31. bölüm / 50
Yılanın Kalbi💚🖤
Bölümler 50Şu an: 💚🖤
- 1 💚626 kelime
- 2 💚654 kelime
- 3 💚555 kelime
- 4 💚615 kelime
- 5 💚619 kelime
- 6 💚578 kelime
- 7 💚565 kelime
- 8 💚736 kelime
- 9 💚660 kelime
- 10 💚585 kelime
- 11 💚575 kelime
- 12 💚651 kelime
- 13 💚561 kelime
- 14 💚553 kelime
- 15 💚446 kelime
- 16 💚641 kelime
- 17 💚655 kelime
- 18 💚438 kelime
- 19 💚267 kelime
- 20 💚576 kelime
- 21 💚480 kelime
- 22 💚455 kelime
- 23 💚510 kelime
- 24 💚460 kelime
- 25 💚443 kelime
- 26 💚539 kelime
- 27 💚451 kelime
- 28 💚359 kelime
- 29 💚462 kelime
- 30 💚480 kelime
- 31 💚🖤952 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 💚419 kelime
- 33 💚458 kelime
- 34 💚400 kelime
- 35 💚344 kelime
- 36 💚373 kelime
- 37 💚436 kelime
- 38 💚383 kelime
- 39 💚416 kelime
- 40 💚379 kelime
- 41 💚641 kelime
- 42 💚413 kelime
- 43 💚461 kelime
- 44 💚453 kelime
- 45 💚339 kelime
- 46 💚333 kelime
- 47 💚346 kelime
- 48 💚954 kelime
- 49 💚446 kelime
- 50 💚453 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu bölümü rahatsız olan kullanıcıların geçmesi tavsiye edilir!
__.__.__.__.__.__.__
Sözleri odanın taş duvarlarında yankılanırken, Mattheo’nun gözlerindeki kehribar parıltı giderek koyulaşıyor, karşımda duran adamın sadece bir Riddle değil, sabrı tükenmiş bir avcı olduğunu hatırlatıyordu bana. Kapı arkamızda kilitliydi. Dışarıda bizi bölebilecek ne Blaise vardı ne Dumbledore ne de başka bir müdür. Ve ben... ben bu anı planlamıştım ama şimdi, kendi kurduğum tuzağın tam ortasında, kalbimin beklediğimden çok daha hızlı attığını hissediyordum.
Mattheo sessizce bir adım attı. Bir adım daha. Aramızdaki mesafe erirken, o tanıdık koku sardı etrafımı: sigara, eski deri, yağmur sonrası ıslak taş ve o vahşi ateş. Amortentia’dan beri peşimi bırakmayan koku. Artık sadece bir iksirin etkisi değildi bu; onun ta kendisiydi.
"Tahsilat mı?" dedim, sesimi olabildiğince soğukkanlı tutmaya çalışarak. Yüzümde hâlâ o meydan okuyan gülümseme vardı. "Öyleyse bakalım Riddle, bu borcu tahsil edebilecek misin?"
Mattheo’nun dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı. O tehlikeli, yarı vahşi gülümsemesi. Eli yavaşça belime dokundu, parmak uçları kadife elbisemin üzerinde hafifçe gezindi. Öyle nazikti ki bu dokunuş, daha önce ondan hiç görmediğim bir sabrı taşıyordu. Ama gözleri... gözleri bambaşka bir şey söylüyordu.
"Borçlarımı her zaman tahsil ederim Y/N," dedi, sesi hırıltılıydı, nefesi yüzümü ısıtıyordu. Diğer eliyle çenemi kavradı, başımı hafifçe yukarı kaldırdı. "Ve bu borç... çok uzun zamandır birikiyor."
Dudakları dudaklarıma değdiğinde, dünya gerçekten durdu.
Bu bir öpücükten çok daha fazlasıydı. Aylardır süren bakışmaların, yarım kalan anların, bastırılmış arzuların birden patlamasıydı. İlk temas yumuşacıktı, sanki kırılacak bir şey tutuyormuş gibi. Ama bir saniye bile geçmeden, içindeki o vahşi ateş dudaklarına vurdu. Öpücük derinleşti, daha talepkar, daha sahiplenici oldu. Onun ruhu, bu öpücükle bana akıyor gibiydi.
Elim kendiliğinden ensesine gitti, parmaklarım o simsiyah, asi buklelerin arasına daldı. Onu daha da kendime çektim.
Mattheo, bir eliyle belimi kavrarken, diğer eli saçlarıma uzandı. Topuzumu tutan tokayı buldu, usulca çekti. Saçlarım omuzlarıma döküldüğünde, parmakları hemen aralarına girdi, yavaşça boynuma doğru kaydı. Tenimde bıraktığı yakıcı iz, içimi titretti.
Nefes nefese ayrıldık. Alnı alnıma dayalıydı, gözleri hâlâ kapalıydı sanki anın bitmesini istemiyordu.
"Bu sadece başlangıç Kraliçe," diye fısıldadı, nefesi dudaklarımda. "Daha alınacak çok şey var."
Gözlerimi açtım. Maskem düşmüştü, saçlarım dağılmıştı, elbisem hâlâ üzerimdeydi ama kendimi şimdiye kadar hiç olmadığı kadar çıplak hissediyordum. Ama bu çıplaklık bir zayıflık değildi. Bu, onun karşısında maskesiz, kuralsız olmanın verdiği bir özgürlüktü.
"Kural 13," dedim, sesim titremesine rağmen gözlerimdeki meydan okumayı koruyarak. "Bir Slytherin varisi, asla bir Riddle’a tamamen teslim olmaz."
Mattheo’nun gözleri aralandı. O koyu kehribar, benim koyu yeşilime kilitlendi. Dudaklarında yavaş yavaş o tanıdık, şeytani gülümseme belirdi.
"Öyle mi?" dedi, sesi alçaldıkça daha da tehlikeli bir hal alıyordu. "Göreceğiz Y/N. Çünkü ben, kuralları yıkmayı en az senin kadar severim. Ve bu gece..." Parmakları belimde bir çember çizerken, beni yavaşça yatağa doğru yönlendirdi. "...benim kurallarım geçerli."
Dizlerimin arkası yatağın kenarına çarptığında, usulca geriye devrildim. Kadife elbisem yatağın koyu yeşil çarşaflarına karışırken, Mattheo üzerime eğildi. Bir eli başımın yanında, diğeri hâlâ belimdeydi. Gözleri yüzümde, boynumda, omuzlarımda geziniyor, her santimimi ezberler gibi bakıyordu.
"Masken varken bile güzeldin," diye fısıldadı, sesinde bir hayranlık vardı. "Ama böyle... saçların dağılmış, gözlerin parıldıyor, kuralların bir bir dökülüyor..." Parmakları yüzümü okşadı, baş parmağı dudağımın kenarında durdu. "İşte gerçek Kraliçe bu."
Dudakları tekrar dudaklarıma kapandı. Bu seferki öpücük daha derin, daha sabırsızdı. Bir eli sırtımdaki fermuarı buldu, yavaşça aşağı çekmeye başladı. Kadife kumaş tenimden sıyrılırken, içimdeki ateş daha da büyüdü.
Ellerim onun gömleğinin düğmelerine gitti. Birini açtım, sonra diğerini. İkimiz de aynı aceleyle, aynı sabırsızlıkla hareket ediyorduk. Sanki bu anı beklemekten yorulmuş, artık kelimelere ihtiyacımız kalmamıştı.
Gömleği çıktığında, Mattheo bir an durdu. Elleri yanlarıma yerleşmiş, göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Gözleri benimkilere kilitlenmişti.
"Biliyor musun Y/N," dedi, sesi sadece benim duyabileceğim kadar alçaktı. "Seni o gece şöminenin önünde gördüğüm andan beri, bu anın hayaliyle yanıyordum. Blaise'in su bastığı o gece, Amortentia'dan sonra sınıfta beni bırakıp gittiğin an, maskeler indirilirken... Her yarım kalan an, bu geceyi daha da kaçınılmaz kıldı."
Elimi yavaşça yüzüne götürdüm, parmaklarım yanağını okşadı. O her zaman tehlikeli, her zaman avcı olan Mattheo, bu dokunuşta gözlerini kapatmış, âdeta eriyor gibiydi.
"Peki gerçek?" diye fısıldadım. "Hayallerinden iyi mi?"
Gözlerini açtı. O koyu kehribarın içinde, ilk kez bu kadar net gördüğüm bir şey vardı. Sadece arzu değil, sadece sahiplenme değil... ona benzemeyen, onu korkutan bir şey. Belki de adına aşk denen şeydi.
"Gerçek," dedi, eğilip dudaklarını alnıma bastırırken. "Hayallerimden çok daha yakıcı."
Dudakları alnımdan şakağıma, şakağımdan yanağıma, oradan boynuma doğru indi. Her dokunuşu tenimde bir iz bırakırken, parmakları sırtımdaki fermuarı tamamen aşağı çekti. Kadife kumaş, yatağın kenarına doğru yığılırken, Mattheo’nun bakışları bir an için duraksadı.
"Kural 13’ü hatırlıyorum," dedi, sesi boğuk çıkıyordu. "Ama bu gece, sen de biliyorsun ki..." Parmakları çenemi kavradı, yüzümü kendine çevirdi. "Teslim olmak bazen kazanmaktan daha büyük bir zaferdir."
Dudaklarıma kapandı. İçinde ne bir acele vardı ne de bir savaş. Sadece iki fırtınanın sonunda bulduğu o derin, sessiz liman vardı.
Ellerimi boynuna doladım, onu daha da yakınıma çektim. Vücudumuzun birbirine değdiği her nokta, sanki kadim bir büyüyle mühürleniyordu. O, kaosun kendisiydi; ben ise o kaosu yöneten el. Ama bu gece, ikimiz de aynı fırtınanın içinde kaybolmayı seçmiştik.
Mattheo başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı. O kadar yakındı ki, nefesim nefesine karışıyordu.
"Beni hiç bırakmayacaksın, değil mi?" diye mırıldandım. Sesimdeki o alışılmadık savunmasızlık, onun dudaklarında yumuşak bir gülümseme açtı.
"Seni bırakmak mı?" dedi, elini yüzüme koyup baş parmağıyla dudağımın kenarını okşarken. "Sen benim tek gerçeğimsin Y/N. Bu dünyayı senin için yakarım ama seni asla bırakmam."
Bu sözler odanın duvarlarında yankılanırken, Mattheo eğilip dudaklarını göğüs kafesimin üzerine, kalbimin attığı yere bastırdı. Sanki orada, en derinde saklı olan her şeyi duymak istiyordu.
O gece, Varis’in odasında, Salazar’ın mirasını taşıyan Kraliçe ile onun en tehlikeli sınavı olan Riddle, kuralların olmadığı bir dünyada birbirlerine karıştı. Maskeler düşmüş, duvarlar yıkılmış, geriye sadece iki fırtınalı ruhun o derin, kaçınılmaz dansı kalmıştı.
Ve Mattheo Riddle, sonunda sadece borcunu tahsil etmekle kalmadı; Slytherin Kraliçesi'nin kurallarını, onun izniyle yıkan ilk kişi oldu.
Bölüm etkileşimi
