumun kuşağına götürdü ama çözmedi.Sadece dokundu.
"İzin ver,"Dedi sesi hem sıcak hem titrekti."Bu gece sadece senin teninde kaybolmak istiyorum.
Sadece sen olayım istiyorum.."
Titredim.Boğazımda düğümlenen duygulara daha fazla dayanamadım.Yüzüne yaklaştım ve dudaklarımı usulca dudaklarına bastırdım.İlk dokunuş yumuşacıktı.
Ama sonra…sonra bir kıvılcım çakıldı içimizde.
Ellerim,yüzünün o sert ama tanıdık hatlarını kavradı.
Sakallarının arasında kayboldu parmaklarım.Mirza,öpücüğünü derinleştirdi.Dudaklarımız birbirine yapıştı,nefeslerimiz birbirine karıştı.
Koltukta oturur haldeydik hâlâ.
Üzerimde ki bornoz vücudumu sarmıştı.Mirza'nın üzerindeyse açık renkli bir gömlek vardı.Bir anda belimden tutarak beni üzerine çekti.Bacaklarım iki tarafta koltuğun üzerine yaslıydı.Önden birkaç düğmesi çözülmüş olan gömleği çözmeye çalıştım.Heycandan parmaklarım titriyordu ve düğmeleri çözemiyordum.Bir kaç düğmesini açmıştım ki mirza sabredemedi ve gölmeğin iki yakasından tutarak çekiştirdi.Düğmeler kopup koltuğa,yere düşerken onun gözleri gözlerimi hiç bırakmadı.
Bornozumun yakası gevşemişti, omzum açılmıştı hafifçe.
Boynuma eğildi.Dudaklarıyla önce ıslak saçlarımı,sonra omzumu öptü.Öyle bir öpüştü ki…tenim titredi.
Aramızda sadece nefes kalmıştı.
Ve o nefes…hızla,aceleyle çekiliyordu.Bakışları bornozumun açılan yerlerine takıldığında gözlerinde hayranlık vardı.
"Sen…"dedi sesi baskın ve boğuk çıkıyordu."Beni delirtiyorsun,
Mira."
Benim parmaklarım gömleğinin içinde gezindi.Sıcaklığını hissediyordum.Göğsünün tam ortasına dokunduğumda gözlerini kapattı.Sonra başını eğip dudaklarını boynumdan aşağı, köprücük kemiğime doğru indirdi.
Nefesi tenime değdikçe içim yandı.
Kendi ellerimle bornozun kuşağını çözdüm bu kez.Mirza’nın bakışları ağırlaştı.Gözlerini üzerimden çekmeden ellerini belime koydu.Kumaş gevşedi, bornoz omuzlarımdan yavaşça süzüldü.
Oturduğumuz koltuk dar gelmeye başladı.Ama ikimiz de kıpırdamadık.Sanki o anda başka hiçbir yer yoktu.Sadece onun kolları,onun nefesi,onun teni…
Mirza'nın elleri vücudumda dolaşırken, ben onun gömleğini tamamen sıyırdım.
Sıcaklığı birbirimize geçti.
Kalbimiz aynı ritimde atıyordu.
Tenimiz,kelimelerin anlatamayacağı kadar yakınlaştı.
Bir ara alnını alnıma dayadı.
Nefes nefeseydik."Bu anı hiç unutmayacağım,"Derin bir nefes aldı ve devam etti."Bu hâlinle…ilk ve son kez değil.Hep olacaksın hatıramda."
O an her şey durdu sanki…
Zaman,mekan, geçmiş…hepsi bir bir kenara çekildi.Sadece onun kollarında,onun hızlı atan kalp atışları ile kaldım.
Sadece mirza vardı,sadece biz vardık..
Teninden yayılan sıcaklık, ruhumun en üşüyen köşelerine değdi.Yıllardır içimde sakladığım boşluklara dokundu.Ve ben ilk kez,biri tarafından her anlamda bütün hissettim.
Ona ait olmak değildi bu…
Onunla aynı yerden kırılmak,aynı yerden iyileşmekti.
Daha önce hiç kimseye böyle yaklaşmamıştım.Hiç kimse böyle izlememişti beni,böyle sarmamıştı.Sanki yaralarımı görüp korkmak yerine,elleriyle üzerini örtmüştü.O gece karanlıklarımız,acılarımız,
korkularımız…hepsi sustu.Sadece tenimizin dilini konuşturduk.
Yavaş…tutkulu… sabırsız… ama derin bir sevgiyle.
O koltukta…O gece ilk kez her şeyden arındık ve bir bütün olduk.
🔥
Selamlaaaar
Herşeyden önce şuan açıklık getirmek istiyorum.Büyük ihtimalle okuyanlar daha açık bir anlatım bekliyordu son sahnede.
Özür dileyerek söylemek zorundayım ki 18+ sahne yazmak beni çok rahatsız ediyor.En açık bir şekilde böyle yazabildim.Umarım beni anlar anlayış gösterirsiniz..
Evet şimdi bölüme geçelim bakalım. Hshsjsjshs
Bölümü genel olarak nasıl buldunuz?
Sorular
1.En sevdiğiniz sahne neresi oldu?
2.Sizce Mirza bu gece onu bu kadar derinden etkileyecek ne öğrenmiş olabilir?
3.Miraya ve mirzaya her bölümde biraz daha fazla ısınıyorum.Onlar benim ailem..
Umarım sizde sevmiş benim kadar benimsemişsinizdir.
Bir dahaki bölüme görüşürüz Kendinize iyi bakınnn 😍🥰😘
Kalbe basmadan gidersen gerçekten darılırım hshsjsjs
Bölüm etkileşimi
