40. bölüm / 50
Yılanın Kalbi💚
Bölümler 50Şu an: 💚
- 1 💚626 kelime
- 2 💚654 kelime
- 3 💚555 kelime
- 4 💚615 kelime
- 5 💚619 kelime
- 6 💚578 kelime
- 7 💚565 kelime
- 8 💚736 kelime
- 9 💚660 kelime
- 10 💚585 kelime
- 11 💚575 kelime
- 12 💚651 kelime
- 13 💚561 kelime
- 14 💚553 kelime
- 15 💚446 kelime
- 16 💚641 kelime
- 17 💚655 kelime
- 18 💚438 kelime
- 19 💚267 kelime
- 20 💚576 kelime
- 21 💚480 kelime
- 22 💚455 kelime
- 23 💚510 kelime
- 24 💚460 kelime
- 25 💚443 kelime
- 26 💚539 kelime
- 27 💚451 kelime
- 28 💚359 kelime
- 29 💚462 kelime
- 30 💚480 kelime
- 31 💚🖤952 kelime
- 32 💚419 kelime
- 33 💚458 kelime
- 34 💚400 kelime
- 35 💚344 kelime
- 36 💚373 kelime
- 37 💚436 kelime
- 38 💚383 kelime
- 39 💚416 kelime
- 40 💚379 kelime · Okuduğun bölüm
- 41 💚641 kelime
- 42 💚413 kelime
- 43 💚461 kelime
- 44 💚453 kelime
- 45 💚339 kelime
- 46 💚333 kelime
- 47 💚346 kelime
- 48 💚954 kelime
- 49 💚446 kelime
- 50 💚453 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları yatakhanenin camlarına vurduğunda, zihnim çoktan uyanmıştı. Benim için sabah hazırlığı, sadece üstümü giyinmek değil; güne başlamadan önce ruhumu zırhımla kapladığım bir meditasyondu. Pansy ve Astoria hala uykularında sayıklarken, ben banyoda aynanın karşısına geçtim.
Cildimi temizledim, asil ve keskin hatlarımı belirginleştiren hafif makyajımı yaptım. Her hareketim yavaş, ölçülü ve disiplinliydi. Sıra saçlarıma geldiğinde duraksadım. Masanın üzerinde, kadife kutusunun içinde parlayan o gümüş yılan işlemeli toka bana bakıyordu.
Mattheo’nun sessiz özrü. Gururunun küçük bir parçası.
Yavaşça uzanıp tokayı aldım. Parmaklarımın arasında soğuk metalin dokusunu hissettim. Onu takmak, "seni affettim" demek değildi; "çabanı gördüm ve sınırlarıma saygı duyduğun sürece yanımda yürümene izin veriyorum" demekti. Saçlarımın bir kısmını arkada topladım ve tokayı tam oraya yerleştirdim. Gümüş yılan, koyu saçlarımın arasında bir zafer nişanı gibi parladı.
Pansy ve Astoria da uyandıktan sonra onların hazırlanmalarını bekledim. Aşağı, ortak salona indiğimizde ekip her zamanki gibi tam kadro oradaydı. Draco, koltuğa yayılmış Tom ile bir şeyler fısıldaşıyordu. Blaise ise şömine başında uyukluyordu. Ben merdivenlerden inerken Draco başını kaldırıp gülümsedi ve yerinden kalkıp yanıma geldi.
"Günaydın Kraliçe," dedi Draco, her zamanki o korumacı tavrıyla kolunu omzuma atarak. Beni kendine doğru hafifçe çekti. "Hogsmeade sonrası hala bu kadar dinç görünmen mucize."
"Slytherin disiplini, Draco," dedim hafifçe gülümseyerek.
Tam o sırada Mattheo, yatakhanesinden çıktı. Gözleri anında beni buldu. Önce yüzüme, sonra Draco’nun omzumdaki koluna baktı ama asıl odaklandığı yer saçlarımdı. Gümüş yılanı gördüğü an, o her zamanki gergin omuzlarının hafifçe düştüğünü, kehribar gözlerinde bir rahatlamanın, hatta gizli bir parıltının yayıldığını gördüm.
"Günaydın," dedi Mattheo, sesi pürüzsüz ama temkinliydi.
"Günaydın," dedim, sesimde ne bir kırgınlık ne de aşırı bir sıcaklık vardı. Sadece denge.
Tom, oturduğu yerden hepimizi süzdü. Bakışları benim saçımdaki tokada bir saniye fazla oyalandıktan sonra Mattheo’ya döndü ve belli belirsiz, sadece bir Riddle’ın anlayabileceği bir onay işaretiyle başını salladı.Blasie herkesin orda olduğunu görünce"Hadi," dedi neşeyle. "Mide feryat ediyor, Büyük Salon bizi bekler."
Hep birlikte, tıpkı o ilk günlerdeki gibi, koridorları doldurarak kahvaltıya yöneldik. Draco’nun kolu hala omzumdaydı, Mattheo ise diğer yanımda, bu sefer araya mesafe koymadan ama sınırlarıma da çarpmadan yürüyordu. Okuldaki diğer binaların öğrencileri kenara çekilip bu güçlü grubun geçişini izlerken, içimden bir ses fırtınanın şimdilik dindiğini söylüyordu.
Ama bir Slytherin her zaman bilir ki; sular durulduğunda, en derinlerdeki yılanlar avlanmaya başlar.
_______________________
Yeni bölüm sizlerle 💓 Umarım beğenirsiniz 🩶 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 🌸
Bölüm etkileşimi
