6. bölüm / 39
UMBRAEBölüm 6
Bölümler 39Şu an: Bölüm 6
- 1 BÖLÜM 11.108 kelime
- 2 Bölüm 21.085 kelime
- 3 Bölüm 3932 kelime
- 4 Bölüm 4935 kelime
- 5 Bölüm 5887 kelime
- 6 Bölüm 6779 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Bölüm 7771 kelime
- 8 Bölüm 8614 kelime
- 9 Bölüm 9408 kelime
- 10 Bölüm 10617 kelime
- 11 BÖLÜM 11472 kelime
- 12 BÖLÜM 12638 kelime
- 13 BÖLÜM 13444 kelime
- 14 14.BÖLÜM579 kelime
- 15 15.BÖLÜM633 kelime
- 16 16.BÖLÜM746 kelime
- 17 17.BÖLÜM738 kelime
- 18 18.BÖLÜM1.125 kelime
- 19 19.BÖLÜM540 kelime
- 20 BÖLÜM 20584 kelime
- 21 BÖLÜM 21768 kelime
- 22 BÖLÜM 22637 kelime
- 23 BÖLÜM 23657 kelime
- 24 BÖLÜM 24612 kelime
- 25 BÖLÜM 25518 kelime
- 26 BÖLÜM 26561 kelime
- 27 BÖLÜM 27509 kelime
- 28 BÖLÜM 28566 kelime
- 29 BÖLÜM 29730 kelime
- 30 BÖLÜM 30641 kelime
- 31 BÖLÜM 31626 kelime
- 32 BÖLÜM 32488 kelime
- 33 BÖLÜM 33437 kelime
- 34 BÖLÜM 34457 kelime
- 35 BÖLÜM 35424 kelime
- 36 BÖLÜM 36377 kelime
- 37 BÖLÜM 37351 kelime
- 38 BÖLÜM 38469 kelime
- 39 BÖLÜM 39584 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O günden sonra Kaelen için Aelianus Akademisi’nin görkemli kuleleri anlamını yitirdi.
Günün her saati, akademinin en yüksek kulesindeki çalışma odasında kadim tomar ve parşömenlerin arasına gömülmüştü. Masanın üzerindeki kitaplar gökyüzü hanedanlarının soy ağaçlarını, güneş büyücülerinin efsanelerini ve Aelianus’un ilk kurucularını anlatıyordu. Ancak hiçbirinde, Ares’in o günkü davranışını açıklayacak tek bir satır dahi yoktu.
Altın Kartal, Kaelen’ın kolunda eskisi gibi duruyordu; yine gururluydu, yine yakut gözleri alev gibiydi. Fakat Kaelen zihnindeki bağdan biliyordu: Kuşunun ruhunda derin, onarılmaz bir çatlak açılmıştı. Ares, Doğu Avlusu’ndan beri gökyüzüne eskisi kadar hevesle kanat çırpmıyor, Elira’nın yürüdüğü patikalara doğru kafasını bile çeviremiyordu. O gün yere kapanırken duyduğu şey sadakat değil; göğsünü ezen, asırlık bir otoritenin karşısında duyulan saf ve mutlak bir teslimiyetti.
Kaelen tüm hafta boyunca gözlerini bahçelerden, kütüphaneden ve avlulardan ayırmadı. Fakat Elira bir daha hiç görünmedi. Sanki Doğu Avlusu’nda yaşananlar sadece bir sanrıydı ve o siyah saçlı kız, bastığı taşlarla birlikte yerin dibine çekilip kaybolmuştu.
Kaelen haklıydı; Elira yerin dibindeydi.
Obsidiyen Çemberi’nin dondurucu karanlığında, haftanın son gecesi yaşanıyordu.
Mahzenin bazalt duvarları günlerdir süren patlamalardan, şok dalgalarından ve Valerius’un büyülü darbelerinden derin çatlaklarla dolmuştu. Valerius, salonun kenarındaki koruma çemberinin içinde nefes nefese dikiliyordu. Asasının kristali çatlamış, saçları terden alnına yapışmıştı.
"Yine geliyor Elira!" diye haykırdı Başbüyücü. "Baskı altında dağılırsan, karanlık seni yer!"
Çemberin tam ortasında diz çökmüş olan Elira’nın etrafında, hava artık bir fırtınaya dönüşmüştü. Obsidiyen kolyenin içinden taşan karanlık dumanlar sadece zemini değil, tüm kubbeyi sarmıştı. Binlerce küçük gölge kuş, tavanın etrafında kulakları sağır eden bir çığlıkla dönüyordu. Ve o çığlığın ortasından, kanatları mahzenin iki duvarına birden çarpan devasa yırtıcı kuş yükseldi.
Morvath’ın devasa gövdesi öfkeyle kabarmıştı. Sönmüş yıldızları andıran gözleri, bu kez dışarıdaki düşmanlara değil, kendi taşıyıcısına kilitlenmişti. Elira’nın zihni bir mengene gibi sıkışıyordu. Kanı alev almış gibi yanıyor, damarlarındaki insan kanı ile babasının bıraktığı vahşi güç birbirini yok etmek istercesine savaşıyordu.
"Beni hapsedemezsin melez kız," diye gürledi zihnindeki ses. "Ben zincir tanımam."
Dev kuş kanatlarını açtı. Mahzenin taşları yerçekimini yitirip havaya kalktı. Bir saniye sonra kuş öne doğru atıldı; o dumanlı pençeler doğrudan Elira’nın göğsünü delip onu tamamen tüketmek üzereydi.
Valerius asasını kaldırıp müdahale etmek istedi, ancak geç kalmıştı. "Elira, bırakma!"
Elira gözlerini kapatmadı.
Kaçmadı. Başını eğmedi. Yıllardır Kül Vadesi'nin çamurlu sokaklarında sıktığı dişleri, annesinin gözyaşları, Cael’in alayları ve Kaelen’ın o kibirli şaşkınlığı tek bir duyguya dönüştü: Öfke değil, sarsılmaz bir kararlılık.
Elira iki ayağının üzerinde dimdik doğruldu.
"Ben senin hapishanen değilim," dedi Elira. Sesi bir çığlık değildi; ama o kadar keskin, o kadar soğuk çıktı ki, havadaki dönen binlerce gölge kuş bir anda donakaldı. "Ben senin efendin de değilim. Ben senin bedeninim."
Elira bir adım öne attı. Göğsündeki taşa elini bastırmadı; aksine iki kolunu da iki yana açtı. İçindeki o insan kanının getirdiği boşluğu, karanlığa karşı bir duvar gibi değil, onu sarıp sarmalayacak bir yuva gibi açtı. İnsan kanı büyüyü köreltmiyordu; onu terbiye ediyor, deliliğini emiyordu.
Morvath’ın dev pençeleri Elira’nın göğsüne çarpmadı.
Çarpışma anında devasa kuş durdu. Kanatları duman gibi dalgalanarak Elira’nın bedeninin etrafında girdap yapmaya başladı. Ve sonra, Elira tek bir nefes aldı.
O tek nefesle birlikte, odadaki tüm o zifiri duman, tavanda dönen binlerce kuş, havada asılı duran tonlarca ağırlıktaki kaya parçaları… hepsi aynı anda içe doğru çekildi. Fırtına Elira’nın parmak uçlarına, gözbebeklerine ve göğsündeki çatlak taşa doğru bir hortum gibi emildi.
Ortalık bir anda bıçak gibi kesilen bir sessizliğe gömüldü.
Tavandaki kayalar yere çarparak paramparça oldu. Odadaki hava donuk bir sükunete büründü.
Dumanın çekildiği yerde, Elira’nın hemen arkasında o duruyordu.
Morvath, devasa bir kuş olarak değil; mermer beyazı teni, omuzlarına dökülen kusursuz kar beyazı saçları ve o yabancı, tehlikeli zarafetiyle insan silüetinde ayaktaydı. Ancak bu kez gözlerinde vahşi bir başkaldırı yoktu.
Morvath sessizce bir adım attı. Bembeyaz, soğuk elini Elira’nın omzuna koydu. Parmakları hafifçe sıktı; bu bir teslimiyet değil, iki denk gücün birbirine bağlandığı kadim bir mutabakattı.
"Nasıl istersen," diye fısıldadı adamın sesi, bu kez sadece Elira’nın kulaklarında değil, odanın duvarlarında hafifçe yankılanarak.
Elira parmaklarını hafifçe büktü. Morvath’ın bedeni onun iradesiyle gümüşi, parlak bir toza dönüşerek sessizce kızın gölgesine karıştı ve yok oldu. Ne bir patlama oldu ne de odanın ısısı düştü. Karanlık, ilk kez Elira’nın emriyle görünmez bir kılıç gibi kınına girmişti.
Valerius elindeki asayı neredeyse düşürüyordu. Yaşlı adam duvara tutunarak çemberden çıktı, gözleri şaşkınlıktan yuvalarından fırlayacak gibiydi.
"Bunu... bunu yüzyıllardır hiçbir büyücü başaramadı," diye fısıldadı Başbüyücü. "O kadim suretler insanları ya delirtir ya da küle çevirirdi. Sen onu bastırmadın... Onu bir parçan yaptın."
Elira derin bir nefes aldı. Gözlerinin etrafındaki koyu mor hareler kayboldu, irisleri yeniden o duru zifiri siyaha döndü.
"Artık hazır mıyım?" diye sordu Elira, sesinde tek bir tereddüt kırıntısı bile kalmamıştı.
Valerius cüppesini düzeltti, yüzünde hem derin bir gurur hem de geleceğe dair soğuk bir ürperti belirdi.
"Hazırsın," dedi Başbüyücü. "Yarın sabah tüm soyluların toplandığı o büyük amfinin kapıları senin için açılacak."
Bölüm etkileşimi
