38. bölüm / 50
Yılanın Kalbi💚
Bölümler 50Şu an: 💚
- 1 💚626 kelime
- 2 💚654 kelime
- 3 💚555 kelime
- 4 💚615 kelime
- 5 💚619 kelime
- 6 💚578 kelime
- 7 💚565 kelime
- 8 💚736 kelime
- 9 💚660 kelime
- 10 💚585 kelime
- 11 💚575 kelime
- 12 💚651 kelime
- 13 💚561 kelime
- 14 💚553 kelime
- 15 💚446 kelime
- 16 💚641 kelime
- 17 💚655 kelime
- 18 💚438 kelime
- 19 💚267 kelime
- 20 💚576 kelime
- 21 💚480 kelime
- 22 💚455 kelime
- 23 💚510 kelime
- 24 💚460 kelime
- 25 💚443 kelime
- 26 💚539 kelime
- 27 💚451 kelime
- 28 💚359 kelime
- 29 💚462 kelime
- 30 💚480 kelime
- 31 💚🖤952 kelime
- 32 💚419 kelime
- 33 💚458 kelime
- 34 💚400 kelime
- 35 💚344 kelime
- 36 💚373 kelime
- 37 💚436 kelime
- 38 💚383 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 💚416 kelime
- 40 💚379 kelime
- 41 💚641 kelime
- 42 💚413 kelime
- 43 💚461 kelime
- 44 💚453 kelime
- 45 💚339 kelime
- 46 💚333 kelime
- 47 💚346 kelime
- 48 💚954 kelime
- 49 💚446 kelime
- 50 💚453 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Üç Süpürge'nin içi her zamanki gibi kalabalık ve gürültülüydü. Cedric ile köşedeki küçük bir masaya geçtik. Garsonun getirdiği sıcak içeceklerimizden yükselen buhar, aramızdaki dostane sohbeti daha da ısıtıyordu.
Cedric, Cho’ya yazdığı mektubun taslağını gösterirken içtenlikle gülümsedi. "Sence bu cümle fazla mı iddialı olmuş? 'Seninle geçirdiğim her an, binalar arası rekabetten daha değerli' kısmı?"
Hafifçe kıkırdadım. "Cho buna bayılacak Cedric. O, dürüstlüğü ve nezaketi sever. Kendin olman yeterli."
Bir gözüm sürekli kapıdaydı. Mattheo’nun içeri dalıp asasını savurmasını ya da en azından o dik bakışlarıyla masamıza gölge düşürmesini bekliyordum. Ama gelmedi. Dışarıdaki o karlı sokakta gördüğüm o karanlık silüet, gerçekten de sadece izlemekle yetinmişti. Bu beklediğimden daha büyük bir hamleydi; Mattheo Riddle ilk kez geri çekilmeyi seçmişti.
"Y/N?" Cedric’in sesi beni düşüncelerimden çekip çıkardı. "Uzaklara daldın. Eğer yorulduysan şatoya dönebiliriz. Zaten alışverişi bitirdik."
"Olur," dedim, içimdeki o garip huzursuzluğu bastırarak. "Hava kararmadan dönmek iyi olur."
Şatoya dönüş yolunda Cedric ile okul yıllarımızdan, Quidditch maçlarından ve gelecek planlarımızdan konuştuk. Cedric, o kadar "normal" ve "iyi" bir dünyayı temsil ediyordu ki, onun yanındayken Slytherin’in o entrikalı ve ağır havasından tamamen sıyrıldığımı hissediyordum. Büyük kapıdan içeri girdiğimizde, Cedric durup bana döndü.
"Bugün için tekrar teşekkürler. Sen gerçekten harika bir dostsun Y/N. Umuyorum ki... hak ettiğin o huzuru en kısa zamanda bulursun."
Ona veda edip zindanlara doğru ilerlerken, koridorun o serin havası tenime çarptı. Ortak salonun kapısına geldiğimde şifreyi fısıldadım ve içeri girdim. Şömine ateşi hala yanıyordu ama etrafta kimse yoktu... ya da ben öyle sanıyordum.
Karanlık bir köşedeki koltukta, elinde bir kitapla Mattheo oturuyordu. Beni gördüğünde ne ayağa kalktı ne de laf attı. Sadece başını kaldırıp kısa bir an gözlerimin içine baktı. O bakışta ne bir öfke ne de bir hesap sorma vardı; sadece kabulleniş ve derin bir sessizlik.
Yanından geçip yatakhanelere yöneldiğimde arkamdan alçak sesle konuştu: "Sözümü tuttum Y/N. Müdahale etmedim. Ama bu, seni o porsukla görmenin canımı yakmadığı anlamına gelmiyor."
Duraksadım ama arkama dönmedim. "Biliyorum Mattheo. Ve inan bana, sözünü tutman aramızdaki mesafeyi kapatmak için attığın en doğru adımdı."
Odama çıktığımda, yatağımın üzerine bırakılmış küçük bir paket gördüm. Üzerinde ne bir not ne de bir isim vardı. Ama paketi açtığımda içinden çıkan o minik, gümüş yılan işlemeli saç tokasını görünce kimden geldiğini anlamam uzun sürmedi. Mattheo, özrünü kelimelerle değil, sessiz bir hediyeyle dile getirmişti.
______________
Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 🥰 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 💜
Bölüm etkileşimi
