2. bölüm / 50
Yılanın Kalbi💚
Bölümler 50Şu an: 💚
- 1 💚626 kelime
- 2 💚654 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 💚555 kelime
- 4 💚615 kelime
- 5 💚619 kelime
- 6 💚578 kelime
- 7 💚565 kelime
- 8 💚736 kelime
- 9 💚660 kelime
- 10 💚585 kelime
- 11 💚575 kelime
- 12 💚651 kelime
- 13 💚561 kelime
- 14 💚553 kelime
- 15 💚446 kelime
- 16 💚641 kelime
- 17 💚655 kelime
- 18 💚438 kelime
- 19 💚267 kelime
- 20 💚576 kelime
- 21 💚480 kelime
- 22 💚455 kelime
- 23 💚510 kelime
- 24 💚460 kelime
- 25 💚443 kelime
- 26 💚539 kelime
- 27 💚451 kelime
- 28 💚359 kelime
- 29 💚462 kelime
- 30 💚480 kelime
- 31 💚🖤952 kelime
- 32 💚419 kelime
- 33 💚458 kelime
- 34 💚400 kelime
- 35 💚344 kelime
- 36 💚373 kelime
- 37 💚436 kelime
- 38 💚383 kelime
- 39 💚416 kelime
- 40 💚379 kelime
- 41 💚641 kelime
- 42 💚413 kelime
- 43 💚461 kelime
- 44 💚453 kelime
- 45 💚339 kelime
- 46 💚333 kelime
- 47 💚346 kelime
- 48 💚954 kelime
- 49 💚446 kelime
- 50 💚453 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Büyük Salon’daki akşam yemeği, her zamankinden daha ağır bir merak dalgasıyla son bulmuştu. Slytherin masasından kalkıp zindanlara doğru yürürken, arkamızda kalan diğer bina öğrencilerinin fısıltılarını duyabiliyordum. Mattheo, abisi Tom’un hemen yanında, sessiz ama bir o kadar da baskın bir tavırla yürüyordu.
Slytherin Ortak Salonu’nun o taş duvarlı, yeşil ışıklarla aydınlanmış serinliğine girdiğimizde, grup her zamanki köşesine, şöminenin etrafındaki deri koltuklara dağıldı.
Ben, ortadaki geniş koltuğa yerleştiğimde Draco hemen yanıma çöktü ve kolunu koltuğun arkasına atarak bana doğru eğildi. "Hala inanamıyorum," dedi Draco, bir yandan gümüş yüzüğüyle oynarken. "Tom, bunca zaman bir kardeşin olduğunu bizden nasıl sakladın?"
Tom, şömineye en yakın olan tekli koltuğa, bir tahtta oturur gibi yerleşti. Bakışları sakin ama derindi. "Saklamadım Draco. Mattheo sadece eğitimini Nurmengard civarında tamamlamayı tercih etti. Buraya gelme vakti şimdiydi," dedi ve bakışlarını çaprazında ayakta duran kardeşine çevirdi. "Öyle değil mi Mattheo?"
Mattheo, elindeki asayı parmakları arasında döndürerek grubun geri kalanını süzüyordu. Bakışları Pansy ve Astoria’da kısa bir an durdu, ikisi de hafifçe toparlanma ihtiyacı hissettiler. Sonunda Mattheo, benim tam karşımda duran boş sandalyeye, sanki orası hep onunkine ayrılmış gibi yayılarak oturdu.
"İngiltere'nin havası biraz fazla kasvetli ama..." Mattheo’nun bakışları tekrar bana kilitlendi, dudaklarında o meşhur yarım gülümseme belirdi. "...misafirperverliğiniz bu açığı kapatacak gibi duruyor."
Blaise, elindeki kadehi havaya kaldırarak ortama o her zamanki şakacı havasını kattı. "Valla Mattheo, misafirperverlik konusunda en doğru gruba düştün. Tabii Draco’nun kıskançlık krizlerini ve Pansy’nin bitmek bilmeyen okul dedikodularını saymazsak."
Pansy gözlerini devirdi. "Kapa çeneni Blaise! Sadece okulda olan biteni takip ediyorum. Mesela, Y/N'in bu yaz Fransa’daki o davette giydiği elbiseyi hala konuşuyorlar, biliyor muydun?"
Gülerek Pansy’ye yastık fırlattım. "Abartma Pansy, sadece bir davetti."
Astoria yumuşak bir sesle araya girdi: "Hiç de öyle değildi Y/N. Tom bile senin fotoğrafını gördüğünde bir süre sessiz kalmıştı, hatırla."
Tom, bu yorum üzerine hafifçe gülümsedi ama bir şey söylemedi. Sadece göz ucuyla bana baktı; o bakışta "Senin değerini zaten biliyorum" diyen o sessiz onay vardı. Mattheo ise bu konuşmaları pür dikkat dinliyordu. Dirseklerini dizlerine yaslayıp bana doğru biraz daha eğildi.
"Yani grubun asıl mücevheri sensin, öyle mi Y/N?" dedi Mattheo. Sesi düşük ve etkileyiciydi. "Tom’un neden seni yanından ayırmadığını şimdi daha iyi anlıyorum. Senin auran, bu zindanların karanlığında bile fazla parlak."
Draco kaşlarını çattı. "Fazla hızlı gitme Riddle. Y/N bizim için sadece bir arkadaş değil, o bu grubun dengesi. Onu etkilemek için ucuz iltifatlardan fazlasına ihtiyacın olacak."
Mattheo, Draco’nun bu korumacı tavrına karşılık sadece hafifçe güldü. Tom ise kardeşinin bu ilgisini izlerken hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermiyordu. "Mattheo sadece dürüst davranıyor Draco," dedi Tom sakince. "Y/N’in etkileyiciliği bir sır değil."
Gecenin ilerleyen saatlerinde muhabbet daha da derinleşti. Blaise’in tatil maceraları, Draco’nun yeni Quidditch taktikleri derken, Mattheo’nun o ilk baştaki "yabancı" havası yavaş yavaş kırılmıştı. Yine de o, en çok benim konuştuğum anlarda sessizleşip beni izliyordu.
Bir ara ayağa kalkıp camın kenarına, Kara Göl'ün derinliklerini izlemek için gittim. Suyun içindeki gümüşümsü parıltılar huzur vericiydi. Yanımda bir gölge hissettim; gelenin kim olduğunu bakmadan biliyordum.
"Gölü mü izliyorsun, yoksa göldeki yansımanı mı?" dedi Mattheo yanımda durarak.
Ona dönüp gülümsedim. "Gölü. Kendi yansımamı her gün görüyorum zaten."
Mattheo, camın pervazına yaslanıp yüzüme baktı. Bakışları bu kez daha yumuşak ama hala o gizemli parıltıyı taşıyordu. "Tom senin hakkında pek bir şey söylememişti. Sadece güvenilir olduğunu anlatmıştı. Ama senin bu kadar..." duraksadı, doğru kelimeyi arıyor gibiydi. "...farklı olacağını tahmin etmemiştim. Diğer Slytherinliler gibi değilsin. Sende başka bir şey var."
Onun bu "başka bir şey" dediği, diğer binalarla olan bağım ve önyargısız karakterimdi ama bunu ona şimdi söylemeye niyetim yoktu. "Zamanla öğrenirsin Mattheo," dedim gizemli bir sesle. "Eğer yeterince dikkatliysen."
Mattheo, elini hafifçe uzatıp saçımdaki siyah bir tutamı parmağına doladı. Çok kısa bir an için kalbimin atışının hızlandığını hissettim. "Ben çok dikkatliyimdir Y/N," diye fısıldadı. "Özellikle de ilgimi çeken şeyler söz konusu olduğunda."
O sırada Tom’un sesi duyuldu: "Y/N, yarınki İksir dersi için hazırladığın notlara bakabilir miyim?"
Mattheo’dan ayrılıp Tom’a doğru yürüdüm. Arkamda, Mattheo’nun hala beni izleyen bakışlarını hissedebiliyordum. Bu yıl, kesinlikle daha önceki yıllara benzemeyecekti.
_____________
Bölümü nasıl buldunuz yorumlarınızı bekliyorum 😊 🩷
Bölüm etkileşimi
