28. bölüm / 50
Yılanın Kalbi💚
Bölümler 50Şu an: 💚
- 1 💚626 kelime
- 2 💚654 kelime
- 3 💚555 kelime
- 4 💚615 kelime
- 5 💚619 kelime
- 6 💚578 kelime
- 7 💚565 kelime
- 8 💚736 kelime
- 9 💚660 kelime
- 10 💚585 kelime
- 11 💚575 kelime
- 12 💚651 kelime
- 13 💚561 kelime
- 14 💚553 kelime
- 15 💚446 kelime
- 16 💚641 kelime
- 17 💚655 kelime
- 18 💚438 kelime
- 19 💚267 kelime
- 20 💚576 kelime
- 21 💚480 kelime
- 22 💚455 kelime
- 23 💚510 kelime
- 24 💚460 kelime
- 25 💚443 kelime
- 26 💚539 kelime
- 27 💚451 kelime
- 28 💚359 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 💚462 kelime
- 30 💚480 kelime
- 31 💚🖤952 kelime
- 32 💚419 kelime
- 33 💚458 kelime
- 34 💚400 kelime
- 35 💚344 kelime
- 36 💚373 kelime
- 37 💚436 kelime
- 38 💚383 kelime
- 39 💚416 kelime
- 40 💚379 kelime
- 41 💚641 kelime
- 42 💚413 kelime
- 43 💚461 kelime
- 44 💚453 kelime
- 45 💚339 kelime
- 46 💚333 kelime
- 47 💚346 kelime
- 48 💚954 kelime
- 49 💚446 kelime
- 50 💚453 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Müzik hızlanmış, salonun sıcaklığı artmıştı ama benim içimde buz gibi bir rüzgar esiyordu. Pistin diğer ucunda Mattheo, bir Ravenclaw kızıyla (muhtemelen sadece bir şeyler sorduğu için durmuştu ama umurumda değildi) fazla yakın bir mesafede konuşuyordu. Kızın hayranlık dolu bakışları Mattheo’nun üzerinde geziniyor, Mattheo ise her zamanki o ukala tavrıyla bir şeyler anlatıyordu.
"Pekala Riddle," diye mırıldandım dişlerimin arasından. "Oyun istiyorsan, oyunun kralını göreceksin."
Pistten ayrılıp içki masasına doğru yürüdüm. Garsonun tepsisinden rastgele bir kadeh aldım. Normalde tadına bakarak içtiğim o meyve kokulu karışımı, tek bir hamlede tepeme diktim. Boğazımdan geçen yakıcı his, içimdeki öfkeyi sadece biraz yatıştırmıştı.
Durmadım. İkinci kadehi aldım. Onu da aynı hızla içtim.Sonrasını saymadım bir kere daha kadehe uzandığımda elbisemin zümrüt işlemeleri meşale ışığında titriyor, koyu yeşil gözlerim bir yılanın avına kilitlenmesi gibi Mattheo’nun üzerinde geziniyordu. Mattheo hala farkında değildi; o gülümsemesiyle etrafındakileri büyülemeye devam ediyordu.
"Yavaşla Y/N, bu hızla gidersen balonun sonunu göremezsin."
Yanı başımda biten o yumuşak ve dostça sesi duyunca hafifçe yana döndüm. Cedric Diggory, üzerinde sarı-siyah detaylı asil takımıyla yanımda duruyordu. Gözlerinde o her zamanki nazik ve endişeli ifade vardı.
"Cedric," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek ama kadehi hala sıkıca tutuyordum.
"İyi misin?" diye sordu Cedric, bir adım yaklaşarak. "Biraz solgun görünüyorsun. Yoksa bu Slytherin kaosu seni bile mi yordu?"
Hafifçe güldüm, bu daha çok alaycı bir sesti. "Beni hiçbir şey yormaz Cedric, sadece... salonun havası biraz ağır geldi."
Cedric, elimdeki boş kadehi yavaşça masaya bıraktı ve elini dostça omzuma koydu. "Eğer dışarı çıkıp biraz hava almak istersen, seninle gelebilirim. Biliyorsun, ne zaman ihtiyacın olsa buradayım."
O an, Mattheo’nun bakışlarının sonunda bize kilitlendiğini hissettim. Ravenclawlı kızla olan konuşmasını bir bıçak gibi kesmiş, aslanın avına baktığı gibi Cedric’in omzumdaki eline bakıyordu.
Cedric hala gülümsüyordu. "Hadi, gel biraz bahçeye çıkalım. O koyu yeşil gözlerin öfkeyle değil, yıldızlarla parlamalı."
Tam o sırada Mattheo’nun bize doğru, kalabalığı yararak gelişini gördüm. Adımları ağır ama bir fırtına kadar yıkıcıydı. Tom ve Draco bile masanın diğer ucundan durumu fark edip "İşte şimdi kıyamet kopuyor" der gibi birbirlerine bakmışlardı.
Kadehimden son yudumu aldım ve Cedric’e döndüm. "Belki de haklısın Cedric. Biraz temiz hava... ve biraz da 'temizlik' iyi gelebilir."
_____________
Evet sizlerleyim umarım beğenirsiniz 🤍 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 🌸
Bölüm etkileşimi
